İran, Amerika ve İsrail arasında devam eden savaşın stratejisi ve yöntemleri

İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
TT

İran, Amerika ve İsrail arasında devam eden savaşın stratejisi ve yöntemleri

İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)

Strateji, hedefleri mevcut araçlarla ilişkilendirme eylemi olarak tanımlanır; ancak bu araçların hedeflere uygun olması şartıyla. Gerekli kaynaklar olmadan imkansızı talep edemezsiniz. Bu nedenle, imkansızlık derecesi, yeteneklerin mevcudiyetine göre ölçülür. Örneğin, "Amerika'ya ölüm" sloganı hangi araçları gerektirir? Bununla birlikte, bu yaklaşım, savaşın "sıfır riskle" yürütülemeyeceği anlamına gelmez. Savaş, doğası gereği risklidir; savaş kararı başlangıçta komutan tarafından verilir ve zamanla savaş, kendi kurallarını dayatmaya başlar.

Güncel savaş stratejileri

Bu savaşa dahil olan tarafların hayali neredeyse gerçekleşti; onlarca yıldır planlanan bir savaşı veriyorlar. Bu savaşta, tüm taraflar için asimetri ilkesi geçerlidir. İran niceliği nitelikten üstün tutarken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri nicelikten ziyade niteliğe öncelik veriyor. Peki nasıl? Eski Sovyet lideri Joseph Stalin'in dediği gibi, "Niceliğin de kendi niteliği vardır."

Başka bir deyişle, "nicelik" teknolojik ve teknik eksiklikleri telafi eder. Bu denklemde, daha zayıf taraf asimetrik bir strateji oluşturarak düşmanı en iyi ve en gelişmiş ekipmanlarını kullanmasını engelleyecek şekilde savaşmaya zorlarken, kendisi en iyi ekipmanlarını kullanarak düşmanını yıpratır. Mevcut çatışmada, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz stratejist Liddell Hart'ın ilkesine dayanan dolaylı bir yaklaşımla, İran ve bölgedeki vekillerinin sahip olduğu "niceliği" telafi edebilen, son derece gelişmiş bir teknolojik asimetri yaratmıştır.

Bu yaklaşım, İsrail'in İran ve bölgedeki vekilleri, özellikle de Hizbullah üzerinde neredeyse tam bir istihbarat ve teknolojik üstünlüğe sahip olmasında kendini göstermiştir. İsrail, Pager (çağrı cihazları) Operasyonu'nda 5 binden fazla Hizbullah savaşçısını öldürmüş ve yaralamış, ayrıca Genel Sekreteri de dahil olmak üzere partinin tüm askeri liderlerini suikastla öldürmüştür. İsrail, geçen yılki 12 günlük savaş sırasında askeri liderlerin ve nükleer uzmanların çoğunu suikastla öldürerek İran üzerindeki istihbarat ve teknolojik üstünlüğünü göstermiş ve mevcut savaşın başlangıcında İran Yüksek Liderini ilk hava saldırısı dalgasında suikastla öldürerek bu üstünlüğünü yinelemiş ve pekiştirmiştir.

TH
ABD Merkez Komutanlığı'nın İran'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlar sırasında bir ABD destroyerinden Tomahawk füzesinin fırlatılması.

Mevcut savaşın başlaması stratejik bir sürpriz değildi; Amerikan deniz ve hava gücü yığılması açıkça görülüyordu. Ancak, operasyonel ve taktiksel olarak bir sürpriz olduğu kesin ve jeopolitik açıdan çok büyük etkileri oldu. Yaklaşık kırk yıldır hem İsrail'in hem de ABD'nin yeminli düşmanı olan Yüksek Lider'in suikastı ne anlama geliyor?

“İleri Savunma” İlkesi

İran’ın büyük stratejisi, bölgesel vekil güçlere dayanarak “ileri savunma” ilkesine dayanmaktadır. İran topraklarında savaşmak yerine, savaş alanı bu vekil güçler ile İsrail ve hatta bazı Arap devletleri arasındaki cephelere kaydırılmaktadır. Bu ilke, Hizbullah ile İsrail arasındaki Lübnan sahasında en açık şekilde örneklendirilmektedir. Bu “ileri savunma” başarısız olur ve savaş bugün olduğu gibi İran’a sıçrarsa, İran özellikle bu bölge dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin %60’ından fazlasını içerdiğinden, yakın çevresinde kaos yaratmaya ve istikrarsızlığı genişletmeye başvurur.

İran şu anda "kümülatif caydırıcılık" ilkesine dayanmaktadır; Tahran'a atılan ilk füze saldırısının ardından İsrail'e derhal füzelerle karşılık verdi. Ardından Körfez bölgesindeki Amerikan üslerini hedef almaya başladı. Bu aşamayı, çevredeki Körfez ülkelerinin çoğundaki sivil, ekonomik ve turistik yerleri hedef alan saldırılar izledi.

Dünyanın en büyük petrol sevkiyat limanına ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'ın Ras Tanura'daki petrol rafineri ve ihracat tesisleri hedef alındı. Kaos yaratma ve savaş maliyetini artırma stratejisini daha da ileri götüren İran, Katar'daki Ras Laffan sıvılaştırılmış doğal gaz tesisini de hedef aldı. Bu stratejiyi tamamlamak için İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler ve petrol tankerleri için riskleri artırarak boğazı kapatmaya çalışıyor.

İran, kaos yaymak için sadece yakın çevreyle sınırlı kalmadı; hedef aldığı bölgeler arasında İngiliz üslerinin bulunduğu Kıbrıs ve hatta Hatay ilinde Türkiye topraklarına düşen bir füze aracılığı ile Türkiye bile yer aldı.

12 günlük savaştan dersler çıkarmak

Financial Times, İran'ın son saldırıya verdiği hızlı yanıtı uzun bir makalede şu noktalara odaklanarak açıkladı: Haziran 2015'teki 12 günlük savaşın deneyiminden ders çıkarılarak, bir yandan saldırıya hızlı bir yanıt verilmesi sağlanırken, diğer yandan özellikle askeri alanda ve liderliğin hedef alınması durumunda komuta ve kontrolün sürdürülmesi amaçlandı. Bu nedenle, öncelikle askeri komutanın merkeziyetçiliğinden uzaklaşarak, hedef seçimi ve operasyonların yürütülmesinde genel komutanlığa başvurmadan hareket eden ve dolaylı olarak yakın çevredeki genel komutanlığı hedef alabilecek bir "B Planı" geliştirildi.

Dolayısıyla İran iki yönlü bir strateji izliyor: Birinci boyut, ağır kayıplara rağmen düşmana daha uzun süre dayanabilme yeteneği yoluyla caydırıcılıktır. İkinci boyut ise yukarıda belirtildiği gibi, "ben ve düşmanlarım" mantığı çerçevesinde kümülatif caydırıcılığa dayanmaktadır.

Buna karşılık, Amerikan-İsrail ittifakı şu hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadır: İran Yüksek Liderini suikastla öldürerek siyasi güç yapısını ortadan kaldırmak; füze yetenekleri, fırlatma rampaları, insansız hava araçları, deniz kuvvetleri ve konvansiyonel ve nükleer araştırma merkezleri de dahil olmak üzere askeri aygıtı hedef almak; halk ayaklanmasına zemin hazırlamak için iç güvenlik güçlerini zayıflatmak; ve iktidardaki rejime hizmet eden tüm devlet kurumlarını yıpratmak. Bir Askeri Analistin Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre sonuç olarak, iktidardaki rejimin çökmesi durumunda hava ve deniz üstünlüğünün yanı sıra iç karar alma süreçleri üzerinde de kontrol sağlamayı hedeflemektedirler.

Savaşın amaçlarına hizmet eden silahlar

Bu nedenle, Amerikan ve İsrail güçleri arasındaki rol paylaşımı göz önüne alındığında, belirlenmiş stratejilere hizmet edecek askeri araç ve gereçlerin mevcut olması gerekir. Peki, kısaca bu araç ve silahlar nelerdir?

Strateji ve araçlar arasındaki ilişkiyi yöneten temel ilkenin, bu araçların stratejik hedeflere hizmet etmesi olduğu kabul edilirse, savaşan tarafların stratejilerine uygun araçları seçmeleri doğaldır.

İstihbarat operasyonlarını savaşa hizmet eden araçlar arasında sayarsak, şüphesiz ki bunlar, çatışma ve savaşın her seviyesinde sürprizler sağladıkları için sert askeri gücün çarpanı niteliğindedir. Özellikle İsrail'in İran'a karşı istihbarat üstünlüğü, geçen yıl gerçekleşen 12 günlük savaşta ve mevcut savaşta defalarca gösterilmiştir. Her iki çatışmada da Yüksek Lider de dahil olmak üzere en önemli askeri ve siyasi liderler suikasta kurban gitmiştir.

Bu nedenle, insan, teknoloji, uydu, siber ve diğer tüm kaynaklardan yararlanılarak büyük ölçekli bir veri toplama operasyonu gereklidir ve tüm verileri analiz etmek, olası seçenekleri ve senaryoları çıkarmak için yapay zekâ kullanılmalıdır. Veri toplama, savaş öncesi aşamayla sınırlı değildir; savaş boyunca, sürdürülebilir bir şekilde ve hatta sonrasında da devam eder.

FGTHYU
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğraf, 7 Mart 2026 sabahı Tahran'ın batısındaki Mehrabad Havalimanı'na yapılan bombalı saldırının ardından yaşananları gösteriyor.

Bu savaş, farklı düzeylerde birbirine bağlı güçlerin karmaşık bir ağı içinde sürdürülüyor. İlk bağlantı, özellikle iki taraf arasındaki doğrudan koordinasyon ve bu savaşa önceden yapılan hazırlıklar göz önüne alındığında, Amerikan ve İsrail güçleri arasındadır. Bu nedenle, her iki tarafın da operasyonları günlük olarak değerlendirmesi, bu değerlendirmeleri ayarlamalar ve iyileştirmeler için diğer tarafla paylaşmasıyla, varsayılan bir ortak komuta altında doğrudan koordinasyon şarttır.

İkinci bağlantı, her bir ekibin kendi operasyon bölgesinde savaşan kuvvetleri arasında, coğrafi olarak veya hedef dağılımı açısından, gerçekleşir. Örneğin, İran coğrafi olarak Amerikan ve İsrail kuvvetleri arasında bölünmüştü; başkent ve batı İran başlangıçta İsrail kuvvetlerinin hedef bölgesindeydi. Güney ve kıyı şeridi, özellikle de İran donanmasının tamamı, Amerikan kuvvetlerinin hedefi olarak belirlenmişti.

İran tarafından

Balistik füze sistemi, İHA’larla birlikte, İran'ın stratejisinin omurgasını oluşturuyor. Özellikle de nükleer silahlara henüz sahip olmamasına rağmen, bu silahlar geliştirme aşamasında olup, birkaç bomba üretmeye yetecek miktarda maddeyle %60 oranında zenginleştirilmiştir. Füzeler kısa menzilli (300-1000 km) ve orta menzilli (1000-3000 km) olarak ikiye ayrılıyor. İran şu anda komşu ülkelere karşı kısa menzilli füzelerin yanı sıra, bu ülkelere karşı kolayca temin edilebilen ve etkili olan insansız İHA’ları da kullanıyor.

Kısa menzilli füzeler

Fateh-110: Menzili 300 ile 500 km arasında, savaş başlığı ağırlığı 500 kg.

Zulfiqar 8Zülfikar): Menzili 700 km, savaş başlığı ağırlığı 500 kg.

Dezful: Menzili 1000 km, Fateh füzesinin geliştirilmiş versiyonu.

Qiam (Kyam)-1 füzesi: Menzili 800 km, savaş başlığı ağırlığı 750 kg.

İran'ın bu füzelerden kaç tanesine sahip olduğu bilinmiyor, ancak menzillerine bakıldığında, yakın çevredeki ülkeleri hedef almak için askeri açıdan uygun oldukları söylenebilir.

Orta menzilli füzeler

Şahab-1-2-3 füze ailesi: 1.300 ila 2.000 km menzile ve 700 ila 1.000 kg ağırlığında savaş başlığına sahip.

Şahab ​​füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Kadir füzesi: 2.000 km menzile sahip.

Sejjil (Siccil) füzesi: 2.000 km menzile sahip, fırlatma hazırlık süresini kısaltan katı yakıt kullanıyor.

Hacı Kasem: 1.400 km menzile ve 500 kg savaş başlığı ağırlığına sahip.

Bazı çekincelerle birlikte Fattah-1 hipersonik füzesi: 1.400 km menzile ve savaş başlığı ağırlığı bilinmiyor.

Emad: 1.700 km menzile ve 750 ila 800 kg arasında savaş başlığı ağırlığına sahip.

Son olarak, Hürremşehr-1-2-3-4 füzesi: 2.000 km menzile ve 1.800 kg ağırlığında bir savaş başlığına sahip. Bu füzenin bir versiyonu, İsrail içindeki hedeflere karşı misket bombaları kullanıyor. Peki ya bu silah?

Bu füze, Dünya yüzeyinden 7 kilometre yükseklikte patlıyor. Patlama anında, her biri 7 kilogramlık savaş başlığı taşıyan yaklaşık 80 küçük bomba parçasını, yaklaşık 8 kilometrelik bir alana yayıyor. Bu füzenin tehlikesi, hava savunmasının işini zorlaştırması, stoklarını tüketmesi ve hasar alanını genişletmesidir. İran'ın bu füzelerden 2 bin ila 2 bin 500 adede sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu füzelerin fırlatılması, şu anda İsrail ve Amerikan hava kuvvetleri tarafından hedef alınan ve sayıları sınırlı olan fırlatma platformlarını gerektiriyor. Fırlatma platformu olmadan bir füzenin ne faydası olabilir? Bazı raporlar İran'ın yer altı fırlatma platformları kullandığını öne sürüyor, ancak bunların fırlatılmasının mekanik karmaşıklığı son derece yüksektir.

İran insansız hava araçları

Şahid-136 İHA, Rus güçleri tarafından İsrail'e ve Ukrayna'daki operasyonlarda yaygın olarak kullanılan bir silahın önde gelen örneği haline geldi. Bu İHA’nın menzili 2 bin 500 km ve savaş başlığının ağırlığı 25 ila 30 kg arasında değişiyor. Bu kamikaze İHA, yaklaşık 13 milyon dolara mal olan Amerikan Tomahawk füzesine kıyasla, tahmini 20 ila 30 bin dolar arasındaki düşük maliyeti ile dikkat çekiyor.

Arash kamikaze İHA’nın menzili 2 bin km ve savaş başlığının ağırlığı 200 ila 250 kg arasında değişiyor. Son zamanlarda Azerbaycan'ın Nahçıvan bölgesine karşı kullanıldı.

İran hava savunması

Bu savunma sistemleri, İran hava sahasını (başkent dahil) fiilen koruyamadıkları için gelişmiş hava savunma sistemleri seviyesine ulaşamamaktadır. Bunlar, Rus yapımı ve yerli sistemlerin karışımıdır. Rus yapımı S-300 buna bir örnektir. Yerli üretim, uzun menzilli Bavar sistemi (300 km), orta menzilli Khordad sistemi (120 km) ve kısa menzilli Tor-M1 sistemi (12 km) ile sınırlıdır ve bunların tamamı Rus yapımıdır. Hava kuvvetlerine gelince hem nicelik hem de nitelik açısından neredeyse yok denecek kadar azdır. Bununla birlikte, İsrail'e ait bir F-35 Adir'in, Rus yapımı bir İran Yak-130 eğitim ve yakın hava destek uçağını düşürdüğünü belirtmekte fayda var. Bu olay, ilk İran-İsrail hava çatışması olarak kabul edilmektedir.

Donanma

İran'ın Hazar Denizi'nde, Basra Körfezi'nde ve Arap Denizi'nde yaklaşık 2 bin 400 kilometre uzunluğunda doğrudan kıyı şeridi bulunmaktadır. Ayrıca, vekil güçler aracılığıyla Bab el-Mendeb Boğazı'nda da varlığı bulunmaktadır ve daha önceleri Hizbullah aracılığı ile Akdeniz'de de varlığı bulunmaktaydı. İran'ın iki deniz kuvveti vardır: biri düzenli orduya, diğeri ise İslam Devrim Muhafızları'na aittir. Her ikisi de asimetrik savaş doktrinine göre faaliyet göstermektedir.

ABD ordusu savaşın başında, İran'ın tüm deniz üslerini, Devrim Muhafızlarının gururla övündüğü İHA gemisi de dahil olmak üzere imha etti. İran'ın hâlâ hızlı saldırı botları, deniz mayınları ve bazı küçük denizaltıları mevcuttur.

Hava Kuvvetleri

İsrail, F-35 başta olmak üzere çeşitli tiplerde yaklaşık 600 savaş uçağına sahiptir. İran'a karşı yürütülen ilk askeri operasyona, özellikle F-15 Eagle olmak üzere, tüm tiplerde yaklaşık 200 uçak katılmıştır. İsrail hava operasyonları, yerel olarak üretilen ve Amerikan sivil uçağı Gulfstream G550'den modifiye edilen İsrail erken uyarı uçağı IAI-Eitam tarafından yönetilmektedir. Bu erken uyarı uçağı, 500 km mesafeden kapsama sağlar, hava operasyonlarını yönetir ve İran sahası ile İsrail'deki komuta merkezi arasında bağlantı görevi görür.

SXCDFGH
İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sistemi, İsrail'in Hayfa Körfezi bölgesinde bir İran füzesini engelledi (EPA)

Hava operasyonlarını tamamlamak için İsrail Hava Kuvvetlerinin ordusunun en güçlü ve uzun kolu olduğu göz önüne alındığında, İsrail'in hava ikmali için İsrail'de modifiye edilmiş yaklaşık 7 adet Amerikan yapımı Boeing 707 uçağı bulunmaktadır. Bu uçakların menzili 6 bin km olarak tahmin edilmektedir.

İsrail insansız hava araçları

Hermes-900 insansız hava aracı, 30 saatlik uçuş süresi, 1000 kilometreye kadar menzil ve 350-450 kilograma kadar yük kapasitesi gibi çeşitli nedenlerle lider konumdadır. Keşif, gözetleme ve hedef tespiti için tasarlanmıştır. Ancak en önemlisi, İsrail Hava Kuvvetleri'nin gelişmiş taktik gözü olarak savaş alanının gerçek zamanlı görüntülerini (Real Feed) iletmek, bir hedefe yapılan hava saldırısının başarısını değerlendirmek ve özellikle hava üstünlüğü sağlandığında İran füze platformlarının hareketlerini 24 saat izlemektir. Son olarak, “sensörden atıcıya” olarak adlandırılan “öldürme zinciri” içinde bir hedefi vurma karar verme sürecini hızlandırır.

Hava savunmaları

İran füzelerine karşı mücadelede yer alabilecek hava kuvvetlerinin yanı sıra, savaş koşullarında test edilmiş, çok katmanlı bir hava savunma sistemi de bulunmaktadır. Bu sistem şu unsurlardan oluşmaktadır:

70 kilometreye kadar menzile sahip Demir Kubbe.

200 kilometreye kadar menzile sahip Amerikan THAAD sistemi.

300 km'ye kadar Davud Sapanı

2 bin km veya daha fazla mesafeye kadar (modele bağlı olarak) Arrow 2 ve 3 (ve muhtemelen 4) sistemleri.

İsrail kısa süre önce Demir Işın (Iron Beam) adlı lazer tabanlı bir sistemi ilave etti.

Son olarak, bu sistemler bir örümcek ağı içinde birlikte çalışarak, savaş alanındaki gelişmeleri doğrudan ileterek savaş alanlarını birbirine bağlar ve böylece komutanı “savaş balonunun” dışına değil içine yerleştirir. Diğer bir deyişle, kara, deniz, uzay, siber güvenlik, uçaklar, İHA’lar ve istihbaratı birbirine bağlar.

İsrail Donanması, açık deniz petrol tesislerini korumak ve Lübnan'daki Hizbullah'a karşı ateş desteği sağlamak için İsrail karasuları çevresinde bulunmaktadır. İsrail'in en önemli deniz araçlarından biri Sa'ar 6 gemileridir ve İsrail'in bazıları nükleer savaş başlığı taşıyabilen altı denizaltısı bulunmaktadır.

Amerika tarafından

Amerikan tarafı, İran veya İsrail'in kapasiteleriyle karşılaştırılamaz. Ancak kesin olan şey, İsrail sisteminin Amerikan sistemine en yakın sistem olduğu, İsrail sisteminin Amerikan sisteminin bir ürünü ve stratejik, operasyonel ve hatta taktik ve istihbarat düzeylerinde Amerikan sistemiyle tamamen entegre olduğudur. Aksi takdirde, Amerika'nın İsrail ile tam bir ortaklık içinde İran'la savaşması ve İsrail'in iki kez savaş başlatması, ardından Amerika'nın da savaşa katılması ne anlama gelir? Peki ya Amerikan kaynakları?

Hava Kuvvetleri

Bölgedeki ABD üslerinde halihazırda bulunanlara ilave olarak, ABD 200'den fazla savaş uçağı getirdi. Bunların en önemlisi, tarihinde ilk kez ABD dışındaki bir üsse inen F-22'lerdi. 12 uçak, İsrail'in güneyindeki Ovda Hava Üssü'ne indi. Bu uçak, hava üstünlüğünü ve hakimiyetini sağlamak için tasarlanmış beşinci nesil bir hayalet savaş uçağı olarak sınıflandırılıyor.

JUIK
USS Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasının körfezinde, 26 Şubat 2026 (AFP)

ABD, bu uçağı NATO içinde veya dışında hiçbir ülkeye, dost veya müttefikine satmadı. Uçağın menzili 3 bin km. Amerika Birleşik Devletleri'nin operasyonel sürekliliği, hızı ve düzeni sağlamak için devasa yakıt ikmal uçaklarına ihtiyaç vardır. Bunların en önemlisi, 15 veya 16 F-16 uçağına yakıt ikmali yapmak için yeterli olan yaklaşık 119 bin 700 litre yakıt taşıyan KC-46 Pegasus'tur.

Savaş tablosunu tamamlamak için kara, hava, deniz ve uzayı birbirine bağlayan bir hava komutanlığı ve siber güvenlik, bir balon oluşturmak için gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri altı adet E-3 Sentry AWACS uçağı konuşlandırmıştır.

Donanma

Amerika Birleşik Devletleri, bölgede iki uçak gemisini kullanıyor: Abraham Lincoln ve Gerald Ford, dünyanın en büyük uçak gemileri, EA-18G Growler gibi elektronik savaş uçaklarının yanı sıra F-18 ve F-35 dahil olmak üzere toplamda yaklaşık 150 uçak taşıyor.

Bu uçak gemilerine, Tomahawk seyir füzeleriyle saldırı yapabilen veya 370 kilometre menzile sahip SM-2, SM-3 ve SM-6 füzelerini taşıyan Aegis füze sistemi ile savunma yapabilen eskort gemileri eşlik ediyor. Taşıyıcının koruma sistemini tamamlamak için kirpi koruma prensibine göre hareket ederken, denizaltılarla birlikte hareket etmesi gerekir.

4 Mart 2026'da ismi açıklanmayan bir ABD denizaltısı, Mark-48 torpido ile Sri Lanka açıklarında İran savaş gemisi IRIS Dena'yı batırdı.

Uçak gemilerinin taşıdığı hava savunma sistemlerine ilave olarak, THAAD ve Patriot sistemleri de ABD üslerini savunmak için ilave edilebilir.

İran savaş alanı

Eğer Ukrayna savaş alanı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana silah ve taktiklerin başlıca test alanı olmuşsa, İran savaş alanı da ikinci test alanı olacak, ancak farklı bir şekilde. Nasıl? Günümüzün savaşı, balistik füzeler ve İHA’lar ile hava savunma sistemleri arasında yaşanıyor.

Hava savaşı, etkili bir İran hava kuvvetlerinin olmayışı nedeniyle, dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerine (Amerikan ve İsrail) karşı yürütülmektedir. Ukrayna savaşında durum böyle değildi. Amerika, Ukrayna savaşından çok daha büyük bir sahnede İsrail ile birlikte İran'a karşı savaşmaktadır. Bu savaşta hava savunması, füze saldırılarından daha pahalıdır. Bir Amerikan THAAD füzesinin maliyeti 12 milyon dolara ulaşırken, bir Şahid İHA’nın maliyeti 30 bin dolardır.

İsrail ve Amerika, iki ülke arasında ortak savaşı denedi. Bu model, gelecekteki savaşların temeli olacak mı?

Bu savaşta Amerika Birleşik Devletleri iki silahı test etti: Lucas İHA ve Prism balistik füzesi (Lucas & PrSM). Lucas İHA konusunda Amerika, İran'ın Şahid İHA’sının tasarımını taklit etti, ancak daha yüksek bir fiyata (50 bin dolar) ve daha kısa bir menzile (Şahid'in 2 bim km'sine kıyasla 800 km) sahipti. PrSM füzesi ise HIMARS ve ATACMS füzelerine benzer bir balistik füzedir, ancak menzili 300 yerine 500 km'dir.

Sonuç olarak, “savaşı gerçekten bilenler, ondan sağ kurtulanlardır” denir. Savaşı bilmeyenler, anlamadan yok oldular." Savaşta insanlar, diğerlerini yok etmek için insan teknolojisinin en iyisini kullanır. Bu bağlamda, Fransız düşünür Gaston Bachelard, insanların gölge sağlaması gereken bir ağacın yeşil dalını, başkalarını öldürmek için ölümcül bir oka dönüştürdüğünü söyler. Bazı uzmanlar, mevcut savaşı ilk “yapay zeka” savaşı olarak adlandırmıştır.

Yapay zeka önceki savaşlarda yalnızca yoğun verileri analiz etmek için kullanılırken, mevcut savaşta İran hedeflerine saldırıları planlamak ve havadaki yüzlerce uçak arasında hedeflemeyi koordine etmek için kullanılmaktadır. Şimdiye kadar, yapay zeka yardımcı bir faktör olarak analizleri hızlandırmış ve en uygun, en az maliyetli ve en etkili seçenekleri önermiştir. Başka bir deyişle, liderlerin savaşa girmesini kolaylaştırmakta ve teşvik etmektedir. Dünya nereye gidiyor?

*Bu makale Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından kaleme alındı.



Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

Irak'ta siyaset ve silahlar: Hamaney suikastının ardından zorlu sınav

Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)
Irak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Patlayıcılarla Mücadele Müdürlüğü görevlileri, ülkenin orta kesimlerindeki Babil ilinin Hilla kenti yakınlarındaki Siyahe bölgesinde bir köye düşen roket yakıt tankını incelerken, 1 Mart 2026 (AFP)

İyad el-Ahber

28 Şubat Cumartesi günü şafak sökene kadar, ABD ve İsrail'in İran’a saldırısı için sıfır saatinin geldiğine dair hiçbir işaret yoktu. ABD'nin Ortadoğu'da askeri güçlerini artırmasına rağmen, bir gün önce Maskat ve Cenevre'de Tahran ve Washington arasında müzakereler yapılıyordu. Ancak savaş çığırtkanları, barışın istisna, çatışma ve savaşın ise norm olduğu bu bölgede, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu'nun yeniden harekete geçme sinyalini bekliyorlardı.

Şubat ayının son cumartesi gününden sekiz ay önce, Time dergisi kapağında ‘Yeni Ortadoğu’ başlığı ile İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in yarısı yırtılmış bir resmini yayınladı. Burada, yeni Ortadoğu'da Hamaney'in liderliğindeki İran rejiminin yer almayacağı mesajı verildi. O dönemde gözlemciler, başlık ve fotoğraftan verilen mesajı yorumlamakla meşguldü. Derginin kapak fotoğrafıyla 2003 yılında rejimi düşmeden önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e ve 2011 yılında öldürülen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye olanların benzerliği hatırlatıldı.

Bu mesaj İran'da pek iyi karşılanmamış gibi görünüyor, zira çoğu gözlemci savaşın kaçınılmaz olduğu ve bu seferki ana hedefin İran siyasi rejiminin başını ortadan kaldırmak olduğu konusunda hemfikirdi. Ancak İran'ın siyasi liderleri, Körfez ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarına karşı açık savaş tehditleri ve uyarılarının, İran'a karşı yeni bir savaş başlatma düşüncesini caydıracağına inanıyordu. Washington ile müzakere masasına oturmayı kabul etmenin, Donald Trump'ın ABD başkanlığı görev süresinin sonuna kadar mümkün olduğunca fazla zaman kazandıracağını ummuştu.

Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlar Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti.

Başkan Trump, savaşın ilk gününün akşamı, ABD’nin ‘Destansı Öfke’ adını verdiği, İsrail'in ise ‘Kükreyen Aslan’ olarak adlandırdığı askeri operasyonların başında Ali Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu. İran devlet televizyonu da ertesi gün şafak vakti suikastı doğruladı. Ancak İran'ın tepkisi, daha önce yaşanan 12 günlük savaşın başlangıcında olduğu kadar gecikmedi. İranlıların ‘Ramazan Savaşı’ olarak adlandırdığı operasyonda füzeler, sadece Tel Aviv'i değil, Bahreyn'den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE), Katar’dan Kuveyt'e kadar Körfez ülkelerini de hedef aldı. Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Umman bile İran füzeleri ve insansız hava araçlarının (İHA) hedefi oldu.

Iraklılar arasındaki bölünme

İran propagandasının, ülkenin orta kesimleri ve güneyinde Şii bölgelerindeki halk kitleleri arasında kendini pazarlama konusundaki başarısı yadsınamaz. Bu propaganda, Şiiliğin doktrinsel derinliğinin İran İslam Cumhuriyeti'nde somutlaştığı, doktrinin sembolizminin İran'daki Velayet-i Fakih konumunda siyasi olarak varlık kazandığı ve Şiiliğin bekasının İran'daki Velayet-i Fakih sisteminin devamına bağlı olduğu fikrine dayanıyor.

Şiizmin dini merkezi, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesi teorisiyle tam olarak uyuşmayan bir düşünce ekolünü somutlaştıran Necef'teki dini ekol olmasına rağmen, İran'ın 2003'ten beri yürüttüğü siyasi propaganda Necef’teki dini ekolün sahip olduğu dini sembolizmi gölgede bırakarak, dikkatleri Tahran'daki Şiiliğin siyasi merkezine çekmeyi başardı.

İran liderliğinde 2014 yılından sonra başlayan ‘Direniş Ekseni’ ile ideolojik olarak bağlantılı silahlı grupların yükselişiyle, Şii siyasi alanda etkili birçok isim İran'daki İslam Devrimi liderine ideolojik bağlılıklarını açıkça ilan ettiler.

sdfgth
Irak’taki İran yanlısı grup Hizbullah Tugayları üyelerinin cenaze töreninde yas tutan bir kişi Ali Hamaney'in resmini taşırken, 5 Mart 2026 (AFP)

Bu, birçok Iraklının ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı, Ortadoğu'da nüfuzlarını dayatmaya çalışan ülkeler arasındaki çıkar çatışması olarak değil, Şiiliği hedef alan dini bir savaş olarak görmelerinin nedenini açıklıyor. Bu yüzden Iraklılar arasında bölünme gayet doğal, özellikle de Irak'taki siyasi aktörler krizlerinin ancak dış güçler tarafından çözülebileceğine her zaman inandıkları için bu normal karşılanıyor. Dolayısıyla sıradan vatandaşların bölgesel gelişmelere tepki göstermesi veya bunlardan korkması şaşırtıcı değildir, çünkü bu gelişmelerin er ya da geç kendi ülkelerinde de yankı bulacağının farkındadırlar.

Direniş ekseni ile bağlantılı olduğunu iddia eden gruplar ise şu an her zamankinden daha fazla bölünmüş durumda. Siyasi sürecin dışında kalan sadece iki silahlı grup var. Bunlardan biri Hizbullah Tugayları, diğeri Nuceba Hareketi. Her ikisi de İran'ın ABD ve İsrail'e karşı savaşında ona olan desteğini açıkça ilan etti ve savaşın ilk gününden itibaren roketleri ve İHA’larıyla savaşa dahil oldu.

Odağını silahlı mücadele ve Direniş Ekseni’nden siyasi eyleme kaydıran diğer gruplar ise ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge yakınlarında gösteriler düzenlemeyi tercih ettiler ve Hamaney suikastının ardından destekçilerini yas konseyleri kurmaya çağırdılar. Temsilciler Meclisi'nde 80'den fazla milletvekiline sahip olmalarına rağmen, parlamentonun olağanüstü toplantıya çağrılmasını talep etmediler!

İran, savaş başladıktan sonra fazla beklemedi ve füzeleri ve İHA’ları istisnasız tüm Körfez ülkelerinin başkentlerine ve şehirlerine ulaştı.

Hatta cumhurbaşkanının seçilmesi ve yeni hükümeti kurmak üzere başbakanın atanmasıyla ilgili anayasal haklar konusu, İran'a karşı savaşın başlamasından bir gün önce son kez tartışılmıştı! Bu konu, Tahran, Tel Aviv ve Washington arasındaki gerginlikler yatışana kadar ertelendi. Birçok politikacı, Irak'ta İran'ın nüfuzu altında yapılan seçimlerin sonuçlarından çok uzak, yatıştırma temelli bir güç paylaşımı formülü üzerine bahis oynuyor olabilir. Savaş bittiğinde, cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık makamına aday olan şu veya bu kişinin reddedilmesi ya da onaylanması bile tamamen farklı olacağına şüphe yok. Çünkü İran savaştan sonra bir daha eski İran olmayacak. İran'da aynı iktidar rejimi kalsa bile, iç meselelerini çözme konusundaki endişesi, dış etkisini düzenleme konusundan önce gelecek. Dahası, Trump yönetimindeki ABD’nin Irak'taki nüfuzu daha da netleşmeye başladı. Trump, siyasi varlığa ve hükümetin oluşumuna müdahaleye odaklanmaya başladı. Irak'ta Tahran ile Washington arasında eski etki paylaşımı denklemini kabul etmeyecek. Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakanlığa aday olarak gösterilmesine karşı çıkması da bunun açık bir kanıtı.

Dolayısıyla İran'ın etkisinin azalması ve ABD'nin bir sonraki hükümetin oluşumuna müdahale etmesi ile birlikte, bir sonraki aşama açıkça ve net bir şekilde ABD'nin himayesi altında geçecek. Irak'taki tüm siyasi partiler bunun farkında ve Trump'ın başkanlık döneminin Irak'ta çatışmasız geçmesi umuduyla, bazı siyasi nüfuz ve ekonomik kazanımlarını kaybetmek anlamına gelse bile, kabul ve itiraz etmeme mesajları gönderiyorlar.

Geri dönüşü olmayan nokta

İran, savaş başladıktan sonra savaşın kapsamını genişletme tehdidini gerçekleştirmek için fazla beklemedi. Füzeleri ve İHA’ları, sadece ABD ordusunun silah depolarını ve İsrail’in çeşitli şehirlerini değil, istisnasız tüm Körfez devletlerinin başkentlerini ve şehirlerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece İran, bölgesel çevresine yönelik düşmanlığında geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşarak etki alanı için rekabet etmekten, askeri gücünü kullanarak çevredeki ülkelere saldırıya geçti.

Yakın gelecekte ortaya çıkacak zorluk, Şii siyasi güçlerin bölgesel ortamla uyumlu bir siyasi model sunmaları olacaktır.

Irak'ın yönetici sınıfının, özellikle de Şii siyasi güçlerin sorunu, yirmi yılı aşkın bir süredir politikalarının İran ile uyum içinde olması. Arap ülkelerinden komşularıyla inişli çıkışlı ilişkilerine ve hükümetlerinin Arap Körfez ülkelerine karşı sürdürdüğü açık tutumuna rağmen, Irak'ın bölgesel politikaları, İran'ın bölgeye yönelik gündeminden ve tutumlarından herhangi bir kopuşa işaret etmiyor.

Bu nedenle, “Aksa Tufanı” savaşı ve Tahran ile Tel Aviv arasındaki on iki günlük savaşın ateşinden uzak kalan Irak'ın, 28 Şubat 2026 savaşından, ya da İranlıların deyimiyle Ramazan savaşından sonra da bu durumunu koruyacağını beklemek kolay değildir.

Silahlı gruplar, destek bayrağı altında bu savaşa girdiklerini açıkladılar. Hükümetin resmi tutumuna gelince, yapılan açıklamalarda Tahran'a karşı savaşı reddetmek ile Körfez ülkerine karşı saldırıyı reddetmek arasında gidip geldiler. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de ifade ettiği üzere İran, Erbil'deki ABD konsolosluğunu ve el-Harir Askeri Üssü’nü bombalarken, İsrail ve ABD'nin Irak'ın orta kesimleri ve güneyindeki silahlı grupların karargahlarını bombalaması tuhaf bir paradoks oluşturuyor. Sanki savaşan taraflar, Irak'ın füzeleri ve İHA’ları için ortak bir arena olması dışında hiçbir konuda anlaşamamış gibiler!

xcvfgth
Irak'taki Şii silahlı grupların destekçileri Bağdat'taki Yeşil Bölge'de bulunan ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüşe geçerken, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan bir protestocu, 1 Mart 2026 (Reuters)

Yakında Şii siyasi güçlerin bölgesel çevreleriyle uzlaşan bir siyasi model sunma zorluğunun ortaya çıkması bekleniyor. Çünkü bölgedeki İran etkisinin kalıntıları nedeniyle tehlike hissetmeye devam edecekler. Bu tehdidin bölgesel çevrelerinde kalmasını önlemeye çalışacaklar. Irak’ın ilerleyen süreçte bölgesel çevreye entegrasyonunu tehdit eden silahlı güçlerin nüfuzu ve hakimiyetinden uzaklaşması ve bu ortamda ekonomik ve siyasi ortaklıklar yoluyla hareket etmesi gerekiyor. Dolayısıyla Iraklıların 28 Şubat 2026'da başlayan savaş sonrası dönem için yeni bir vizyon ve konsepte ihtiyacı var.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.