Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Hartum ile Asmara arasındaki ilişkiler, onlarca yıllık coğrafi, güvenlik ve siyasi karşılıklı bağımlılığın şekillendirdiği ihtiyatlı bir pragmatizme tanık olsa da hiçbir zaman istikrarlı bir ortaklık düzeyine ulaşamadı

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
TT

Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Mina Abdulfettah

1990'ların başlarında, Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki ile Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki ilişkiler, yeni kurulan seküler Eritre devleti ile Beşir ve Hasan et-Turabi liderliğindeki Sudan'daki yükselen İslamcı rejim arasındaki ideolojik farklılıklar nedeniyle erken dönemde gerginliklere tanık oldu.

Eritre 1993 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Asmara, Hartum'u ‘Eritre'deki İslamcı muhalefet gruplarını desteklemekle’ suçladı. Afwerki, Beşir rejiminin nüfuzunu sınırlamak için bir strateji kapsamında, ABD'nin dolaylı desteğiyle, o dönemde Etiyopya ve Uganda'yı da içeren bölgesel bir eksen içinde Sudanlı muhalefet gruplarını kucaklayarak yanıt verdi.

Sudan'da 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesiyle birlikte, bu eğilim daha yoğun bir aşamaya girdi ve her iki tarafın da çalkantılı bölgesel denklemdeki konumlarını yeniden tanımlamaya yönelik karşılıklı hamlelerle karakterize oldu. Eritre tarafında Asmara, Sudan ordusu ile doğrudan iletişim kanallarını sürdürmeyi ve kendisini sınır dengelerini kurmada gerekli bir aktör olarak sunmayı amaçlayan siyasi ve güvenlik kanalları aracılığıyla Doğu Sudan ve Kızıldeniz kıyılarındaki varlığını pekiştirmeye yöneldi. Bu süreç, 29 Kasım 2025'te Eritre cumhurbaşkanının, savaşın patlak vermesinden bu yana Sudan'a yaptığı ilk ziyaretinde, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın daveti üzerine Port Sudan'ı ziyaret etmesiyle doruğa ulaştı. Bu ziyaret sadece protokol gereği değil, Asmara’nın Sudan askeri otoritesine desteğini teyit etmek ve çatışmadaki gelişmeleri, Kızıldeniz'deki güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel düzenlemelerin geleceğini tartışmak için hassas bir zamanda gerçekleşti.

Öte yandan Sudan, iç baskıların ve dışa açılımın yaşandığı bir dönemde bölgesel ortaklar çemberini genişletmek amacıyla Eritre'ye yöneldi. Bu eğilim, 2024 yılından bu yana Asmara'ya yapılan çeşitli resmi ziyaretlere de yansıtıldı. Bu ziyaretler arasında, koordinasyon kanalları kurmayı amaçlayan güvenlik ve siyaset toplantıları da yer alıyor. Bunların en sonuncusu, Sudan Maliye Bakanı Cibril İbrahim ve Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Halid el-Aysar'ın ziyaretleri oldu. Son ziyaret de bu bağlam da gerçekleşti ve iki ülke arasındaki ilişkiyi, kriz yönetiminden daha düzenli bir iş birliği çerçevesine dönüştürmeyi amaçlayan kademeli bir açılımın uzantısı olarak gerçekleşti.

Çift tonlu yaklaşım

Afwerki, Sudan'ı güvenlik, meşruiyet ve nüfuzun kesiştiği önemli bir destinasyon olarak gördü. Çıkarlarına göre gerektirdiğinde yakınlaştı, güç dengesi başka bir yöne kaydığında ise mesafesini korudu. İlişkinin ilk yirmi yılında, Hartum'a yönelik söylemleri, Sudan'ın bölgesel ağırlığını kabul etmekle Afrika Boynuzu'ndaki etkisini sınırlamak için sistematik çabaları birleştiren ikili bir üsluba sahipti.

Bu bağlamda, bu yaklaşımın açıklayıcı aşaması, Asmara'nın Sudan muhalefetine sığınak haline gelmesiyle ortaya çıktı. Bu, komşu ülkelerin iç çekişmelerini bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek için bir araç olarak kullanmaya dayanan daha geniş bir yaklaşımın parçasıydı.

Bu gidişat, 2018 yılında, birden fazla belirgin nedeni olan sessiz bir krizin patlak vermesiyle önemli bir zirveye ulaştı. O yıl, gerginlikler, Mısır-Sudan ilişkilerinin kötüleştiği bir dönemde Eritre'nin Mısır ile yakınlaşması ve Hartum'un insan kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle sınırdaki askeri varlığını güçlendirme kararıyla bağlantılıydı.

Ancak, o dönemde sızan bilgiler daha derin bir tablo çizdi ve Hartum'un, Beşir'i devirmeyi ve Washington'ın yaklaşımlarına daha uygun görülen bir alternatifi desteklemeyi amaçlayan siyasi düzenlemeleri destekleme çabaları hakkında güvenilir bilgilere sahip olduğunu gösterdi.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Beşir’in yardımcılarından Korgeneral Bekri Hasan Salih bu mesajları Asmara'ya iletti ve değiştirilmeden geri döndü. Bu da ilişkilerin ciddi bir soğukluk dönemine girmesine neden oldu. Bu soğukluk, sınırın kapatılması ve Eritre için önemli bir ekonomik can damarı olan gayri resmi ticaretin dondurulmasıyla kendini gösterdi. Cibuti, Etiyopya ve Yemen ile gerginliklerle çevrili olduğu bir dönemde, alternatif bölgesel ortaklara olan ihtiyacı daha da derinleşti.

Beşir’in düşüşü ve Sudan'da savaşın patlak vermesinden sonra Afwerki kartlarını yeniden düzenledi ve bölgede potansiyel bir arabulucu olarak kendini göstermeye başladı, ancak politikaları uzlaşmaktan çok dengeleri yönetmeye yakındı. Asmara, güvenlik ortamındaki parçalanmayı fırsat bilerek Sudan'ın doğusunda ve Kızıldeniz kıyısında varlığını güçlendirmek için Sudan askeri yönetimi ile ilişkilerini pekiştirmeye başladı. Bu aşamada Afwerki, savaşı Eritre’nin bölgesel güvenlik denklemlerinde önemli bir aktör olarak konumunu yeniden tesis etmek için bir fırsat olarak gören ihtiyatlı bir ortak tavrı benimsedi.

Jeopolitik denklem

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarının ötesinde Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'in derinliklerine uzanan bir güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor. Bu bahiste Sudan, sadece sorunlu bir komşu olarak değil, aynı zamanda Eritre'nin bölgesel parçalanma konusundaki beka korkularının yoğunlaştığı ve son derece değişken bir bölgesel sistemde yeniden konumlanma fırsatlarının şekillendiği stratejik bir alan olarak da görünüyor. Uzun soluklu bir ölüm-kalım savaşı bağlamında siyasi deneyimini kazanan Afwerki, istikrarı en yüksek değer, merkezi kontrolü ise devletin hayatta kalması için temel koşul olarak görüyor.

Bu açıdan bakıldığında, Sudan'a yaklaşımı ‘sıkı bir güvenlik mantığıyla yönetilse bile, güçlü bir devlet, silahlı çoğulculuğa ve sınır ötesi güç mücadelelerine açık bir devletten daha tercih edilebilir’ şeklindeki açık bir ilkeye dayanıyor. Dolayısıyla, son yıllarda, ideolojik önyargılardan değil, ordunun siyasi varlığın birliğini korumanın ve Sudan'ın karmaşık müdahaleler gerektirecek bir boşluk haline gelmesini önlemenin en yetkin garantörü olduğu hesaplarına dayanarak Sudan ordusunu destekleme eğiliminde oldu.

Afwerki, Etiyopya ile olan karmaşık ilişkisinden de faydalanıyor. Asmara ile Addis Ababa arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasının ardından iki ülke arasında yakınlaşma yaşanmış olsa da, bu yakınlaşma çıkarlar açısından ihtiyatlı ve dengeli bir nitelik taşıyor. Burada Sudan, Etiyopya'nın ağırlığını dengeleyebilecek coğrafi derinlik ve çok sayıda gücün çekiştiği bir bölgedeki güç dengesini kontrol edebileceği bir arena olmak üzere çift kat değer kazanıyor. Eritre ile çıkarları kesişen, uyumlu bir Sudan, Afwerki'ye bölgesel güç dengesinde stratejik bir koz sağlar ve ülkesinin siyasi ve güvenlik açısından kuşatılma olasılığını sınırlayacaktır.

Diğer yandan bu riskli girişim Mısır, Türkiye ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının kesiştiği Kızıldeniz'e de uzanıyor. Afwerki, bu koridorun artık sadece küresel ticaretin arterlerinden biri olmadığını, aynı zamanda nüfuz ve askeri konumlanma için rekabetin yaşandığı bir sahne haline geldiğini biliyor. Bu ortamda Sudan, Eritre’ye coğrafi büyüklüğünün ötesinde bir ağırlık kazandıran ve yıllarca süren izolasyonun ardından konumunu güçlendiren bölgesel anlaşmalara girmesini sağlayan bir bağlantı noktası gibi görünüyor.

Böylece, Afwerki’nin Sudan üzerine oynadığı bahis, sağlam istikrara yönelik uzun vadeli bir yatırım olarak somutlaşıyor. Güçlü merkezi devleti bölgesel güvenliğin garantisi olarak gören Eritre Devlet Başkanı’na göre istikrarlı bir Sudan, siyasi geçişin cazibesine karşı devletin hayatta kalmasını önceliklendiren ve güvenliği jeopolitik denklemin merkezine yerleştiren bir vizyon içinde, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki güç dengesini yeniden şekillendirmede vazgeçilmez bir ortak.

Yaklaşımdaki karmaşıklıklar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Afrika Boynuzu’nun derinliklerinde tarih, coğrafya ve siyaset, basit varsayımlarla durumu değerlendirenlerin kavrayamayacağı karmaşık bir ağ içinde iç içe geçti. Burada askeri hesaplamalar yeterli değildir ve merkezi devletin tek başına bir emniyet supabı görevi görebileceği düşüncesi yanlış. Bu çerçevede Afwerki'nin Sudan'a yaklaşımı, bu bahsi hayal edilenden daha az uygulanabilir kılan dört karmaşıklıkla çevrili gibi görünüyor. Bu karmaşıklıkların ilki, bölgesel çatışmanın çok kutuplu doğasıdır. Afrika Boynuzu artık ikili dengelerin arenası değil, aktif bir uluslararası varlığın yanı sıra bölgesel çıkarların kesiştiği bir alandır. Bu durum, askeri üslerin ve çelişkili güvenlik anlayışlarının bir arada var olduğu Kızıldeniz'de açıkça görülüyor. Böyle bir senaryoda, savaşa dahil olan her dış güç bir uzlaşma sağlamak yerine kendini yeniden konumlandırma fırsatı bulduğundan, belirli bir Sudanlı tarafa destek vermek, nüfuz oyununda ek bir unsur haline geliyor.

İkinci karmaşıklık, Sudan coğrafyasının parçalanmasında kendini gösteriyor. Savaş artık bir ordu ile paralel bir güç arasındaki çatışma değil, Darfur’dan Sudan'ın doğusuna uzanan bir dizi alt çatışmadan oluşan bir ağa dönüştü. Yerel grupların yükselişi ve altın, kaçakçılık ve sınır geçişleri etrafında gelişen savaş ekonomisi, başkentin mantığına tabi olmayan güç merkezleri ortaya çıkarıyor. Bu ortamda, karar alma sürecinde birliği sağlayabilecek merkezi bir kuruma güvenmek, gücün silah ve kaynakların bulunduğu coğrafyaya dağılmış olduğu bir gerçeklikle çelişen bir kumardır.

Üçüncü karmaşıklık, ekonomi ile güvenlik meselelerinin örtüşmesiyle ortaya çıkıyor. Bugün Sudan, sadece siyasi açıdan sorunlu bir ülke değil, aynı zamanda sınır ötesi ağlar tarafından kontrol edilen ekonomik açıdan parçalanmış bir ülke. Libya ve Çad üzerinden altın kaçakçılığı yapılan rotalar ve Afrika Boynuzu üzerinden silah kaçakçılığı yapılan rotalar, bu çatışmayı daha geniş bir bölgesel çıkarlar sisteminin parçası haline getirdi. Böyle bir bağlamda, askeri istikrarı desteklemek bu ağların ortadan kaldırılmasına yol açmayabilir, aksine onlara daha organize bir biçimde kaosu yeniden üreten yeni bir örtü sağlayabilir.

Dördüncü karmaşıklık ise sosyal ve insani boyutta yatıyor Ülke içinde ve dışında milyonlarca yerinden edilmiş Sudanlı, Darfur ve Kordofan eyaletlerinin yanı sıra doğudaki sosyal dokunun parçalanması, devlet kavramının yeniden kurulamadan önce aşınmaya başladığı bir gerçeklik yarattı. Somali deneyimi bölgenin hafızasında halen tazeliğini koruyor. Sudan artık ordusu ve müttefikleri olan, ancak iktidara anlam katan toplumu kaybeden bir devletten ibaret. Bu bağlamda, ulusal uzlaşma olmadan güvenlik istikrarı, kırılgan bir yapının sağlam bir cephesi gibidir.

Bu dört karmaşık durum göz önüne alındığında, Afwerki'nin Sudan üzerine oynadığı bahisin, sadece mantıkla yönetilmeyen bölgesel ortamla açıkça çeliştiği görülüyor. Afrika Boynuzu, çıkarların, kimliklerin ve kaynakların birbiriyle iç içe geçtiği bir alan. Bu yüzden, ilk bakışta her ne kadar dikkatli hesaplanmış görünse de tek taraflı bahisler aşınmaya karşı savunmasız kalıyor.

Gidişatın öngörülmesi

Öngörüler, Eritre rejiminin doğasına özgü zihinsel ve siyasi yapıya dayanıyor. Afwerki, tarihi olarak, dış ilişkilerin büyük uzlaşmalar için açık bir alan olarak değil, sıkı iç güvenliğin bir uzantısı olarak yönetildiği, egemen izolasyon ve kasıtlı kapanmaya dayalı bir yaklaşımı benimsiyor. Bu bağlamda, Sudan ile yakınlaşma senaryosu, Hartum'un izleyeceği siyasi yolun doğasına bağlı bir olasılık olarak ortaya çıkıyor.

Kriz, Batı başkentlerinde formüle edilen ve ABD’nin çizdiği çerçevelerle yönetilen uluslararası bir çözüme doğru ilerlerse gidişat, Afwerki'yi ya güvenmediği bir denklemde ikincil bir rol kabul etmek ya da on yıllardır retoriğinin merkezinde yer alan bağımsız karar verme mantığını korumak için bir adım geri atmak arasında stratejik bir ikilemle karşı karşıya getirir. Böyle bir durumda yakınlaşma sınırlı hale gelir, dar güvenlik kanalları tarafından yönetilir ve geniş bir siyasi ortaklıktan uzaklaşır.

Ancak Sudan'da, uluslararası tavanların düşük olduğu, yerel dengeler ve sınırlı bölgesel destekle yönetilen bölgesel bir uzlaşma temelinde daha kapalı bir formül ortaya çıkarsa, Afwerki kendini siyasi mantığına daha uygun bir ortamda bulur. Burada, karşılıklı güvenlik çıkarları, sınır kontrolü ve hassas konuların uluslararası dikkatlerden uzak bir şekilde yönetilmesine dayalı bir ilişki kurulması üzerine bahis yapabilir. Bu tür bir yakınlaşmanın, gerçekleşmesi halinde, dış baskılara daha az bağımlı bir Sudan rejiminin oluşmasıyla kademeli olarak inşa edileceğinden, iki ila beş yıllık bir zamana ihtiyacı var.

Bu denklemdeki belirleyici faktör, ikili ilişkilerin niteliğinden ziyade Sudan'daki uzlaşmanın niteliği olmaya devam ediyor. Afwerki, Hartum'u sadece sorunlu bir komşu olarak değil, daha geniş bir denklemin test alanı olarak görüyor. Peki, açık uluslararası çözümler modeli mi galip gelecek, yoksa dış etkilerden uzak, kapalı çevrelerde krizlerini yöneten bir devlet modeli mi devam edecek? Yakınlık ve uzaklık arasındaki mesafe bu soru çerçevesinde belirlenir ve ilişkinin siyasi takvimi şekillenir.

Bu manada, Afwerki'nin Sudan ile izleyeceği yol hakkındaki tahminler, iki ülke arasındaki ilişkinin bir ön habercisi olmaktan ziyade, onun yönetim felsefesinin bir yorumu haline geliyor. Egemenliğin tarihi kaygılarla iç içe olduğu Afrika Boynuzu’nda ittifaklar, yalnızca acil çıkarlar üzerine değil, bölge ülkelerinin liderlerinin dünya düzeninin doğası, bu düzenin sınırları ve büyük güçlerin nüfuz alanlarına açılmanın bedeli hakkındaki algıları arasındaki uyum derecesine de dayanıyor.



Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
TT

Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)

Rabia Abdusselam

1973'ten bu yana ilk kez, parlamentonun her iki kanadının da Halk Ulusal Ordusu birliklerinin ülke sınırları dışına konuşlandırılmasını resmen onaylamasının ardından, Cezayir ordusunun ilk konvoyu Nijer'e ulaştı. Sahada, petrol tankerlerinin geçişini güvence altına almaya ve Cezayir’in Sonatrach Şirketinin Kafra sahasındaki ve çevresindeki stratejik petrol yatırımlarını korumaya başladı. Nijerli yetkililerle doğrudan bir anlaşmaya dayanan bu konuşlandırma, ulusal güvenliği sağlama ve ülkenin güney komşusundaki tehditlerle önleyici mücadele doktrinini güçlendiriyor.

25 Ekim Pazar günü, Cezayir'in savunma politikası, parlamentonun Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Halk Ulusal Ordusu birliklerini Nijer'e gönderme talebini resmen onaylamasının ardından yeni bir aşamaya girdi. Bu, diplomatik ilkelerine dayanarak silahlı kuvvetlerini yurt dışında konuşlandırmaktan her zaman çekinen ülke için önemli ve istisnai bir adım sayılıyor. 2020’deki anayasa değişikliği, politikadaki bu değişime yasal çerçeveyi sağladı ve artık parlamentonun her iki kanadının da üçte iki çoğunlukla onaylaması koşuluyla yurt dışında asker konuşlandırılmasına izin verilir oldu.

Cezayir parlamentosunun onayı genel nitelikte olup konuşlandırmanın coğrafi konumunu resmi olarak belirtmese de diplomatik ve medya kaynakları muhtemel konuşlanma noktasını açıkladı. Eski Cezayir büyükelçisi Ammar Belani, Facebook sayfasında bu kuvvetlerin Libya sınırına yakın, Nijer'in kuzeyindeki Madama Askeri Üssüne konuşlandırılabileceğini belirtti. Eskiden bir Fransız askeri karakolu olan bu üs, geliştirilmiş ve genişletilmiş olup, bugün Sahel bölgesini ve sınır ötesi kara yollarını izlemek için önemli bir stratejik öneme sahip.

Coğrafi olarak Madama Nijer'in kuzeyinde, Libya'nın Fezzan bölgesindeki el-Wigh Askeri Üssünden yaklaşık 263 kilometre (kuş uçuşu) uzaklıkta yer alıyor. El-Wigh, Mareşal Halife Hafter'in güçleriyle bağlantılı hayati önemde bir askeri tesis ve Libya'nın güneybatısında önemli bir destek ve operasyon merkezi olarak hizmet veriyor; bu da Cezayir'in yeni konuşlandırılma adımına hassas ve doğrudan güvenlik boyutları katıyor.

Sahra altı enerji koridorlarının güvenliği

Cezayir askeri konuşlandırması, Niamey ile aylar süren kademeli yakınlaşmanın ardından geldi. 2025 yılında Cezayir güçlerinin bir Mali insansız hava aracını (İHA) düşürmesinin ardından Nijer'in Mali ve Burkina Faso ile dayanışma içinde Cezayir'deki büyükelçisini geri çağırmasıyla ilişkiler diplomatik bir kriz yaşamıştı. Gelgelelim, Cezayir'in General Abdufrahman Tchiani hükümetine karşı bir darbe girişiminin ardından Nijer'in başkentine askeri uçak göndermesiyle askeri iş birliği ağustos ayı sonunda açıkça yeniden başladı.

Güvenlik alanındaki bu yakınlaşma, Cezayir parlamentosundaki oylamadan sadece dört gün önce, 21 Ekim'de Nijer Savunma Bakanı Salifou Mody tarafından Cezayir'de askeri iş birliği protokolünün imzalanmasıyla doruğa ulaştı.

cdfgt
Cezayir askerleri, Cezayir'in İn Amenas kentindeki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutuyor, 31 Ocak 2013 (AFP)

Cezayir'in Nijer'deki askeri konuşlanması, sınırları korumanın ötesine geçerek, ekonomik çıkarları güvence altına almayı ve Sahel’de nüfuzu güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir değişimi temsil ediyor

Ekonomi ve jeopolitik alanda uzman Cezayirli araştırmacı Seyfeddin Kaddaş, bu sahneye dair şu değerlendirmede bulundu: “Cezayir'in Nijer'e yönelik operasyonel hamlesi, geleneksel bir askeri varlığın ötesine geçen stratejik boyutlar taşıyor. Bu hamle, Niamey'de iç istikrarı sağlamaya ve mevcut Nijer rejimini zayıflatma girişimlerinin önüne objektif engeller koymaya yönelik doğrudan bir jeopolitik araçtır.”

Şöyle devam etti: “Güç dengesi açısından bakıldığında, askeri varlık bölgesel güvenlik denkleminde gerçek bir yeniden yapılanmayı temsil ediyor. Cezayir, Cezayir ve Niamey'i birbirine bağlayan eksen aracılığıyla Sahel'deki pratik nüfuzunu yeniden kazanmayı ve bu ikili ekseni her iki ülkenin ve bölgenin ortak ulusal güvenliğini korumak için sağlam bir temel haline getirerek sahadaki güvenlik ve yıkıcı zorluklarla mücadele etmeyi amaçlıyor.”

Ekonomik açıdan bakıldığında, Kaddaş’ın analizi güvenlik istikrarını yatırımları genişletme dinamikleriyle ilişkilendiriyor. Cezayir'in fiilen denetlediği petrol sahaları, boru hattı ağları ve enerji santralleri de dahil olmak üzere enerji altyapısının güvence altına alınması sadece önleyici bir adım değil, aynı zamanda ekonomik projelerin başarısını sağlamak ve uygulama veya işletme sırasında onları hedef alacak risklere karşı koymak için temel bir adımdır.

“Salvador Koridoru”, DEAŞ’ın Büyük Sahra'daki hareketliliği ve Boko Haram hücrelerinin Libya, Nijer ve Cezayir sınırları boyunca silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı ağlarıyla kesiştiği güvenlik açısından sıcak bir nokta olarak yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti

Bu projeler, Cezayir’in Sonatrach Şirketi ile Nijer’in Sonidep Şirketi’nin Kafra petrol sahasında dört arama kuyusu açmasıyla sahada somutlaştı. İki şirket, Kafra Sud-Est-1 adı verilen ilk kuyuda çalışmalara çoktan başladılar. Lisans, Cezayir sınırına yakın Agadez bölgesinde 23 bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyor. Bu yatırım, Nijer gazını Nijer üzerinden Cezayir'e ve oradan da Avrupa pazarlarına taşımayı amaçlayan Trans-Sahara Doğalgaz Boru Hattı projesini tamamlıyor.

Jeopolitik kısıtlamalar ve Salvador Koridoru kompleksi

Ancak, Afrika'nın Sahel bölgesini çevreleyen güvenlik komplekslerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu görev kolay olmayacak gibi görünüyor. Bu komplekslerin başında, geniş çöl alanları boyunca uzanan lojistik tedarik hatlarının güvenliğinin sağlanması geliyor.

Sahaya dair Nijer'den yapılan bir değerlendirmede, Nijerli siyasi aktivist Ömer el-Ansari şunları söyledi: “Enerji tesislerini ve ortak çıkarları korumayı amaçlayan sınırlı Cezayir askeri varlığı, sahada gerçek meydan okumalarla karşı karşıya. Bunların başında öncelikle kuzey Nijer'e yayılmış silahlı örgütlerin faaliyetleri geliyor. Söz konusu örgütlerin Çad ve Libya sınırlarının ötesinde uzantıları var ve hareketlerini ve kaçakçılık operasyonlarını gerçekleştirmek için Salvador Koridoru'nu kullanıyorlar.”

Bu güvenlik uyarısı, bölgenin jeopolitik özelliklerine dayanıyor; zira “Salvador Koridoru” veya Salvador Üçgeni olarak bilinen bölge, bu denklemdeki en hassas güvenlik cephesini oluşturuyor. Cezayir, Nijer ve Libya sınırlarının kesiştiği noktada bulunan ıssız bir çöl bölgesi olan bu koridor, Libya'nın güneybatısındaki Fezzan bölgesini Afrika Sahel'inin kalbine bağlayan kara yollarının doğal bir kavşağı olması nedeniyle stratejik öneme sahip.

Güvenlik açısından, bölge, silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yapan yasadışı ticaret ağları ve uluslararası kaçakçılık ağları için en aktif koridorlardan biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, silahlı ve radikal örgütler tarafından güney Libya'daki arka üsleri ile Nijer'in kuzey bölgeleri arasında faaliyet göstermek için kullanılan önemli bir geçiş güzergahı görevi görüyor.

cdvfgbty
Nijer'in petrol merkezi Port Harcourt yakınlarındaki Okrika bölgesinden geçen doğalgaz boru hattında yürüyen bir kız çocuğu, 4 Aralık 2012 (Reuters)

Salvador Üçgeni, Nijer'in orta ve doğusunda silahlı örgütlerin ve suç ağlarının faaliyetlerinde benzeri görülmemiş bir artışın ardından, yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti. Bu da Cezayir ile Libya'yı çevreleyen güvenlik kuşağı boyunca risk haritasını yeniden çiziyor. Bu yapısal tehditler, başta Büyük Sahra'da DEAŞ'ın savaş gücünü yeniden kazanması, uluslararası askeri varlığın azalmasından faydalanan Boko Haram hücrelerinin manevralarının artması olmak üzere dört operasyonel alanda kesişiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum, Libya’daki silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yollarının güvenliğini sağlama konusunda karşılıklı çıkarlar yoluyla organize suçun kurumsallaşması ve fidye için adam kaçırma taktiklerinin kullanılmasıyla daha da karmaşık hale geldi.

En tehlikeli gelişme ise isyan stratejilerinin enerji altyapısını hedef almaya yönelmesidir; bunun en belirgin örneği, Mahmud Salah liderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin Nijer ve Benin arasındaki petrol boru hattına yönelik eylemleridir. Bu, Sahra bölgesindeki enerji koridorlarının ve ortak bölgesel projelerin isyancı örgütler için doğrudan hedef haline geldiğinin önemli bir göstergesidir.

 İnsansız hava araçları savaşı ve bölgesel ajandaların çatışmasının riskleri

Operasyonel düzeyde, Ansari şuna işaret etti: “Bu örgütlerin motosiklet ve İHA’ları kullanmaları ile birlikte savaş taktikleri gelişti. Bu da sürekli teyakkuz ve sürekli operasyonel adaptasyon gerektiriyor. Buna bir de geniş çöl bölgesinin coğrafi zorlukları ve uzun mesafeler boyunca tedarik hatlarının güvenliğini sağlamanın zorluğu, ayrıca doğrudan coğrafi yakınlık avantajına sahip yeni bir oyuncunun varlığından endişe duyan diğer bölgesel ve uluslararası aktörlerle rekabet göstergelerinin ortaya çıkması ekleniyor.”

Çatışmanın doğasındaki bu teknik değişim temel bir faktör, çünkü İHA’ların hızla artan kullanımı, bu teknoloji sahadaki çatışmalarda önemli bir silah haline geldikten sonra, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri ve güvenlik sahnesini yeniden şekillendirdi.

Bu bölgede İHA kullanımı artık büyük uluslararası güçler tarafından yürütülen gözetleme operasyonları ve hava saldırıları ile sınırlı değil. Yerel aktörleri ve düzensiz silahlı örgütleri de içerecek şekilde genişledi. Radikal örgütler ve uluslararası organize suç ağları, patlayıcılar taşımak veya düzenli orduların hareketlerini gözlemlemek ve takip etmek için teknik olarak modifiye edilmiş düşük maliyetli İHA’ları kullanmaya başladılar. Bu durum, bu örgütlere uçsuz bucaksız çöl alanlarında alışılmadık bir savaş avantajı sağlıyor ve bölgede konuşlandırılmış güçler için önemli denetim zorlukları yaratıyor.

Bu askeri konuşlandırmanın karşılaşacağı en büyük meydan okuma, özellikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki aktörlerin çokluğu ve ajandalarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası varlık olabilir. Bu bağlamda, Ömer Ansari, “Bu kesişim, Cezayir'in rolü ile diğer bölgesel ve uluslararası güçlerin rolleri arasındaki potansiyel çatışma ve bunun sonucunda sahada ortaya çıkabilecek rekabet veya yanlış anlamalar konusunda meşru endişeler doğuruyor” yorumunda bulundu.

Cezayir'in hamlesi, Paris ve Rabat ile yaşanan krizlerin ortasında, vekalet savaşlarına sürüklenmeden Sahel'deki varlığını pekiştirme çabasıyla, “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rus varlığı ve Türk genişlemesiyle kesişiyor

Sahadan gelen değerlendirmeler, bu konumlandırmanın Cezayir ile iyi ilişkileri, karşılıklı anlayışları ve koordinasyonu olan Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin yanı sıra, Fas ve Fransa gibi ilişkilerinde siyasi ve diplomatik kriz yaşadığı ülkeler gibi Sahel'de konuşlanmış çeşitli ülkelerin eylemleriyle kesiştiğine işaret ediyor. Birinci eksende, Cezayir'in sahadaki varlığı, Nijer, Mali ve Burkina Faso'daki askeri konseylerin güvenlik ortağı olan “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rusya'nın varlığıyla kesişmekte, aynı zamanda hem ekonomik hem de askeri olarak artan Türk varlığıyla da örtüşmektedir.

Karşı tarafta ise siyasi krizler yaşadığı Fas ve Fransa ekseni öne çıkıyor. Yakın zamana kadar Niamey'in isteği üzerine geri çekilen Fransa’nın “Barkhane” operasyonunun kilit noktası olan Madama Üssündeki konuşlanma, Fransız askeri varlığının kalıntılarını ortadan kaldırıyor; bu nedenle söz konusu hamle Paris tarafından açık bir güvenlik ve siyasi endişeyle izleniyor.

zxcdfvgb
Nijer'in Niamey kentindeki Diori Hamani askeri havaalanında Barkhane Operasyonu birliğinden bir Fransız askeri, 2 Ocak 2015 (AFP)

Sahadaki bu engellere rağmen Ansari: “Cezayir ordusunun terörizmle mücadele ve sınırları koruma konusundaki birikmiş deneyimi, ona Doğu ve Batı arasında hassas bir dengeyi koruma yeteneği kazandırıyor. Cezayir, Nijer'e bir hegemonya veya kutuplaşma projesiyle değil, resmi bir talebe cevap olarak ve coğrafi yakınlık ve açık ortak çıkarlar motivasyonuyla geldi” vurgusunda bulundu. Cezayir'in, ulusal egemenliğe saygı ve çatışma yerine koordinasyon, dışlama yerine entegrasyon temelinde bütün taraflara ikna edici bir yaklaşım sunabilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ona göre bu, Cezayir'in sahada gerçek bir istikrar sağlayıcı güç olarak rol oynamasını ve bölgeyi eksenler ve vekalet savaşları mantığından uzaklaştırmasını sağlıyor.

Bu iç içe geçmiş saha ve teknik verilere dayanarak, Afrika Sahel bölgesi ve Salvador Üçgeni çevresindeki jeo-ekonomik denklemin artık geleneksel çözümleri kaldıramayacağı açıkça ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarını genişletme hırsları ve engebeli jeopolitik ortamın kısıtlamaları arasında, Cezayir ve Niamey arasındaki ortak operasyonel konumlandırma, alışılmadık savaş taktiklerine ve sınır ötesi İHA savaşına uyum sağlama konusunda gerçek bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
TT

ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)

Seçimlerin pazar günü yapıldığı birçok ülkenin aksine ABD'de seçimler, 19'uncu yüzyıldan bu yana geleneksel olarak salı günleri düzenleniyor.

Peki, bu geleneğin geçmişi ve ortaya çıkış nedeni ne?

Şarku’l Avsat’ın ABD'nin NBC televizyonundan aktardığı habere göre bu gelenek 1845 yılına dayanıyor. O dönemde ABD nüfusunun büyük bölümü kırsal bölgelerde yaşıyordu. Ulaşım koşulları da bugünkünden oldukça farklıydı. Kırsal bölgelerden seçim merkezlerine ulaşmak bazı durumlarda saatler, hatta günler alabiliyordu.

Ayrıca her eyalet, başkanlık seçimlerini birkaç haftaya yayılan farklı tarihlerde gerçekleştirebiliyordu. Bu durum bir soruna yol açıyordu. Erken oy kullanan eyaletlerde açıklanan sonuçlar, henüz sandık başına gitmemiş eyaletlerdeki seçmenleri etkileyebiliyordu.

Bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen Kongre, seçim sürecini düzenlemeye karar verdi. 23 Ocak 1845'te kabul edilen yasayla başkanlık seçimleri için ortak bir tarih belirlendi. Buna göre seçimler, kasım ayının ilk pazartesisini izleyen salı günü yapılacaktı.

Bu kural günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Neden özellikle kasım ayında salı günü?

Kasım ayının seçilmesinde ekonomik ve iklimsel koşullar belirleyici oldu. 19'uncu yüzyılda tarım, ekonominin temelini oluşturuyordu ve seçmenlerin önemli bir bölümü şehir merkezlerinden uzaktaki çiftliklerde yaşıyordu. Bu nedenle yasa koyucular, insanların tarımsal faaliyetlerini ciddi biçimde aksatmadan oy kullanabilecekleri bir tarih belirlemek zorundaydı.

Kasım ayı bu açıdan uygun bir dönemdi. Ülkenin büyük bölümünde sonbahar hasadı bu ay itibarıyla tamamlanıyor, kışın sert koşulları ise henüz başlamamış oluyordu. Böylece seçmenlerin seyahat etmesi için nispeten elverişli bir ortam sağlanıyordu.

Salı gününün tercih edilmesinde ise dini, sosyal ve ekonomik gerekçeler etkili oldu.

Pazar günü, Hristiyan nüfusun önemli bir bölümü için dinlenme ve ibadet günüydü. Bu nedenle o gün seyahat etmek uygun görülmüyordu. Pazartesi günü ise seçmenlerin seçim merkezlerine ulaşabilmeleri için seyahat etmelerine ayrılması gereken bir gündü.

Çarşamba günleri de birçok tarım topluluğunda çiftçilerin ürünlerini sattığı “pazar günü” olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle salı günü, seçim yapmak için en uygun gün olarak öne çıktı.

Ayrıca kasım ayının ilk gününden de kaçınıldı. Bunun nedenleri arasında bu tarihin ABD'de kutlanan “Azizler Günü”ne denk gelebilmesi ve tüccarların ticari hesaplarını yaptıkları dönemle çakışması yer alıyordu.

Seçim tarihinin değiştirilmesi yönündeki çağrılar

Salı günü seçim yapılması 19'uncu yüzyılın koşullarına uygun olsa da günümüzde bazı seçmenler açısından önemli bir engel oluşturuyor.

Özellikle uzun saatler çalışanlar, işlerinden izin almakta zorlananlar, ailevi sorumlulukları bulunanlar ve oy kullanma merkezlerine ulaşım konusunda güçlük yaşayanlar bu durumdan etkileniyor.

Latin Amerika kökenli toplulukların bazı üyeleri de bu sorunlarla daha sık karşılaşıyor. Bunun nedenleri arasında bu topluluğun önemli bir bölümünün restoran, otel, inşaat, temizlik, ulaşım ve sağlık sektörlerinde çalışması bulunuyor. Bu sektörlerde çalışanların birkaç saatliğine bile işlerinden izin almaları zaman zaman zor olabiliyor.

Seçimlerin hafta sonuna alınması veya seçim gününün federal resmî tatil ilan edilmesi yönünde farklı dönemlerde çeşitli öneriler gündeme getirildi. Ancak bu önerilerin hiçbiri federal seçimlerin genel tarihini değiştirmedi.


Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.