ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

Tokyo, Seul ve Taipei, İran'la savaşın ‘Çin'i caydırma’ politikasını baltalamasından endişeli

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)

İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şimdiye kadar açıkladığı savunma stratejisini değiştirmedi, ancak bu stratejiyi zorlu bir sınava tabi tuttu.

Teorik düzeyde, Trump’ın Monroe Doktrini’ne getirdiği ek yaklaşıma göre ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumak, ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun soluklu ve maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklindeki daha ilan edilen öncelik sıralaması halen geçerliliğini koruyor.

Ancak pratik düzeyde, Washington’ın İran’a karşı savaşı desteklemek için Asya sahnesinden savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra denizde ve karada gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte kafa karışıklığının özü burada yatıyor. Mesele artık Asya'nın öncelik olup olmadığına dair entelektüel bir tartışma değil, daha acil bir pratik soruna dönüştü: Ortadoğu'daki her büyük kriz ABD'yi Asya'daki hazır kuvvetlerinden ödünç almaya zorluyorsa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken Pekin'e, “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilebilecek bir ortak değildir” diye tekrarlamak için değerli bir propaganda malzemesi sunuyor.

Asya'ya verilen öncelik artık sarsılmaz değil

Resmî belgeler halen Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde Batı Yarımküre'de ABD'nin hakimiyetini yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini'ne getirdiği eklemelerden açıkça bahsediyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu vurgularken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer sahalarda ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olmasını öngörüyor.

vb
Japonya'nın Okinawa kentinde düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey model helikopterden inerken, 31 Ocak 2025 (New York Times)

Teorik olarak bu, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olmadığı, aksine uzun soluklu savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir saha olduğu anlamına geliyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını ortaya çıkardı. Öyle ki Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini tekrarlarken diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını söylüyor. Reuters ise Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizciyi daha gönderdiğini, bunların bölgede halihazırda bulunan 50 binden fazla askere katılacağını duyurdu. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişlemenin gerçekleri arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik inandırıcılığını zayıflatıyor.

Asya'dan ne getirildi?

Konuşmalar, Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakledilme olasılığıyla ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi anlamlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsıyordu. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki en önemli ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru yola çıktığını teyit etti. Ayrıca izlemelerden elde edilen verileri üç gemiden ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'ndan geçtiğine işaret etti. Bu hamle, söz konusu görev gücünün aslen Asya'daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, yani Tayvan veya Japonya'yı çevreleyen denizlerdeki olası herhangi bir krize doğrudan yakın bir ortam için tasarlanmış olmasından dolayı önem taşıyor.

scfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz perşembe akşamı Beyaz Saray'da Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'yi ağırladı (Reuters)

ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişesi abartılı sayılmaz. Çünkü bu, sadece bir nakliye gemisi ya da rutin bir asker rotasyonu meselesi değil, tam bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi meselesi. USS Tripoli sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Bu kapasite Asya'dan çekildiğinde, verilen mesaj sadece asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de ölçülür.

Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan da Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aksine Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.

Mühimmat ve hazır bulunuşluk eksikliği

Artık bu durum, araştırma merkezlerinin ve uzmanların dikkatini çekmeye başladı. Brooking Enstitüsü'ne göre Washington, gemilerden hava savunma sistemlerine ve Okinawa'daki deniz piyadelerine kadar askeri kaynaklarını Asya'dan Ortadoğu'ya yeniden konuşlandırdığı sürece Japonya pek de rahat edemeyecek. Zira mevcut kaosun, rakipler tarafından dayatıldığı kadar Washington’ın bizzat kendisi tarafından da kaynaklandığı düşünülüyor.

dvfd
USS Boxer amfibi hücum gemisi, ABD Deniz Piyadeleri'nden oluşan görev gücüyle birlikte Ortadoğu'ya doğru seyrediyor (Arşiv - AFP)

ABD Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, operasyonel ihtiyaçlar ile modernizasyon ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle, son yirmi yıl içinde ABD'nin askeri hazırlık durumunun kötüleştiği uyarısında bulundu.

Washington Post gazetesi ise İran'la savaşın ‘ABD'nin Çin'e karşı caydırıcılığının zayıflamasına’ yol açtığını yazdı. Gazeteye göre Ortadoğu'da harcanan hava savunma füzelerinden destroyerlere, ikmal gemilerine ve hatta keşif araçlarına kadar tüm kaynaklar, Pasifik'te kullanılamaz hale geliyor. Bu argüman, askeri harekete ilkesel bir reddetmeden değil, hazırlık durumuna ilişkin ‘bakım, eğitim ve uzun vadeli stokların tamamı başka sahalarda tüketiliyorsa, Çin gibi büyük bir rakibi nasıl caydırabiliriz?’ sorusundan yola çıktığı için daha fazla ağırlık kazanıyor.

Bununla birlikte daha da hassas bir boyut daha var; o da uzun menzilli mühimmatların tükenmesi. Financial Times gazetesi, Tayvan’ın İran savaşında ABD’nin JASSM-ER ve Tomahawk füzelerini yoğun bir şekilde tüketmesini endişeyle izlediğini, bunun gelecekte Çin ile yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ABD’nin hazırlık durumunu zayıflatmasından korktuğunu bildirdi.

Pekin ve 2027 yılı

Bu tablonun merkezinde, son yıllarda Çin’in Tayvan’a yönelik hazırlıklarının hızlandığına dair tahminlerle ilişkilendirilen 2027 yılı öne çıkıyor. ABD’nin en son istihbarat değerlendirmeleri, Pekin’in şu anda o yıl Tayvan’ı ilhak etmeyi planlamadığını belirtse de Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, Çin’İn yarattığı tehdidin ‘baskıcı ve çok ciddi’ olduğunu, ancak etkili bir caydırıcılığın herhangi bir saldırıyı maliyetli ve başarı şansı düşük hale getirebileceğini vurguladı. Bu, meselenin artık sabit bir tarih değil, ‘ABD ne kadar dağınık görünürse, Pekin bu caydırıcılığın sınırlarını o kadar test etmeye meyilli’ şeklindeki değişken bir caydırıcılık denklemi olduğu anlamına geliyor.

fev
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Kore'de yapılacak görüşme öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (DPA)

Müttefiklerin endişeleri ve Trump’ın Çin ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in bu ayın sonlarında yapılacak bir zirvede Tayvan, gümrük vergileri, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri gibi konuları görüşmesi planlanıyordu. Ancak İran’a yönelik savaş öncelikler listesini altüst etti ve ziyaret birkaç hafta ertelendi.

Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan ve aynı zamanda Çin’den çekinen Japonya için denklem daha da karmaşık görünüyor. Zira Japonya ne Washington ile olan ittifakını zayıflatmak ne de İran ile olan çatışmanın ABD’nin dikkatini tamamen üzerine çeken bir kara deliğe dönüşmesini istiyor.

Sonuç olarak, İran savaşı Trump’ın stratejisindeki ‘Çin önceliğini’ ortadan kaldırmadı, ancak bunun değişebilir bir öncelik olduğunu ve dokunulmaz olmadığını ortaya koydu. Güney Kore'den savunma bataryaları nakledilirken, USS Tripoli gemisi Okinawa'da konuşlu deniz piyadeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ederken ve uzmanlar bunun hazırlık ve caydırıcılık üzerindeki etkisine karşı uyarırken, soru Washington'ın öncelikleri hakkında söyledikleriyle daha az, cepheler çoğaldığında gerçekten neyi koruyabileceğiyle daha fazla ilgili olmaya devam ediyor. İşte Pekin'in bugün izlediği ve ABD’nin Asya'daki müttefiklerinin korktuğu da tam bu!



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News