İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

Protestolar, rejimi devirmek için gereken kritik kitleye ulaştı mı?

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.



Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
TT

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde bir konuşma yapacak. Konuşmanın ana mesajının, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki ‘özel ilişkiyi’ vurgulayarak iki ülke arasında birlik çağrısı olduğu belirtiliyor. Bu mesajın, ABD Başkanı Donald Trump ile Birleşik Krallık hükümeti arasında İran savaşı konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının gölgesinde iletileceği ifade ediliyor.

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, dört günlük resmi ziyaret kapsamında ABD’de bulunuyor. Ziyaret boyunca, Trump ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer arasındaki siyasi gerilimlerden uzak durulması ve bunun yerine iki ülke arasındaki tarihi bağların öne çıkarılması hedefleniyor.

Söz konusu konuşma, bir İngiliz kralının ABD Kongresi’nde yapacağı ikinci konuşma olacak. Daha önce bu onuru, 1991 yılında merhum Kraliçe 2. Elizabeth elde etmişti. Charles’ın konuşmasının ABD Doğu saatiyle 15.00’te başlaması planlanıyor.

Ziyaret, Kral Charles döneminin en önemli diplomatik programlarından biri olarak değerlendirilirken, konuşmanın ardından akşam saatlerinde resmi bir devlet yemeği düzenleneceği bildirildi.

Buckingham Sarayı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, Kral Charles’ın ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmanın yaklaşık 20 dakika süreceğini ve konuşmada NATO, Ortadoğu ve Ukrayna gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.

Açıklamaya göre konuşmanın ana odağı, iki ülkenin karşı karşıya olduğu küresel zorluklar olacak ve Birleşik Krallık ile ABD’nin ortak değerlerini savunarak uluslararası güvenlik ve refahı güçlendirebileceği mesajı verilecek.

Kaynak, zaman zaman görüş ayrılıkları yaşansa da Kral Charles’ın iki ülkenin ‘çoğu zaman yakınlaşma yolları bulduğunu’ vurgulayacağını ve bu ortaklığı ‘insanlık tarihinin en büyük ittifaklarından biri’ olarak tanımlayacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz kraliyet ailesine hayranlığıyla bilinirken Kral Charles’ı da ‘büyük bir adam’ olarak nitelendiriyor. Ancak Trump’ın, Başbakan Keir Starmer liderliğindeki Birleşik Krallık hükümetiyle çeşitli konularda gerilim yaşadığı bildiriliyor.

Starmer’ın ise ziyaretin, son aylarda gerilen ilişkileri yeniden güçlendirmesini umduğu belirtiliyor.

Uzun süredir planlanan ziyaret, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları nedeniyle oluşan siyasi gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Trump’ın, Birleşik Krallık’ın operasyona destek vermemesini eleştirdiği, ancak son günlerde söylemini yumuşattığı aktarılıyor.

Bununla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde yer alan bir iç yazışmanın, ABD’nin Falkland Adaları konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik talebine yaklaşımını yeniden gözden geçirebileceğini göstermesi yeni endişelere yol açtı.

Ziyaretin başlangıcında Kral Charles ve Kraliçe Camilla, Donald Trump ve eşi Melania Trump ile Beyaz Saray’da özel bir çay etkinliğinde bir araya geldi. Ardından İngiliz büyükelçisinin konutunda bir bahçe resepsiyonu düzenlendi.


Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
TT

Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)

İsrail’de eski Başbakan Naftali Bennett ile ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partilerini ‘Beyahad’ (Birlikte) adı altında tek çatı altında birleştirme kararı, olağanüstü bir gelişme olarak değerlendirilmese de Başbakan Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattı. Netanyahu söz konusu adımı ‘zor bir darbe’ olarak nitelendirdi.

Söz konusu açıklamanın zamanlaması ise dikkat çekti. Pazar günü gelen duyuru, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk davalarında af çıkarılması yönündeki taleplerine karşılık vermeyeceğini açıklamasının hemen ardından geldi. Herzog’un, süreci savcılık ile Netanyahu’nun savunma ekibi arasındaki hukuki zemine bıraktığını belirtmesiyle, Netanyahu açısından aynı gün içinde iki ayrı baskı unsuru oluştu.

Gelişmelerin ardından Netanyahu’nun nasıl bir yanıt vereceği merak edilirken, Başbakan’ın devam eden yargı sürecine ilişkin haberlere sessiz kaldığı görüldü. Buna karşılık Bennett ve Lapid’in ittifakına sert tepki gösteren Netanyahu, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Görselde iki lider çocuk olarak tasvir edilirken, aracı Knesset üyesi Mansur Abbas’ın kullandığı görüldü. Netanyahu paylaşımında, “Sürücünün Mansur olduğu açık. Solun oyları nasıl bölüşeceği önemli değil; her durumda Müslüman Kardeşler ile ittifak kuracaklar ve onlar da terörü destekliyor” ifadelerini kullandı.

Benzer bir paylaşım da Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir’in paylaştığı bir diğer yapay zekâ görselinde Bennett ve Lapid gelin-damat olarak resmedilirken, nikâhı ‘haham’ olarak tasvir edilen Ahmed Tibi’nin kıydığı görüldü.

Zayıf noktayı bulmak

Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun, Bennett ile Lapid arasındaki ittifaka karşı kullanacağı söylemi netleştirdiği gözlendi. Sağ kesim, muhalefet partilerinin daha önce Arap milletvekillerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmama taahhüdünü, bu konuda zayıf nokta olarak değerlendirdi.

Söz konusu söylem yalnızca Arap kesimde değil, aynı zamanda liberal ve sol eğilimli Yahudi siyasetçiler arasında da tepkiye yol açtı. Bu isimler arasında Yair Golan ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da yer aldı. Kamuoyu yoklamaları Netanyahu’nun seçimlerde gerileyebileceğine işaret etse de, muhalefetin Arap partilerden biriyle ittifak kurmadan çoğunluğu aşmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas’ın iş birliğine açık olduğu belirtiliyor.

Öte yandan sağ blok, aşırı sağ eğilimli Kanal 14 muhabiri Moti Kastel’i konuyla ilgili soru yöneltmesi için görevlendirdi. Kastel, Mansur Abbas’ın adını anmadan, Knesset’teki diğer Arap blok olan Hadash-Ta'al üzerinden Bennett’a hitap ederek, “Gözlerimin içine bak ve bana söyle: Ahmed Tibi ile Aida Touma-Suleyman’ın partisiy­le koalisyon kurmayacağına şimdi söz verebilir misin?” sorusunu yöneltti.

sdvfd
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021’de Tel Aviv yakınlarındaki Ramat Gan’da Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyonu anlaşmasını imzalarken (AFP)

Bennett, yöneltilen soruya verdiği yanıtta, Netanyahu’nun daha önce Abbas ile ittifak arayışına giren ilk isim olduğunu öne sürdü. Bennett, Netanyahu’nun ortak hükümet döneminde Abbas ile üç kez görüştüğünü belirterek, “Buna şaşırdım ve kendisine sordum” ifadesini kullandı. Bennett, Netanyahu’nun bu soruya verdiği yanıtı aktarırken, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları döneminde bulunduğunu vurguladığını ve “Kendi Arap vatandaşlarımızla diyalog kurmaya çalışmamak mümkün mü?” dediğini aktardı.

Netanyahu’nun Abbas hakkında “Bu kişi gerçekçi ve pragmatik, ittifaka uygun” değerlendirmesinde bulunduğunu da iddia eden Bennett, Abbas ile ilk görüşmesinin de o dönemde Netanyahu’nun girişimi ve katılımıyla gerçekleştiğini öne sürdü.

İttifak işe yarıyor mu?

Bennett ile Lapid arasındaki ittifakın, genel olarak siyasi arenada geniş yankı uyandırdığı ve hatta Netanyahu’nun yargı sürecinin önüne geçtiği değerlendiriliyor. Nitekim dün ortaya çıkan verilere göre, Netanyahu’nun davasında planlanan duruşmaların yüzde 53’ten fazlasının ‘şüpheli güvenlik gerekçeleriyle’ ertelendiği bildirildi.

Sağ kesim, muhalefetin birleşmesini Arap partilerle ittifaka karşı çıkan söylem üzerinden ve ırkçı bir çerçevede eleştirirken, merkez ve sol blokta ise bu adımın siyasi faydası sorgulanmaya başlandı. Kamuoyu yoklamaları, muhalefet partilerinin seçimlere ayrı listelerle girmesi durumunda 120 sandalyeli parlamentoda 61 çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık, tek blok halinde seçime girilmesinin siyasi kutuplaşmayı artıracağı ve Arap partilerden birinin desteği olmadan çoğunluğun sağlanamayacağı görüşü öne çıkıyor.

cfdvfd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 Şubat 2026’da Knesset’te bir konuşma yaptı. (EPA)

Ocak ayında yayımlanan son kamuoyu yoklamasında, Bennett, Lapid ve Eisenkot’un yer aldığı bir ittifak senaryosu ele alındı. Buna göre söz konusu bloğun 38 sandalye kazanabileceği, bunun da partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda elde edecekleri toplamla aynı olduğu görüldü.

Ancak aynı senaryoda, bu üçlü ittifakın Likud lideri Binyamin Netanyahu ile Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı sağ bloğun da sandalye sayısını birer artırdığı ve Netanyahu liderliğindeki koalisyonun 51 sandalyeye ulaştığı hesaplandı. Buna karşılık, Arap partiler hariç tutulduğunda muhalefetin toplamda 59 sandalyede kaldığı belirtildi.

Dün yapılan bir ankette ise Bennett ve Lapid’in birlikteliğinin, ayrı hareket etmeleri halinde elde edebilecekleri sonuca kıyasla toplamda 4 sandalye kaybına yol açabileceği ifade edildi.

Buna rağmen iki liderin bu adımı atmasının, seçim atmosferini canlandırmak ve son 30 aydır savaş nedeniyle siyasi gündemi domine eden Netanyahu’nun inisiyatifini kırmak amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Netanyahu’nun söz konusu süreci kişisel ve partisel hedefleri doğrultusunda sürdürdüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

İki liderin, Ekim 2026 sonunda yapılması planlanan seçimlerden yaklaşık altı ay önce attıkları bu adımın, kamuoyunda geniş bir ivme yaratabileceği ve muhalefetin anketlerdeki konumunu güçlendirebileceği görüşünde olduğu ifade ediliyor.

Bu çerçevede, Netanyahu açısından en büyük sınamanın söz konusu ivmeyi kırarak kendi lehine çevirmek olduğu belirtiliyor. Başbakan’ın bu nedenle eleştirilerini özellikle Arap partilerle olası ittifak üzerinden ve sert bir söylemle yoğunlaştırdığı görülüyor.

Savaşın etkisiyle İsrail kamuoyunda Araplara yönelik tepkinin arttığı, Arapların çoğu zaman Hamas, Hizbullah, Husiler ve hatta İran ile birlikte anıldığı ifade ediliyor. Bu atmosferde Arap vatandaşların günlük hayatta ayrımcılığa maruz kaldığı, bunun da Bennett ve Lapid’in 2021’de Mansur Abbas ile yaşadıkları ‘olumlu’ deneyime rağmen Arap partilerle açık bir siyasi ittifaktan uzak durmalarına neden olduğu değerlendiriliyor.

Neden şimdi ittifak kurdular?... 4 önemli neden

Bugün öne çıkan soru, Bennett’in neden tam da bu dönemde Lapid ile ittifak kurmayı tercih ettiği yönünde.

Bu soruya yanıt olarak birkaç gerekçe öne çıkıyor. Öncelikle, ittifaka yeşil ışık yakan tarafın Lapid olduğu belirtiliyor. Bennett’in daha önce aynı teklifi Eisenkot’a sunduğu, ancak Eisenkot’un birleşik listenin başına geçme şartı ileri sürdüğü ifade ediliyor. Bennett’in ise kamuoyu yoklamalarında muhalif seçmenlerin yüzde 60’ının kendisini başbakanlık için tercih ettiğini belirterek bu talebi reddettiği aktarılıyor.

İkinci olarak, Lapid’in partisinin mevcut durumda parlamentoda güçlü bir temsile sahip olması dikkat çekiyor. 24 sandalyeyle temsil edilen partinin, her milletvekili için aylık yaklaşık 1,5 milyon şekel finansman aldığı ve bunun seçim kampanyası açısından önemli bir maddi avantaj sağladığı vurgulanıyor.

Üçüncü neden ise Lapid ve partisinin düşen popülaritesi olarak öne çıkıyor. Anketler, partinin sandalye sayısının 24’ten 7’ye gerileyebileceğine işaret ederken, Benny Gantz örneğinde olduğu gibi siyasi sahneden silinme riskine karşı bu ittifakın bir ‘koruma kalkanı’ olarak görüldüğü ifade ediliyor.

sdfr
 İsrail muhalefet lideri Benny Gantz ve Başbakan Binyamin Netanyahu (Reuters)

Dördüncü gerekçe ise iki lider arasındaki önceki iş birliği deneyimine dayanıyor. Bennett ile Lapid, Haziran 2021’den Aralık 2022’ye kadar 18 ay süren bir koalisyon hükümeti kurmuştu. Bu hükümetin çöküşünün başarısızlıktan değil, aşırı sağcı bazı milletvekillerinin ayrılarak Netanyahu bloğuna katılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Söz konusu vekillerin bakanlık veya garanti siyasi pozisyonlar karşılığında saf değiştirdiği öne sürülüyor.

Bennett, düzenlediği bir basın toplantısında bu dönemi ‘başarılı’ olarak nitelendirerek, hükümetlerinin enflasyonu kontrol altına aldığını, ülke ekonomisini yüksek borç seviyesinden daha güçlü bir mali yapıya taşıdığını ve İsrail’in dış ilişkilerini iyileştirdiğini savundu. Ayrıca Netanyahu’yu eleştiren Bennett, onun politikalarını durdurduklarını ve Netanyahu’nun ‘Hamas’a nakit para dolu çantalar gönderdiğini’ iddia etti.

Gelecek

Bennett, seçim sonrası kurmayı planladığı hükümetin ana hatlarını ortaya koymaya çalışırken, dikkat çekici şekilde savaş konusuna değinmedi. Daha önce Netanyahu’yu savaş hedeflerine ulaşamamakla eleştiren Bennett’in açıklamalarından, savaşın sürdürülmesini desteklediği izlenimi çıkarken, Washington’dan gelen ‘Donald Trump ile şimdiden karşı karşıya gelinmemesi’ yönündeki tavsiyelerin etkili olduğu değerlendirildi.

Bennett pazar akşamı Lapid ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında hükümet programının ana çerçevesini açıkladı. “Bu, devleti onarma yolunda büyük bir adımdır, ancak kesinlikle son adım değildir” diyen Bennett, “Ülkenin çehresini değiştirecek yeni adımlar ve sürprizler göreceksiniz” ifadesini kullandı.

Bennett, yeni hükümetin ilk gününde 7 Ekim saldırısı ile ilgili resmi bir soruşturma komisyonu kurulacağını, böylece hem mağdur ailelere hem de tüm İsrail toplumuna gerçeklerin açıklanacağını söyledi. Ayrıca tüm kesimleri kapsayan zorunlu askerlik yasası çıkarılacağını, ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin de buna dahil edileceğini ve buna karşı çıkan dini kurumların finansmanının kesileceğini belirtti. Planlar arasında başbakanlık görev süresinin sekiz yıl ile sınırlandırılması, ülke topraklarının korunması ve ‘tek bir santimetreden dahi taviz verilmemesi’ de yer aldı. Bennett ayrıca, toplumu birleştiren, kapsayıcı ve zorlamadan uzak bir Yahudilik anlayışının güçlendirileceğini ifade ederek, “Bugün burada birlikte durarak İsrail’de köklü bir reform başlatıyoruz. Her zaman yaptığımız gibi egolarımızı bir kenara bırakıp ülke için en doğru olanı yapıyoruz” dedi.

Öte yandan, iki lidere yakın kaynaklar, Bennett ve Lapid’in birlik kararının, mevcut bölünmüşlük devam ettiği sürece seçim kazanmanın imkânsız olduğu sonucuna varılmasının ardından alındığını aktardı. Kaynaklara göre, Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümete karşı olan blok, iç bölünmeler nedeniyle zayıf durumda bulunuyor. İki liderin karar öncesinde anketler yaptırdığı ve son bir hafta içinde birden fazla görüşme gerçekleştirdiği, nihayetinde anlaşmanın tamamlanarak resmi olarak imzalandığı bildirildi.

Kayıp af

New York Times gazetesi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Donald Trump’ın Netanyahu için af çıkarılması yönündeki taleplerine uymayı düşünmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre Herzog, bağlayıcı hukuki süreçler tamamlanmadan af seçeneğinin gündeme gelmeyeceğini savunuyor. Bu çerçevede Herzog’un, savcılık ile Netanyahu’nun avukatları arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı planladığı ve böyle bir anlaşma kapsamında Netanyahu’nun kendisine yöneltilen suçlamaları kabul edebileceği belirtiliyor.

sdvdsv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemeye çıktı. (Reuters)

Bu gelişme, yargı sürecini sonuçlanmadan sonlandırmaya çalışan Netanyahu açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Herzog’un, af verilip verilmemesi ikileminin ötesinde farklı seçeneklerin bulunduğuna inandığı ve öncelikli rolünü, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle derin şekilde bölünmüş olan İsrail toplumunda birliği güçlendirmek olarak gördüğü ifade ediliyor. Bu nedenle af meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini tercih ettiği kaydediliyor.

İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada da Herzog’un daha önce defalarca dile getirdiği gibi, savcılık ile Netanyahu arasında bir uzlaşmaya varılmasının ‘uygun ve doğru bir çözüm’ olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, taraflar arasında yürütülen temasların, karşılıklı mutabakata ulaşılması açısından ‘gerekli bir süreç’ olduğu belirtildi.


İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
TT

İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)

İran, Hürmüz Boğazı'nı açma ve savaşı sona erdirme karşılında ABD’nin İran limanlarına ve gemilerine uyguladığı ablukanın kaldırılması önerisinde bulundu. Arabulucular aracılığıyla Beyaz Saray'a iletilen bu yeni teklifte denizcilik krizinin öncelikle ele alınması ve nükleer müzakerelerin sonraki bir aşamaya ertelenmesi öngörülüyor. Teklifin ayrıntıları, Pakistan’daki müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından gün yüzüne çıktı.

ABD ve İran’dan kaynaklar, teklifin İslamabad aracılığıyla iletildiğini ve nükleer alanda herhangi bir taviz içermediğini belirtti. Washington ise kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde nükleer programın tasfiyesi konusundaki tutumundan geri adım atmadı.

Bu gelişmeler yaşanırken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İslamabad ve Maskat'a gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından Rusya'ya giderek burada Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Arakçi, Washington'ın ‘aşırı taleplerinin’ İslamabad'daki önceki turu sekteye uğrattığını söyleyerek Hürmüz'ün güvenliğinin ‘önemli küresel bir mesele’ olduğunu vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise Moskova'nın Orta doğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirterek Tahran ile stratejik ilişkileri ön plana çıkardı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘tüm kozu elinde tuttuğunu’ ve İran'ın müzakere etmek istiyorsa Washington'ı arayabileceğini söyleyerek deniz ablukasının süreceğini vurguladı. Pakistanlı kaynaklar ise iki taraf arasındaki temasların sürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran'ın hâlâ Hürmüz Boğazı, Bab’ul-Mendeb Boğazı ve petrol hatları dahil olmak üzere çeşitli kozları elinde bulundurduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu arada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD güçlerinin 38 gemiyi rota değiştirmeye ya da limana dönmeye yönlendirdiğini duyurdu.