İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

Protestolar, rejimi devirmek için gereken kritik kitleye ulaştı mı?

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.



BRICS Zirvesi bugün Yeni Delhi’de başlıyor

Yeni Delhi’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için hazırlanan bir afiş (AFP)
Yeni Delhi’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için hazırlanan bir afiş (AFP)
TT

BRICS Zirvesi bugün Yeni Delhi’de başlıyor

Yeni Delhi’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için hazırlanan bir afiş (AFP)
Yeni Delhi’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için hazırlanan bir afiş (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bugün Yeni Delhi’ye gelerek Hindistan, Rusya ve İran liderleriyle birlikte, gündeminde çatışmalar, ticaret ve enerji dosyalarının öne çıkacağı BRICS Zirvesi’ne katılacak.

Zirvenin bugün başlayıp iki gün sürmesi beklenirken, şubat sonlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu savaşı ile Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana devam eden savaşın, küresel ticaret ve petrol fiyatlarında yol açtığı dalgalanmalarla birlikte görüşmelere damga vurması bekleniyor.

Şi’nin ziyareti başlı başına önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Zira bu, Çin liderinin 2019’dan bu yana Hindistan’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olacak. Ziyaret, Himalayalar’daki ihtilaflı sınır boyunca iki ülke arasında yaşanan ve altı yıl önce kanlı çatışmalara sahne olan askeri gerilimin ardından, rakip iki ülke arasındaki yavaş ilerleyen yakınlaşma sürecinde önemli bir adım niteliği taşıyor.

Yeni Delhi’deki Bharat Mandapam Kongre Merkezi’nde BRICS ülkelerinin bayrakları (AP)
Yeni Delhi’deki Bharat Mandapam Kongre Merkezi’nde BRICS ülkelerinin bayrakları (AP)

Nükleer silahlara sahip iki Asya devi arasındaki ilişkiler, uçuşların yeniden başlatılması, üst düzey temasların ve vize işlemlerinin yeniden devreye alınması konusunda varılan anlaşmaların ardından kademeli olarak iyileşme gösterdi. Pekin yönetimi dün yaptığı açıklamada, “Çin, iletişimi güçlendirmek, iş birliğini pekiştirmek ve farklılıkları uygun şekilde ele almak suretiyle Hindistan ile birlikte çalışmaya hazır” ifadesini kullandı.

Bununla birlikte, devam eden sınır anlaşmazlıklarının gölgesinde ilişkilerdeki güvensizlik büyük ölçüde varlığını koruyor. İki ülke, Çin’in Tibet bölgesinin sınırında yaklaşık 3 bin 500 kilometre boyunca uzanan ihtilaflı sınır hattında askeri konuşlanmalarını sürdürüyor.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na göre Şi, bugün Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile doğrudan görüşmeler gerçekleştirecek.

Onlarca Tibetli ise dün Yeni Delhi’de Şi’nin ziyaretini protesto etti. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre göstericiler, Çin liderinin ziyaretine karşı çıkan pankartlar taşıdı. Göstericiler, 1959’da Çin’in baskı kampanyasından kaçarak Hindistan’a yerleşen ve sürgünde yaşayan ruhani liderleri Dalay Lama gibi Tibet’ten sürgün edilmiş durumda.

BRICS, 2009’dan beri

BRICS, ABD ve Batılı güçlerin hâkim olduğu G7 gibi oluşumların dışında, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan büyük gelişmekte olan ekonomileri bir araya getirmek amacıyla 2009’da kuruldu. Güney Afrika da kısa süre sonra oluşuma katıldı.

Oluşum daha sonra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İran’ın yanı sıra diğer ülkeleri de kapsayacak şekilde genişledi.

Yeni Delhi’de bir polis devriyesi (EPA)
Yeni Delhi’de bir polis devriyesi (EPA)

Zirvenin düzenlenmesinden önce Modi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı kabul etti. Pezeşkiyan, “Bir ülke ticareti, enerjisi, altyapısı ve finans sistemi üzerinde siyasi ve ekonomik baskılara maruz kaldığında, bunun sonuçları sınırlarını aşar” dedi.

İran, savaşın başlamasından bu yana küresel enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutuyor. Bu durum petrol fiyatlarında sert yükselişe yol açarken, Brent petrolünün varil fiyatı bu hafta yeniden 100 doların üzerine çıktı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 23 Ekim 2024 tarihinde Rusya’da düzenlenen bir önceki zirvede (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 23 Ekim 2024 tarihinde Rusya’da düzenlenen bir önceki zirvede (Reuters)

Bu savaş, BRICS üyeleri arasında bölünmeye yol açıyor. Rusya ve Çin, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Tahran’a ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere yönelik, İran ekonomisini boğmayı amaçlayan ağır yaptırımlarına rağmen İran’la ticaret yapmayı sürdürüyor.

Hindistan hükümetine yakın Observer Research Foundation’da analist olarak görev yapan Harsh Pant, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu çatışma, zirvedeki temel ayrışma noktası olacak” dedi.

Öte yandan Modi dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşme, Rus liderin Hindistan’a gerçekleştirdiği son ziyaretin üzerinden altı ay geçtikten sonra yapıldı. Yeni Delhi yönetimi, iki liderin Ortadoğu ve Ukrayna konusunda ‘görüş alışverişinde bulunduğunu’ belirterek, Modi’nin ‘çatışmaların yalnızca diyalog ve diplomasi yoluyla çözülebileceğini’ bir kez daha vurguladığını bildirdi.

Hindistan, Moskova’nın geleneksel müttefiklerinden biri olarak öne çıkarken, petrol gelirlerinin Moskova’nın Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine imkân sağladığı gerekçesiyle ABD’nin uyguladığı yaptırımlara rağmen Rus petrolü ithalatını sürdürdü.

Bu durum, Yeni Delhi’nin Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı enerji krizini aşmasına yardımcı oldu.


Grönland ve Hakikat saati: Avrupa Washington’dan stratejik olarak bağımsızlaşabilir mi?

 (Google Haritalar)
(Google Haritalar)
TT

Grönland ve Hakikat saati: Avrupa Washington’dan stratejik olarak bağımsızlaşabilir mi?

 (Google Haritalar)
(Google Haritalar)

Antoine el Hac

İlk bakışta Grönland, dünyanın en kuzeyinde yer alan, iki milyon kilometrekareyi aşan yüzölçümüne karşın yalnızca 57 bin kişinin yaşadığı, uzak ve buzlarla kaplı bir ada gibi görünebilir. Ancak ada çevresinde yaşananlar artık Danimarka Krallığı içinde özerk yönetime sahip bölgenin geleceğiyle sınırlı bir mesele olmaktan çıktı. Grönland giderek Avrupa’nın, stratejik çıkarlarını Amerikalı müttefikine tamamen bağımlı olmadan savunma kapasitesinin gerçek bir testine dönüşüyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kısa süre önce adanın başkenti Nuuk’a yaptığı ziyaretin önemi de buradan kaynaklanıyor. Von der Leyen’in iletişim, temiz enerji ve kritik ham maddelerin araştırılması gibi alanları kapsayan Grönland projelerine 200 milyon avro tahsis edileceğini açıklaması yalnızca ekonomik bir girişim değildi. Bu aynı zamanda açık bir siyasi mesajdı: Avrupa, Arktik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermek, jeopolitik önemi giderek artan bu bölgede nüfuz sahibi olmak ve Grönland ile Danimarka’nın dış baskılar karşısında yanında durmak istiyor. Buradaki dış baskının adresi ise ABD.

Grönland’ın konumu ve Arktik buzullar

Von der Leyen, “Avrupa, Grönland ve Arktik bölgesinde daha fazla varlık göstermeyi ve angaje olmayı seçti” dedi. Grönland’ın geleceğine, “başka hiç kimsenin değil”, Grönland halkının ve Danimarka’nın karar vereceğini vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın adını doğrudan anmaktan kaçınsa da mesajının muhatabının Washington olduğu açıktı.

Trump’ın yılın başında Grönland’ın kontrolünü ele geçirme yönündeki isteği Avrupa’da şok etkisi yarattı. Sorun, ABD’nin bu yöndeki talebinden çok, Cumhuriyetçi başkanın “projesini” ifade etme biçimiydi. Özellikle de hedefine ulaşmak için güç kullanımını dışlamaması, Avrupa’da büyük tepki yarattı.

Avrupalılar bir anda göz ardı edilmesi zor bir çelişkiyle karşı karşıya kaldı: Güvenlik ve savunma açısından bel bağladıkları müttefik, aynı zamanda NATO ve Avrupa Birliği üyesi Danimarka’ya, kendisine bağlı özerk bir bölgenin geleceği konusunda baskı uyguluyordu.

Grönland’ın önemi, Arktik bölgesine açılan güneybatı kapısı olmasından kaynaklanıyor. Küresel ısınmanın etkisiyle buzulların erimesi, ticari açıdan büyük önem taşıyan yeni deniz rotalarının açılmasına yol açarken, bölge aynı zamanda zengin mineral kaynaklarına ve stratejik ham maddelere ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle büyük güçler, gelecekte ortaya çıkabilecek jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeleri öngörerek Arktik bölgesini askerileştirme yarışına giriyor.

Dolayısıyla Grönland yalnızca Avrupa’nın Danimarka’yı koruma ya da toprak bütünlüğü ve egemenlik ilkesini savunma kapasitesini sınamıyor. Ada, Avrupalıların uzun süredir yanıtlamaktan kaçındığı daha büyük bir soruyu da gündeme getiriyor: Avrupa, ABD’den bağımsız bir stratejik güç haline gelebilir mi?

Avrupa Birliği’nin girişimi

Avrupa, Arktik bölgesinin kaynaklarının gelecekteki sanayi ve teknoloji rekabetinde belirleyici olacağının farkında. Nadir toprak elementleri ve kritik ham maddeler, yeşil dönüşüm ve dijital endüstriler açısından hayati önem taşıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bunun yanı sıra Arktik deniz yollarının dünya ticareti ve küresel güvenlik açısından önemi de giderek artıyor. Bu nedenle Avrupa bölgeyi ABD, Rusya veya Çin’e bırakmak istemiyor.

Brüksel’in Grönland’a yönelik açıkladığı 200 milyon avroluk paket de bu çabanın yalnızca başlangıcı. Avrupa Komisyonu, Grönland’a ayrılan finansmanın 2034 yılına kadar iki katından fazla artırılarak 530 milyon avroya çıkarılmasını önerdi. Bunun yanında eğitim, altyapı, balıkçılık, turizm, enerji, araştırma, siber güvenlik ve iklim değişikliğiyle mücadele alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi planlanıyor.

Ancak para tek başına Avrupa’nın bağımsızlığını sağlayamaz. Grönland bir sınavsa, Avrupa’nın bu sınavdaki başarısı, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını aşmasına, ekonomik gücünü siyasi ve güvenlik alanlarında nüfuza dönüştürmesine ve çıkarlarının en büyük müttefikinin çıkarlarıyla çatıştığı durumlarda hareket edebilmesini sağlayacak savunma ve sanayi kapasitesini oluşturmasına bağlı.

Bu, Ukrayna savaşının Avrupa’ya bıraktığı en önemli derslerden biri. Avrupa, kritik kapasite ve kaynaklarda başkalarına bağımlı olmanın siyasi bağımsızlığını sınırladığını ve karar alma yeteneğini kısıtladığını gördü. Grönland’da yaşananlar ise bu derse yeni bir bölüm ekliyor: Stratejik bağımsızlık, Atlantik’in diğer yakasıyla mutlaka kopuş anlamına gelmiyor; çıkarların çatıştığı durumlarda “hayır” diyebilecek kapasiteye sahip olmak anlamına geliyor.

Coğrafya, kaynaklar ve güvenlik

Bu nedenle Grönland, yüzölçümü ve nüfusunun ortaya koyduğundan çok daha önemli bir konuma sahip. Ada; coğrafyanın kaynaklar, güvenlik ve egemenlikle kesiştiği, ABD, Avrupa, Rusya ve Çin’in çıkarlarının karşı karşıya geldiği kritik bir noktada bulunuyor. Daha da önemlisi, Grönland Avrupa’yı adeta aynanın karşısına geçirerek bir dönüm noktasıyla yüzleştiriyor.

Brüksel, Grönland’daki varlığını gerçek bir ekonomik, siyasi ve güvenlik ortaklığına dönüştürebilir; Danimarka’nın ve ada halkının çıkarlarını Washington’la ciddi bir çatışmaya girmeden savunabilirse, uzun süredir özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından dile getirilen stratejik bağımsızlık hedefi doğrultusunda önemli bir adım atmış olacak.

Buna karşılık Avrupa yalnızca açıklamalar ve sınırlı yatırımlarla yetinir, güvenlik açısından ABD’nin gücüne bağımlı olmaya devam ederse, “stratejik bağımsızlık” siyasetçilerin tekrarladığı bir slogandan öteye geçemeyecek.

Grönland, dolayısıyla buzlarla kaplı bir ada uğruna verilen mücadeleden çok daha fazlası. Asıl mesele, Avrupa’nın Amerikan şemsiyesi altında öncelikle ekonomik bir güç olarak kalmayı mı sürdüreceği, yoksa nihayet kendi çıkarlarını koruyabilecek jeopolitik bir güce mi dönüşeceği.


Putin: Ukrayna'ya Avrupa Birlikleri konuşlandırılması "Rusya'ya karşı savaş anlamına gelir"

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin: Ukrayna'ya Avrupa Birlikleri konuşlandırılması "Rusya'ya karşı savaş anlamına gelir"

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, Ukrayna'ya Avrupa birliklerinin konuşlandırılmasının "Rusya'ya karşı savaş anlamına geleceği" uyarısında bulunurken, Moskova'nın Avrupa ülkeleri için "bir tehdit oluşturmadığını" vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajanslarından aktardığına göre Putin, "(Avrupalı liderler) şu anda Ukrayna topraklarına asker gönderme yollarını müzakere ettiklerini söylüyorlar. Bu, Rusya'ya karşı savaş demektir" ifadelerini kullandı.