Müzakere mi, yoksa manevra mı? Trump, İran'la müzakereleri nasıl yürütüyor?

Washington ve Tahran'ın hamleleri, kırılgan müzakereleri, birbirinden uzak şartları ve kararlı tavizler vermeden zaman ve nüfuz kazanmaya yönelik karşılıklı çabaları olduğunu gösteriyor

ABD Başkanı Donald Trump düzenlenen basın toplantısında (AP))
ABD Başkanı Donald Trump düzenlenen basın toplantısında (AP))
TT

Müzakere mi, yoksa manevra mı? Trump, İran'la müzakereleri nasıl yürütüyor?

ABD Başkanı Donald Trump düzenlenen basın toplantısında (AP))
ABD Başkanı Donald Trump düzenlenen basın toplantısında (AP))

İnci Mecdi

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın enerji ve elektrik tesislerine saldırıdan önce 48 saatlik bir ateşkes süresi olarak belirlediği kum saatini andıran süreyi nefesini tutarak beklerken, Beyaz Saray'ın efendisi geri adım atarak Tahran ve Washington diplomatik müzakerelere giriştiği bir dönemde ‘İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıların’ beş gün süreyle durdurulduğunu ilan ettiğinde herkes rahat bir nefes aldı.

Trump, sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, büyük harflerle ABD ve İran'ın son iki gün içinde ‘son derece verimli ve iyi geçen görüşmeler’ yaptığını ve enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulmasının bu ‘derinlemesine, ayrıntılı ve yapıcı görüşmelerin’ doğrudan bir sonucu olduğunu yazdı.

ABD Başkanı ayrıca, kapsamlı ve nihai bir çözüme ulaşmak için görüşmelerin ‘tüm hafta boyunca devam edeceğini’ kaydetti.

ABD, İsrail ve İran arasında süren savaşa diplomatik bir çözüm bulunabileceğine işaret eden bu adım, Trump'ın geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Hürmüz Boğazı'nı ‘tamamen ve tehdit olmaksızın’ açmaması halinde ülkenin enerji altyapısına büyük çaplı saldırılar düzenleyeceği tehdidinde bulunmasının yanı sıra Ortadoğu ve Avrupa'daki ABD müttefiklerinin çatışmanın tırmanmaya devam etmesinden duydukları endişenin artmasının ardından atıldı.

Bu su yolu, dünya petrolünün büyük bir kısmının geçtiği hayati öneme sahip. Bu tehdide İran, bölgedeki enerji, bilgi teknolojisi ve su arıtma altyapısını hedef alacağı yönünde bir tehditle karşılık verdi.

Zorlu talepler

Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması için baskı uyguluyor; boğazın kapatılması, enerji fiyatlarında ani bir artışa ve petrol şirketleri ile uluslararası nakliye şirketlerinin büyük kayıplarına neden olmuştu. ABD'li yetkililer geçtiğimiz günlerde, boğazın kapalı kalmaya devam etmesinden duydukları endişeyi dile getirdiler. Politico gazetesine konuşan bir savunma yetkilisi, “Ticari nakliyenin durma süresi uzadıkça dünyaya, nispeten mütevazı bir gelişme düzeyine sahip orta büyüklükte bir gücün, dünyanın en güçlü deniz gücünü denizin hakimiyetinden mahrum bırakabileceğini göstermiş oluruz” değerlendirmesinde bulundu.

dsfgthy
Dünyadaki petrol ve LNG’nin yaklaşık beşte biri genellikle bu boğazdan geçiyor (AFP) 

Washington, İran rejimini Hürmüz Boğazı'nı açması için tehdit ederken Tahran, Körfez'deki ABD askeri varlığının sona erdirilmesi ve savaş sırasında ülkeye verilen zararlar için devasa tazminat ödenmesi gibi Washington’ın yerine getirmesi imkânsız talepleri içeren bir ateşkes çağrısında bulundu. Washington'daki yetkililerin geçtiğimiz günlerde Amerikan basınına yaptıkları açıklamalara göre, savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun ele alınmasını, nükleer programı, balistik füzeleri ve bölgedeki vekil gruplara verdiği destek konusunda uzun vadeli bir anlaşmanın imzalanmasını gerektiriyor.

ABD'li bir yetkili geçtiğimiz hafta Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'dan ‘beş yıl boyunca füze programı yürütmemesi, uranyum zenginleştirmesini tamamen durdurması ve geçen yıl ABD ile İsrail tarafından bombalanan Natanz, Isfahan ve Fordo nükleer tesislerinin sökülmesinin yanı sıra nükleer silah programının geliştirilmesine katkıda bulunabilecek santrifüjlerin ve ilgili makinelerin kurulumu ve kullanımı konusunda sıkı dış denetim protokolleri oluşturulması, bölgedeki ülkelerle, füze sayısını bini geçmeyecek şekilde sınırlayan silah sınırlama anlaşmaları imzalanması ve Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Gazze'deki Hamas gibi vekil gruplara finansman sağlanmasının engellenmesi’ olmak üzere altı maddeye uymasını istediğini belirtti.

Ancak gerçekler, İran'ın geçmişte bu taleplerin çoğunu defalarca kez reddettiğini gösteriyor. İranlı liderler, geçmişte müzakerelere katılıp sonra aniden ülkeyi bombalamaya başlayan bir başkanla müzakere etmenin zorluğuna işaret etti. Tahran, Amerikalılarla doğrudan veya dolaylı olarak devam eden müzakerelerin varlığını yalanladı. İran'ın resmi haber ajansı IRNA pazartesi günü, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, dost ülkelerin son birkaç gün içinde ABD'nin savaşı sona erdirmek için görüşme talebinde bulunduğuna işaret eden mesajlar gönderdiğini, ancak İran'ın buna henüz yanıt vermediğini aktardı. Aynı şekilde İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da sosyal medya platformu X üzerinden kendisine atfedilen bir açıklamada, ABD ile herhangi bir müzakere yapılmadığını yalanlayarak, bu ‘yalan haberlerin finans piyasalarını ve petrol piyasalarını manipüle etmek ve ABD ile İsrail'in içine düştüğü bataklıktan kaçmak için kullanıldığını’ söyledi.

Belirsizlik taktiği

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre gözlemciler, ABD’nin İranlılarla yürütülecek müzakereler hakkındaki söylemlerinin, ya Tahran’da bir güvensizlik ortamı yaratmak ya da bazı acil meselelerle ilgili gerginliği azaltarak küresel enerji piyasalarını sakinleştirmek için uygulanan bir taktik olduğu görüşünde. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk de bir televizyon kanalına verdiği röportajda bu görüşü destekledi.

Washington Enstitüsü’nde İran’ın güvenlik ve savunma konularında uzman olan kıdemli araştırmacı Farzin Nadimi, mevcut müzakerelerin nükleer program, füzeler, vekil güçler ve bölgesel düzen konularında tek seferde kapsamlı bir nihai çözüme varacağını ihtimal dışı sayarken, bu müzakerelerin daha çok savaş zamanında gerilimi azaltmaya yönelik bir paket gibi göründüğüne işaret etti. Bu paket, İran'ın hayati öneme sahip altyapısına yönelik ABD-İsrail saldırılarının durdurulması veya azaltılması, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin kısmen yeniden açılması veya normalleştirilmesi, İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve deniz güçlerinin saldırılarına ve yayılmasına kısıtlamalar getirilmesi ve çatışmaların şiddeti azalırsa sonraki görüşmeler için bir çerçeve oluşturulması gibi acil operasyonel meseleler etrafında şekilleniyor.

İranlı yazar Mehdi Parpanchi, Trump’ın belirsizliği, İran’da siyasi ve psikolojik bir silah olarak kullandığını düşünüyor. Kimliğini açıklamadığı üst düzey bir İranlı yetkiliyle konuştuğunu söyleyen Parpanchi, bu durumun, Tahran’da kalan liderler arasında şüphe ve tedirginlik tohumları ektiğini vurguladı. Mevcut koşullar altında bu durumun son derece önemli olduğuna dikkati çeken Parpanchi, İranlı liderlerin büyük bir gizlilik içinde yaşadığını, komuta merkezlerinin devre dışı kaldığını ve dinlenme ve suikast korkusuyla iletişimin sınırlı olduğunu kaydetti. Aralarında Hamid Rasai’nin de olduğu bazı muhafazakar milletvekilleri görüşlerini açıklarken Amerikalılarla kimin konuştuğu konusunda sorular sormaya başladıklarının altını çizen Parpanchi’ye göre Trump'ın tam olarak ulaşmak istediği hedef de bu.

Trump’ın piyasalara da bir mesaj gönderdiğini ekleyen Parpanchi, Trump’ın olası bir anlaşmadan bahsederek ve İran’ın hayati ömneme sahip altyapısına yönelik saldırıları askıya alarak, çatışmanın hemen daha tehlikeli bir aşamaya geçmeyeceğini ima ettiğini, bunun da anında etkili olduğunu ve petrol fiyatlarının düştüğünü belirtti. Parpanchi, bunun Trump'a krizden bir çıkış yolu sağladığını, zira bu sayede, ivmesini ve etkisini korurken, İran'ın enerji tesislerine saldırıdan geçici olarak vazgeçebildiğini düşünüyor.

Katılık ve esneklik arasında gidip gelen talepler

İran rejimi, iç politikada itidal göstermeye ve baskı altındaki müzakerelerde zayıf görünmekten kaçınmaya çalışırken, Tahran’dan ateşkes talepleriyle ilgili yapılan açıklamalar daha sert bir ton aldı; Hatta İran, Mısır'daki Süveyş Kanalı'nda olduğu gibi, Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerinden ücret tahsil etmesini öngören yeni bir geçiş sisteminden güçlü bir şekilde bahsetmeye başladı.

İran rejimi, iç politikada itidalli davranmaya ve baskı altındaki müzakerelerde zayıf görünmekten kaçınmaya çalışırken, Tahran'dan ateşkes talepleriyle ilgili yapılan açıklamalar daha sert bir ton kazandı. Hatta İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için yeni bir sistemden söz etmeye başladı. Bu sistemde Tahran, Mısır'daki Süveyş Kanalı'nda olduğu gibi yük gemilerinden geçiş ücreti tahsil edecek.

vfv
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Amerikalılarla herhangi bir temas kurduğunu yalanladı (AFP)

Nadimi’ye göre ABD'nin tutumu, retorik düzeyde olmasa da taktiksel olarak daha esnek hale geldi. Trump ve ekibinin bazı üyelerinin önceki mesajları, esasen rejimi felç etmek, koşulsuz teslimiyet veya İran ordusunu ve kalan lider kadrosunu yok etmek gibi sert bir dil ile nükleer silah edinimini engellemeye ve füze kapasitesini zayıflatmaya odaklanan daha belirgin bir üslup arasında gidip geliyordu. Oysa şu anda tanık olduğumuz şey, anlık katı tutumdan, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, saldırıların durdurulmasını ve bir sonraki tırmanma aşamasının dondurulmasını hedefleyen zorlayıcı bir müzakere sürecine doğru bir dönüş gibi görünüyor; ardından da daha geniş bir anlaşmaya varılma olasılığı test ediliyor. Bu da her zaman açıkça kabul edilmese de pratik bir dönüşüm.

İran tarafında ise rejimin temel altyapısına yönelik saldırıların durdurulması ya da önemli ölçüde azaltılması, teslimiyet gibi algılanabilecek şartlardan kaçınılması, füze sistemi ve zorlayıcı caydırıcılığın mümkün olduğunca korunması, müzakerelerin rejimi derhal değiştirmenin bir yolu haline gelmesinin önlenmesi şeklindeki temel şartlar açık görünüyor. Gözlemciler, Tahran'ın herhangi bir anlaşmada, alenen aşağılanmış bir konumdan müzakere etmeyeceğini kabul etmesini istediğinin de neredeyse kesin olduğunu düşünüyor. Bu nedenle, İran'ın çelişkili mesajları önemlidir ve bunlar görünürde bir inkâr, içsel olarak ise bir test niteliğinde.

İran'da kimse yetkiye sahip değil

Birkaç gün önce ABD merkezli haber sitesi Axios da yer alan habere göre Mısır, Türkiye ve Pakistan pazar günü ABD ile İran arasında mesajlar iletti. Trump’ın ekibi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf arasında bir telefon görüşmesi ayarlamaya çalıştılar. Bilgili bir kaynağa göre bu görüşme gerçekleşirse, yüz yüze bir toplantı yapılıp yapılmayacağı belirlenecek. Ayrıca Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından pazar günü yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati'nin ABD'nin Özel Temsilci Steve Witkoff, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan, Türkiye ve Katar'daki muhataplarıyla telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Açıklamada, Abdulati'nin ‘savaşın daha geniş çaplı etkilerini sınırlandırmanın ve yayılmasını önlemenin’ önemini vurguladığı belirtildi.

Bölge ülkelerinin savaşı yatıştırmak için yürüttüğü yoğun diplomatik çabalara rağmen, İran’daki iç bölünmüşlük, İran tarafında bu müzakerelere anlam kazandıracak güce sahip bir kişinin varlığını tahmin etmeyi zorlaştırıyor. ABD gazetesi The Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre bölgedeki arabulucular geçtiğimiz hafta İran'da müzakere edebilecekleri bir muhatap bulmakta zorlandılar. O haftanın başlarında İsrail, Batı ile iletişim kurabilecek potansiyel bir ortak olarak görülen İran Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı Ali Laricani'yi suikastla öldürdü. WSJ’ye göre Mısır istihbarat yetkilileri, İran rejimini koruyan ve ülkedeki en güçlü güvenlik ve siyasi yapı olarak kabul edilen yarı askeri güç olan İran İslam Devrim Muhafızları ile bir iletişim kanalı açmayı başardı ve ateşkes anlaşmasına varılması için gerekli güveni oluşturmak amacıyla beş günlük bir ateşkes önerisi sundu.

Bununla birlikte, gözlemciler bu savaşın çözüme kavuşturulmasına yönelik müzakerelerden pek umutlu değil. Savaşın sona yaklaştığını düşünmediğini belirten Nadimi de “Aksine, her iki tarafın da sahadaki baskıyı, çok fazla taviz vermeden siyasi kazanımlara dönüştürebileceklerini test ettiklerini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Saldırıların durdurulmasının, Washington’ın askeri baskının sınırlı bir anlaşmaya varmak için yeterli bir etki yaratıp yaratmadığını test etme isteğini gösterdiğini ifade eden Nadimi’ye göre Tahran’ın çelişkili mesajları, rejimin savaş baskısı altında müzakereci bir görünüm sergilemekten kaçınmaya çalıştığını güçlü bir şekilde ima ediyor. Bu da görüşmeler gerçek olsa bile, bunların kırılgan ve inkâr edilebilir olduğu anlamına geliyor. Askerî açıdan bu durum genellikle kısa vadede ya Hürmüz Boğazı ve hayati altyapıya odaklanan kısa süreli bir gerilimin azaltılması ve ardından daha kapsamlı görüşmelerin başlaması ya da iletişimin kopması ve ardından saldırıların yeniden başlaması şeklindeki iki yoldan birine işaret ediyor. Her iki taraf da ateşkesin başarısız olduğu sonucuna varacağı için, bu saldırılar belki de öncekinden daha da şiddetli hale olarak geri dönebilir. Dolayısıyla bir yandan İran’ın Körfez'deki dayatmacı nüfuzunu sürdürmeye çalışması diğer yandan ABD’nin başlıca şart olarak seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanmasında ısrar etmesi halinde gerilimin kısmi ve istikrarsız bir şekilde azalması ve yeniden başlaması riskinin yüksek olması kısa vadede en olası senaryo olabilir.



Riyad Mansur ABD'nin baskısıyla BM adaylığını geri çekti

Filistin'in Birleşmiş Milletler Temsilcisi Riyad Mansur, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında (BM)
Filistin'in Birleşmiş Milletler Temsilcisi Riyad Mansur, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında (BM)
TT

Riyad Mansur ABD'nin baskısıyla BM adaylığını geri çekti

Filistin'in Birleşmiş Milletler Temsilcisi Riyad Mansur, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında (BM)
Filistin'in Birleşmiş Milletler Temsilcisi Riyad Mansur, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma sırasında (BM)

Filistin'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Riyad Mansur, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Filistin’in New York misyonundaki diplomatların vizelerini iptal etme tehditleri üzerine, BM Genel Kurul Başkan Yardımcılığı adaylığını geri çekti.

BM Genel Kurul Başkanı Annalena Baerbock’un Sözcüsü Lanice Collins, "Filistin Devleti'nin adaylığının geri çekildiğini" açıklayarak, "81. Yıllık Oturum Başkan Yardımcılığı görevi için Lübnan’ın adaylığını almış bulunuyoruz" dedi. Collins, coğrafi bölgelere göre mevcut aday listesinde şu anda 16 başkan yardımcısının yer aldığını, kalan 5 koltuğa ise Genel Kurul’un 5 ana komite başkanının geleceğini ve böylece dönem boyunca toplam başkan yardımcısı sayısının 21 olacağını belirtti.

Yeni aday listesinde şu ülkeler yer alıyor: Yeşil Burun Adaları, Mısır, Gabon, Gine-Bissau, Mauritius, Zimbabve, Afganistan, Irak, Moğolistan, Lübnan, Polonya, Antigua ve Barbuda, Dominik Cumhuriyeti, Paraguay, Finlandiya ve İrlanda.

Yalanlamalar ve Diplomatik Baskılar

Daha önce Şarku’l Avsat’ın, Trump yönetiminin Filistin yönetimine adaylığı geri çekmesi için baskı uyguladığına dair sızdırılan bir ABD diplomatik belgesi hakkındaki sorusuna yanıt veren Mansur, daha fazla ayrıntıya girmeden bu iddiaları "gerçek dışı hikayeler" diyerek yalanlamıştı.

Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan üst düzey bir Arap diplomat, Mansur’un bu tamamen idari makam için adaylığının sürdüğünü belirtmişti. Diplomat, Genel Kurul Başkanının aynı anda birden fazla toplantıda bulunamaması nedeniyle oturumları yönetmek üzere 21 başkan yardımcısının görev yaptığını hatırlatmıştı. Bununla birlikte aynı kaynak, Trump yönetiminin daha önce de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin baskıları doğrultusunda, Filistinli büyükelçinin Genel Kurul Başkanlığına aday olmasını engellemek için baskı uyguladığına dikkat çekmişti.

Sızan belgede, Mansur’un ABD baskıları sonucu geçtiğimiz şubat ayında Genel Kurul Başkanlığı adaylığından zaten çekildiği, ancak daha düşük bir statüdeki başkan yardımcılığına seçilmesi halinde bile Genel Kurul oturumlarına başkanlık edebileceği belirtiliyordu. Belgede, "Bu nedenle, Filistinliler yarıştan çekilmediği sürece, BM Genel Kurulu’nun 81. Yıllık Oturumu sırasında oturumlara başkanlık etme riskleri hâlâ mevcuttur" ifadesi yer alıyordu.

İsrail’in BM Daimî Temsilcisi Danny Danon ise Mansur’un Genel Kurul Başkanlığı adaylığını geri çekme kararını memnuniyetle karşılayarak, bu adaylığı "Genel Kurul’u İsrail’e karşı siyasi bir sirke dönüştürme girişimi" olarak nitelendirdi.

Genel Kurul Başkan Yardımcılığı seçimlerinin 2 Haziran'da yapılması planlanıyor. Asya-Pasifik grubu aday listesinde Afganistan, Irak, Moğolistan ve Filistin dahil birçok ülke bulunuyordu. Arap Grubu'nun, Perşembe günü öğleden sonra BM'de yapılması planlanan toplantısında sızdırılan ABD belgesi konusunu ele alması beklenmiyordu.

Vize tehdidi ve iptal seçeneği

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 19 Mayıs tarihinde gönderilen ve "hassas ama gizli olmayan" olarak sınıflandırılan belgeye göre, Kudüs’teki Amerikalı diplomatlardan, bu hafta Filistinli yetkililerle doğrudan temasa geçerek Mansur’un adaylığından vazgeçmesini sağlamaları istendi. Belgede, Mansur’un "İsrail'i soykırımla suçlayan bir geçmişi olduğu" iddia edilerek, BM’de üst düzey bir görev üstlenmesinin "gerilimleri artıracağı ve Trump’ın Gazze barış planını baltalayacağı" savunuldu. Ayrıca, "Kongre’nin bu adaylığın devam etmesini çok ciddiye alacağı" uyarısı yapılarak, yönetimin "vize muafiyetlerini yeniden gözden geçirme seçeneğinin masada olduğu" ifade edildi.

Filistinli diplomatların statüsü

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Filistin’in BM misyonundaki tüm üyeler, Büyükelçi Mansur gibi Amerikan vatandaşlığına sahip; önde gelen bir üyenin ise Avrupa vatandaşlığı bulunuyor.

Eski ABD’li Filistin Özel Temsilcisi Hady Amr, vize kısıtlaması tehdidinin "son derece nadir" bir durum olduğunu ve genellikle yalnızca casusluk veya güvenlik müdahaleleri gibi aşırı durumlarda kullanıldığını belirtti. Amr, "Diplomatların sınır dışı edilmesi veya faaliyetlerinin kısıtlanması, devletlerin çatışmaları siyasi ve diplomatik kanallarla çözme yeteneğine zarar verir" dedi.

Trump yönetimi, geçtiğimiz yıl aralarında Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da bulunduğu çok sayıda üst düzey Filistinli yetkilinin, Genel Kurul toplantıları öncesinde ABD’ye giriş vizesi almasını engellemişti.

Amerikalı diplomatlara gönderilen talimatta, Dışişleri Bakanlığı’nın Eylül 2025’te Filistin’in New York’taki BM misyonuna atanan yetkililere yönelik vize yaptırımlarını kaldırma kararına da atıfta bulunuldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise konuya ilişkin, "BM Merkez Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerimizi ciddiyetle yerine getiriyoruz. Vize kayıtlarının gizliliği nedeniyle, Bakanlığın belirli vakalara ilişkin işlemleri hakkında yorum yapmıyoruz" açıklamasında bulundu.


Amerika'da bir camiye düzenlenen saldırıda öldürülen üç kişinin cenaze törenine 2 binden fazla kişi katıldı

Amin Abdullah (51 yaşında), Mansur Kuziha (78 yaşında) ve Nadir Avad'ın (57 yaşında) cenaze töreninden (AFP)
Amin Abdullah (51 yaşında), Mansur Kuziha (78 yaşında) ve Nadir Avad'ın (57 yaşında) cenaze töreninden (AFP)
TT

Amerika'da bir camiye düzenlenen saldırıda öldürülen üç kişinin cenaze törenine 2 binden fazla kişi katıldı

Amin Abdullah (51 yaşında), Mansur Kuziha (78 yaşında) ve Nadir Avad'ın (57 yaşında) cenaze töreninden (AFP)
Amin Abdullah (51 yaşında), Mansur Kuziha (78 yaşında) ve Nadir Avad'ın (57 yaşında) cenaze töreninden (AFP)

ABD’nin San Diego kentindeki bir parkta perşembe günü 2 binden fazla kişi, bu hafta kentin en büyük camisinde düzenlenen saldırıyı engellemeye çalışırken hayatını kaybeden bir güvenlik görevlisi ile iki kişiyi son yolculuklarına uğurlamak için bir araya geldi.

Aralarında resmi üniformalı polis memurlarının da bulunduğu kadın ve erkeklerden oluşan kalabalık, saldırganları oyalayarak ve dikkatlerini dağıtarak daha büyük bir katliamı önledikleri belirtilen üç kişi için cenaze namazı kıldı. Olay sırasında cami bünyesindeki okulda çocukların bulunduğu ifade edildi.

51 yaşındaki Emin Abdullah, 78 yaşındaki Mansur Kuziha ve 57 yaşındaki Nadir Avad’ın naaşları, beyaz bir çadır altında örtülerle kaplanmış şekilde yan yana konuldu.

Tören sırasında cemaat, şehirdeki nehir ile bir futbol sahası arasındaki parkta ellerini kaldırarak Arapça “Allahu Ekber” sloganları attı.

Üç kişinin günün ilerleyen saatlerinde yakındaki bir mezarlıkta yan yana defnedileceği bildirildi.

Merkezin imamı Taha Hassan, “Bugün herkese bir mesaj veriyoruz. Toplumumuz zarar gördü ancak güçlü ve dimdik ayakta” dedi. Hassan, cenazeye katılmak için ABD’nin doğusundan ve Kaliforniya’nın çeşitli bölgelerinden insanların geldiğini söyledi.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), saldırıyı olası bir nefret suçu kapsamında soruşturuyor. Cinayetlerin, İslam karşıtlığının yükselişe geçtiği bir dönemde ABD’deki Müslüman toplumunda endişe yarattığı belirtildi.

Cenazeye katılan ve hayatını kaybeden üç kişiyi tanıdığını söyleyen Ruba Ebu Cuma, saldırıyı körüklediğine inandığı Müslüman karşıtlığına son verilmesi çağrısında bulundu. Ebu Cuma, şüpheli gençlerden birinin annesinin, oğlunun intihara eğilimli olduğunu polise bildirmesine rağmen silahlara erişimine neden izin verdiğini sorguladı.

Cenaze araçlarının naaşları defin işlemi için götürmesinin ardından konuşan Ebu Cuma, “Tanrı aşkına neden geriye gidiyoruz? Nefret bizi geriye götürüyor... Ey anneler, 16 yaşındaki oğlunuzun depresyonda olduğunu biliyorsanız evinizde bu kadar silah bulundurulmasına izin vermeyin” dedi.

Polis, Abdullah’ın saldırgan gençlerle yaşanan çatışma sırasında vurularak öldürüldüğünü ve olay anında telsizle yardım çağrısı yaparak güvenlik önlemlerinin devreye alınmasını sağladığını açıkladı.

Merkezde bakım görevlisi ve aşçı olarak çalışan Kuziha ile eşi merkezde öğretmen olan ve caminin karşısında yaşayan Avad’ın da silah seslerini duyup merkeze doğru koştukları sırada saldırganlar tarafından vurularak öldürüldüğü belirtildi.

Polis, Abdullah’ın müdahalesinin saldırganların merkeze girişini engellediğini ve bu sayede 140 öğrencinin dolaplarda ve farklı alanlarda saklanarak kurtulduğunu bildirdi.

Açıklamada, saldırganların olay yerinden araçla kaçtığı, daha sonra araç içinde kendilerini vurmuş halde ölü bulundukları ifade edildi.

Güvenlik görevlisinin 24 yaşındaki oğlu Halid Abdullah ise ailesinin, babasının hayatını kaybetme biçiminden güç aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Halid Abdullah, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Çocukları ve masum insanları korumak için öncülük etmesi bana bir memnuniyet duygusu veriyor... ve ona kahraman demek yapabileceğimiz en az şey" dedi.


Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
TT

Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)

İsrail'de Parlamento'nun (Knesset) feshedilmesine yönelik yasa tasarısı ön oylamadan geçti.  

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin sunduğu tasarı, 120 sandalyeli Knesset Genel Kurulu'nda dün yapılan ön oylamada 110 milletvekili tarafından onaylandı. Aleyhte veya çekimser oy kullanan milletvekili olmadı.

Times of Israel ve Reuters'ın analizlerinde, tasarının son oylamadan da geçmesi halinde genel seçimin öne alınabileceğine dikkat çekiliyor.

Seçim ne zaman yapılacak?

Normalde 4 yılda bir seçime gidilen ülkede son genel seçim Kasım 2022'de yapılmıştı. Bir sonraki seçiminse en geç 27 Ekim'de gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Tasarıda seçimin düzenleneceği tarihe ilişkin bir takvim sunulmadı. Bunun yerine, teklifin nihai onayından itibaren en az üç ay içinde seçim tarihinin belirlenmesi gerektiği belirtildi.

İsrail'deki bazı siyasi yorumcular, seçimlerin muhtemelen eylülün ilk yarısında yapılacağını söylerken, sürecin ekim sonuna sarkabileceğini düşünenler de var.

Teklifin önce Knesset komisyonuna gönderilmesi, burada bir seçim tarihi belirlenmesi gerekiyor. Ardından nihai onay için tasarı tekrar Meclis'e sunulacak. Üç oylama sürecinin sonuncusunda 61 milletvekilinin onayının alınması lazım.

Neden Meclis'in feshi isteniyor?

Erken seçim talepleri ve Meclis'in feshine giden süreçteki en önemli etkenlerden biri ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredi) zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını öngören yasayla ilgili adım atılmaması oldu.

Haredi Degel HaTorah (Tevrat Sancağı) partisinin lideri Haham Dov Lando, Netanyahu'nun yasayla ilgili verdiği sözleri tutmadığını belirtmiş, partisinin milletvekillerine mektup yazarak Meclis'in feshedilmesi için harekete geçmeleri yönünde talimat vermişti.

Muhalefet partileri de Netanyahu liderliğindeki radikal sağcı hükümetin görevden gitmesini sağlamak için son dönemde baskıyı artırdı.

Tasarının ön oylamadan geçmesinin ardından muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, şunları söyledi:

Bu, İsrail tarihinin en kötü hükümetinin sonunun başlangıcıdır. Eşi benzeri görülmemiş bir hasara yol açan bu yönetim yolun sonuna yaklaştı.

Netanyahu'ya karşı kimler yarışacak?

Eski başbakanlar Naftali Bennett'le Yair Lapid, bu yılki seçimler için ittifak kurdu. Anketlere göre sağcı Bennett'le merkez sol muhalefet lideri Lapid'in ittifakı, Netanyahu'nun Likud partisiyle başa baş gidiyor.

Oylarını artıran bir diğer adaysa eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot.

Anketler Netanyahu'nun iktidar koalisyonunun Parlamento'da çoğunluğa ulaşamadığını gösterirken, muhalefetin sağlam bir koalisyon kurmayı başaramaması halinde Netanyahu'nun geçici olarak görevini sürdürme ihtimali de var.

Diğer yandan Netanyahu hakkında 6 yıl önce başlayan yolsuzluk davası da devam ediyor. İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un arabuluculuk yaptığı süreç sonunda bir anlaşmaya varılabileceği, bu kapsamda 76 yaşındaki Netanyahu'nun siyasetten emekli olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak İsrail başbakanının böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği belirsiz.

Independent Türkçe, Times of Israel, Reuters, Haaretz