İran rejimi kendini kurtarmayı başarabilecek mi?

Mevcut İran rejimi halkın ezici çoğunluğunun desteğinden yoksun olsa da temelleri bir dereceye kadar sağlam kalmaya devam ediyor

Yemen'in Sanaa kentinde, Ali Hamaney suikastının ardından elinde İran bayrağıyla İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını protesto eden bir kişi, 1 Mart 2026 (Reuters)
Yemen'in Sanaa kentinde, Ali Hamaney suikastının ardından elinde İran bayrağıyla İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını protesto eden bir kişi, 1 Mart 2026 (Reuters)
TT

İran rejimi kendini kurtarmayı başarabilecek mi?

Yemen'in Sanaa kentinde, Ali Hamaney suikastının ardından elinde İran bayrağıyla İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını protesto eden bir kişi, 1 Mart 2026 (Reuters)
Yemen'in Sanaa kentinde, Ali Hamaney suikastının ardından elinde İran bayrağıyla İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını protesto eden bir kişi, 1 Mart 2026 (Reuters)

Husam İtani

İran'ın siyasi sisteminin kasıtlı olarak karmaşık yapısı, yetkililere manevra alanı, uzlaşma sağlama ve karmaşık yönetim yapısı içinde çeşitli tarafların kazanımlarını koruma imkânı sunuyor. İran siyasi yönetimi önümüzdeki günlerde, sistemi yeniden kurmak ve ABD-İsrail ortak saldırısının yol açtığı kayıpları sınırlamak için sistemin sağladığı tüm fırsatlara başvuracak gibi görünüyor.

İlk olarak, yasama, denetim ve seçim düzeylerinde iktidarı yöneten ve yönlendiren Anayasa Koruma Konseyi, Uzmanlar Meclisi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi gibi birden fazla konsey bulunuyor. Bu konseylerin yetkileri birbiriyle çakışıyor gibi görünürken tartışma ve anlaşmazlığa açık bulunuyor. İlk iki konseyin görevi, Şura Meclisi'nin (İran parlamentosu) eylemlerinin anayasaya uygunluğunu denetlemek ve Dini Liderin ölümü veya istifa etmesi durumunda onun yerine geçecek kişiyi seçmektir. Bu iki konseye paralel olarak, Şura Meclisi ile Anayasa Koruma Konseyi arasında ortaya çıkabilecek her türlü anlaşmazlığı çözmek için yasama rolüne sahip olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi bulunuyor.

Dini Lider tarafından atama, doğrudan halk oylaması ve diğer konseylerin üyeleri tarafından aday gösterilme yöntemlerinin bir araya gelmesiyle bu konseylerin üyeleri seçilir, ancak bu seçim, güvenlik, ekonomi, dışişleri ve diğer konularda danışmanlardan oluşan büyük bir kurumu denetleyen Dini Lider'in elinden hiçbir şeyin kaçmasına izin vermeyecek şekilde yapılır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani'nin, Uzmanlar Meclisi, yeni bir Dini Lider seçmek için toplanana kadar ülkeyi yöneteceğini duyurduğu ‘Geçici Liderlik Konseyi’, Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasa Koruma Konseyi’ni temsil eden bir din adamlarından oluşan anayasal bir organdır. Mevcut pozisyonlara göre Geçici Liderlik Konseyi’ne Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Yargı Erki Başkanı Gulam Huseyin Muhseni Ejei de dahil olacak. Anayasa Koruma Konseyi, Alireza Arafi'yi Geçici Liderlik Konseyi’ne katılmak üzere atadı.

Böylece, yürütme ve yargı organları Geçici Liderlik Konseyi’nde temsil edilirken, yasama organını temsil eden Ayetullah şahsında dini kurum da bu konseyde yer alacak. Burada, İran sisteminin geleneksel Batı modelindeki yürütme, yasama ve yargı erklerinin ayrılığı ilkesini takip etmediğini, çünkü Dini Liderin tüm konularda veto hakkını elinde tuttuğunu belirtmek gerekir. Ayrıca, İranlı yetkililer gerekli prosedürleri tamamlayabilirse, Arafi, Velayet-i Fakih makamını üstlenecek en önde gelen adaylardan biri. Kendisi muhafazakar hareketin bir parçası olarak kabul ediliyor.

İranlı yetkililerin son açıklamaları, en azından önümüzdeki aylarda herhangi bir hoşgörü veya açıklık göstereceklerini düşündürmüyor.

Liderlik konseyinin birçok sorunla karşılaşacağına şüphe yok.

 Bunlardan biri, devletin günlük işlerinin aylardır Ali Larijani'nin elinde olması. Larijani, 1979 İran Devrimi'nden sonra çeşitli devlet kurumlarında görev yaptıktan sonra eski Dini Lider Ali Hamaney'in güvenini kazanmış bir isim. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) saflarında İran-Irak Savaşı'na katılan Laricani, Hamaney'in cumhurbaşkanı olduğu dönemden bu yana ona sadık kaldı. Yeni yetkililer arasındaki ilişkilerin nasıl yönetileceği ve aralarındaki sınırların nasıl çizileceği ise belirsizliğini koruyor.

Geçici Liderlik Konseyi’nin karşı karşıya olduğu bir diğer sorun ise, Anayasa Koruma Konseyi’nin bazı üyelerinin İsrail-ABD saldırılarında öldürülmüş olması ve diğerlerinin akıbetinin ise hala bilinmemesi. Ordu ve DMO gibi, yetkilileri genellikle Anayasa Koruma Konseyi’nin çalışmalarına katılan devlet kurumlarının temsilcilerinin atanması, iç prosedürlere tabi olacak ve bu da yeni liderliğin çalışmalarının başlamasını geciktirebilir.

Öte yandan İranlı yetkililer olası bir boşluğa karşı önleyici tedbirler aldıkları için bu sorun aşılabilir görünüyor. Bu yaklaşım, bir önceki 12 günlük savaşın ardından, hassasiyet derecesine bakılmaksızın tüm birinci ve ikinci kademe yetkililerin yerine yenilerinin atanmasıyla daha da güçlendi ve böylece birden fazla yetkili görevden alınsa bile kurumların sürekliliği sağlandı.

dfv
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani, Beyrut'ta Lübnan Meclis Başkanı ile görüşmesinin ardından, 13 Ağustos 2025 (AFP)

Fakat ekonomik ve diplomatik alanda tam bir çıkmaza girmiş durumdan nasıl çıkılacağı tahmin etmek zor. Son iki aydaki protestoların, İran para biriminin rekor düzeyde değer kaybetmesinden kaynaklandığı biliniyor. Bu durum, ekonominin artık daha fazla baskıya dayanamayacağını ve hükümetin elinde başka kart kalmadığını gösteriyordu. Diğer yandan İran Merkez Bankası eski Başkanı Muhammed Rıza Farzin'in istifasında da açıkça görüldü. Üst düzey yetkililerin değiştirilmesi, boğucu uluslararası yaptırımlar, geleceğe yönelik vizyon eksikliği, İran'ın bölgesel ve uluslararası rolü ve DMO’nuun ekonominin büyük bir kısmı üzerindeki kontrolü nedeniyle ortaya çıkan yapısal kriz karşısında etkili bir çözüm değil.

Bununla birlikte İranlı yetkililerin son açıklamaları, en azından önümüzdeki aylarda herhangi bir hoşgörü veya açılım göstereceklerini düşündürmüyor. Geçtiğimiz ocak ayında hayat şartlarının kötüleşmesine karşı yapılan protestolar karşısında alınan güvenlik önlemleri de eğer İran’ın bazı şehirlerinde Hamaney'in ölümünün ardından yapılan kutlamaların rejimi devirme girişimine dönüşürse ya da Başkan Donald Trump'ın hava ve füze saldırılarıyla başlattığı süreci tamamlama ve sokak gösterileriyle iktidarı ele geçirme çağrısına yanıt verilirse daha da şiddetli bir hal alabilir.

Güvenlik kurumlarının merkezlerini ve liderlerini hedef almanın, rejimin önceki on yıllarda kullandığı kontrol ve boyun eğdirme araçlarını yeniden canlandırma girişimlerini zayıflatmayı amaçladığı aşikar. Ancak, güvenlik aygıtına bu kadar şiddetli bir darbe vurmak, rejimi ayakta tutmak için Besic veya benzeri alternatif araçların geliştirilmeyeceği garantisini vermez.

Rejim, taviz verme, iç ve dış muhaliflerini alt etme konusundaki alışılmış yaklaşımından vazgeçme ve kimseye uygulaması imkansız olduğunu bildiği boş reform önerileri sunmaktan kaçınma konusundaki yeteneği açısından ciddi sınavlara tabi tutulacak.

Durum ne olursa olsun, İsrail ve ABD’nin rejimin karargahlarına, iletişim merkezlerine ve kontrol merkezlerine yönelik saldırıları aralıksız devam ederken, rejimin sadece hava saldırıları ile düşeceğini düşünmek riskli olur. Hamaney suikastıyla (ofisinde üst düzey devlet liderlerinin katıldığı bir toplantı sırasında) ortaya çıkan güvenlik ihlalleri, bu ihlallerin haziran ayındaki önceki savaştan bu yana giderilmediğini ve Amerikalılar ile İsraillilerin İranlı yetkililer tarafından yapılan düzeltme girişimlerini atlattığını gösteriyor.

Mevcut rejim savaştan ve karşı karşıya olduğu muazzam ekonomik ve siyasi baskılardan sağ çıkarsa, yeni Dini Lider'e iktidarın devri sırasında da benzer bir model ortaya çıkabilir.

Ali Laricani, herkesin Hamaney'in anayasa uyarınca bu görevi üstlenmeye uygun olmadığını bildiği halde onu en üst liderlik makamına iten merhum Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi'nin rolünü tekrarlayabilir. Hamaney, Ayetullah Humeyni'nin ardından Dini Lider olarak adaylığını reddeden konuşmasında bunu açıkça belirtmişti. Daha sonra, 1989 yılında Humeyni'nin ölümünün ardından dini kurumlar ve iktidar merkezleriyle uzun manevralar, uzlaşmalar ve tavizlerin ardından kararını değiştirdi. Bu ihlaller, ciddiyetlerine ve tehlikelerine rağmen, son elli yılda topluma ve ekonomik kurumlara nüfuz etmiş ve yurt içinde ve yurt dışında aldığı darbelerle halk desteğini tamamen kaybetmemiş bir rejimi ortadan kaldırmak için yeterli değil.

dfrgth
Tahran'daki bir meydanda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney için yas tutan İranlılar, 1 Mart 2026 (AFP)

Saldırıların dumanı dağılınca ve son çatışmaların sonucu, her ne kadar öncü nitelikte olsa da, netleşince, mevcut çatışmalara katılan tarafların uğrayacağı kayıplar ve elde edeceği kazançlar da netleşecek. Rejimin, taviz verme ve iç ve dış muhaliflerini alt etme konusundaki olağan yaklaşımından vazgeçme ve kimseye uygulaması imkansız olduğunu bildiği boş reform önerileri sunmaktan kaçınma konusundaki yeteneğinin ciddi bir sınava tabi tutulacağı açık.

Mevcut İran rejimi halkın ezici çoğunluğunun desteğinden yoksun olsa da kırsal ve yoksul topluluklardaki halk tabanı ve devletin günlük işleyişini karakterize eden pratik özellikler dahil olmak üzere temelleri bir dereceye kadar sağlam kalsa da askeri tedarik olmadan uzun bir savaşı sürdürme ve birden fazla cephede savaşma yeteneği, Laricani ve Geçici Liderlik Konseyi’ndeki meslektaşlarını, kamu özgürlükleri üzerindeki kontrolünü gevşetmek anlamına gelse bile, bir tür ateşkes sağlamayı dikkatlice düşünmeye iteceği kesin.

Bunun yanında Trump ve Netanyahu'nun ısrarla desteklediği rejimin düşmesi olasılığı, birçok Batı ülkesi için tercih edilen seçenek olmaya devam ederken içerideki bazı faktörler, koşulların olgunlaşmasını bekleyen bu olasılığın hızlı bir şekilde gerçekleşmesini engelliyor.



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP