Elizabeth Tsurkov
İsrail'in Ortadoğu ve ötesindeki muhalifleri ve destekçileri, İsrail'in ulusal güvenlik politikasını yönlendiren büyük bir stratejiye sahip olduğu gibi yanıltıcı bir algıyı paylaşıyor. Düşmanlarının gözünde Kudüs, ideolojik bakış açısına bağlı olarak niteliği değişen uğursuz bir plan izliyor. Buna karşılık İsrail hükümeti ve destekçileri, İsrail'in İran eksenini çökertmeyi ve İbrahim Anlaşmaları'nın kapsamını genişletmeyi amaçlayan tutarlı bir politika izlediği fikrini savunuyor.
Ancak gerçek tablo oldukça farklı. İsrail'in askeri ve istihbarat operasyonlarına genellikle hassasiyet ve titiz planlama damga vursa da İsrail, kapsamlı bir siyasi strateji oluşturmakta defalarca başarısız oldu. Bu nedenle, savaş alanındaki üstünlüğünü kalıcı stratejik etkiye sahip siyasi kazanımlara dönüştüremedi.
Bu başarısızlık, 7 Ekim 2023'te açıkça ortaya çıktı. İsrail, Gazze, Lübnan ve İran'daki askeri üstünlüğüne ve Esed rejiminin devrilişini hızlandırmaya katkısına rağmen, bunu stratejik kazanımlara dönüştüremedi. İran ve Lübnan'da sürdürdüğü savaşlar ve Hamas'ın hâlâ yüzde 47'sinden fazlasını kontrol ettiği Gazze Şeridi'ndeki durgunluk da bunu teyit ediyor. Suriye'de de İsrail, taktik kazanımlara öncelik vermeye devam ediyor; İran'ın vekillerine karşı iş birliğine kapı açacak ve aynı zamanda yeni Suriye makamları ile normalleşmenin önünü açacak bir güvenlik anlaşmasına varmaya çalışmak yerine, Kuneytra ve Hermon Dağı'ndaki yeni işgal edilen bölgeler üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam ediyor.
Zayıf bir sivil varlığın veya sivil kurumların neredeyse tamamen yokluğunun ortasında, İsrail ordusunun Planlama Müdürlüğü, önceki çatışmalarda olduğu gibi, son iki yıldır savaşların gidişatını şekillendirmeye devam ediyor
İsrail'in net bir strateji oluşturamaması, 7 Ekim 2023 şokunun ve ortaya çıkardığı kaos ve karışıklığın bir sonucu değil, devletin kuruluşundan beri süregelen uzun süreli bir kusurun sonucudur. Bu kusur, İsrailli araştırmacılar ve gazeteciler tarafından dile getirilmiş, İsrail Devlet Denetçisi'nin birbirini takip eden raporlarında belgelenmiş ve 2006 Lübnan Savaşı'nın ardından İsrail hükümeti tarafından kurulan resmi araştırma komitesi Winograd Komisyonu tarafından da vurgulanmıştır.
İsrail güvenlik güçleri, Ramazan Bayramı sabahında namaz kılmak için Kudüs'ün Eski Şehir surlarının dışında toplanan Müslümanların etrafında nöbet tutuyor, 20 Mart 2026 (AFP)
Bu tekrarlanan başarısızlıklar, başta İsrail ordusunun ulusal güvenlik politikasının formüle edilmesi ve planlanmasındaki hakimiyeti olmak üzere, köklü yapısal nedenlerden kaynaklanıyor. İsrail'in son derece düşmanca bir ortamda var olma geçmişi göz önüne alındığında, güvenlik teşkilatı geleneksel olarak bu politikayı uygulama ve şekillendirme görevini üstlenirken, sivil kurumların, özellikle Dışişleri Bakanlığı'nın rolü sınırlı ve ikincil önemde olmayı sürdürdü. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), devlet içindeki en etkili ve en iyi kaynaklara sahip kurum olmaya devam etmekte olup, geniş istihbarat teşkilatına ve özel bir planlama müdürlüğüne sahip. Ancak bu müdürlük, diplomatik ve sivil stratejilerin geliştirilmesine değil, askeri operasyonların hazırlanmasına odaklanıyor. 1999 yılında kurulan İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, politikaların planlamasından sorumlu merkezi organ olmayı amaçlıyordu, ancak ordunun hakimiyeti, sınırlı kaynakları ve İsrail başbakanlarının siyasi mülahazaları nedeniyle bu rolü yerine getiremedi. Bu nedenle, zayıf bir sivil varlığın veya sivil kurumların neredeyse tamamen yokluğunun ortasında, ordunun Planlama Müdürlüğü, önceki çatışmalarda olduğu gibi, son iki yıldır İsrail'in savaşlarını şekillendirmeye devam etti.
İtamar Ben-Gvir'in önde gelen bir figürü olduğu sertlik yanlısı popülist sağın yükselişi, hükümete son derece yetersiz niteliklere sahip ve katı ideolojik düşüncelerle hareket eden kişilerin dahil edilmesine neden oldu
Bakanlar kurulu aracılığıyla stratejik yönlendirme sunması gereken askeri planlamaya yönelik sivil denetim de yapısal bir kusurdan muzdarip. İsrail'in parlamenter sisteminde, kabine teknokratlardan değil, politikacılardan oluşur. Bu politikacılar, genellikle bakanlık performanslarıyla, hatta tutarlı bir ulusal güvenlik politikası formüle etme yetenekleriyle ilgisi olmayan, kendi seçim bölgelerindeki popülaritelerine göre yeniden seçilirler. Ayrıca, birçok bakanın ulusal güvenlik konularında derinlemesine bilgi sahibi olmaması ve Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından sunulan materyalleri incelemeye yeterli zaman ayırmaması bu durumu daha da kötüleştiriyor. Sonuç olarak, kararları sağlam stratejik değerlendirmeden ziyade ideolojik görüşleri ve siyasi hesaplamalarıyla şekilleniyor.
İsrail'in kuzeyinde, Hizbullah ile İsrail arasında tırmanan gerilim sırasında, Lübnan sınırının İsrail tarafında zırhlı personel taşıyıcı ve kendinden tahrikli topçu birliği görülüyor, 20 Mart 2026 (Reuters)
Bu yapısal kusur, İsrail sağ kanadındaki aşırıcılığın yükselişiyle daha da kötüleşiyor. İtamar Ben-Gvir'in önde gelen bir figürü olduğu sertlik yanlısı popülist sağın yükselişi ve diğer aşırı sağ partilerden bakanların katılımı, hükümete son derece yetersiz niteliklere sahip ve katı ideolojik düşüncelerle hareket eden kişilerin dahil edilmesine neden oldu. Netanyahu'nun iktidarda kalmaya yönelik kişisel çabası, İsrail kabinesinin kalitesini daha da düşürdü. Yıllardır Netanyahu, Yoav Gallant, Moshe Kahlon ve Moshe Ya'alon gibi kendisini sorgulayabilecek veya konumunu tehdit edebilecek ciddi isimleri sistematik olarak nüfuzlu çevrelerden uzaklaştırdı. Buna karşılık Likud Partisi ve hükümet içinde, dalkavuk popülist figürlere daha fazla alan açıldı.
Bu gidişat, alkışlamakla yetinen, yeterli bilgiye sahip olmayan, hiçbir entelektüel çaba göstermeyen ve Netanyahu ile yüzleşmeye cesaret edemeyen kadın ve erkeklerin yükselişinin önünü açtı. Böylece, kabine toplantıları genellikle politika oluşturma ve planlama forumlarından, çekişmelerin ve kamuoyuna sunulmak üzere medyaya hızla sızdırılan tutumların açıklandığı platformlara dönüştü.
Henry Kissinger bir keresinde şöyle demişti: “İsrail'in dış politikası yok; sadece iç siyasi sistemi var.” Bu gözlemi 1970'lerde yaptığından beri, bu dinamik büyük ölçüde değişmeden olduğu gibi kaldı. İsrailli bakanlar, öncelikli kaygıları yeniden seçilmek olan politikacılar olduklarından, ulusal güvenlik konularında bile karar alma süreçleri temelde iç siyasi değerlendirmelere tabi.
İsrail'in sistematik olarak uzun vadeli siyasi planlama yapamaması ve bu konudaki isteksizliği, mevcut hükümeti karakterize eden ideolojik aşırıcılıkla birleşince, 7 Ekim 2023'ten bu yana açık savaş durumuna sürüklenmesine neden oldu
Bu dinamik, İsrail'in 2024 savaşının sona ermesinden sonra ateşkes anlaşmasını ihlal ederek Lübnan içindeki beş tepeden çekilmeme kararıyla açıkça görüldü. Netanyahu bu kararı, çoğu yerel Likud lideri olan İsrail sınır ilçelerinin belediye başkanlarının yanı sıra, İsrail Savunma Kuvvetleri'nde iki yıldan az görev yapmış olan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in baskısı altında aldı. İsrail'in bu mevzilerde kalmakta ısrar etmesinin gerçek bir askeri gerekliliğe dayanmadığı görülüyor, zira insansız hava araçları askerlerin sınır ötesindeki hedefleri doğrudan kara kontrolünün sağladığından daha uzak mesafelerden izlemesine ve hedef almasına olanak tanıyor. Buna karşılık bu inat, Hizbullah'a silahını elinde tutma ve Lübnan ordusunun Litani Nehri'nin kuzeyinde silahını devlete teslim etmesi planıyla iş birliği yapmayı reddetme bahanesi sunuyor. Şam tek bir kurşun bile atmadan İsrail'in güney Suriye'yi işgal etmesi, Lübnan'da ve bölge genelinde İsrail'in o bölgeden kaynaklanan güvenlik tehditlerinin niteliğine bakılmaksızın topraklarını genişletme çabasında olduğu yönündeki yaygın izlenimi güçlendirdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre böylece, İsrail'in Suriye'deki eylemleri, Hizbullah'ın silahı ortadan kalkarsa İsrail'in güney Lübnan'ı kalıcı olarak işgal etmeye çalışacağına inanan bazı Lübnanlıların konumunu da güçlendirdi.
Gazze Şehrinde, İsrail bombardımanı sonucu yıkılan Susi gökdeleninin enkazında insanlar arama yapıyor, 6 Eylül 2025 (AFP)
Son olarak, açık siyasi hedefler belirlemekten kaçınmak İsrail Başbakanı’nın çıkarlarına hizmet ediyor. Zira eğer belirli bir politika ortaya koymuş olsaydı, koalisyon içinde bu politikaya muhalif güçlerden itirazlar yükselir ve performansı, bu politikayı ilerletip ilerletemediğine dair bir ölçü olurdu. Bu nedenle, belirsizlik herhangi bir başbakana açık bir siyasi avantaj sağlar. Bu belirsizlik eğilimi, Netanyahu'nun Gazze'deki savaştan sonraki gün için net bir vizyon ortaya koymaktan kaçınma ısrarında açıkça görülüyor. Hükümet ayrıca, Hamas'a en mantıklı alternatif olan Filistin Ulusal Otoritesi’ni de siyasi nedenlerle hızla reddetti. Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan İsrailli sağcı hükümetler, Batı Şeria'yı Gazze'den ayırma politikasını sürdürdü, yani Gazze Şeridi’ni fiilen Hamas yönetimi altında tuttu. Şimdi bile, Trump'ın çatışmaları durdurma baskısı altında savaş sonrası dönem ilerlerken, İsrail hükümeti Gazze için henüz ciddi bir vizyon belirlemedi. Bunun yerine İsrail, Hamas'ın silahsızlanmayı reddetmesinin Gazze’ye yönelik yeni bir savaşın önünü açmasına bahis oynuyor. Sanki daha fazla Hamas üyesini öldürmek ve Gazze'deki yıkımı genişletmek, bir şekilde Gazze’yi yönetecek alternatif bir otorite yaratabilirmiş gibi. Bu şekilde, net bir siyasi ufuk olmadan askeri eylem senaryosu her cephede kendini tekrar ediyor.
İsrail'in sistematik olarak uzun vadeli siyasi planlama yapamaması ve bu konudaki isteksizliği, mevcut hükümeti karakterize eden ideolojik aşırıcılıkla birleşince, 7 Ekim 2023'ten bu yana açık savaş durumuna sürüklenmesine neden oldu. Ordu, askeri operasyonları planlamada ve yürütmede başarılı olsa da bu şekilde uzun vadeli stratejik bir vizyonun yokluğunu telafi edemez. Bu nedenle, İsrail düşmanlarına karşı bir dizi savaş kazanmış olsa da bu üstünlüğü Gazze, Lübnan, Suriye ve İran'da stratejik kazanımlara dönüştüremedi ve Arap devletleriyle normalleşme sürecini de ilerletemedi. İsrailli yetkililer, yalnızca istihbarat ve askeri üstünlük göstermenin ülkeleri İsrail ile ittifak kurmaya zorlayacağı varsayımıyla hareket ediyor gibi görünüyor. Ancak, bölgeyi istikrarsızlaştıran ve her krizi çözmek için aşırı derecede askeri güce başvuran bir devlet, pek de cazip bir ortak sayılmaz.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.