İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

Protestolar, rejimi devirmek için gereken kritik kitleye ulaştı mı?

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.



Hürmüz’de gemileri hedef alan saldırı dalgası büyüyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
TT

Hürmüz’de gemileri hedef alan saldırı dalgası büyüyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında seyreden petrol tankerleri (Reuters)

Gemilere yönelik saldırılar artarken petrol ihracatında sert düşüş yaşandı. Brent petrolün varil fiyatı 110 dolara yükselirken, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırıyor.

Körfez’de deniz ulaşımını tehdit eden riskler, savaşın başlamasından bu yana gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırılarda benzeri görülmemiş bir artış yaşanmasıyla giderek büyüyor. Bu gelişme, küresel enerji arzının güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken petrol fiyatlarının da yükselmesine yol açıyor.

ABD ile İran’ın Hürmüz Boğazı çevresinde karşılıklı askeri baskı uyguladığı bir dönemde, boğazdan geçişin maliyeti ve riskleri artıyor. Savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin geleceğine ilişkin belirsizlik ise sürüyor.

Saldırılarda rekor artış

İngiliz Financial Times gazetesinin yayımladığı istatistiklere göre, ekim ayının ilk iki haftasında 24 gemi hedef alındı. Bu sayı, savaşın ilk iki haftasında saldırıya uğrayan 13 geminin yaklaşık iki katına karşılık geliyor.

Saldırılardaki artış, Hürmüz Boğazı’ndan geçişin Tahran ile Washington arasındaki mücadelenin başlıca cephelerinden birine dönüşmesiyle birlikte bölgedeki deniz güvenliği risklerinin genişlediğini ortaya koyuyor.

ghyju
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra bir boşaltma terminalinde ham petrolünü boşaltan Hindistan bayraklı tanker (Reuters)

Mevcut veriler, boğazdan geçişin giderek daha maliyetli hale geldiğine işaret ediyor. Gemilerin kaptanlarına, geçişin risklerini üstlenmeleri karşılığında aylık yaklaşık 100 bin dolar ödenmesi gerektiği belirtiliyor. Bu durum, deniz taşımacılığında işletme ve sigorta maliyetlerinin ne ölçüde arttığını gösteriyor.

Yeni saldırılar ve yangınlar

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), cumartesi günü yaptığı açıklamada, cuma akşamı Körfez’de Suudi Arabistan kıyıları açıklarında iki petrol tankerinin saldırıya uğradığını bildirdi.

Kurumun açıklamasına göre, ilk tanker Cübeyl kentinin 68 deniz mili kuzeydoğusunda kimliği belirlenemeyen bir mühimmatın isabet etmesi sonucu hasar gördü. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) aktardığı bilgilere göre, olayın ardından geminin mürettebatı tahliye edildi ve herhangi bir yaralanma yaşanmadı. O sırada olayın çevre üzerinde olumsuz bir etkisi olduğuna ilişkin herhangi bir bildirim de yapılmadı.

İkinci olayda ise bir petrol tankerinin kaptanı, gemisinin küçük bir tekneden fırlatılan roketle hedef alındığını bildirdi. Cübeyl’in 78 deniz mili açığında meydana gelen saldırıda geminin arka kısmı hasar gördü. UKMTO, mürettebatın yerinin tespit edildiğini ve güvende olduklarını açıklarken hasarın boyutunun ve çevresel etkilerin henüz netlik kazanmadığını belirtti.

scdfvgbhj
Petrol varilleriyle birlikte Hürmüz Boğazı’nın görüntüsü (Reuters)

Deniz güvenliği şirketi Vanguard, saldırıya uğrayan gemilerden birinin Marshall Adaları bayraklı ST 3 adlı petrol tankeri olduğunu açıkladı. Şirket, tankerin mürettebatının yakındaki Birleşik Arap Emirlikleri bayraklı bir konteyner gemisine nakledildiğini bildirdi.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetleri, cumartesi günü bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçerken deniz mayınına çarpması sonucu alev aldığını duyurdu.

İran medyasının aktardığı Devrim Muhafızları açıklamasında, tankerin 2 milyon varilden fazla ham petrol taşıdığı ve İran’ın izin vermediği bir güzergâhtan geçmeye çalıştığı öne sürüldü.

Reuters da İran medyasına dayandırdığı haberinde, iki tankerin deniz mayınlarına çarptığı ve gemilerde yangın çıktığı yönündeki iddiaları aktardı. Ancak bu anlatımları doğrulayan bağımsız bir teyit bulunmadığı belirtildi.

Tahran, söz konusu gemileri konum belirleme ve radar sistemlerini devre dışı bırakmakla ve izin verilmeyen bir güzergâhı kullanmaya çalışmakla suçladı. Olayların tüm ayrıntıları ve koşulları ise henüz açıklığa kavuşmadı.

cdvfbg
ABD güçleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine yardımcı olduklarını açıkladı (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise petrol tankerlerinin deniz mayınlarına çarptığı yönündeki İran açıklamasını yalanladı. CENTCOM, gemilerin kullandığı güzergâhların mayınlardan arındırılmış olduğunu savunarak hasarların İran’a ait mühimmatlar veya insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılardan kaynaklandığını belirtti.

Petrol ihracatı sert düşüş kaydetti

Gerilimin sonuçları yalnızca gemilerin ve mürettebatın güvenliğiyle sınırlı kalmıyor; Körfez’den dünya pazarlarına petrol sevkiyatını da doğrudan etkiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Deniz taşımacılığı ve enerji verilerinin analizinde uzmanlaşan Kpler şirketinden aktardığı verilere göre eylül ayında günlük ortalama petrol ihracatı 15,5 milyon varil düzeyindeydi. Bu miktar, 11 Ekim’de günlük 2,9 milyon varile kadar geriledi. Sert düşüş, petrol arzında yaşanan aksamanın boyutunu ortaya koydu.

Arzdaki daralma fiyatlara da yansıdı. Brent petrolün varil fiyatı, cuma günü işlemlerin kapanışında yaklaşık 110 dolara yükselerek geçen mayıs ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

Bu gelişmeler, deniz ulaşımındaki aksaklıkların sürmesi halinde enerji piyasaları üzerindeki baskının daha da artabileceği endişesini güçlendiriyor. Özellikle petrol tankerlerinin geçişine yönelik kısıtlamaların uzaması veya saldırıların daha fazla gemiyi ve petrol ihracatıyla bağlantılı tesisi kapsayacak şekilde genişlemesi, küresel arz üzerindeki riskleri artırabilir.

Riskler yalnızca ham petrol fiyatlarındaki yükselişle sınırlı değil. Arzda yaşanan aksaklıklar, nakliye ve sigorta maliyetlerine, oradan da akaryakıt fiyatlarına yansıyabilir. Bu durum, enerji ithalatçısı ekonomiler üzerindeki enflasyon baskısını artırabilir.

Hürmüz yeniden çatışmanın merkezinde

Hürmüz Boğazı, Körfez’den uluslararası pazarlara petrol ve doğal gaz ihracatında üstlendiği stratejik rol nedeniyle 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasındaki mücadelenin merkezinde yer alıyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran, boğazdaki deniz trafiğine kısıtlamalar getirdi ve kendisinden izin almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı. Buna karşılık Washington, İran limanlarına abluka uyguladı ve deniz kuvvetlerinin bölgedeki varlığını güçlendirdi. ABD donanmasına ait unsurlar, boğazdan geçen petrol tankerlerine artan sayıda eşlik etmeye başladı.

İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmai, geçen hafta yaptığı açıklamada, geçiş sırasında tespit edilmemek amacıyla takip sistemlerini devre dışı bırakan gemilerin “düşman hedef” sayılacağı uyarısında bulundu. Bu açıklama, Tahran’ın deniz trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

Gemilere yönelik saldırıların yoğunluğu, özellikle müzakerelerin tıkanması ve ABD ile İran arasında doğrudan çatışmaların yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklama ve işaretlerin artmasıyla yükseliyor.

Mevcut durumda ABD Başkanı Donald Trump, askeri operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline ilişkin Amerikan güçlerinden planlar hazırlanmasını istediğini defalarca dile getirdi. Trump’ın son açıklamalarında, İran’ın Cebel-i Fes bölgesindeki nükleer tesisine “tüm bombaların anası” olarak bilinen bombayla saldırı düzenlenmesi ihtimaline de değindiği belirtildi.

İran, boğazdaki geçişleri denetleme ve izin verilen güzergâhları belirleme hakkını savunuyor. ABD ve diğer bazı taraflar ise bu uluslararası su yolundaki deniz trafiğinin tek taraflı kısıtlamalara tabi tutulmasına karşı çıkıyor.

Böylece Hürmüz Boğazı, yalnızca ticari bir geçiş güzergâhı olmaktan çıkarak nüfuz mücadelesinde ve savaşın sona erdirilmesine yönelik pazarlıklarda tarafların birbirine karşı kullandığı bir baskı aracına dönüşüyor.

Ekonomik etkiler genişliyor

Saldırıların sürmesi ve boğazdan güvenli geçişe ilişkin belirsizlik, deniz ulaşımının normal seviyelerine dönmesini zorlaştırıyor. Ticari gemiler giderek artan güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalırken deniz taşımacılığı sektörü, mürettebatın ve yüklerin güvenliğini sağlamak için daha fazla önlem almak zorunda kalıyor.

Denizcilik sektöründen yetkililer, yakın zamanda boğaz yakınlarında iki ayrı olayda bir konteyner gemisi ile bir dökme yük gemisinin mühimmat isabet etmesi sonucu battığını bildirmişti. Bu gelişme, deniz taşımacılığında meydana gelen hasarın boyutlarının genişlediğine ilişkin işaretlere yenisini ekledi.

ABD’nin ablukası ve İran’ın uyguladığı kısıtlamalar devam ederken gerilimin nasıl seyredeceği, tarafların deniz ulaşımı ve deniz güvenliği konusunda uzlaşmaya varabilmesine bağlı kalıyor.

O zamana kadar enerji piyasalarının dalgalanmalara açık olması bekleniyor. Gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar, bölgesel bir güvenlik krizinin ötesine geçerek petrol fiyatlarının, nakliye ve sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve enflasyon risklerinin artması yoluyla küresel ekonomi üzerinde daha geniş çaplı bir baskı unsuru haline gelebilir.


Bangladeş kızamıkla mücadele ediyor

Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
TT

Bangladeş kızamıkla mücadele ediyor

Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda yerde tedavi gören hastalar (Reuters)

Bangladeş, dünyadaki en büyük kızamık salgınını kontrol altına almakta zorlanıyor. Yetersiz veriler, bilinçlendirme çalışmalarındaki eksiklikler ve aşılamadaki açıklar nedeniyle daha da ağırlaşan kriz, uzmanlara göre aşılama oranlarının düşmesinin yol açabileceği ölümcül risk konusunda diğer ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), rutin aşılama programının 2025’te aksadığı Bangladeş’te, salgının mart ortasında başlamasından 9 Ekim’e kadar 202 bin şüpheli kızamık vakasının bildirildiğini açıkladı. Bu vakaların 22 bini laboratuvar testleriyle doğrulandı. Bu sayı, bu yıl herhangi bir ülkede kaydedilen en yüksek şüpheli vaka sayısı oldu.

WHO, son derece bulaşıcı olan hastalık nedeniyle şu ana kadar bin 147 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaydedilen ölümlerin yüzde 94’ünü beş yaşın altındaki çocuklar oluşturdu.

Bangladeş’te yaşananlar, aşılama oranı yüzde 95’in altına düştüğünde bir salgını kontrol altına almanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. WHO, salgınların önlenmesi için bu oranın gerekli olduğunu belirtiyor. Bangladeş, son birkaç yılda bu seviyeye yaklaşmıştı, ancak aşılama oranı 2025’te geriledi.

sd
Kızamık hastaları için ayrılmış izolasyon koğuşunda tedavi gören çocuklarına bakan ebeveynler (Reuters)

Reuters’ın WHO belgelerini incelemesi ve 10’dan fazla bilim insanı, sağlık çalışanı ve yetkiliyle yaptığı görüşmeler sonucunda, Bangladeş’in acil müdahale çalışmalarının, milyonlarca çocuğu kapsam dışında bırakan veriler, hazırlık eksiklikleri ve yeterli sayıda ebeveyne ulaşamama nedeniyle sekteye uğradığı ortaya çıktı.

WHO aşı danışmanı ve New York Üniversitesi Küresel Halk Sağlığı Fakültesi profesörü Mark Jit, “Bu, her ülke için gerçek bir uyarı” dedi.

Jit, salgınları aşılamayla önlemenin acil durumlara müdahale etmekten daha kolay, daha düşük maliyetli ve daha güvenli olduğunu belirtti.

Jit, “Müdahale çalışmaları sonunda salgını durduracaktır, ancak bu süreçte çok sayıda kişi kızamığa yakalanacak, bazıları ise hayatını kaybedecek” ifadelerini kullandı.

Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman’ın sağlık işlerinden sorumlu özel danışmanı Ziyaeddin Haydar, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, hükümetin salgını sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptığını söyledi.

“Oğlumu defnettikten sonra geldiler”

178 milyon nüfuslu Bangladeş’in salgından en fazla etkilenen bölgelerinden biri olan Sylhet’te, iki yaşındaki Arman Hüseyin temmuz ayında hayatını kaybetti. Ailesinin, hastanede tedavi masraflarını karşılamak için sahip oldukları üç tekerlekli aracını satarak finanse ettiği tedavinin ardından çocuk, hastaneye yatırılmasından 24 saat sonra yaşamını yitirdi. Dört yaşındaki kız kardeşi ise kendisi de aşılanmamış olmasına rağmen hayatta kaldı.

D
Kızamık hastaları için ayrılmış koğuşta tedavi gören 6 yaşındaki bir çocuk (Reuters)

26 yaşındaki baba Emin Miya, Sylhet’teki uzak köylerine çocuklara zamanında aşı yapılması için hiçbir sağlık çalışanının gelmediğini söyledi. Miya, “Oğlumu defnettikten sonra geldiler” dedi.

WHO’ya göre kızamık, normal şartlarda her bin vakadan iki ya da üçünün ölümüne yol açıyor. Ancak yetersiz beslenme gibi etkenler nedeniyle hastalık, yoksul ülkelerde daha ölümcül olabiliyor.

Yine Sylhet bölgesinde bulunan Chhatak kasabasında, 30 yaşındaki marangoz Hümâyun Reşid’in dokuz aylık kızı, haziran ayında hayatını kaybetti. Labibe Ahter, acil aşılama programının aşılanma yaşını dokuz aydan altı aya indirdiği nisan ayında aşı olabilirdi.

Babası, “Bize haber vermek için hiçbir sağlık çalışanı gelmedi” dedi.

Bangladeş Sağlık Bakanı Serdar Muhammed Sakavat Hüseyin, mayıs ayında yaptığı açıklamada, acil aşılama kampanyasının salgın bölgelerindeki vaka sayısını ‘neredeyse sıfıra’ indirdiğini ve salgının kontrol altına alındığını söylemişti.

Ancak Bangladeş, eylül ayında yüksek ateş, öksürük ve deri döküntüsüne neden olan kızamıkta günlük ortalama bin 198 yeni vaka bildirdi. Bu, mayıs ayından bu yana kaydedilen en yüksek sayı oldu.

Bangladeş’teki salgın, özellikle daha zengin ülkelerde aşıya yönelik tereddütlerin arttığı bir dönemde yaşanıyor. Bu şüpheciliği ABD Sağlık Bakanı gibi isimler de yaygınlaştırıyor.

Uzmanlar, Bangladeş’te aşıya erişim ve aşılama konusunda farkındalık oluşturulmasının başlıca engeller arasında yer aldığını belirtti.

Bangladeş, yakın zamana kadar aşılama konusunda başarılı bir ülke olarak gösteriliyordu. WHO ile Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) tahminlerine göre, 2024’te kızamık aşısının ilk dozunu alan çocukların oranı yüzde 96’ya, tek dozla bağışıklık geliştiremeyen az sayıdaki çocuğu korumak amacıyla uygulanan ikinci dozu alanların oranı ise yüzde 93’e ulaşmıştı.

Ancak aynı yıl, Başbakan Şeyh Hasina’nın 15 yıllık iktidarını sona erdiren protestolar patlak verdi. Ardından yaşanan siyasi çalkantılar sırasında sağlık çalışanları greve gitti, aşı siparişleri gecikti ve rutin aşılama programlarında genellikle uygulanan takip dozları aksadı.

WHO ve UNICEF’in temmuz ayında yayımladığı raporda yer alan tahminlere göre, 2025’te ilk doz aşılama oranı yüzde 90’a, ikinci doz oranı ise yüzde 86’ya geriledi. Bu oranlar, sürü bağışıklığı olarak bilinen korumanın sağlanması için gerekli yüzde 95’lik seviyenin birkaç puan altında kaldı.

dcserghyj
Bangladeş’in Sylhet kentinde bulunan Şehit Şemseddin Ahmed Hastanesi’ndeki kızamık izolasyon koğuşunda tedavi gören 8 yaşındaki bir çocuk (Reuters)

Raporda ayrıca, 2023-2025 yılları arasında kızamık ve diğer hastalıklara karşı yapılan aşılara ilişkin resmî verilerin kalitesi konusunda da soru işaretleri gündeme getirildi.

Raporda, ilk verilerin bazı durumlarda aşılanan kişi sayısının hedeflenen nüfusun yüzde 100’ünü aştığını gösterdiği belirtildi. Bunun, uygulanan dozların veya hedef nüfusun hesaplanmasında yapılan hatalara işaret ettiği ifade edildi.

Acil yardım programı milyonlarca kişiyi göz ardı etti

Buna rağmen, kızamık salgınının başlamasının ardından Bangladeş hızla harekete geçti ve başlangıçta mücadelede başarılı olduğu izlenimi verdi.

Acil aşılama programının ardından, nisan ve mayıs aylarında yaklaşık 20 milyon çocuğa aşı yapılmasıyla yeni vaka sayısındaki artış ilk etapta yavaşladı. Hükümet, 6 ay ile 5 yaş arasındaki hedef yaş grubunda bulunan tüm çocukların aşılandığını açıkladı.

Ancak program gerçekte hedefine ulaşamadı. Bu durum, haziran ayında yürütülen başka bir rutin sağlık müdahalesinin hedef listesinde, aynı yaş grubunu kapsamasına rağmen kızamık aşılama kampanyasındakinden 4 milyon daha fazla çocuk bulunmasıyla ortaya çıktı.

Kızamık vakalarının 14 Eylül’de yeniden artması üzerine Reuters’a konuşan Haydar, “Bir açık var” dedi. Haydar, çocukların aşılanamamasını ebeveynlerin tereddüt etmesine veya çocukların hastalanmasına bağladı.

Başka sorunlar da ortaya çıktı.

Reuters’ın daha önce yayımlanmamış belgeleri incelemesi, hükümet, WHO ve diğer sağlık ortakları arasında nisan ve ağustos aylarında yapılan toplantıların ayrıntılarını ortaya koydu. Belgeler, hızlı hareket etme çabasının bazı eksikliklere yol açmış olabileceğini gösterdi.

19 Nisan’da yapılan toplantının tutanaklarına göre hükümet, zaman darlığı nedeniyle acil aşılama programını başlatmadan önce normalde dört tur halinde gerçekleştirilen hazırlık kontrollerinden yalnızca birini yapmayı tercih etti. Bu kontroller, aşıların soğuk zincirde saklanması için yeterli buzdolabı bulunup bulunmadığının doğrulanmasından aşılanması gereken çocuk sayısının belirlenmesine kadar birçok unsuru kapsıyor.

Tutanaklarda, tek tur halinde gerçekleştirilen kontroller sonucunda bölgelerin çoğunun hazır olduğunun, ancak tüm bölgelerin gerekli hazırlıkları tamamlamadığının belirlendiği kaydedildi.

Yoksullar bedelini ödüyor

Bangladeş’te kızamık ve kızamıkçığın ortadan kaldırılmasına yönelik Ulusal Doğrulama Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mahmud er-Rahman, “Hazırlık kontrolleri gerektiği gibi yapılmadığında, aşılamayı kaçıran ve bunun bedelini ödeyenler genellikle en yoksul ve ulaşılması en zor çocuklar oluyor” dedi.

Diğer yandan Haydar, nisan ayındaki aşılama kampanyasının dört hafta içinde başlatıldığını söyledi. Ancak 2017 yılına kadar Bangladeş’in bağışıklama programını yöneten Taculislam Abdulbari, bu tür kampanyaların normalde aylar süren bir planlama gerektirdiğini belirtti.

Ağustos ayında yapılan toplantıya gelindiğinde uygulamadaki eksiklikler tespit edilmişti. Toplantı tutanaklarında, kızamık vakası laboratuvar testleriyle doğrulanan ancak aşılanmamış çocukların oranının kampanya öncesinde yüzde 82, sonrasında ise yüzde 85 olduğu belirtildi. Tutanaklarda bu durumun, ‘kapsama alanındaki eksikliklerin devam ettiğini’ doğruladığı ifade edildi.

WHO, nisan ve ağustos aylarında yapılan toplantılara ilişkin soruları yanıtlamadı. Ancak örgütün Bangladeş’teki temsilci yardımcısı Dr. Rajesh Narwal, risk altındaki tüm çocukların aşılanması hedefinde hükümeti desteklemeye kararlı olduklarını söyledi.

Narwal, “Bu tür eksikliklerin tekrarlanmaması için rutin aşılama programının daha etkili ve dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor” dedi.

Resmî kayıtlara göre 180 çocuğun hayatını kaybettiği Sylhet’te, Reuters’ın eylül ayında görüştüğü 16 aileden sekizi, çocuklara aşı yapmak üzere gelen sağlık çalışanlarını hiç görmediklerini söyledi. En az altı aile ise sağlık çalışanlarının bölgeyi ancak kızamık nedeniyle bir çocuk hayatını kaybettikten sonra ziyaret ettiğini belirtti.

Hükümet, eylül ayının sonunda önceki kampanyalarda aşılanamayan 3,4 milyon çocuğu hedefleyen yeni bir kampanya başlattı.

Sağlık Bakanı, bir basın toplantısında, “Hiçbir çocuğun geride kalmaması için tüm köylerdeki insanları sürece dahil edeceğiz” dedi.

Ancak her çocuğa ulaşmak hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. UNICEF ve Bangladeş İstatistik Bürosu verilerine göre çocukların yüzde 40’ına kadarı nüfus kayıtlarında yer almıyor. Hükümet verileri ise sağlık çalışanlarına ayrılan kadroların yaklaşık üçte birinin boş olduğunu gösteriyor.


Trump iki büyük okyanustan birini istedi... Google reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump iki büyük okyanustan birini istedi... Google reddetti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Amerikan teknoloji şirketi Google’ı, bir okyanusa kendi adını vermeye ikna etmeye çalıştığını, ancak şirketin bu öneriyi reddettiğini söyledi.

Georgia eyaletinde düzenlenen bir seçim mitinginde konuşan Trump, şirketin temsilcilerine Atlas Okyanusu veya Pasifik Okyanusu’nun adını ‘Trump Okyanusu’ olarak değiştirmeyi önerdiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Trump, şirketin bu öneriye öfkeyle karşılık vererek, “Artık yeter. Bu kadarı da fazla. Daha fazlasını yapmayacağız” dediğini aktardı.

Trump, 2025 yılında Meksika Körfezi’nin adının Amerika Körfezi olarak değiştirilmesini öngören bir başkanlık kararnamesi yayımlamıştı. Geçtiğimiz ağustos ayında ise ABD ile Kanada sınırında bulunan Ontario Gölü’ne ‘Amerika Gölü’ adını vermişti.

Google, her iki isim değişikliğini de ABD’deki kullanıcılar için haritalarına yansıtmıştı.

Trump, destekçilerine Google’a ‘Trump Okyanusu’ adının yer aldığı bir harita gönderdiğini, ancak şirket temsilcilerinin bu fikri reddettiğini söyledi. Bu kez yalnızca şaka yaptığını öne süren Trump, yine de bunun aklına gelen en kötü fikir olmadığını belirtti.

Trump, uzun süredir okyanuslardan birinin adını değiştirmek istediğini dile getiriyor. ABD ile İran arasındaki savaş devam ederken İran’ı açıkça kışkırtma girişimi olarak Hürmüz Boğazı’nın adını ‘Trump Boğazı’ olarak değiştirmeyi de önermişti.