Şerbil Berakat
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay Minnesota'daki bir kampanya mitinginde, alay ve ciddiyet arasındaki çizgileri bulanıklaştıran kendine özgü üslubuyla, “Somaliland, Somali'den tamamen farklı bir ülke” dedi. On günden kısa bir süre sonra, iki ülkenin dışişleri bakanlarının Pekin'deki görüşmesinin ardından Çin ve Cibuti tarafından ortak bir bildiri yayınlandı. Bildiride, her iki taraf da Somaliland'ı bağımsız bir oluşum olarak tanımayı reddetti ve Somali'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha vurguladı.
Trump yönetimi “Tek Somali” politikasında resmi bir değişiklik ilan etmemiş olsa da ABD Başkanının açıklaması, Babul Mendeb Boğazı girişindeki stratejik önemi göz önüne alındığında, Somaliland'ın tanınması yönündeki Cumhuriyetçi Parti içindeki çağrıların ortasında, bölgenin geleceğine yeniden dikkat çekti.
Ancak Somaliland meselesi ve özellikle de Tayvan ile olan yakın bağları, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer'in ortak bildirisinde belirtildiği gibi, daha geniş bölgesel bağlamın yalnızca bir yönüdür. Meselenin gündeme gelmesi, Yemen'deki çatışmaların yeniden başlamasının ardından Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'ndaki gerilimlerin artması, Afrika Boynuzu'nda Etiyopya ve Eritre arasındaki gerilimlerin kötüleşmesi ve Mısır'ın Yemen krizine olası müdahalesiyle eş zamanlı olarak geldi.
Bu gelişmeler, deniz güvenliğinden yatırımlara, altyapıya, ticaret ağlarına ve bölgesel bağlantıya kadar Çin'in bölgedeki projelerini ve stratejik planlarını topluca etkiliyor. Bu artan meydan okumaların gölgesinde Pekin, Cibuti ile ortaklığını güçlendirmeye ve iki ülke arasındaki güvenlik ve diplomatik iş birliğini genişletmeye çalışıyor gibi görünüyor.
Çin-Cibuti bildirisi dört ana eksen üzerinden yorumlanabilir: Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'ndaki deniz güvenliği, Cibuti'deki askeri üslerin kullanımıyla ilgili ABD baskısı, Pekin'in çatışan bölgesel aktörlerle ilişkilerini dengeleme ihtiyacı ve Somaliland ile Berbera Limanının Çin-Cibuti çıkarları üzerindeki artan etkisi.
Güvenlik anlaşması ve diplomatik aktivizm
7 Ekim 2023 saldırılarının ardından Gazze'deki Hamas'ı desteklemek için Husilerin savaşa girmesiyle Kızıldeniz'deki huzursuzluğun başlamasından bu yana Çin, uluslararası su yollarında seyrüsefer özgürlüğü ilkesine açıkça sıkı sıkıya bağlı kaldı, ancak pratikte tankerlerinin ve gemilerinin güvenli geçişini sağlamak için Husilerle anlaştı. Bu müzakere yaklaşımı, İran'ın Şubat 2026'da ABD-İsrail saldırısının ardından Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi aksatmaya yönelmesinin ardından da tekrarlandı.
Çin ve Cibuti'nin güvenlik kaygıları sadece deniz güvenliği ve askeri hareketlilik ile sınırlı değil. Yemen'deki Husiler ve Somali'deki eş-Şebab arasında çıkarcı bir ilişki olduğuna dair işaretler göz önüne alındığında, terör tehditlerinin artması olasılığını da içeriyorlar
Ancak Pekin, iki boğazdaki gelişmeleri farklı siyasi perspektiflerden yola çıkarak ele aldı. Hürmüz örneğinde, bir BM üyesi devletin uluslararası yetki olmaksızın ABD-İsrail saldırısına maruz kaldığını düşünüyor.
Yemen'de ise Çin meşru hükümeti tanıyor ve Husilerin askeri güç kullanımını haklı bulmuyor, fakat krize siyasi bir çözüm bulunmasını destekliyor. Bu nedenle, Hürmüz örneğinde Pekin, Tahran'a normal gemi trafiğinin geri dönmesi için seyrüseferi aksatmayı bırakmasına dönük diplomatik baskıya odaklanırken, Kızıldeniz'deki karışıklıklar güvenlik alanında ve sahada daha geniş kapsamlı bir takipte bulunmasını gerektirdi.
Çin'in güvenliğe artan ilgisini gösteren bir gösterge olarak, ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından geçen eylül ayında yayınlanan bir analiz, Çin'in 2024'ten beri anakara dışındaki ilk üssü olan Cibuti'deki askeri üssünü genişlettiğini ve modernize ettiğini, bunun amacının bölgedeki güvenlik ve askeri hareketliliği gözlemleme kapasitesini artırmak olduğunu ortaya koydu.

Bu, Pekin'in askeri konuşlandırmasının doğasını değiştirmeye yönelik bir adım attığı anlamına gelmiyor. Nitekim bu bağlamda, Çinli siyasi yazar Zhao Zhijun, Cibuti ile güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesinin, Çin'in askeri varlığını genişletme veya Batı ittifaklarının yerini alma yönünde bir adım anlamına gelmediğine inanıyor. Zhao Zhijun yaptığı açıklamada, bu iş birliğinin mutlaka üssün büyüklüğünde önemli bir artış veya görevlerinin doğasında bir değişiklik gerektirmediğini belirtti.
Bu gelişmeler, özellikle Mısır'ın Husi saldırılarına karşı Suudi Arabistan'ı desteklemeye hazır olduğunu açıklamasının ardından, Kızıldeniz'de genişleyen çatışmaya ilişkin endişelerle eş zamanlı olarak gerçekleşti. İran destekli grup, Mısır'ın bu tutumunu savaş ilanı olarak değerlendirdi. Bu arada, güvenlik uzmanları, Kızıldeniz kıyısı ve Süveyş ile Akabe Körfezleri boyunca Mısır'a ait tesislerin insansız hava araçlarıyla hedef alınması olasılığı konusunda uyardı. Tehditlerin bu bölgelere yayılması, güvenlik risklerinin kapsamını önemli ölçüde artıracak ve Kızıldeniz'deki deniz trafiğini ve ticareti daha da zorlayacaktır.
Çin ve Cibuti'nin güvenlik kaygıları sadece deniz güvenliği ve askeri hareketlilikle sınırlı değil. Yemen'deki Husiler ve Somali'deki eş-Şebab arasında çıkarcı bir ilişki olduğuna dair işaretler göz önüne alındığında, terör tehditlerinin artması olasılığını da içeriyorlar. Çünkü bu ilişki, Kızıldeniz'in her iki yakasındaki gerilimleri birbirine bağlayabilir ve deniz güvenliğine yönelik riskleri artırabilir.
Bu tehditlere cevap olarak Cibuti, Dışişleri Bakanı'nın Pekin ziyaretinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından başlatılan “Küresel Güvenlik Girişimi” çerçevesinde iş birliği için bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşma, iki ülkenin deniz güvenliği ve Babul Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari gemilerin korunması konusunda koordinasyonu güçlendirme arzusunu yansıtıyor. Ayrıca, Cibuti'deki Çin tesislerinin modernizasyonu da dahil olmak üzere, aralarındaki güvenlik iş birliğinin geliştirilmesi için siyasi bir çerçeve sağlıyor. Bu girişim, Cibuti'nin askeri çatışmalara karışmaktan kaçınma, aynı zamanda bağımsızlığını koruyacağı ve herhangi bir uluslararası bloğa bağımlı hale gelmeyeceği biçimde güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme arzusunu karşılıyor.
Somaliland'daki Berbera Limanının kazandığı önem, Çin-Cibuti ekonomik çıkarları için potansiyel bir meydan okumayı temsil ediyor
Buna paralel olarak, Pekin son haftalarda diplomatik çabalarını yoğunlaştırarak, İran ile yaşanan krizi ele almak ve Yemen ile Kızıldeniz'deki gerilimleri azaltmak için bölgesel istişarelerin artırılması çağrısında bulundu. Bu bağlamda, Çin'in Afrika İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Liu Xianfa’nın, Etiyopya'ya yaptığı ziyaretin ardından Cibuti ve Mısır'ı ziyaret etmesi bekleniyor. Liu Xianfa, bu ziyarette Etiyopya Dışişleri Bakanı ile görüşerek Çin'in bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasında yapıcı bir rol oynamak için ilgili tüm taraflarla çalışmaya hazır olduğunu ifade etti. Afrika Boynuzu'ndaki çalkantılı durumun en kısa sürede yatışmasını ve atlatılmasını umduğunu belirtti.
Her iki taraf da bölgesel güvenlik sorunlarının ele alınmasında ortak diplomatik koordinasyonun önemini vurgulayarak, Afrika kıtasında kalkınma ve barışın sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Aynı şekilde, Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun önümüzdeki günlerde Eritre'yi ziyaret edecekken, Ortadoğu Sorunu Özel Temsilcisi Zhai Jun ise İran, Suudi Arabistan ve Umman'ı ziyaret edecek. Birkaç gün önce de Pekin, bölgedeki çıkarlarını tehdit eden gerilimleri kontrol altına alma çabalarının devamı olarak Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid el-Ayban ve İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Ali Bakıri Kani'yi kabul etti.
ABD’nin üs baskısı
ABD'nin Yemen'deki savaşla ilgili “katı tarafsızlığı”ndan vazgeçmesi ve ABD güçlerinin Husilere karşı olası operasyonlar için üslerini kullanmasına izin vermesi için Cibuti'ye baskı yaptığı yönündeki haberlerin yeniden gündeme geldiği bir dönemde, Çin-Cibuti ortak bildirisinde Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin egemenliğine, iradesine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulmasının ve bölgedeki güvenlik risklerini artırabilecek her türlü adımdan kaçınılmasının önemi vurgulandı.
Washington'a yönelik gibi görünen bir mesajla, bildiride bölgenin militarizasyonuna karşı uyarıda bulunularak, “büyük ve dış güçlerin” güç kullanmaktan veya yaptırım uygulamaktan kaçınmaları çağrısında bulunuldu. Öte yandan Pekin, Kızıldeniz kıyı devletlerinin nakliye yollarını koruma ve ticaretin sorunsuz akışını sağlama çabalarına destek verdiğini ifade etti. Bu pozisyon, bu yolların güvenliğinin sağlanması sorumluluğunu büyük ölçüde dış müdahaleden bağımsız olarak bölge ülkelerinin ellerine bırakıyor.
Zhao bu duruşun, Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Amerikan siyasi ve askeri varlığının genişlemesinin bölgedeki güç dengesini değiştirebileceği endişesinden kaynaklandığına inanıyor.

Cibuti’ye yönelik Amerikan baskısı meselesi ilk olarak 2024 yılında, Cibuti'nin kendi topraklarından, özellikle de Lemonnier'deki Amerikan üssünden Husilere karşı operasyon düzenlemeye yönelik bir Amerikan talebini reddettiğini ortaya koyan haberler ile açığa çıktı. Temmuz 2026'da Husilerin gerilimi yeniden artırmasıyla birlikte, savaşın yankılarının Cibuti'ye de uzandığına dair işaretler ortaya çıkmaya başladı. 29 Ekim'de Cibuti'deki Amerikan büyükelçiliği, “devam eden bölgesel olaylar” nedeniyle çalışanlarını ve Amerikan vatandaşlarını sığınaklara gitmeye çağıran bir uyarı yayınladı, ancak aynı günün ilerleyen saatlerinde uyarıyı kaldırdı. Şabel Hava Üssü yakınlarında bir ABD insansız hava aracının düşmesiyle ilgili haberler ortaya çıktı ve olası bir Husi saldırısı hakkında sorular gündeme geldi.
Bölgesel gerilimler
Çin ve Etiyopya arasındaki derin ekonomik ve askeri bağlara rağmen, Pekin'in Cibuti ile ortaklığı, Afrika Boynuzu'ndaki iç içe geçmiş çatışmalar ve özellikle aralarındaki sorunlar sebebiyle bir tarafta Etiyopya, diğer tarafta Mısır, Sudan ve Somali ile dengeli ilişkilerini sürdürme ihtiyacı nedeniyle giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu taraflar arasındaki çekişme, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı ile Somaliland sorunuyla ilgili anlaşmazlıkların yanı sıra Sudan ordusunun Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile arasındaki çatışmaya Etiyopya'nın askeri olarak dahil olduğu yönündeki suçlamalarından kaynaklanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Etiyopya ve Eritre arasında yaşanacak herhangi bir askeri çatışma da Çin'in Afrika Boynuzu'ndaki ekonomik çıkarlarını olumsuz etkileyerek, Çin'in yatırım yaptığı altyapı projelerini ve ulaşım ağlarını tehdit edecektir.
Somaliland: Ekonomik ve askeri bir rakip
İlgili bir gelişme olarak, Somaliland'daki Berbera Limanının önem kazanması, Çin-Cibuti ekonomik çıkarları için potansiyel bir tehdit oluşturuyor. Çin, Cibuti'deki Doraleh Limanının geliştirilmesine yatırım yaparak, burayı Afrika Boynuzu'na hizmet veren bir lojistik ve ticaret merkezi haline getirdi. Bu yatırım, Etiyopya'nın daha önce dış ticaretinin yüzde 90'ından fazlasını gerçekleştirdiği Cibuti limanlarına olan yoğun bağımlılığından da faydalanıyor. Ancak, Berbera'nın geliştirilmesi, bu ağa rakip bir rota açtı; zira Addis Ababa, mallarının yaklaşık yüzde 30'unu bu liman üzerinden yönlendirmeyi hedefliyor.
Pekin'in Cibuti'nin ekonomik rolüne verdiği önemin bir göstergesi olarak, Çin Dışişleri Bakanı, Cibutili mevkidaşıyla yaptığı görüşmede, her iki tarafın da Çin'in ithalata uyguladığı sıfır gümrük vergisi politikasından tam olarak yararlanması ve Cibuti'nin coğrafi avantajlarından faydalanması gerektiğinin altını çizdi.
Ancak, iki liman arasındaki rekabet, Pekin'in Berbera'yı doğrudan bir tehdit olarak gördüğü anlamına gelmiyor. Görüşlerine başvurduğumuz Pekin Üniversitesi Yeni Yapısal Ekonomi Enstitüsü'nde profesör ve Yenching Akademisi'nde öğretim üyesi olan Dr. Xu Mingzhi, Cibuti'nin halihazırda Addis Ababa'yı Cibuti'ye bağlayan demiryolu hattı dahil olmak üzere Etiyopya ile kapsamlı ticaret ve ulaşım bağlantıları geliştirdiği için göreceli bir avantaja sahip olduğunu belirtti.
Öte yandan Xu, Berbera Limanının geliştirilmesinin olumlu yönleri olabileceğine, liman hizmetlerinde verimliliğin artması ve ulaşım ağlarının iyileştirilmesinin uluslararası ticaretin genel maliyetini düşürebileceğine ve yeni şirketlerin küresel pazarlara katılmasının önünü açabileceğine dikkat çekti.
Cibuti'den yola çıkan son Çin hamleleri, Pekin'in Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki diplomatik ve güvenlik rolünü genişletme eğilimini yansıtıyor; mevcut ticari ve askeri çıkarları korumanın ötesine geçerek artan gerilim kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor
Xu'nun açıkladığı gibi, Afrika'da faaliyet gösteren Çinli şirketler için sevkiyatları hangi limanın işlediğine bakılmaksızın, verimli ve güvenilir lojistik hizmetlerinin mevcudiyeti genellikle kendi çıkarlarına en uygun olanıdır.
Berbera'nın önemi, Doraleh Limanı ile rekabetin ötesine uzanıyor. Aden Körfezi'ndeki konumu, kendisini Cibuti'deki varlığına alternatif veya tamamlayıcı olarak görebilecek ABD için giderek artan bir askeri önem kazanıyor; zira ABD, bölgesel operasyonları için Cibuti topraklarını ve tesislerini kullanma konusunda kısıtlamalarla karşı karşıya. ABD'nin Berbera'ya olan ilgisi, ABD’li askeri yetkililerin bölgeye yaptığı ziyaretlerle birlikte artarken, Somaliland yetkilileri de Washington'a askeri kolaylıklar sağlamaya hazır olduklarını dile getirdiler.

Çin için Somaliland meselesinin hassasiyeti, ticaret ve güvenlik rekabetinin ötesine uzanarak, bölgenin Tayvan ile yakın bağları göz önüne alındığında dış politikasının temel taşlarından birine uzanıyor. Bu nedenle Çin-Cibuti ortak bildirisinde “Somaliland ve Tayvan makamları arasında herhangi bir tür iş birliğine” karşı çıkıldığı vurgulandı.
Pekin, Somaliland'ın uluslararası alanda tanınmasının, Tayvan'daki güçlerin tek taraflı bağımsızlık ilanında ileriye gitmek için kullanabileceği bir emsal oluşturabilmesinden endişe duyuyor.
Çin, Afrika'da kendisine en fazla borcu olan Etiyopya üzerindeki etkisini kullanarak, Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptı konusunda baskı uygulamıştı. Bu mutabakat zaptı, Addis Ababa'ya Berbera Limanı üzerinden denize erişim hakkı tanımış ve karşılığında bölgenin bağımsızlığının tanınmasının görüşülmesini şart koşmuştu.
Pekin, özellikle İsrail'in ilk büyükelçisi Michael Lotem'in 30 Ekim'de Hergeisa'ya gelmesi ve İsrail büyükelçiliğinin açılışına hazırlanmasının ardından, Somaliland'ın başkenti Hergeisa'daki artan İsrail varlığını da yakından takip ediyor. Bu hamle, İsrail'in Babul Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz yakınlarında kurmayı hedeflediği rolün niteliği hakkında soruları gündeme getiriyor. Çinli gözlemciler, İsrail'in bu dosyaya dahil olmasının artan rekabete ve gerilime yol açabileceğine ve Pekin'in Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik hesaplarına yeni bir faktör ekleyebileceğine inanıyor.
Daha doğrudan bir rol
Cibuti'den yola çıkan son Çin hamleleri, Pekin'in Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki diplomatik ve güvenlik rolünü genişletme eğilimini yansıtıyor; mevcut ticari ve askeri çıkarları korumanın ötesine geçerek artan gerilim kaynaklarını kontrol altına almaya çalışıyor. Ancak, Mısır'ın Yemen savaşına dahil olma olasılığı ve bunun sonucunda Süveyş Kanalı'ndaki seyrüsefere yönelik tehdit, Etiyopya ve Eritre arasında olası bir askeri çatışma ve ABD'nin Somaliland'ı tanımasıyla ilgili önemli gelişmeler göz önüne alındığında, Çin'in bu düzeyde bir varlıkla yetinme gücü önümüzdeki dönemde önemli zorluklarla karşılaşacaktır.
Bu sorunlara ek olarak, eşit derecede önemli bir faktör daha var: İran ile savaşın kaderi. Bir anlaşmaya varılması veya çatışmanın devam etmesi, Yemen ve Husilerin bölgesel çatışmadaki konumu için farklı sonuçlar doğuracak ve böylece Pekin'in güvenlik ve diplomatik hesaplarını etkileyecektir.
Bu olasılıkların bir araya gelmesiyle, Çin, çıkarlarını korumak ve dünyanın en önemli ticaret yollarından birinin çevresinde istikrarsızlığın yayılmasını önlemek için diplomatik ve güvenlik varlığını daha da genişletmek zorunda kalabilir.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."
