Bölgesel savaşlar, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin tehlikeleri

Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
TT

Bölgesel savaşlar, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin tehlikeleri

Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)
Marshall Adaları bayrağını taşıyan bir gaz tankeri Hollanda sularında seyrediyor (EPA)

Antoine el Hac

Bu kadar iç içe geçmiş bir dünyada, savaşlar artık yalnızca cephelerde değil; ekonomilerin içinde, limanlarda ve tedarik zincirlerinde de yürütülüyor.

“Modern çağımızda” her zaman, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşmenin barış ve refahın itici güçleri olduğunu duyduk. Ancak savaş dönemlerinde bu durum tersine dönebiliyor. Yüksek düzeyde ekonomik entegrasyon, istikrarı güçlendirmek yerine ekonomileri kırılgan hâle getirebiliyor; ticari ortakları rakibe dönüştürebiliyor ve küresel ölçekte dalgalanmalara yol açabiliyor.

Başka bir deyişle, karşılıklı bağımlılık ve küreselleşme, jeopolitik krizlerin ticaret, üretim ve finans ağlarına doğrudan yansımasına neden olmaktadır; bu ağlar, şokları absorbe edecek yeterli esnekliğe sahip olmadan, esasen verimlilik sağlamak amacıyla kurulmuştur. Savaşlar, salgınlar ve doğal afetler gibi çeşitli kargaşalar nedeniyle hayati öneme sahip tedarik zincirleri zarar gördükçe, geçici fiyat artışları kalıcı enflasyonist baskılara dönüşebilir. Bu durum da stagflasyon riskini artırır.

Yaklaşık altı yıl önce yaşadığımız COVID-19 salgını, küresel ekonomide büyük bir daralmaya neden olmuştu. Talep keskin şekilde düşmüş, tedarik zincirleri aksamış, üretim durmuş ve milyarlarca insan evlerine kapanmıştı. Bu durum petrol fiyatlarını şaşırtıcı bir şekilde geriletmişti.

Hürmüz Boğazı (Reuters)Hürmüz Boğazı (Reuters)

Bölgesel çatışmanın etkileri

İran merkezli savaş, ekonomik bağlantıların nasıl zafiyete dönüşebileceğini gösteriyor. Çatışma, enerji ve gıda güvenliği alanlarında büyük bir küresel krize yol açtı; bu ise bölgesel istikrarsızlığın ne kadar çabuk küresel ekonomik zararlara yol açabileceğini gösteriyor.

28 Şubat’ta başlayan bölgesel savaşın etkileri derinleşirken, finansal piyasalar da bunun küresel makroekonomik bir krize dönüşebileceğini giderek daha fazla fiyatlamaya başladı. Jeopolitik riskler özellikle enflasyon ve tedarik zincirleri üzerinde etkili olurken; enerjiye bağımlılıkları nedeniyle Çin, Hindistan ve Avrupa kısa vadede daha fazla etkilenebilir.

Kriz uzadıkça, küresel ekonominin büyük aktörleri üzerindeki etkisi de artacaktır. Ortadoğu yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, aynı zamanda kritik tedarik zincirleri ve stratejik limanlarıyla da küresel sistemin merkezinde yer alıyor.

Deniz yolları ve boğazlar, küresel ticaretin sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir. Bu bağlamda, dünya petrol ve gazının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir aksama, yalnızca bölgeyi değil tüm dünyayı etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.

Aynı anda Bab el-Mendeb Boğazı’nın da kapanması hâlinde, Doğu ile Batı arasındaki ticaret neredeyse tamamen felç olur. Bu senaryo, küresel ekonomiyi ciddi bir stagflasyona sürükleyebilir; nakliye ve sigorta maliyetlerinde sert artışlara yol açabilir ve gemilerin daha uzun olan Ümit Burnu rotasına (Güney Afrika'ya) yönelmesine neden olabilir.

Geriye dönüp baktığımızda, geçmişte büyük olaylar sonucunda ciddi petrol arzı kıtlıkları yaşanmıştır; bunların en önemlileri 1973 Ekim Savaşı, 1979 İran Devrimi, 1980 İran-Irak Savaşı ve 1990 Körfez Savaşı'dır. Hürmüz Boğazı'nın kapanması ile önceki örnekler arasındaki en büyük fark, ölçeğinin büyüklüğüdür. Örneğin, 1973 ve 1990 yıllarında piyasadan çekilen petrol miktarı küresel petrol arzının %6'sını, 1979 ve 1980 yıllarında ise %4'ünü aşmamıştır. Ancak bugün dünya yaklaşık %20'lik bir kıtlıkla karşı karşıyadır ve bu jeopolitik olayı üç ila beş kat daha önemli hale getirmektedir.

Bu mevcut durum şüphesiz en tehlikeli olanıdır, çünkü bu dar su yollarının tıkanması krizin kapsamını ve tüm küresel sonuçlarını genişleterek, çatışmayı bölgesel bir sorundan küresel bir soruna dönüştürmektedir. Belki de Bab el-Mendeb Boğazı, Süveyş Kanalı aracılığıyla Avrupa, Asya ve Afrika'yı birbirine bağladığı için Hürmüz Boğazı'ndan daha önemlidir. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle, Hint Okyanusu'ndan gelen petrol tankerleri ve kargo gemilerinin Kızıldeniz'e, oradan Süveyş Kanalı'na ve oradan da Akdeniz'e ulaşmak için ve ayrıca ters yönde de geçiş yaptığı için dünyanın en işlek denizcilik yollarından biri olması doğaldır.

Kim kazançlı çıkıyor?

Bu çok yönlü kriz ortamında, Moskova'nın ticaret akışlarının ve bağlantılarının yeniden yapılanmasından en çok fayda sağlayacak ülke olması muhtemeldir. Küresel enerji piyasalarındaki değişimler, Rusya için son derece önemlidir; rejim kısa vadede kazançlar elde edebilir ve bu beklenmedik kazançların büyüyerek daha sürdürülebilir hale gelme potansiyeli de bulunmaktadır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)

Petrol fiyatlarının genel olarak yükselmesi, Ukrayna savaşı nedeniyle çeşitli yaptırımlara maruz kalan ve mali sıkıntılar yaşayan Rusya devlet bütçesine gelir akışı sağlayacaktır. Moskova, Avrupa'nın sonunda kendini ciddi bir petrol ve gaz krizinin içinde bulmasını umuyor; bu durum, Avrupa'nın Rus yakıtlarına karşı tutumunu yumuşatabilir ve Rusya'nın AB'ye yeniden ihracat yapmasına izin vermekle kalmayıp, bunu yapması için adeta yalvarmasına bile yol açabilir. Bu umut, aynı zamanda ABD'nin Avrupa'ya gaz konusunda yardım edebilecek tek tedarikçi olması ve Avrupa'nın, transatlantik ilişkilerin bozulması nedeniyle, pahalı ABD tedariklerine aşırı bağımlı olmaktan önce iki kez düşüneceği yönündeki tahminlere dayanıyor. Zira Avrupa'ya taşınan ABD gazının fiyatı, Rus gazının fiyatından dört kat daha yüksektir.

Bu durumda, Avrupa’nın Rus komşusuna "geri dönmesi", Avrupa'yı artık bir müttefik ve destekten ziyade yük olarak gören Atlantik ortağı ile Eski Kıta arasındaki ilişki daha da gerginleştirenilir.

Dünyadaki bu kötü gidişat nereye varacak?

Rusya meselesini ele almak üzere bu «parantezi» açtıktan sonra, durumun ciddi, hatta İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana en tehlikeli dönemlerden biri olduğunu söylemek gerekir. Krizin hangi boyutlara ulaşabileceği ise belirsizliğini koruyor.

İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, «çatışmanın, sivilleri ve altyapıları hedef alan saldırıları ve sivillere orantısız zarar veren askeri hedeflere yönelik saldırıları yasaklayan uluslararası hukuk açısından ciddi endişeler uyandırdığını» söylüyor.

Türk ayrıca, “Birbirine son derece bağlı dünyamız, tüm ülkelerin uluslararası hukuka ve BM Şartı'na tam olarak saygı gösterme konusunda bağlılıklarını yeniden teyit etmelerini gerektiriyor. Uluslararası ilişkilerde savaşı bir araç olarak kullanmaya geri dönemeyiz» ifadelerini kullandı.



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP