İran, Amerika ve İsrail arasında devam eden savaşın stratejisi ve yöntemleri

İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
TT

İran, Amerika ve İsrail arasında devam eden savaşın stratejisi ve yöntemleri

İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)
İran'a karşı askeri operasyonlar kapsamında ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"den savaş uçakları kalkıyor (Reuters)

Strateji, hedefleri mevcut araçlarla ilişkilendirme eylemi olarak tanımlanır; ancak bu araçların hedeflere uygun olması şartıyla. Gerekli kaynaklar olmadan imkansızı talep edemezsiniz. Bu nedenle, imkansızlık derecesi, yeteneklerin mevcudiyetine göre ölçülür. Örneğin, "Amerika'ya ölüm" sloganı hangi araçları gerektirir? Bununla birlikte, bu yaklaşım, savaşın "sıfır riskle" yürütülemeyeceği anlamına gelmez. Savaş, doğası gereği risklidir; savaş kararı başlangıçta komutan tarafından verilir ve zamanla savaş, kendi kurallarını dayatmaya başlar.

Güncel savaş stratejileri

Bu savaşa dahil olan tarafların hayali neredeyse gerçekleşti; onlarca yıldır planlanan bir savaşı veriyorlar. Bu savaşta, tüm taraflar için asimetri ilkesi geçerlidir. İran niceliği nitelikten üstün tutarken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri nicelikten ziyade niteliğe öncelik veriyor. Peki nasıl? Eski Sovyet lideri Joseph Stalin'in dediği gibi, "Niceliğin de kendi niteliği vardır."

Başka bir deyişle, "nicelik" teknolojik ve teknik eksiklikleri telafi eder. Bu denklemde, daha zayıf taraf asimetrik bir strateji oluşturarak düşmanı en iyi ve en gelişmiş ekipmanlarını kullanmasını engelleyecek şekilde savaşmaya zorlarken, kendisi en iyi ekipmanlarını kullanarak düşmanını yıpratır. Mevcut çatışmada, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz stratejist Liddell Hart'ın ilkesine dayanan dolaylı bir yaklaşımla, İran ve bölgedeki vekillerinin sahip olduğu "niceliği" telafi edebilen, son derece gelişmiş bir teknolojik asimetri yaratmıştır.

Bu yaklaşım, İsrail'in İran ve bölgedeki vekilleri, özellikle de Hizbullah üzerinde neredeyse tam bir istihbarat ve teknolojik üstünlüğe sahip olmasında kendini göstermiştir. İsrail, Pager (çağrı cihazları) Operasyonu'nda 5 binden fazla Hizbullah savaşçısını öldürmüş ve yaralamış, ayrıca Genel Sekreteri de dahil olmak üzere partinin tüm askeri liderlerini suikastla öldürmüştür. İsrail, geçen yılki 12 günlük savaş sırasında askeri liderlerin ve nükleer uzmanların çoğunu suikastla öldürerek İran üzerindeki istihbarat ve teknolojik üstünlüğünü göstermiş ve mevcut savaşın başlangıcında İran Yüksek Liderini ilk hava saldırısı dalgasında suikastla öldürerek bu üstünlüğünü yinelemiş ve pekiştirmiştir.

TH
ABD Merkez Komutanlığı'nın İran'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlar sırasında bir ABD destroyerinden Tomahawk füzesinin fırlatılması.

Mevcut savaşın başlaması stratejik bir sürpriz değildi; Amerikan deniz ve hava gücü yığılması açıkça görülüyordu. Ancak, operasyonel ve taktiksel olarak bir sürpriz olduğu kesin ve jeopolitik açıdan çok büyük etkileri oldu. Yaklaşık kırk yıldır hem İsrail'in hem de ABD'nin yeminli düşmanı olan Yüksek Lider'in suikastı ne anlama geliyor?

“İleri Savunma” İlkesi

İran’ın büyük stratejisi, bölgesel vekil güçlere dayanarak “ileri savunma” ilkesine dayanmaktadır. İran topraklarında savaşmak yerine, savaş alanı bu vekil güçler ile İsrail ve hatta bazı Arap devletleri arasındaki cephelere kaydırılmaktadır. Bu ilke, Hizbullah ile İsrail arasındaki Lübnan sahasında en açık şekilde örneklendirilmektedir. Bu “ileri savunma” başarısız olur ve savaş bugün olduğu gibi İran’a sıçrarsa, İran özellikle bu bölge dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin %60’ından fazlasını içerdiğinden, yakın çevresinde kaos yaratmaya ve istikrarsızlığı genişletmeye başvurur.

İran şu anda "kümülatif caydırıcılık" ilkesine dayanmaktadır; Tahran'a atılan ilk füze saldırısının ardından İsrail'e derhal füzelerle karşılık verdi. Ardından Körfez bölgesindeki Amerikan üslerini hedef almaya başladı. Bu aşamayı, çevredeki Körfez ülkelerinin çoğundaki sivil, ekonomik ve turistik yerleri hedef alan saldırılar izledi.

Dünyanın en büyük petrol sevkiyat limanına ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'ın Ras Tanura'daki petrol rafineri ve ihracat tesisleri hedef alındı. Kaos yaratma ve savaş maliyetini artırma stratejisini daha da ileri götüren İran, Katar'daki Ras Laffan sıvılaştırılmış doğal gaz tesisini de hedef aldı. Bu stratejiyi tamamlamak için İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler ve petrol tankerleri için riskleri artırarak boğazı kapatmaya çalışıyor.

İran, kaos yaymak için sadece yakın çevreyle sınırlı kalmadı; hedef aldığı bölgeler arasında İngiliz üslerinin bulunduğu Kıbrıs ve hatta Hatay ilinde Türkiye topraklarına düşen bir füze aracılığı ile Türkiye bile yer aldı.

12 günlük savaştan dersler çıkarmak

Financial Times, İran'ın son saldırıya verdiği hızlı yanıtı uzun bir makalede şu noktalara odaklanarak açıkladı: Haziran 2015'teki 12 günlük savaşın deneyiminden ders çıkarılarak, bir yandan saldırıya hızlı bir yanıt verilmesi sağlanırken, diğer yandan özellikle askeri alanda ve liderliğin hedef alınması durumunda komuta ve kontrolün sürdürülmesi amaçlandı. Bu nedenle, öncelikle askeri komutanın merkeziyetçiliğinden uzaklaşarak, hedef seçimi ve operasyonların yürütülmesinde genel komutanlığa başvurmadan hareket eden ve dolaylı olarak yakın çevredeki genel komutanlığı hedef alabilecek bir "B Planı" geliştirildi.

Dolayısıyla İran iki yönlü bir strateji izliyor: Birinci boyut, ağır kayıplara rağmen düşmana daha uzun süre dayanabilme yeteneği yoluyla caydırıcılıktır. İkinci boyut ise yukarıda belirtildiği gibi, "ben ve düşmanlarım" mantığı çerçevesinde kümülatif caydırıcılığa dayanmaktadır.

Buna karşılık, Amerikan-İsrail ittifakı şu hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadır: İran Yüksek Liderini suikastla öldürerek siyasi güç yapısını ortadan kaldırmak; füze yetenekleri, fırlatma rampaları, insansız hava araçları, deniz kuvvetleri ve konvansiyonel ve nükleer araştırma merkezleri de dahil olmak üzere askeri aygıtı hedef almak; halk ayaklanmasına zemin hazırlamak için iç güvenlik güçlerini zayıflatmak; ve iktidardaki rejime hizmet eden tüm devlet kurumlarını yıpratmak. Bir Askeri Analistin Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre sonuç olarak, iktidardaki rejimin çökmesi durumunda hava ve deniz üstünlüğünün yanı sıra iç karar alma süreçleri üzerinde de kontrol sağlamayı hedeflemektedirler.

Savaşın amaçlarına hizmet eden silahlar

Bu nedenle, Amerikan ve İsrail güçleri arasındaki rol paylaşımı göz önüne alındığında, belirlenmiş stratejilere hizmet edecek askeri araç ve gereçlerin mevcut olması gerekir. Peki, kısaca bu araç ve silahlar nelerdir?

Strateji ve araçlar arasındaki ilişkiyi yöneten temel ilkenin, bu araçların stratejik hedeflere hizmet etmesi olduğu kabul edilirse, savaşan tarafların stratejilerine uygun araçları seçmeleri doğaldır.

İstihbarat operasyonlarını savaşa hizmet eden araçlar arasında sayarsak, şüphesiz ki bunlar, çatışma ve savaşın her seviyesinde sürprizler sağladıkları için sert askeri gücün çarpanı niteliğindedir. Özellikle İsrail'in İran'a karşı istihbarat üstünlüğü, geçen yıl gerçekleşen 12 günlük savaşta ve mevcut savaşta defalarca gösterilmiştir. Her iki çatışmada da Yüksek Lider de dahil olmak üzere en önemli askeri ve siyasi liderler suikasta kurban gitmiştir.

Bu nedenle, insan, teknoloji, uydu, siber ve diğer tüm kaynaklardan yararlanılarak büyük ölçekli bir veri toplama operasyonu gereklidir ve tüm verileri analiz etmek, olası seçenekleri ve senaryoları çıkarmak için yapay zekâ kullanılmalıdır. Veri toplama, savaş öncesi aşamayla sınırlı değildir; savaş boyunca, sürdürülebilir bir şekilde ve hatta sonrasında da devam eder.

FGTHYU
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğraf, 7 Mart 2026 sabahı Tahran'ın batısındaki Mehrabad Havalimanı'na yapılan bombalı saldırının ardından yaşananları gösteriyor.

Bu savaş, farklı düzeylerde birbirine bağlı güçlerin karmaşık bir ağı içinde sürdürülüyor. İlk bağlantı, özellikle iki taraf arasındaki doğrudan koordinasyon ve bu savaşa önceden yapılan hazırlıklar göz önüne alındığında, Amerikan ve İsrail güçleri arasındadır. Bu nedenle, her iki tarafın da operasyonları günlük olarak değerlendirmesi, bu değerlendirmeleri ayarlamalar ve iyileştirmeler için diğer tarafla paylaşmasıyla, varsayılan bir ortak komuta altında doğrudan koordinasyon şarttır.

İkinci bağlantı, her bir ekibin kendi operasyon bölgesinde savaşan kuvvetleri arasında, coğrafi olarak veya hedef dağılımı açısından, gerçekleşir. Örneğin, İran coğrafi olarak Amerikan ve İsrail kuvvetleri arasında bölünmüştü; başkent ve batı İran başlangıçta İsrail kuvvetlerinin hedef bölgesindeydi. Güney ve kıyı şeridi, özellikle de İran donanmasının tamamı, Amerikan kuvvetlerinin hedefi olarak belirlenmişti.

İran tarafından

Balistik füze sistemi, İHA’larla birlikte, İran'ın stratejisinin omurgasını oluşturuyor. Özellikle de nükleer silahlara henüz sahip olmamasına rağmen, bu silahlar geliştirme aşamasında olup, birkaç bomba üretmeye yetecek miktarda maddeyle %60 oranında zenginleştirilmiştir. Füzeler kısa menzilli (300-1000 km) ve orta menzilli (1000-3000 km) olarak ikiye ayrılıyor. İran şu anda komşu ülkelere karşı kısa menzilli füzelerin yanı sıra, bu ülkelere karşı kolayca temin edilebilen ve etkili olan insansız İHA’ları da kullanıyor.

Kısa menzilli füzeler

Fateh-110: Menzili 300 ile 500 km arasında, savaş başlığı ağırlığı 500 kg.

Zulfiqar 8Zülfikar): Menzili 700 km, savaş başlığı ağırlığı 500 kg.

Dezful: Menzili 1000 km, Fateh füzesinin geliştirilmiş versiyonu.

Qiam (Kyam)-1 füzesi: Menzili 800 km, savaş başlığı ağırlığı 750 kg.

İran'ın bu füzelerden kaç tanesine sahip olduğu bilinmiyor, ancak menzillerine bakıldığında, yakın çevredeki ülkeleri hedef almak için askeri açıdan uygun oldukları söylenebilir.

Orta menzilli füzeler

Şahab-1-2-3 füze ailesi: 1.300 ila 2.000 km menzile ve 700 ila 1.000 kg ağırlığında savaş başlığına sahip.

Şahab ​​füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Kadir füzesi: 2.000 km menzile sahip.

Sejjil (Siccil) füzesi: 2.000 km menzile sahip, fırlatma hazırlık süresini kısaltan katı yakıt kullanıyor.

Hacı Kasem: 1.400 km menzile ve 500 kg savaş başlığı ağırlığına sahip.

Bazı çekincelerle birlikte Fattah-1 hipersonik füzesi: 1.400 km menzile ve savaş başlığı ağırlığı bilinmiyor.

Emad: 1.700 km menzile ve 750 ila 800 kg arasında savaş başlığı ağırlığına sahip.

Son olarak, Hürremşehr-1-2-3-4 füzesi: 2.000 km menzile ve 1.800 kg ağırlığında bir savaş başlığına sahip. Bu füzenin bir versiyonu, İsrail içindeki hedeflere karşı misket bombaları kullanıyor. Peki ya bu silah?

Bu füze, Dünya yüzeyinden 7 kilometre yükseklikte patlıyor. Patlama anında, her biri 7 kilogramlık savaş başlığı taşıyan yaklaşık 80 küçük bomba parçasını, yaklaşık 8 kilometrelik bir alana yayıyor. Bu füzenin tehlikesi, hava savunmasının işini zorlaştırması, stoklarını tüketmesi ve hasar alanını genişletmesidir. İran'ın bu füzelerden 2 bin ila 2 bin 500 adede sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu füzelerin fırlatılması, şu anda İsrail ve Amerikan hava kuvvetleri tarafından hedef alınan ve sayıları sınırlı olan fırlatma platformlarını gerektiriyor. Fırlatma platformu olmadan bir füzenin ne faydası olabilir? Bazı raporlar İran'ın yer altı fırlatma platformları kullandığını öne sürüyor, ancak bunların fırlatılmasının mekanik karmaşıklığı son derece yüksektir.

İran insansız hava araçları

Şahid-136 İHA, Rus güçleri tarafından İsrail'e ve Ukrayna'daki operasyonlarda yaygın olarak kullanılan bir silahın önde gelen örneği haline geldi. Bu İHA’nın menzili 2 bin 500 km ve savaş başlığının ağırlığı 25 ila 30 kg arasında değişiyor. Bu kamikaze İHA, yaklaşık 13 milyon dolara mal olan Amerikan Tomahawk füzesine kıyasla, tahmini 20 ila 30 bin dolar arasındaki düşük maliyeti ile dikkat çekiyor.

Arash kamikaze İHA’nın menzili 2 bin km ve savaş başlığının ağırlığı 200 ila 250 kg arasında değişiyor. Son zamanlarda Azerbaycan'ın Nahçıvan bölgesine karşı kullanıldı.

İran hava savunması

Bu savunma sistemleri, İran hava sahasını (başkent dahil) fiilen koruyamadıkları için gelişmiş hava savunma sistemleri seviyesine ulaşamamaktadır. Bunlar, Rus yapımı ve yerli sistemlerin karışımıdır. Rus yapımı S-300 buna bir örnektir. Yerli üretim, uzun menzilli Bavar sistemi (300 km), orta menzilli Khordad sistemi (120 km) ve kısa menzilli Tor-M1 sistemi (12 km) ile sınırlıdır ve bunların tamamı Rus yapımıdır. Hava kuvvetlerine gelince hem nicelik hem de nitelik açısından neredeyse yok denecek kadar azdır. Bununla birlikte, İsrail'e ait bir F-35 Adir'in, Rus yapımı bir İran Yak-130 eğitim ve yakın hava destek uçağını düşürdüğünü belirtmekte fayda var. Bu olay, ilk İran-İsrail hava çatışması olarak kabul edilmektedir.

Donanma

İran'ın Hazar Denizi'nde, Basra Körfezi'nde ve Arap Denizi'nde yaklaşık 2 bin 400 kilometre uzunluğunda doğrudan kıyı şeridi bulunmaktadır. Ayrıca, vekil güçler aracılığıyla Bab el-Mendeb Boğazı'nda da varlığı bulunmaktadır ve daha önceleri Hizbullah aracılığı ile Akdeniz'de de varlığı bulunmaktaydı. İran'ın iki deniz kuvveti vardır: biri düzenli orduya, diğeri ise İslam Devrim Muhafızları'na aittir. Her ikisi de asimetrik savaş doktrinine göre faaliyet göstermektedir.

ABD ordusu savaşın başında, İran'ın tüm deniz üslerini, Devrim Muhafızlarının gururla övündüğü İHA gemisi de dahil olmak üzere imha etti. İran'ın hâlâ hızlı saldırı botları, deniz mayınları ve bazı küçük denizaltıları mevcuttur.

Hava Kuvvetleri

İsrail, F-35 başta olmak üzere çeşitli tiplerde yaklaşık 600 savaş uçağına sahiptir. İran'a karşı yürütülen ilk askeri operasyona, özellikle F-15 Eagle olmak üzere, tüm tiplerde yaklaşık 200 uçak katılmıştır. İsrail hava operasyonları, yerel olarak üretilen ve Amerikan sivil uçağı Gulfstream G550'den modifiye edilen İsrail erken uyarı uçağı IAI-Eitam tarafından yönetilmektedir. Bu erken uyarı uçağı, 500 km mesafeden kapsama sağlar, hava operasyonlarını yönetir ve İran sahası ile İsrail'deki komuta merkezi arasında bağlantı görevi görür.

SXCDFGH
İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sistemi, İsrail'in Hayfa Körfezi bölgesinde bir İran füzesini engelledi (EPA)

Hava operasyonlarını tamamlamak için İsrail Hava Kuvvetlerinin ordusunun en güçlü ve uzun kolu olduğu göz önüne alındığında, İsrail'in hava ikmali için İsrail'de modifiye edilmiş yaklaşık 7 adet Amerikan yapımı Boeing 707 uçağı bulunmaktadır. Bu uçakların menzili 6 bin km olarak tahmin edilmektedir.

İsrail insansız hava araçları

Hermes-900 insansız hava aracı, 30 saatlik uçuş süresi, 1000 kilometreye kadar menzil ve 350-450 kilograma kadar yük kapasitesi gibi çeşitli nedenlerle lider konumdadır. Keşif, gözetleme ve hedef tespiti için tasarlanmıştır. Ancak en önemlisi, İsrail Hava Kuvvetleri'nin gelişmiş taktik gözü olarak savaş alanının gerçek zamanlı görüntülerini (Real Feed) iletmek, bir hedefe yapılan hava saldırısının başarısını değerlendirmek ve özellikle hava üstünlüğü sağlandığında İran füze platformlarının hareketlerini 24 saat izlemektir. Son olarak, “sensörden atıcıya” olarak adlandırılan “öldürme zinciri” içinde bir hedefi vurma karar verme sürecini hızlandırır.

Hava savunmaları

İran füzelerine karşı mücadelede yer alabilecek hava kuvvetlerinin yanı sıra, savaş koşullarında test edilmiş, çok katmanlı bir hava savunma sistemi de bulunmaktadır. Bu sistem şu unsurlardan oluşmaktadır:

70 kilometreye kadar menzile sahip Demir Kubbe.

200 kilometreye kadar menzile sahip Amerikan THAAD sistemi.

300 km'ye kadar Davud Sapanı

2 bin km veya daha fazla mesafeye kadar (modele bağlı olarak) Arrow 2 ve 3 (ve muhtemelen 4) sistemleri.

İsrail kısa süre önce Demir Işın (Iron Beam) adlı lazer tabanlı bir sistemi ilave etti.

Son olarak, bu sistemler bir örümcek ağı içinde birlikte çalışarak, savaş alanındaki gelişmeleri doğrudan ileterek savaş alanlarını birbirine bağlar ve böylece komutanı “savaş balonunun” dışına değil içine yerleştirir. Diğer bir deyişle, kara, deniz, uzay, siber güvenlik, uçaklar, İHA’lar ve istihbaratı birbirine bağlar.

İsrail Donanması, açık deniz petrol tesislerini korumak ve Lübnan'daki Hizbullah'a karşı ateş desteği sağlamak için İsrail karasuları çevresinde bulunmaktadır. İsrail'in en önemli deniz araçlarından biri Sa'ar 6 gemileridir ve İsrail'in bazıları nükleer savaş başlığı taşıyabilen altı denizaltısı bulunmaktadır.

Amerika tarafından

Amerikan tarafı, İran veya İsrail'in kapasiteleriyle karşılaştırılamaz. Ancak kesin olan şey, İsrail sisteminin Amerikan sistemine en yakın sistem olduğu, İsrail sisteminin Amerikan sisteminin bir ürünü ve stratejik, operasyonel ve hatta taktik ve istihbarat düzeylerinde Amerikan sistemiyle tamamen entegre olduğudur. Aksi takdirde, Amerika'nın İsrail ile tam bir ortaklık içinde İran'la savaşması ve İsrail'in iki kez savaş başlatması, ardından Amerika'nın da savaşa katılması ne anlama gelir? Peki ya Amerikan kaynakları?

Hava Kuvvetleri

Bölgedeki ABD üslerinde halihazırda bulunanlara ilave olarak, ABD 200'den fazla savaş uçağı getirdi. Bunların en önemlisi, tarihinde ilk kez ABD dışındaki bir üsse inen F-22'lerdi. 12 uçak, İsrail'in güneyindeki Ovda Hava Üssü'ne indi. Bu uçak, hava üstünlüğünü ve hakimiyetini sağlamak için tasarlanmış beşinci nesil bir hayalet savaş uçağı olarak sınıflandırılıyor.

JUIK
USS Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasının körfezinde, 26 Şubat 2026 (AFP)

ABD, bu uçağı NATO içinde veya dışında hiçbir ülkeye, dost veya müttefikine satmadı. Uçağın menzili 3 bin km. Amerika Birleşik Devletleri'nin operasyonel sürekliliği, hızı ve düzeni sağlamak için devasa yakıt ikmal uçaklarına ihtiyaç vardır. Bunların en önemlisi, 15 veya 16 F-16 uçağına yakıt ikmali yapmak için yeterli olan yaklaşık 119 bin 700 litre yakıt taşıyan KC-46 Pegasus'tur.

Savaş tablosunu tamamlamak için kara, hava, deniz ve uzayı birbirine bağlayan bir hava komutanlığı ve siber güvenlik, bir balon oluşturmak için gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri altı adet E-3 Sentry AWACS uçağı konuşlandırmıştır.

Donanma

Amerika Birleşik Devletleri, bölgede iki uçak gemisini kullanıyor: Abraham Lincoln ve Gerald Ford, dünyanın en büyük uçak gemileri, EA-18G Growler gibi elektronik savaş uçaklarının yanı sıra F-18 ve F-35 dahil olmak üzere toplamda yaklaşık 150 uçak taşıyor.

Bu uçak gemilerine, Tomahawk seyir füzeleriyle saldırı yapabilen veya 370 kilometre menzile sahip SM-2, SM-3 ve SM-6 füzelerini taşıyan Aegis füze sistemi ile savunma yapabilen eskort gemileri eşlik ediyor. Taşıyıcının koruma sistemini tamamlamak için kirpi koruma prensibine göre hareket ederken, denizaltılarla birlikte hareket etmesi gerekir.

4 Mart 2026'da ismi açıklanmayan bir ABD denizaltısı, Mark-48 torpido ile Sri Lanka açıklarında İran savaş gemisi IRIS Dena'yı batırdı.

Uçak gemilerinin taşıdığı hava savunma sistemlerine ilave olarak, THAAD ve Patriot sistemleri de ABD üslerini savunmak için ilave edilebilir.

İran savaş alanı

Eğer Ukrayna savaş alanı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana silah ve taktiklerin başlıca test alanı olmuşsa, İran savaş alanı da ikinci test alanı olacak, ancak farklı bir şekilde. Nasıl? Günümüzün savaşı, balistik füzeler ve İHA’lar ile hava savunma sistemleri arasında yaşanıyor.

Hava savaşı, etkili bir İran hava kuvvetlerinin olmayışı nedeniyle, dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerine (Amerikan ve İsrail) karşı yürütülmektedir. Ukrayna savaşında durum böyle değildi. Amerika, Ukrayna savaşından çok daha büyük bir sahnede İsrail ile birlikte İran'a karşı savaşmaktadır. Bu savaşta hava savunması, füze saldırılarından daha pahalıdır. Bir Amerikan THAAD füzesinin maliyeti 12 milyon dolara ulaşırken, bir Şahid İHA’nın maliyeti 30 bin dolardır.

İsrail ve Amerika, iki ülke arasında ortak savaşı denedi. Bu model, gelecekteki savaşların temeli olacak mı?

Bu savaşta Amerika Birleşik Devletleri iki silahı test etti: Lucas İHA ve Prism balistik füzesi (Lucas & PrSM). Lucas İHA konusunda Amerika, İran'ın Şahid İHA’sının tasarımını taklit etti, ancak daha yüksek bir fiyata (50 bin dolar) ve daha kısa bir menzile (Şahid'in 2 bim km'sine kıyasla 800 km) sahipti. PrSM füzesi ise HIMARS ve ATACMS füzelerine benzer bir balistik füzedir, ancak menzili 300 yerine 500 km'dir.

Sonuç olarak, “savaşı gerçekten bilenler, ondan sağ kurtulanlardır” denir. Savaşı bilmeyenler, anlamadan yok oldular." Savaşta insanlar, diğerlerini yok etmek için insan teknolojisinin en iyisini kullanır. Bu bağlamda, Fransız düşünür Gaston Bachelard, insanların gölge sağlaması gereken bir ağacın yeşil dalını, başkalarını öldürmek için ölümcül bir oka dönüştürdüğünü söyler. Bazı uzmanlar, mevcut savaşı ilk “yapay zeka” savaşı olarak adlandırmıştır.

Yapay zeka önceki savaşlarda yalnızca yoğun verileri analiz etmek için kullanılırken, mevcut savaşta İran hedeflerine saldırıları planlamak ve havadaki yüzlerce uçak arasında hedeflemeyi koordine etmek için kullanılmaktadır. Şimdiye kadar, yapay zeka yardımcı bir faktör olarak analizleri hızlandırmış ve en uygun, en az maliyetli ve en etkili seçenekleri önermiştir. Başka bir deyişle, liderlerin savaşa girmesini kolaylaştırmakta ve teşvik etmektedir. Dünya nereye gidiyor?

*Bu makale Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından kaleme alındı.



Bir ABD yetkilisi görüşmelerin ilk gününü anlattı

Dün Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zerni köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Dün Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zerni köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Bir ABD yetkilisi görüşmelerin ilk gününü anlattı

Dün Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zerni köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Dün Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zerni köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin ilk gününü “olumlu” olarak nitelendirerek, görüşmelerin verimli ve yapıcı geçtiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre yetkili, “Bugün görüşmelere yeniden başlamayı dört gözle bekliyoruz ve o zaman daha fazla açıklama yapmayı umuyoruz” ifadelerini kullandı.

svd
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Dışişleri Bakanlığı danışmanı Michael Needham, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz ve ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, ABD Dışişleri Bakanlığı merkezinde Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade-Moawad ile İsrailli mevkidaşı Yechiel Leiter arasında yapılan barış görüşmeleri (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump, en son 23 Nisan’da Beyaz Saray’da iki tarafı bir araya getirmiş ve ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyurmuştu. Trump, bu süreçte tarafların Washington’da tarihi bir zirvede buluşabileceğini söylemişti.

Ancak planlanan zirve gerçekleşmedi. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, böyle bir görüşmenin yapılabilmesi için önce güvenlik anlaşmasının sağlanması ve İsrail saldırılarının durdurulması gerektiğini ifade etti.


İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
TT

İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf

Bern’in merkezinde, Avrupa modernizmi ile İsviçre’nin katı federal yasalarının kesiştiği noktada, Fas kökenli otuzlu yaşlardaki bir genç sıra dışı bir hikâyeye imza atıyor. Jonas Lauwiner, gününe sıradan bir bilişim teknolojileri uzmanı olarak başlıyor. Ancak bilgisayar ekranını kapattığı anda geleneksel iş hayatının kimliğini geride bırakarak kendisini ‘Kral I. Jonas’ olarak tanımlayan bir figüre dönüşüyor. Kendisini korumalarla çevrili bir imparator olarak sunan Lauwiner’ın, eski bir top, Alman yapımı bir tank ve yasal boşluklardan yararlanarak sessizce genişlediğini iddia ettiği bir ‘devlet’ üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürülüyor. Sıradan bir çalışan kimliği ile iddia edilen kraliyet ihtişamı arasındaki bu çarpıcı tezat, artık yalnızca sanal dünyanın sıra dışı heveslerinden biri olarak görülmüyor. Söz konusu girişimin, bugün Bern’deki resmî kurumların gündemine kadar ulaştığı ve bireysel hırs, kişisel saplantı ve hukuki egemenlik arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açtığı belirtiliyor.

Tahtın inşası için bir arazi parçası

Lauwiner’ın krallığı olarak tanımladığı sıra dışı kişisel projenin temelleri, 20’nci yaş gününde atıldı. İsviçreli bir baba ile Faslı bir annenin çocuğu olan Lauwiner’a, doğum gününde babası tarafından bir arazi hediye edildi. Bu gelişmenin ardından Lauwiner’ın zihninde ‘Lauwiner İmparatorluğu’ fikrinin şekillenmeye başladığı ve kendisini ‘I. Jonas’ adıyla kral ve imparator ilan ettiği belirtiliyor. Daha sonra ise arazi genişletme sürecine giriştiği ifade ediliyor.

fdbvf
(foto altı) Jonas Lauwiner’ın kendi internet sitesinden alınan fotoğrafı

Yeni alanlar üzerinde kontrol kurabilmek amacıyla Lauwiner’ın tartışmalı bir hukuki yöntem geliştirdiği öne sürülüyor. Buna göre, resmi tapu kayıtlarında sahibi bulunmayan atıl arazileri tespit eden Lauwiner, bu alanları tamamen yasal prosedürler çerçevesinde kendi adına kaydettiriyor. İsviçre basınına konuşan Lauwiner, yöntemini şu sözlerle anlattı: “Ben arazi satın almıyorum ve kimsenin mülküne el koymuyorum. Yaptığım şey yalnızca bu alanlar üzerindeki talebimi tapu siciline kaydettirmek.”

Lauwiner, günlük yaşamında bilişim teknolojileri uzmanı olarak çalışırken, bugün yaklaşık 10 kişilik bir ekiple birlikte İsviçre’nin dokuz farklı kantonuna yayılmış 145 araziyi yönetiyor. Toplam yüzölçümünün yaklaşık 65 bin metrekare olduğu belirtilen bu arazilerin, Lauwiner’ın ‘imparatorluk projesinin’ parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Lauwiner’ın son ‘emlak hamlesinin’ ise Burgdorf bölgesinde, Bern Kantonu sınırları içinde yer alan 5 bin 800 metrekarelik bir sanayi sahası olduğu aktarıldı.

Hayal ile gerçek arasında... Taç, tank ve para

Kendisine ‘I. Jonas’ unvanını veren Lauwiner, gösterişli bir taç, parlak bir kılıç, eski bir top ve Güney Amerika liderlerinden esinlenen kıyafetlerden oluşan sembolik bir ‘kraliyet envanterine’ sahip. Lauwiner, 2019 yılında Bern’deki tarihi Nydegg Church Kilisesi’ni kiralayarak kendisi için bir taç giyme töreni düzenledi. Törene arkadaşlarının yanı sıra, saray mensuplarını canlandırmaları için tutulan profesyonel oyuncuların da katıldığı belirtildi. Lauwiner, “İnsanların beni bir iş insanı olarak değil, bir kral olarak hatırlamasını istiyorum” ifadesini kullandı.

Gösterişli yapısına rağmen söz konusu girişimin ‘gerçeklikten kopuk olmadığını’ savunan Lauwiner, “Ben bazı toprakların kralıyım ama aynı zamanda gururlu bir İsviçre vatandaşıyım. Tüm yasalara saygı duyuyor ve vergilerimi düzenli ödüyorum” dedi.

sdvdsv
Jonas Lauwiner’ın YouTube hesabından paylaştığı bir videodan alınan ekran görüntüsü

Söz konusu ‘imparatorluğun’ yalnızca arazilerle sınırlı olmadığı, güvenlik eğitimi alan küçük bir koruma ve yakın çevre grubunu da içerdiği ifade ediliyor. Bu yapı zaman zaman eski bir Alman zırhlı aracı kullanıyor. Lauwiner’ın, Nisan 2024’te söz konusu zırhlı aracı Bern’deki Federal Meydan’a götürmeye çalıştığı ancak ulaşım yetkililerinin gerekli izni vermemesi üzerine aracı garajda tutmak zorunda kaldığı aktarıldı.

Öte yandan Lauwiner’ın krallığına ait internet sitesinde, sözde devletin sınırları, imparatorluk bayrağı, milli marşı ve üzerinde kendi portresinin bulunduğu özel para birimi tanıtılıyor. Yaklaşık 23 İsviçre frangına eşdeğer olduğu belirtilen bu para biriminin yanı sıra, 17’nci yüzyıla dayandığı iddia edilen bir soy ağacı da sitede yer alıyor. İnternet sitesi ayrıca isteyen kişilerin ‘imparatorluk vatandaşlığı’ başvurusu yapmasına da imkân tanıyor.

‘Mikro devletler’ olgusu ve iç politika

Lauwiner’ın girişimi, dünyada ‘mikro devletler’ olarak bilinen olgunun bir örneği olarak değerlendiriliyor. Bu tür yapılar, bireylerin gerçek ya da sanal alanlar üzerinde tek taraflı şekilde bağımsız devlet ilan etmelerine dayanıyor, ancak uluslararası düzeyde herhangi bir resmi tanınma elde edemiyor. Ancak Lauwiner’ın durumunu farklı kılan unsurun, bu sıra dışı kurguyu İsviçre’nin federal siyasi sistemi içinde gerçek bir siyasi projeye dönüştürme girişimi olduğu belirtiliyor. Lauwiner’ın yerel yönetim seçimlerine aday olarak katılmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Kendisinin herhangi bir resmi statüye sahip olmadığını ve İsviçre’de ‘krallık’ unvanına bağlı fiili bir siyasi yetki kullanmadığını kabul eden Lauwiner, buna rağmen dikkat çekici bir söylem benimsiyor. Lauwiner, “Benim İsviçre kralı olduğumu inkâr edemezsiniz. Çünkü bu unvanı benden başka talep eden kimse yok” ifadelerini kullandı. Evinin önünde bulunan eski top nedeniyle aşırı sağ eğilimli olmakla suçlanmasına da yanıt veren Lauwiner, “Top çalışır durumda değil. Ben düzeni ve askeri disiplini seven bir İsviçreliyim ama kimseye zarar vermek istemiyorum” dedi.

Taht hayallerinden gerçek iş dünyasına

Lauwiner’in kiralık taç ve sembolik ordu görüntüsünün ardında, aslında dikkat çekici bir yatırım modelinin bulunduğu iddia ediliyor. ‘Kral I. Jonas’ unvanını kullanan Lauwiner’ın, Burgdorf yasama meclisindeki koltuğundan elde ettiği siyasi görünürlüğü de aşarak, ‘emlak imparatorluğu’ olarak tanımladığı yapıyı ekonomik kazanca dönüştürdüğü belirtiliyor. Haberlere göre Lauwiner, İsviçre’nin farklı kantonlarına yayılan arazileri üzerinden, kendi oluşturduğu özel yollar için bakım ve kullanım ücreti tahsil ederek gelir elde ediyor. Bu yöntemin, onun kurduğu sistemin en dikkat çekici ve tartışmalı yönlerinden biri olduğu ifade ediliyor. Söz konusu faaliyetlerin, Lauwiner’a önemli bir finansal kazanç sağladığı ve bunun genç girişimcinin bilişim teknolojileri alanındaki işini bırakmasına yol açabilecek düzeye ulaştığı öne sürülüyor. Böylece Lauwiner’ın, İsviçre federal hukukuna sıkı sıkıya bağlı kalmakla birlikte, emlak kayıt sistemindeki boşlukları kullanarak hem sembolik bir taht hem de gerçek bir ekonomik model oluşturduğu ve hayal ile gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığı değerlendiriliyor.


Şi-Trump zirvesinden beş önemli an

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkıştı. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkıştı. (AFP)
TT

Şi-Trump zirvesinden beş önemli an

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkıştı. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile el sıkıştı. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump dün Pekin’de üst düzey görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerde İran ve Ukrayna savaşlarının yanı sıra iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği ele alındı.

Ancak ziyaret gündemindeki karmaşık dosyaların ötesinde, Çin-ABD zirvesinin ilk gününde öne çıkan beş dikkat çekici gelişme kaydedildi:

Tek taraflı bir dostluk mu?

ABD Başkanı Donald Trump, Büyük Halk Salonu’nda başlayan görüşmeler sırasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping hakkında övgü dolu ifadeler kullandı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, “Senin dostun olmak benim için bir onur” dedi.

Trump, Şi’ye doğrudan hitaben, “Seninle birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz... Aramızda harika bir ilişki vardı. Anlaşmazlıklar ortaya çıktığında bunları aştık ve çözmek için birlikte çalıştık. Ben seni arıyordum, sen de beni arıyordun” ifadelerini kullandı.

Daha önce Trump ile ilişkisini ‘kişisel dostluk’ olarak tanımlayan Şi ise dünkü görüşmede bu ifadeyi kullanmaktan kaçındı. Şi bunun yerine, iki tarafın ‘rakip değil ortak olması gerektiğini’ söyledi.

Şi, diplomatik söyleminde sık sık ‘dostluk’ kavramını kullanıyor. Çin lideri, Kuzey Kore, Pakistan ve Fransa ile ‘dostane ilişkileri’ öne çıkarırken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için de ‘yakın dost’ ifadesini kullanıyor.

Sarılma değil, el sıkışma

Trump, nisan ayı ortasında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Şi Cinping’in kendisini ‘büyük ve sıcak bir kucaklamayla’ karşılayacağını öngördü.

Söz konusu yorum, Trump’ın uluslararası arenadaki gösterişli ve spontane üslubunun bir örneği olarak değerlendirilirken, Şi’nin sakin ve mesafeli duruşuyla belirgin bir tezat oluşturdu.

Dün sabah ise Trump, beklediği sarılma yerine resmi bir tokalaşmayla karşılandı. İki lider arasındaki tokalaşma 10 saniyeden uzun sürerken, Trump görüşme sırasında Şi’nin koluna iki kez dokundu.

Tukidides tuzağı

Şi Cinping, konuşmalarında ve yabancı liderlerle yaptığı görüşmelerde sık sık Çin tarihine ait atasözleri ve şiirlerden alıntılar yapıyor.

Ancak Şi bu kez Çin-ABD ilişkilerini ‘Tukidides tuzağı’ olarak bilinen kavramla tanımlamayı tercih etti. Söz konusu siyasi kavram, Amerikalı bir araştırmacı tarafından, Antik Yunan tarihçisi Tukidides’in Peloponez Savaşı anlatısından esinlenerek ortaya atılmıştı. Kavram, yükselen bir gücün mevcut hegemon gücü tehdit etmesi durumunda savaş riskinin artmasına işaret ediyor.

Şi, “Çin ve ABD, ‘Tukidides tuzağı’ olarak bilinen durumu aşarak iki büyük güç arasında yeni bir ilişki modeli oluşturabilecek mi?” sorusunu yöneltti. Çin lideri ayrıca, “İş birliği her iki tarafa da fayda sağlar, çatışma ise zarar verir” ifadesini kullandı. Bu sorunun yanıtının iki lider tarafından ‘ortak şekilde’ verilmesi gerektiğini belirten Şi, Trump ile ilişkilerin geleceğine vurgu yaptı.

Şi, 2024 yılında dönemin ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşmede de ‘Tukidides tuzağının tarihsel olarak kaçınılmaz bir kader olmadığını’ söylemişti.

Gazetecilerle yaşanan tartışmalar

Zirve kapsamında ABD basın heyeti ile Çinli güvenlik görevlileri ve yetkililer arasında gerginlik yaşandı.

Donald Trump ile Şi Cinping’in Büyük Halk Salonu’nda yerlerini almaya hazırlandığı sırada gazeteciler görüntü alabilmek için birbirleriyle yarıştı. İzdiham sırasında bir kişinin küfürlü ifade kullandığı duyulurken, Çinli güvenlik görevlilerinin de gazetecilerden geri çekilmelerini istediği işitildi.

Daha sonra iki liderin tarihi Gök Tapınağı ziyareti sırasında da ABD basınının alana girişi yaklaşık yarım saat gecikti. Gecikmenin, Çin güvenlik güçlerinin başlangıçta ABD Gizli Servisi mensuplarından birinin silahla içeri girmesine izin vermemesinden kaynaklandığı belirtildi.

Çinli yetkililerin ayrıca bir süre ABD’li personel ve gazetecilerin alandan ayrılarak konvoya katılmasını engellediği, daha sonra ise çıkışa izin verdiği aktarıldı. Görüntülere yansıyan anlarda bir Amerikalının Çinli yetkililere, “Çok kötü ev sahipliği yaptınız” dediği duyuldu.

Bir sürü ironik fotoğraf

Şi Cinping ile Trump arasındaki zirve, Çin sosyal medya platformlarında da geniş yankı uyandırdı.

Sosyal medyada paylaşılan çok sayıda esprili içerik, ABD merkezli fast food zinciri KFC’nin Çin’de her perşembe günü düzenlediği indirim kampanyasıyla bağlantılı olarak kullanılan ‘Çılgın Perşembe’ teması etrafında şekillendi. Bazı kullanıcılar, yapay zekâ ile oluşturulan görsellerde Trump’ı kızarmış tavuk yerken tasvir etti.

Ziyaretle ilgili etiketler Çin’in sosyal medya platformlarında gündemin üst sıralarına yerleşirken, bunlardan biri ülkenin X’e benzer platformu olarak görülen Weibo’da öğle saatlerine kadar 98 milyon görüntülenmeye ulaştı. Bazı kullanıcılar ise Trump’ın ziyaret sırasında ‘iyi vakit geçirmesini’ diledi.

ABD iş dünyasından heyete eşlik eden Jensen Huang ve Elon Musk da Çinli kullanıcıların ilgisini çekti. Nvidia CEO’su Huang ile Tesla sahibi Musk hakkında açılan bir etiketin 52 milyondan fazla görüntülenme aldığı belirtildi.

Öte yandan, Musk’ın Büyük Halk Salonu merdivenlerinde cep telefonuyla görüntü çektiği anlara ait videolar da sosyal medyada dikkat çekti. Bir kullanıcı, “Bu manzara ABD’de görebileceğiniz hiçbir şeye benzemiyor” yorumunu yaparken, başka bir kullanıcı ise alaycı şekilde “Sanki dünyayı ilk kez görüyormuş gibi duruyor” ifadesini kullandı.