İran, olası bir saldırıya karşı İsrail’i ve ABD üslerini hedef almakla tehdit etti

İran’ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestolardan bir kare  (Reuters)
İran’ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestolardan bir kare  (Reuters)
TT

İran, olası bir saldırıya karşı İsrail’i ve ABD üslerini hedef almakla tehdit etti

İran’ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestolardan bir kare  (Reuters)
İran’ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestolardan bir kare  (Reuters)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, bugün (Pazar) ABD Başkanı Donald Trump’ı uyararak, İran’a yönelik herhangi bir saldırıya İsrail’i ve bölgedeki ABD askeri üslerini “meşru hedefler” olarak vurarak karşılık vereceklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre bu uyarı, İran Parlamentosu’nun ülkede devam eden protestoları görüşmek üzere bugün kapalı oturumda toplanmasının ardından geldi. Oturum sırasında milletvekilleri, genel kurul salonunda “Amerika’ya ölüm!” sloganları atarak hükümet yanlısı tezahüratlarda bulundu.

Rehberlik rejimine yakın isimlerin çoğunlukta olduğu parlamentodaki bu tablo, yüksek enflasyonun tetiklediği ve iki haftadır süren gösterileri kontrol altına almakta zorlanan İran hükümetinin baskı altında olduğu bir dönemde yaşandı.

Galibaf, “Sürdürülebilir güvenlik, ekonomik istikrarın temel şartıdır. İran’a karşı savaş çıkaranlar, halkın geçimini hedef almış olur” dedi.

İran yönetiminin protesto ve itiraz hakkını tanıdığını söyleyen Galibaf, buna karşın “terörizm ve DEAŞ unsurlarıyla mücadele edeceklerini” vurguladı. Galibaf, önümüzdeki günlerde güvenliğin yeniden tesis edileceğini, dün ise ülkede “terörist savaşta gerileme” yaşandığını savundu. Bu ifadelerle, geçen ayın sonlarından bu yana ülkeyi sarsan olaylara atıfta bulundu.

Son protesto dalgasının üçüncü haftasına girilirken, İran makamları güvenlik ve yargı alanındaki uyarıların dozunu yükseltti. Tahran ve diğer kentlerde gösteriler sürerken, uluslararası tepkiler de ABD’den gelen uyarılar ile Avrupa’dan gelen kınamalar arasında çeşitlendi.

İran Devrim Muhafızları, cumartesi günü yaptığı açıklamada, güvenliğin korunmasının “kırmızı çizgi” olduğunu vurguladı. Ordu ise kamu mallarını koruma sözü verdi. Bu açıklamalar, yetkililerin son yılların en geniş çaplı protestolarını bastırmaya yönelik çabalarını artırdığı bir dönemde geldi.

Söz konusu mesajlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın cuma günü İran liderliğine yönelik yeni bir uyarıda bulunarak ABD’nin müdahale edebileceğini ima etmesinin, ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun cumartesi günü “ABD, cesur İran halkını desteklemektedir” açıklamasını yapmasının sonrasında geldi.

İran genelinde son iki haftada yaygınlaşan protestolar, başlangıçta yüksek enflasyona karşı ekonomik taleplerle ortaya çıktı; ancak kısa sürede yönetim sisteminin sona erdirilmesini isteyen siyasi taleplere dönüştü. İran makamları ise olayların arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğunu öne sürerek, yaşananları “isyan” olarak nitelendiriyor. Buna karşılık, insan hakları grupları onlarca göstericinin hayatını kaybettiğini belgeliyor.

İran medyası, pazar günü protestolarla bağlantılı can kaybının 116’ya yükseldiğini duyurdu. İnternet kesintilerini izleyen sivil toplum kuruluşu NetBlocks ise ülkede 60 saati aşkın süredir internetin büyük ölçüde kesik olduğunu bildirdi.

NetBlocks, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sansür uygulaması, ülkenin geleceği açısından kritik bir anda İranlıların güvenliği ve yaşam kalitesi için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

Söz konusu protestolar, zorlayıcı ekonomik koşullar ve geçen yıl İsrail ile yaşanan savaşın ardından, İran yönetiminin en az üç yıldır karşılaştığı en büyük iç meydan okuma olarak değerlendiriliyor.



Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
TT

Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)

Reuters

Mali'deki El Kaide bağlantılı radikaller, her birkaç ayda bir düzenlenen ve artık rutin hâle gelen toplantılardan birinde, Butchi köyünün erkeklerini kerpiçten yapılma bir camiye çağırarak tarım ve hayvancılık üzerinden vergi toplayıp, ardından yoksullara yiyecek, ilaç ve hayvan dağıtımı yaptı.

Ancak Nijer Nehri kıyısındaki bu köyde yaşayan çoban Amadou, aynı radikallerin beş yıl önce Butchi'de İslam hukukunu yorumlama biçimlerini sorgulayan, imam dahil olmak üzere herkesi boğazlamakla tehdit ettiğini söyledi.

Artık böyle konuşmadıklarını söyleyen Amadou, radikallerin tehdit ya da şiddete başvurmaksızın dini mesajlarını yaymaya odaklandığını anlattı.

Söz konusu radikaller, 2017 yılında kurulan ve El Kaide'ye biat eden Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) örgütüne üyeler. CNIM, geçtiğimiz on yılı Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde yıldırma ve güç yoluyla nüfuzunu pekiştirerek geçirdi. Bu süreçte müziği, sigarayı ve düğün törenlerini aşamalı olarak yasakladı.

Başlangıçta varlığı çöl ve dağlardaki sığınaklarla sınırlı kalan CNIM, 2020 yılında iktidara el koyan Mali ordusu subaylarının Fransa ve Birleşmiş Milletlere (BM) ait yaklaşık 15 bin askeri sınır dışı edip isyancıları bastırmak için Rusya’nın paralı askerlerden yardım istemesinden bu yana güç kazandı.

Örgüt yeni gücünü nisan ayında Mali genelinde düzenlediği cüretkâr saldırılarla kanıtladı. Başkent Bamako'daki havalimanını hedef aldı. Burada Savunma Bakanı Sadio Camara’yı öldürdü ve Tuareglerin öncülüğündeki ayrılıkçılarla koordineli biçimde kuzeydeki bir dizi askeri üssü ele geçirdi.

Mali hükümeti her iki grubu da ülkedeki şiddet ve istikrarsızlıktan sorumlu tuttuğu terör örgütleri olarak nitelendiriyor. Moskova ise Mali'deki isyancılarla mücadeleyi sürdürme kararlılığını yineledi.

Bununla birlikte söz konusu militan örgüt artık El Kaide ve DEAŞ’a bağlı silahlı grupları bünyesinde barındıran ve Batı Afrika genelinde 3 bin kilometre boyunca uzanan büyüyen bir kuşağın merkezinde yer alıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Kasım ayında bu grupların birleşerek giderek artan küresel bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Ancak öne çıkan askeri başarıların ötesinde, sakinler CNIM’in kontrolünü pekiştirdiği bölgelerde bir dönüşümün yaşandığını söylüyor. Örgütün söylemi yumuşadı. Mali'nin orta kesimlerinde örgütün kontrolü altındaki bir bölgede yaşayan yedi kişi Reuters'a yaptıkları açıklamada, militanların artık idari görevler üstlendiğini, çobanlar ile çiftçiler arasındaki kronik arazi uyuşmazlıklarını çözmeye çalıştığını, yardım kuruluşlarının bölgeye giriş çıkışına izin verdiğini ve bazı hükümet memurlarının yönettikleri köylerdeki akrabalarını ziyaret etmesine izin verdiğini aktardı.

Sahel bölgesi uzmanı ve Mali'deki militan grupların büyümesini on yılı aşkın süredir inceleyen Corinne Dufka, yaptığı değerlendirmede, "Ne kadar güçlenirlerse o kadar az vahşet sergiliyorlar" dedi.

CNIM’in kalelerini yönetmede başarılı olduğunu, ancak sakinlerin boyun eğmesinin aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisine karşılık geldiğini de vurgulayan Dufka, “Bir baskı, korku ve ikna karışımı söz konusu. Bu örgüt bünyesinde yaşamış, evlenmiş ve büyümüş olanlar dahil pek çok köylü bunun artık yeni gerçek olduğunu kabul etti” yorumunda bulundu.

Bölge sakinleri, cezalandırılma korkusu nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması ya da yalnızca isimlerinin kullanılması koşuluyla Reuters'a konuşurken Mali hükümeti ve ordu sözcüsü yorum taleplerine yanıt vermedi.

Hükümet diyaloğu reddediyor

Bu dönüşüm, Mali'deki İslamcı radikalizmin son on beş yılda geçirdiği evrimi gözler önüne seriyor.

Silahlı militan gruplar, Tuareg ayrılıkçılarıyla ittifak kurarak Mali'nin geniş toprakları üzerinde ilk kez 2012 yılında kontrollerini dayattılar. Yerli ve yabancı militanlardan oluşan bu bileşim, Timbuktu şehrinde yüzyıllık türbeleri tahrip etmeyi de kapsayan aşırı bir İslam hukuku yorumunu dayattı; alenen infaz ve kırbaçlama uygulamalarına başvurdu.

Sahel uzmanları ve CNIM ile birlikte çalışan Tuaregler liderliğindeki ayrılıkçılara göre dört ayrı gruptan oluşan bu örgütün kontrolündeki bölgeleri barışçıl biçimde yönetme kapasitesini giderek daha fazla sergilemeye ve böylece siyasi meşruiyet kazanmaya çalışıyor.

Ayrılıkçı hareketin kıdemli isimlerinden ve geçtiğimiz nisan ayında CNIM ile iş birliği yaparak İslamcı isyancılarla kesintili ittifakını sürdüren Bilal Ag el-Şerif, örgüt içinde şeriatın yerel yorumlarına açılım ve ülkede daha fazla ‘kapsayıcılık’ çağrıları gibi ‘olumlu değişimler’ gözlemlediğini söyledi. Artık Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) adıyla bilinen ayrılıkçıların lideri Şerif, Mali'nin kuzeyinden telefonla Reuters'a yaptığı açıklamada, “Artık bu bölgede barış ve istikrarı tartışmaya, bizim açımızdan önemli olan faktörleri gelecek vizyonları çerçevesinde ele almaya ve barışa ulaşmak amacıyla herkesle diyalog kurmaya açıklar” dedi.

FLA’nın CNIM üyelerini El Kaide ile bağlarını keserek yerel meselelere odaklanmaya teşvik ettiğini de belirten Şerif, “Bu konuya olumlu yaklaşıyor, biz de bunu son derece önemli buluyoruz" şeklinde konuştu. Şerif, örgütün sürece dahil edilmesi olmaksızın Kuzey Mali'deki çatışmaya çözüm bulmanın güç olduğunu da sözlerine ekledi.

CNIM ise mevcut hedeflerinin Rus güçlerini Mali'den çıkmaya zorlamak ve 2020 ile 2021'de gerçekleştirilen iki darbede iktidara el koyan ordu subaylarını uzaklaştırmak olduğunu açıkladı.

CNIM, nisan ayındaki saldırılarının ardından söylemini değiştirdi. Malilileri hükümeti devirmek ve İslam hukukuna dayalı yeni bir Mali inşa etmek için kendi saflarına katılmaya çağıran nadir bir Fransızca bildiri yayımladı. Örgüt, militanların kalelerinden Mali'nin güneyinde yaygın biçimde konuşulan Bambara dilinde konuşan Malili bir savaşçının yer aldığı videoları da giderek daha fazla kullanmaya başladı.

CNIM, büyük şehirler üzerinde kontrol sağlamamış olup 2024'te iktidara geçen El Kaide bağlantılı Suriyeli muhalefet savaşçılarından farklı olarak şu an için başkenti ele geçirmeye yönelik bir niyet taşıdığına dair bir işaret bulunmuyor.

Nisan saldırılarının ardından militanlarca çekilerek sosyal medyada paylaşılan başka bir videoda ise CNIM üyeleri, Tessalit'te esir aldıkları Malili askerleri serbest bırakmaya hazırlandıkları görüldü. Oysa örgütün geçmişteki zaferlerinin ardından radikaller esir askerleri infaz etmişti.

Analistler CNIM’in Mali'nin siyasi geleceğine ilişkin müzakerelerde söz sahibi olmak istediğini, ancak askeri hükümetin bunu reddettiğini belirtiyor. Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, geçtiğimiz mayıs ayında CNIM ile FLA’ya atıfla “Hükümet, yıllardır halkımızın acı çekmesine neden olan trajik olaylardan sorumlu yasadışı silahlı terör örgütleriyle diyalog kurma niyetinde değildir" dedi. Rusya Savunma Bakanlığı yorum talebine yanıt vermezken Reuters, CNIM’e ulaşamadı.

"Öldürülmedik"

Örgüt katliam gerçekleştirmekle suçlanmakta ve korkunç şiddet eylemlerini sürdürme kapasitesini koruyor.

Ocak ayında CNIM üyeleri bir yakıt konvoyuna düzenledikleri saldırıda bir kısmını boğazlayarak 12 kişiyi öldürdü. Direniş gösteren bölgeler ise toplu cezalandırmalarla karşı karşıya kalıyor. Mayıs ayında isyancılar Mali’nin orta kesimlerindeki iki köye saldırarak yaklaşık 50 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Buna karşın örgütün kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar Reuters'a çoğunlukla Mali ordusu ve müttefik kuvvetlere kıyasla daha öngörülebilir, daha az yolsuzluk ve daha az şiddet barındıran bir yönetim biçimini anlattı.

Örgütün 2017 yılında kontrolü ele geçirdiği Mopti bölgesindeki Birga-Peul köyünden Aminata şunları söyledi:

“CNIM, bölgenin kontrolünü ele geçirdiğinden bu yana kendimizi güvende hissediyoruz. Yönetimlerine uymak zor olsa da buna alıştık... Öldürülmedik" dedi.

Örgütün başlangıçta Mali dışından gelen militanlara atıfla bölgedeki yabancı güçler kadar şiddet göstermediğini ifade eden Aminata, CNIM’in artık topluma çok daha fazla entegre olduğunu da vurguladı.

Aminata, "Hoşgörülüler ve futbol ile Android telefonlar gibi pek çok konuda göz yumuyorlar" diye de ekledi.

CNIM, kontrolü altında olmayan bölgeleri de zaman zaman kuşatıyor. Yine Mopti'ye bağlı Diafarabe köyünden bir kaynak, örgütün bir yıl önce kuşatma başlatmasının ardından gıda ve ilaç yetersizliği nedeniyle 13 çocuk ile yaşlılar dahil 40 yetişkinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Köy sakini, “İnsanlar köyden 500 metre bile uzaklaşamıyor. Bu yüzden artık balık yok, et yok, odun yok" ifadelerini kullandı.

Reuters rakamları bağımsız olarak doğrulayamazken CNIM’e de yorum için ulaşamadı.

"İyi bir ilişki"

Radikallerin Mali'de düğün törenlerini yasaklamak gibi özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar, Batı Afrika'nın İslam diniyle olan köklü tarihiyle çelişiyor. Bu coğrafyada İslam öğretileri geleneksel olarak yerel kültürlerle iç içe geçmiş durumda.

Bununla birlikte reformcu hareketler son birkaç on yılda, çoğunlukla yoksul topluluklarda sağlık ve eğitim sektörlerini finanse ederek etki alanlarını genişletti. Uzmanlar, bunun yanı sıra hükümet kuvvetleri, müttefik milisler ve Rus güçlerinin sivillere yönelik ihlallerinin de militanlara zemin hazırladığını belirtiyor.

CNIM’in yedi yıldır kontrol ettiği, Mali'nin orta kesimlerindeki bir köyde yaşayan Hambarki (57), militanların erkeklerin tıraş olmasını ve kadınların ticaret yapmasını nasıl yasakladığını anlattı.

Hambarki başlangıçta cezaların aleni kırbaçlama gibi ağır yaptırımları kapsadığını, ancak artık ‘aşırılıkçı söyleminin’ yumuşadığını belirtti. Hutbeler birlik ve toplumsal dayanışma çağrılarına odaklanırken CNIM, yaptırım uygulamadan önce uyarıyor.

BM ve insan hakları kuruluşları, Mali ordusunu ‘CNIM ve diğer isyancılarla iş birliği yaptığından şüphelenilen sivilleri infaz etmekle’ suçladı.

Silahlı çatışmaları izleyen kuruluş Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi'nin (ACLED) verilerine göre Malili askerler ve Rus güçler, son iki yılda radikallerin öldürdüğünden üç ila dört kat daha fazla sivili öldürdü.

Mali hükümeti ise askerlerinin sivilleri hedef aldığına dair suçlamaları reddederek ölenlerin terörist olduğunu savundu.

Reuters'a konuşan altı yerel sakin, sivillerin ordu ya da onun müttefiki olan güçler tarafından ihlallere maruz kaldığını bildirdi. İçlerinden bazıları, bu durumun köylerindeki gençleri CNIM’e katılmaya ittiğini söyledi.

Butchi'de yaşayan çoban Amadou ise "İnsanlar onlara daha fazla güveniyor, iyi bir ilişkileri var” ifadelerini kullandı.


Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
TT

Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)

Kuzey Kore, Güney Kore ile Avrupa Birliği (AB) tarafından yayımlanan ve Pyongyang’ın Ukrayna savaşı boyunca Rusya ile sürdürdüğü askerî iş birliğini kınayan ortak bildiriyi dün sert bir dille eleştirdi.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’ın Brüksel ziyareti sırasında çarşamba günü kabul edilen ortak bildiride, Pyongyang ile Moskova arasındaki ‘yasa dışı askerî iş birliği’ kınandı. Bildiride, Kuzey Kore’nin resmî adı kullanılarak, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırgan savaşı sürdürmesine imkân sağlayan üçüncü tarafların, özellikle Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin desteğini kınıyoruz” ifadesine yer verildi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık yaptığı açıklamada, Rusya ile yürütülen iş birliğinin ‘egemenlik haklarının bir gereği’ olduğunu savundu. Bakanlık, ortak bildiriyi ‘ülkenin egemenliğinin açık bir ihlali ve ciddi bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA tarafından yayımlanan açıklamada ayrıca, Güney Kore’nin Kuzey Kore açısından ‘birincil düşman devlet’ olduğu vurgulandı.

‘Washington’ın hançeri’

Söz konusu açıklamada Seul yönetimi, ABD’nin ‘Asya kıtasını işgal etme’ hedefi doğrultusunda kullandığı ‘Washington’ın en gözde hançeri’ olarak nitelendirildi. Pyongyang’ın açıklamasında, geçen ay Güney Kore’deki en üst düzey ABD askerî yetkilisi olan General Xavier Brunson’un ev sahibi ülkeyi ‘Asya’nın kalbine saplanmış bir hançer’ olarak tanımlayan sözlerine atıfta bulunulduğu değerlendirildi.

Kuzey Kore ve müttefiki Çin daha önce de Brunson’ın açıklamalarını kınamış ve bu ifadelerin Washington’ın Pekin’i çevrelemeye yönelik stratejisinin bir yansıması olduğunu savunmuştu. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ittifakını güçlendirmeyi sürdürdü. Pyongyang yönetimi, Moskova’nın savaş çabalarına destek amacıyla Rusya’ya asker ve mühimmat gönderdi.

Öte yandan Kim Jong-un, kısa süre önce Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Pyongyang’da ağırladı. Söz konusu ziyaret, Şi’nin Pekin’de ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile art arda iki zirve gerçekleştirmesinin ardından gerçekleşti.

Seul füzeleri

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Güney Kore’ye gelişmiş havadan havaya füzeler ve ilgili askerî ekipman satışını onaylamasını kınayarak, bu adımın Kore Yarımadası’ndaki gerilimi daha da şiddetlendireceği uyarısında bulundu.

Bakanlığın Dış Politika Genel Müdürü tarafından yapılan ve KCNA tarafından yayımlanan açıklamada, Washington ile Seul arasındaki askerî iş birliğinin, ‘Kore Yarımadası ve çevresinde artan gerilime yönelik uluslararası endişelere rağmen sistematik biçimde güçlendirildiği’ ifade edildi.

Yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Güney Kore’ye yaklaşık 300 milyon dolar değerinde gelişmiş havadan havaya füzeler ve askerî teçhizat satışını onaylamasını bu sürecin son örneği olarak gösterdi. Açıklamada, “ABD’nin silah ihracatı savaş ihracatıdır” denilerek, Kuzey Kore’nin bölgedeki güç dengesini korumak ve kendini savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla caydırıcılık gücünü geliştirmeyi sürdüreceği vurgulandı.

Kuzey Kore, ABD ile Güney Kore arasındaki askerî iş birliğini uzun süredir eleştiriyor ve bu faaliyetleri savaşa hazırlık olarak nitelendiriyor.


Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump'ın gelecek hafta Fransa'da düzenlenmesi planlanan G7 Zirvesi’ndeki niyetleri hakkındaki bilinmezlikle birlikte, toplantıya kendi gündemini ve ruh halini dayatacağına şüphe yok.

Trump’ın ruh hali büyük ölçüde Ortadoğu'daki gelişmelerin seyrine bağlı olacak. Tahran, Washington ve arabulucu Pakistan, cuma günü haftalarca süren zorlu müzakereler ve hayal kırıklıklarının ardından ABD ile İran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşma yapılabileceğine dair iyimserliklerini dile getirdi.

ABD, Fransa, Almanya, Kanada, İtalya, Japonya ve Birleşik Krallık'ı bir araya getirecek zirveden birkaç gün önce Washington merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) ortak araştırmacı olan Liana Fix, Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, “Trump'a birinci dönemindeki gibi yaklaşmak artık mümkün değil” ifadelerini kullandı.

dsv fd
Fransa ile İsviçre arasındaki Leman Gölü'nde yolcu taşıyan vapur terminalinin dışında göreli Fransız polisleri (EPA)

Zirvenin katılımcısı olan diğer altı ülke, kimi zaman ağır gümrük tarifeleri, kimi zaman da yoğun diplomatik baskı yoluyla Trump'ın öfkesiyle karşı karşıya kaldı.

Trump'ın büyük saygı duyduğu Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'nin dışında bu ülkelerin tüm liderleri, bir noktada Cumhuriyetçi milyarderin saldırılarına, eleştirilerine ya da alayına muhatap oldu.

Taviz yok

Trump'ın uluslararası ortaklarına karşı özellikle ABD Yüksek Mahkemesi'nin genel gümrük tarifelerini iptal etmesinin ve anketlerin onun popülaritesindeki gerilemeyi ortaya koymasının ardından yumuşak bir tutum sergilemesi beklenmiyor. Trump’ın popülaritesindeki bu düşüş, önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerde ABD Kongresi’ndeki çoğunluğunu yitirmesine neden olabilir.

Liana Fix durumu şöyle özetledi:

“Avrupalılar, bir yandan en iyisini umarken diğer yandan en kötüsüne hazırlanmayı öğrendi.”

Trump'ın ‘Önce Amerika’ sloganını somutlaştırır bir gelişme olarak ABD, New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Avrupalıları Avrupa'daki NATO bünyesinde konuşlu uçak ve savaş gemisi sayısını önemli ölçüde azaltma niyetinden haberdar etti.

"Alman Marshall Fonu"ndan uzman Jackson Janes, AFP'ye şunları söyledi: "Gücü zayıflamış bir başkan göreceğimizi sanmıyorum. Oraya gidecek ve her zaman yaptığı şeyi yapacak; son derece karmaşık sorunları aşmak için baskıyla kendi görüşünü dayatmaya ve Amerika'nın gündemini kendi yorumladığı şekliyle hayata geçirmeye çalışacak."

Washington DC merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CSIS) Uzman Victor Cha ise bir basın toplantısında Trump'ın ‘bu çok taraflı toplantıları sevmediğini söylediğine’ ancak ‘dünya liderlerinin kendisi olmadan bir araya gelmesine katlanamadığına’ dikkati çekti.

Bu yüzden Trump’ın bu tür toplantılara gelip erken ayrıldığını belirten Cha, Trump'ın son G7 Zirvesi’nde de aynı şekilde davrandığını hatırlattı.

xsdvdf
G7 Zirvesi’nin düzenleneceği Evian'daki Fransa ordusuna ait bir karargâh (EPA)

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sabırsız olan Trump'ı çarşamba akşamı Versailles Sarayı'nda düzenlenecek akşam yemeğine katılmaya ikna etmeyi umuyor. Bunun için Trump'ın görkemli dekorlara ve monarşi geleneğine duyduğu hayranlığa güveniyor.

Fransa, ABD Başkanı’nı memnun etmek adına Trump'ın sekseninci doğum günü vesilesiyle pazar günü Beyaz Saray'da düzenlenecek karma dövüş sanatları turnuvasıyla çakışmaması için zirvenin tarihini de değiştirdi.

Bazı uzmanlar ise Güney Afrika'nın zirveye davet edilmemesini Washington'a yapılan bir taviz olarak yorumladı.

Diğer taraftan Paris, Trump’ın kanıtsız biçimde ‘beyaz vatandaşlarına zulmetmekle’ suçladığı bu ülkenin davetinin geri çekilmesi yönünde herhangi bir baskıyla karşılaşmadığını vurguluyor.

Bir kısım analist ise Trump'ın değişken karakterinden bağımsız olarak Paris'in gündeme taşıdığı konuların, başta Çin'le ticari ilişkiler meselesi olmak üzere Trump'ın öncelikleriyle büyük ölçüde örtüştüğüne dikkat çekti.

Ukrayna savaşı

Trump ile ülkesinin geleneksel müttefiki sayılan ülkelerin liderleri arasındaki güç dengesi geçen yıldan bu yana genel itibarıyla pek değişmemiş olsa da Ukrayna söz konusu olduğunda tablo biraz farklılaşmış durumda.

CSIS’ten Uzman Max Bergmann, gazetecilerle yaptığı açıklamada, “Avrupalılar 2025 yılında bir bakıma Ukrayna nedeniyle Trump'a boyun eğmek zorunda kaldıklarını kabul etti. Çünkü Ukrayna'nın ABD'nin askeri desteğine ihtiyacı vardı. Ancak bugün farklı bir dinamik olarak Ukrayna’nın artık ABD'ye çok daha az bağımlı olduğu gerçeğinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

dvdsv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Elysee Sarayı'nın girişinde (EPA)

Bu arada Beyaz Saray'daki çalkantılı görüşmesinin ardından Trump'la her buluşmanın kolaylıkla kontrolden çıkabileceğini herkesten iyi bilen Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Evian'daki bir oturuma davet edildi.