İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

Protestolar, rejimi devirmek için gereken kritik kitleye ulaştı mı?

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.



Japonya’dan rekor savaş gemisi satışı

Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi’nin imzaladığı anlaşma, Tokyo'nun silah ihracatında artışa gittiği bir dönemde gerçekleştirildi (AFP)
Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi’nin imzaladığı anlaşma, Tokyo'nun silah ihracatında artışa gittiği bir dönemde gerçekleştirildi (AFP)
TT

Japonya’dan rekor savaş gemisi satışı

Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi’nin imzaladığı anlaşma, Tokyo'nun silah ihracatında artışa gittiği bir dönemde gerçekleştirildi (AFP)
Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi’nin imzaladığı anlaşma, Tokyo'nun silah ihracatında artışa gittiği bir dönemde gerçekleştirildi (AFP)

Japonya, Avustralya'ya savaş gemisi satmak üzere 7 milyar ABD doları değerinde anlaşma imzaladı.

Avustralya ve Japonya, savaş gemisi anlaşmasını yürürlüğe koyan sözleşmeyi bugün imzaladı.

Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles ve Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi'nin imzaladığı anlaşma, Tokyo yönetiminin askeri ihracat yasağını kısmi olarak 2014'te kaldırmasından bu yana gerçekleştirdiği en büyük satış niteliğinde.

İki ülkenin ağustosta vardığı anlaşmanın devreye girmesiyle Japon ağır sanayi devi Mitsubishi Heavy Industries, Avustralya Kraliyet Donanması'na Mogami sınıfı fırkateyn teslim edecek.

Japon firma, geçen yıl savaş gemisi üretimi için açılan ihaleyi Alman rakibi Thyssenkrupp Marine Systems karşısında kazanmıştı.

Fırkateynlerden üçü 2029 itibarıyla Japonya'da, kalan 8 adet savaş gemisi de daha sonra Avustralya'da inşa edilecek.

Marles, anlaşma kapsamında ilk üç fırkateyn için sözleşmelerin imzalandığını söyledi. Bunun ardından diğer savaş gemilerinin Batı Avustralya'nın Perth kenti yakınlarındaki Henderson tersanesinde inşa edileceğini bildirdi.

Japan Times'ın aktardığına göre ilk üç gemi, 2030'da göreve başlayacak. Avustralya'da üretilecek diğer gemilerinse 2034'te hizmete girmesi öngörülüyor.

Mogami sınıfı çok amaçlı fırkateynler, savaş gemilerine ve denizaltılara karşı saldırılarda kullanılabildiği gibi hava savunmasına da destek sağlıyor.

Avustralya, bu gemileri Çin'in askeri varlığını genişlettiği Hint ve Pasifik Okyanusları'ndaki kritik deniz ticaret yollarını ve kuzey sınırlarını korumak amacıyla konuşlandırmayı planlıyor.

Tokyo yönetimi, müttefikleriyle savunma sanayisi işbirliğini güçlendirmek amacıyla askeri ihracat üzerindeki sınırlandırmaları daha da gevşetmeye hazırlanıyor.

Avustralya'nın ardından Japon Mogami sınıfı fırkateynlerin bir sonraki müşterisi Yeni Zelanda olabilir. Wellington yönetimi, elindeki eski savaş gemilerini 2030'a kadar değiştirerek donanmasını bölgedeki tehditlere karşı modernize etmeyi amaçlıyor.

Ayrıca Sanae Takaiçi yönetimi, silah ihracatındaki sınırlandırmaları gevşettikten sonra Güney Çin Denizi'nde Pekin'le deniz sınırları hakkında anlaşmazlık yaşayan Filipinler'e kullanılmış fırkateynleri ihraç etmeye başlayabilir.

Pekin yönetimi, Japonya'nın yaklaşık 58 milyar dolarlık savunma bütçesini Aralık 2025'te onaylamasına, bu alandaki yatırımlarında bir önceki yıla göre yüzde 9,4 artışa gitmesine ve ihracat kısıtlamalarını kaldırma planlarına tepki göstermişti.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, "Japonya'nın radikal sağcı güçlerin etkisiyle güvenlik politikasını saldırgan, yayılmacı ve tehlikeli bir yöne kaydırdığını" savunmuştu.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, ABC


ran, Hürmüz Boğazı’nı tekrar kapattı: ABD’yle müzakereler tıkandı mı?

ABD-İsrail saldırılarında İran'ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey askeri yetkili öldürülmüştü (Reuters)
ABD-İsrail saldırılarında İran'ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey askeri yetkili öldürülmüştü (Reuters)
TT

ran, Hürmüz Boğazı’nı tekrar kapattı: ABD’yle müzakereler tıkandı mı?

ABD-İsrail saldırılarında İran'ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey askeri yetkili öldürülmüştü (Reuters)
ABD-İsrail saldırılarında İran'ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey askeri yetkili öldürülmüştü (Reuters)

İran, Hürmüz Boğazı'nı açtığını duyurmasının ardından kısa süre sonra boğazın durumunun "eski haline" döndüğünü bildirdi. 

Tahran yönetiminden bugün yapılan açıklamada, "iyi niyetle yürütülen müzakereler sırasında varılan önceki mutabakatlar doğrultusunda kontrollü geçişe izin verdikleri" belirtildi ancak ABD'nin taahhütlerini defalarca ihlal etmesi ve "abluka" adı altında "korsanlık" eylemlerine devam etmesi nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın geçişlere yeniden kapatıldığı ifade edildi. 

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'nin bölgedeki ablukasını sürdürmesi halinde Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılacağı uyarısında bulunmuştu.

Washington ve Tahran heyetleri, geçen hafta sonu Pakistan'da bir araya gelmiş ancak görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine ABD Başkanı Donald Trump, boğaza abluka uygulama talimatı vermişti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) son açıklamasına göre abluka nedeniyle İran'dan yük alan 21 geminin İran'a geri döndüğü bildirildi.

Trump, dün sosyal medyadaki açıklamasında İran'la "yüzde 100 anlaşmaya varılana dek ablukanın süreceğini" söyledi.

ABD ve İran heyetlerinin ikinci tur müzakereler için ne zaman bir araya geleceği henüz belli değil. Öte yandan ABD basını, görüşmelerin 20 Nisan Pazartesi İslamabad'da yapılabileceğini yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan İranlı yetkililer, genel müzakerelerin sürmesi için 60 gün daha tanınmasını öngören bir anlaşma çerçevesi üzerinde çalıştıklarını söylüyor.

Ancak uzmanlara göre bu süre, İran'ın nükleer programıyla ilgili anlaşmaya varılması ve Tahran'ın talep ettiği gibi kapsamlı ekonomik yaptırımların kaldırılması için yeterli değil.

Müzakerelere yakın kaynakların Wall Street Journal'a (WSJ) aktardığına göre ABD, uranyum stoklarını teslim etmesi karşılığında Tahran'ın yabancı ülkelerde dondurulmuş 20 milyar dolarlık fona erişim izni vereceğini söyledi. Fakat Trump iddiaları yalanladı.

Diğer yandan ABD Başkanı, ülkedeki uranyum stoklarını çıkarmak için İran'la "ortak çalışacaklarını" iddia ederken, Tahran yönetimi bunun asılsız olduğunu bildirdi.

Süreçle ilgili belirsizlik yaratan açıklamaların yanı sıra analistler, ABD'nin tüm detaylar üzerinde net bir anlaşmaya varmadan ateşkes ilan etmesinin de sorunlara yol açacağını vurguluyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Kriz Grubu'ndan Ali Vaez, Trump yönetiminin Gazze, Ukrayna ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi yerlerdeki savaşlarla ilgili yürüttüğü diplomasinin belirsizliklerle dolu olduğuna dikkat çekiyor:

Her ayrıntıyı netleştirmeleri gerekiyor. Ve bu, Trump yönetimin yetkin olmadığını defalarca gösterdiği türden bir diplomasi gerektiriyor.

Süreçte İsrail de denklemi karmaşıklaştırıyor. Trump, İsrail ve Lübnan'ın 10 günlük ateşkeste anlaştıklarını 16 Nisan'da açıkladı. İran, ABD'yle ateşkes görüşmelerinin yeniden başlaması için Lübnan'daki çatışmaların durdurulmasını şart koşmuştu.

ABD Başkanı'nın sosyal medya paylaşımında "İsrail artık Lübnan'ı bombalamayacak, Bunu yapmaları ABD tarafından yasaklandı. Yeter artık" ifadelerini kullanması da dikkat çekti. Axios'un aktardığına göre Binyamin Netanyahu yönetimi gönderi karşısında "şoke oldu" ve Washington'dan açıklama talep etti.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN, Axios, Tesnim


ABD savaş gemilerinde verilen yetersiz yemekleri gösteren görüntüler tartışmalara yol açtı… ABD Donanması yanıt verdi

USS Tripoli gemisinde çekilmiş mütevazı bir öğün (USA Today)
USS Tripoli gemisinde çekilmiş mütevazı bir öğün (USA Today)
TT

ABD savaş gemilerinde verilen yetersiz yemekleri gösteren görüntüler tartışmalara yol açtı… ABD Donanması yanıt verdi

USS Tripoli gemisinde çekilmiş mütevazı bir öğün (USA Today)
USS Tripoli gemisinde çekilmiş mütevazı bir öğün (USA Today)

ABD Donanması, Ortadoğu’da görev yapan savaş gemilerinde gıda sıkıntısı yaşandığı ve denizcilerin sosyal medyada ‘kalitesiz yemek’ olarak nitelendirilen yiyecekler tükettiğine ilişkin iddiaları yalanladı.

ABD Donanması Operasyonlar Şefi Amiral Darryl Caudle’ın ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, “Gemi filomuzda konuşlu unsurlarda gıda eksikliği ve kalitesi kötü yemek olduğuna dair son iddiaların hiçbir dayanağı yoktur” denildi.

Açıklamada ayrıca, USS Abraham Lincoln ve USS Tripoli uçak gemilerinde mürettebata sağlıklı seçenekler sunabilecek yeterli miktarda gıda bulunduğu vurgulandı. Açıklamanın devamında, “Denizcilerimizin ve deniz piyadelerimizin sağlığı ve güvenliği birinci önceliğimizdir. Tüm mürettebat üyeleri tam ve dengeli öğünler almaya devam etmektedir” ifadelerine yer verildi.

Söz konusu yalanlama, USA Today gazetesinde yayımlanan ve iki savaş gemisinde servis edildiği iddia edilen, neredeyse boş yemek tepsilerinin yer aldığı dikkat çekici fotoğrafları içeren bir haberin ardından geldi.

Fotoğraflardan birinin, USS Tripoli gemisinde görev yapan ve kimliği açıklanmayan bir ABD Donanması askerinin babası tarafından paylaşıldığı belirtildi. Görüntüde, yalnızca az miktarda kıyma ve bir parça tortilla ekmeği bulunan iki tepsi yer aldı.

Bir diğer fotoğrafın ise kimliği bilinmeyen bir askerin ailesi tarafından paylaşıldığı ve nisan ayının ortasında USS Abraham Lincoln uçak gemisinde servis edilen bir akşam yemeğini gösterdiği aktarıldı. Yemekte az miktarda haşlanmış havuç, kuru bir et parçası ve işlenmiş etten oluşan gri renkli bir parça bulunduğu ifade edildi.

ABD Donanması’na bağlı bir denizci, İran’ı hedef alan Epic Fury Operasyonu kapsamında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bir uçağın kalkışı için işaret vermeye hazırlanıyor, 22 Mart 2026 (ABD Donanması – Reuters)ABD Donanması’na bağlı bir denizci, İran’ı hedef alan Epic Fury Operasyonu kapsamında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bir uçağın kalkışı için işaret vermeye hazırlanıyor, 22 Mart 2026 (ABD Donanması – Reuters)

ABD Donanması’nın açıklaması, USA Today’in haberinde yer alan fotoğraflara doğrudan değinmedi.

Batı Virginia eyaletinde papaz olan Karen Erskine-Valentine, ABD basınına yaptığı açıklamada, uçak gemisinde görev yapan bir askerin ailesinden duyduklarını aktardı. Şarku’l Avsat’ın New York Post’tan aktardığına göre Erskine-Valentine, “Yemekler tatsız ve miktar kesinlikle yetersiz. Sürekli açlık hissediyorlar” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya kullanıcılarından bazıları ise fotoğraflardan birinde yer alan kimliği belirsiz gri renkli et parçasını ‘ayakkabı tabanına’ benzetti. Başka kullanıcılar ise iddia edilen yemekleri ‘köpeklere bile verilmeyecek yiyecekler’ ve ‘kıtlık erzağı’ olarak nitelendirdi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise X platformunda yaptığı paylaşımda, “Donanma haklı. Taraflı basından gelen bir başka sahte haber” ifadelerini kullandı. Hegseth ayrıca, ekibinin USS Abraham Lincoln ve USS Tripoli uçak gemilerine ilişkin lojistik tedarik istatistiklerini doğruladığını belirterek, her iki gemide de 30 günden fazla süre yetecek kadar birinci sınıf gıda stoğu bulunduğunu söyledi. Hegseth, ABD Donanması Merkez Komutanlığı’nın her gemiyi günlük olarak takip ettiğini ve denizcilerin en iyi koşullarda beslendiğini vurguladı.

USA Today gazetesi ayrıca, Ortadoğu’daki birliklere gönderilen yardım paketlerinin, bölgedeki askeri bölgelere yönelik kargo teslimatlarının süresiz olarak askıya alınması nedeniyle askerlere ulaşmadığını bildirdi.

Caudle konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Posta ve kişisel kargolar açısından, muharebe operasyonları nedeniyle operasyon bölgesine posta gönderimine uygulanan geçici yasak kaldırılmıştır” ifadesini kullandı. Caudle, lojistik ağlarının yüksek düzeyde uyum kabiliyetine sahip olduğunu ve askerlerin Epic Fury Operasyonu’nu icra ederken desteklenmeye devam ettiğini belirtti.

Haberde ayrıca, USS Tripoli uçak gemisinin ana limanı olan Japonya’dan ayrılarak İran’la ilgili operasyonlara katılmasının ardından bir aydan uzun süredir denizde bulunduğu aktarıldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) göre, USS Tripoli ve ona eşlik eden iki savaş gemisinde görev yapan yaklaşık 3 bin 500 denizci ve deniz piyadesi, İran limanlarından çıkan gemilere yönelik Amerikan ablukasını uygulama görevini yürütüyor.