Bölgesel savaşlar, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin tehlikeleri

Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
TT

Bölgesel savaşlar, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin tehlikeleri

Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)

Antoine el Hac

Bu kadar iç içe geçmiş bir dünyada, savaşlar artık yalnızca cephelerde değil; ekonomilerin içinde, limanlarda ve tedarik zincirlerinde de yürütülüyor.

“Modern çağımızda” her zaman, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin barış ve refahın itici güçleri olduğunu duyduk. Ancak savaş dönemlerinde bu durum tersine dönebiliyor. Yüksek düzeyde ekonomik entegrasyon, istikrarı güçlendirmek yerine ekonomileri kırılgan hâle getirebiliyor; ticari ortakları rakibe dönüştürebiliyor ve küresel ölçekte dalgalanmalara yol açabiliyor.

Başka bir deyişle, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşme, jeopolitik krizlerin ticaret, üretim ve finans ağlarına doğrudan yansımasına neden olmaktadır; bu ağlar, şokları absorbe edecek yeterli esnekliğe sahip olmadan, esasen verimlilik sağlamak amacıyla kurulmuştur. Savaşlar, salgınlar ve doğal afetler gibi çeşitli kargaşalar nedeniyle hayati öneme sahip tedarik zincirleri zarar gördükçe, geçici fiyat artışları kalıcı enflasyonist baskılara dönüşebilir. Bu durum da stagflasyon riskini artırır.

Yaklaşık altı yıl önce yaşadığımız COVID-19 salgını, küresel ekonomide büyük bir daralmaya neden olmuştu. Talep keskin şekilde düşmüş, tedarik zincirleri aksamış, üretim durmuş ve milyarlarca insan evlerine kapanmıştı. Bu durum petrol fiyatlarını şaşırtıcı bir şekilde geriletmişti.

Hürmüz Boğazı (Reuters)Hürmüz Boğazı (Reuters)

Bölgesel çatışmanın etkileri

İran merkezli savaş, ekonomik bağlantıların nasıl zafiyete dönüşebileceğini gösteriyor. Çatışma, enerji ve gıda güvenliği alanlarında büyük bir küresel krize yol açtı; bu ise bölgesel istikrarsızlığın ne kadar çabuk küresel ekonomik zararlara yol açabileceğini gösteriyor.

28 Şubat’ta başlayan bölgesel savaşın etkileri derinleşirken, finansal piyasalar da bunun küresel makroekonomik bir krize dönüşebileceğini giderek daha fazla fiyatlamaya başladı. Jeopolitik riskler özellikle enflasyon ve tedarik zincirleri üzerinde etkili olurken; enerjiye bağımlılıkları nedeniyle Çin, Hindistan ve Avrupa kısa vadede daha fazla etkilenebilir.

Kriz uzadıkça, küresel ekonominin büyük aktörleri üzerindeki etkisi de artacaktır. Ortadoğu yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, aynı zamanda kritik tedarik zincirleri ve stratejik limanlarıyla da küresel sistemin merkezinde yer alıyor.

Deniz yolları ve boğazlar, küresel ticaretin sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir. Bu bağlamda, dünya petrol ve gazının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir aksama, yalnızca bölgeyi değil tüm dünyayı etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.

Aynı anda Bab el-Mendeb Boğazı’nın da kapanması hâlinde, Doğu ile Batı arasındaki ticaret neredeyse tamamen felç olur. Bu senaryo, küresel ekonomiyi ciddi bir stagflasyona sürükleyebilir; nakliye ve sigorta maliyetlerinde sert artışlara yol açabilir ve gemilerin daha uzun olan Ümit Burnu rotasına (Güney Afrika'ya) yönelmesine neden olabilir.

Geriye dönüp baktığımızda, geçmişte büyük olaylar sonucunda ciddi petrol arzı kıtlıkları yaşanmıştır; bunların en önemlileri 1973 Ekim Savaşı, 1979 İran Devrimi, 1980 İran-Irak Savaşı ve 1990 Körfez Savaşı'dır. Hürmüz Boğazı'nın kapanması ile önceki örnekler arasındaki en büyük fark, ölçeğinin büyüklüğüdür. Örneğin, 1973 ve 1990 yıllarında piyasadan çekilen petrol miktarı küresel petrol arzının %6'sını, 1979 ve 1980 yıllarında ise %4'ünü aşmamıştır. Ancak bugün dünya yaklaşık %20'lik bir kıtlıkla karşı karşıyadır ve bu jeopolitik olayı üç ila beş kat daha önemli hale getirmektedir.

Bu mevcut durum şüphesiz en tehlikeli olanıdır, çünkü bu dar su yollarının tıkanması krizin kapsamını ve tüm küresel sonuçlarını genişleterek, çatışmayı bölgesel bir sorundan küresel bir soruna dönüştürmektedir. Belki de Bab el-Mendeb Boğazı, Süveyş Kanalı aracılığıyla Avrupa, Asya ve Afrika'yı birbirine bağladığı için Hürmüz Boğazı'ndan daha önemlidir. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle, Hint Okyanusu'ndan gelen petrol tankerleri ve kargo gemilerinin Kızıldeniz'e, oradan Süveyş Kanalı'na ve oradan da Akdeniz'e ulaşmak için ve ayrıca ters yönde de geçiş yaptığı için dünyanın en işlek denizcilik yollarından biri olması doğaldır.

Kim kazançlı çıkıyor?

Bu çok yönlü kriz ortamında, Moskova'nın ticaret akışlarının ve bağlantılarının yeniden yapılanmasından en çok fayda sağlayacak ülke olması muhtemeldir. Küresel enerji piyasalarındaki değişimler, Rusya için son derece önemlidir; rejim kısa vadede kazançlar elde edebilir ve bu beklenmedik kazançların büyüyerek daha sürdürülebilir hale gelme potansiyeli de bulunmaktadır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)

Petrol fiyatlarının genel olarak yükselmesi, Ukrayna savaşı nedeniyle çeşitli yaptırımlara maruz kalan ve mali sıkıntılar yaşayan Rusya devlet bütçesine gelir akışı sağlayacaktır. Moskova, Avrupa'nın sonunda kendini ciddi bir petrol ve gaz krizinin içinde bulmasını umuyor; bu durum, Avrupa'nın Rus yakıtlarına karşı tutumunu yumuşatabilir ve Rusya'nın AB'ye yeniden ihracat yapmasına izin vermekle kalmayıp, bunu yapması için adeta yalvarmasına bile yol açabilir. Bu umut, aynı zamanda ABD'nin Avrupa'ya gaz konusunda yardım edebilecek tek tedarikçi olması ve Avrupa'nın, transatlantik ilişkilerin bozulması nedeniyle, pahalı ABD tedariklerine aşırı bağımlı olmaktan önce iki kez düşüneceği yönündeki tahminlere dayanıyor. Zira Avrupa'ya taşınan ABD gazının fiyatı, Rus gazının fiyatından dört kat daha yüksektir.

Bu durumda, Avrupa’nın Rus komşusuna "geri dönmesi", Avrupa'yı artık bir müttefik ve destekten ziyade yük olarak gören Atlantik ortağı ile Eski Kıta arasındaki ilişki daha da gerginleştirenilir.

Dünyadaki bu kötü gidişat nereye varacak?

Rusya meselesini ele almak üzere bu «parantezi» açtıktan sonra, durumun ciddi, hatta İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana en tehlikeli dönemlerden biri olduğunu söylemek gerekir. Krizin hangi boyutlara ulaşabileceği ise belirsizliğini koruyor.

İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, «çatışmanın, sivilleri ve altyapıları hedef alan saldırıları ve sivillere orantısız zarar veren askeri hedeflere yönelik saldırıları yasaklayan uluslararası hukuk açısından ciddi endişeler uyandırdığını» söylüyor.

Türk ayrıca, “Birbirine son derece bağlı dünyamız, tüm ülkelerin uluslararası hukuka ve BM Şartı'na tam olarak saygı gösterme konusunda bağlılıklarını yeniden teyit etmelerini gerektiriyor. Uluslararası ilişkilerde savaşı bir araç olarak kullanmaya geri dönemeyiz» ifadelerini kullandı.



Gerilimin tırmandığı süreçte diplomatik çabalar sürüyor... ABD kara operasyonuna hazırlanıyor

TT

Gerilimin tırmandığı süreçte diplomatik çabalar sürüyor... ABD kara operasyonuna hazırlanıyor

Gerilimin tırmandığı süreçte diplomatik çabalar sürüyor... ABD kara operasyonuna hazırlanıyor

Ortadoğu’daki savaş ikinci ayına girerken, ABD’li yetkililer Pentagon’un İran’da haftalar sürebilecek kara operasyonlarına hazırlandığını açıkladı.

Yetkililer, Washington Post gazetesine yaptıkları açıklamada, söz konusu operasyonların İran’a yönelik geniş çaplı bir işgale dönüşmeyeceğini, özel kuvvetler ve piyade birlikleri tarafından İran topraklarında gerçekleştirilecek sınırlı baskınlarla sınırlı kalabileceğini belirtti.

Bu gelişmeler yaşanırken, İran Devrim Muhafızları, ABD ve İsrail saldırılarının İran’da iki üniversiteyi hedef aldığını duyurmasının ardından Ortadoğu’daki Amerikan üniversitelerini hedef almakla tehdit etti. İsrail ordusu ise Tahran’da geçici olarak kurulan karargâhlar ile askeri üretim tesislerini hedef alan yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı.

İsrail ordusu ayrıca, Yemen’den fırlatılan bir füzeyi engellediğini duyurdu. Bu saldırı, Husilerin çatışmalara dahil olmasının ardından son iki gün içinde gerçekleşen üçüncü saldırı olarak kaydedildi.

Diplomatik cephede ise Pakistan, bugün İslamabad’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarının katılımıyla dörtlü bir toplantıya ev sahipliği yapıyor. Görüşmelerin, Ortadoğu’daki savaşa siyasi çözüm bulunmasına yönelik çabaların bir parçası olduğu belirtiliyor.


Trump, ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını güçlendiriyor

Sosyal medya platformu X
Sosyal medya platformu X
TT

Trump, ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını güçlendiriyor

Sosyal medya platformu X
Sosyal medya platformu X

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Körfez bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmeye başladı. Trump, bunun için bölgeye daha fazla savaş gemisi ve asker gönderiyor.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin Beyaz Saray'a yakınlığıyla bilinen ABD'li yetkililerden aktardığına göre ABD Savaş Bakanlığı’nın (Pentagon) Körfez'e yaklaşık 5 bin deniz piyadesi (Marines) ve daha önce konuşlandırılma emri verilen 82. Hava İndirme Tümeni'nden yaklaşık 2 bin paraşütçüye katılmak üzere Körfez'e 10 bin takviye askerin gönderilmesini değerlendiriyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamaya göre 31. Deniz Piyade Keşif Birimi de yaklaşık 3 bin 500 denizci ve askeri taşıyan amfibi saldırı gemisi USS Tripoli ile Ortadoğu'ya ulaştı. Askeri takviye sadece amfibi kuvvetlerle sınırlı kalmadı. Üçüncü bir ABD uçak gemisi olan USS George H.W. Bush, Virginia eyaletindeki Norfolk'tan ayrıldıktan sonra Ortadoğu'ya doğru yola çıktı. Geminin bölgede halihazırda görev yapan diğer iki uçak gemisine katılması planlanıyor.

Askeri uzmanlar, bu büyüklükteki deniz piyadesi ve asker takviyesinin İran'a kapsamlı bir işgal başlatmak için yeterli olmadığını, ancak Hürmüz Boğazı'na yakın adaları hedef almak gibi stratejik öneme sahip sınırlı operasyonların yürütülmesine imkan verebileceğini düşünüyor. Savaşın başlamasından tam bir ay sonra İran, Husi kartını ABD ve İsrail ile süren savaşta kullanma kararı aldı. Husiler dün İsrail'e çok sayıda füze fırlattığını açıklarken, İsrail ise Yemen'den gelen bir füze ve insansız hava aracını (İHA) herhangi bir hasara yol açmadan önlediğini duyurdu.


İran’dan Ortadoğu'daki ABD’ye ait üniversiteleri vurma tehdidi

Tahran'da İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını kaldırmaya çalışan kurtarma ekipleri (Reuters)
Tahran'da İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını kaldırmaya çalışan kurtarma ekipleri (Reuters)
TT

İran’dan Ortadoğu'daki ABD’ye ait üniversiteleri vurma tehdidi

Tahran'da İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını kaldırmaya çalışan kurtarma ekipleri (Reuters)
Tahran'da İsrail saldırısı sonucu yıkılan bir binanın enkazını kaldırmaya çalışan kurtarma ekipleri (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), bu sabah erken saatlerde, ABD ve İsrail'in saldırılarının İran'daki iki üniversitede hasara yol açtığını bildirmesinin ardından, ABD’nin Ortadoğu'daki üniversitelerini hedef alacağı tehdidinde bulundu.

İran medyasının yayınladığı bir açıklamada DMO, “ABD hükümeti, bölgedeki bu üniversitelerin misilleme saldırılarına maruz kalmamasını istiyorsa, 30 Mart Pazartesi öğleden önce resmi bir açıklamada üniversitelere yönelik bombardımanı kınamalı” ifadelerini kullandı.

DMO, bölgedeki ABD üniversitelerinin çalışanlarına, öğretim görevlilerine ve öğrencilerine, hedef alınabilecek üniversitelerden en az bir kilometre uzakta kalmalarını tavsiye etti.

Körfez ülkelerinde, Katar'daki Teksas A&M Üniversitesi ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) New York Üniversitesi gibi birçok Amerikan üniversitesinin şubesi bulunuyor.

Cuma gecesi ve Cumartesi günü, Tahran'ın kuzeydoğusundaki Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde patlama sesleri duyuldu. Basında yer alan haberlere göre patlamalar binalarda hasara yol açtı, ancak ölen ya da yaralanan olmadı.