Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

DEAŞ ve El Kaide, bölgedeki nüfuzlarını genişletmeye çalışırken her ikisi de radikal gruplara ve silahlı milislere el uzatıyor

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS