Mısır ve İran savaşı: Nüfuzdan değil, zorunluluktan kaynaklanan arabuluculuk

Kahire harekete geçiyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
TT

Mısır ve İran savaşı: Nüfuzdan değil, zorunluluktan kaynaklanan arabuluculuk

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)

Amr İmam

Mısır'ın bir tarafında ABD ve İsrail'in, diğer tarafında İran'ın yer aldığı devam eden savaş konusunda yaptıkları, bölgesel nüfuzunu güçlendirmeye çalışan bir devletin proaktif diplomasi eylemi olmaktan çok daha fazlasıdır. Bu savaşın ekonomisi ve jeopolitik konumu üzerindeki etkisini giderek artan bir endişeyle izleyen bir ülkenin temelde savunma amaçlı olan bir yanıtıdır.

Mısır bu rolü seçmedi, aksine bu zorunluluğun kendisine dayattığı bir rol. Kendisini arabuluculuk çabalarına katılmaya iten neden, bölgesel sahneye liderlik etme hırsı değil, savaşın devam etmesinin maliyetinin, savaşı bitirme çabalarına dahil olmanın maliyetinden daha büyük hale geldiğini gösteren stratejik bir hesaptır. Arabuluculuğun bir seçim olarak mı yoksa bir zorunluluk olarak mı yapıldığı arasındaki bu kesin ayrım, Kahire'nin başarabileceği şeylerin sınırlarını belirliyor. Bu nedenle, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin ABD Başkanı Donald Trump'a İran ile savaşı sona erdirmesi yönünde yaptığı son çağrı, ABD Başkanına olan güveninin ve ona oynadığı bahsin bu kez karşılığını verip vermeyeceği konusunda yeni soruları gündeme getiriyor.

Sisi, geçen yıl İsrail'in Gazze'ye karşı şiddetli bir savaş yürüttüğü dönemde, ABD Başkanı'nın Gazze savaşı konusunda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile tamamen aynı çizgide olduğu bir zamanda Trump'a bahis oynamıştı.

Sisi, Gazze meselesinde Trump'a bahis oynadığında, onu tanıyordu ve onu iyi okumuştu. O aşamada Trump, iç politikada imajını parlatmak ve diplomatik mirasını güçlendirmek için kendisine “barışı sağlayan başkan” görüntüsü vermeye çalışıyordu. Sisi ona bu fırsatı sundu ve ateşkes sağlandı. Ancak bugün durum daha karmaşık. Trump, barışı sağlayan başkan görüntüsü vermekten ziyade, İran ile savaşı kazanan başkan görüntüsü verme arayışında. Amerikan basınında yer alan haberlere göre, İran'ın nükleer programını sıfırlamak, Tahran'ın bölgesel vekillerine verdiği desteği sona erdirmek ve hatta belki de petrol ihracatını kontrol etmek istiyor. Bunlar sakin diplomasiyle elde edilemeyecek, aksine, ya kesin bir askeri zafer ya da bir zafer gibi görünen bir anlaşma gerektiren hedeflerdir. Sisi'nin bu sefer oynayacağı bahsin başarısı burada, Trump'ı, savaşı dikkatlice hazırlanmış bir diplomatik çıkış ile bitirmenin bir taviz değil, bir zafer olarak gösterilebileceğine ikna etmekte gizli. Bu, Gazze ile ilgili oynadığı bahisten daha hassas ve zor bir bahis, çünkü rakip farklı.

Yoğun çabalar

Mısır, başından beri, ilgili karar vericiler üzerindeki etkisini kullanarak savaşı durdurmak için gayretle çalıştı. Mısır Dışişleri Bakanı, İran, Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar'daki mevkidaşlarıyla sürekli temas halinde. Mısır istihbarat yetkilileri ayrıca, savaş ile ilgili kritik kararlar üzerinde mutlak yetki kazanmış gibi görünen İran Devrim Muhafızları ve Lübnan'daki Hizbullah ile neredeyse ilk kez alenen ve açık bir şekilde iletişim kanalları açtı.

Tüm bu temaslar, hem Donald Trump hem de İranlılar için kabul edilebilir, itibarlarını, ayrıca taraf olmadıkları bir savaşın ağır bedelini ödeyen kardeş Körfez Arap devletlerinin çıkarlarını koruyan bir formül üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Mısır, taraf olmamasına rağmen, savaşı sona erdirmek için çabalıyor ve bunun haklı nedenleri var. Savaşın ekonomik sonuçları, bu yoğun nüfuslu ve ekonomik olarak zor durumda olan ülkeyi yavaş yavaş çöküşün eşiğine itiyor.

grfb
İsrail ordusu tarafından servis edilen ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin karargahında meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Uluslararası piyasadan enerji tedariki için daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalan Mısır hükümeti, iç tüketiciler için yakıt fiyatlarını zaten yaklaşık yüzde 30 oranında artırdı ve savaş devam ederse tekrar artırmak zorunda kalabilir. Hiç uyumayan şehir olarak bilinen Mısır'ın başkenti Kahire, hükümetin enerjiyi verimli kullanma önlemlerini yeniden uygulamaya koymasıyla artık akşam saat 9’da ışıklarını kapatmak zorunda kalıyor. Milyarlarca dolarlık sıcak paranın kaçışından kaynaklanan baskı nedeniyle Mısır para biriminin yaşadığı değer kaybı krizi daha da kötüleştiriyor.

Kahire'nin savaşla ilgili jeopolitik kaygılarının, savaşı sona erdirme yönündeki iç motivasyonlarından çok daha ağır bastığı açıkça görülüyor

Sahne daha yakından incelendiğinde, Kahire'nin savaşla ilgili jeopolitik kaygılarının, savaşı sona erdirme yönündeki iç motivasyonlarından çok daha ağır bastığı açıkça görülüyor. İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, bu ülkelere kan kaybettiriyor ve Mısır'ı zayıflatıyor; zira bu ülkeler, özellikle zor zamanlarda, yıllar boyunca Kahire'nin en güçlü destekçileri arasında yer aldılar. Uzun süreli bir savaş, çatışmaya girmeyi haftalardır geciktiren Yemen'deki İran destekli Husi milislerini, Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef alarak ve Babul Mendeb Boğazı'nı kapatarak savaşa daha derin bir biçimde dahil olmaya itebilir.

Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılar, uluslararası deniz trafiğini engelleyecek ve gemileri Süveyş Kanalı'ndan geçmekten kaçınmaya zorlayacaktır. İsrail'in Lübnan'ın güneyinde, Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgede kalıcı bir varlık kurma başarısı, tek taraflı deklare edilmiş devletin sınırlarını genişletme yönünde ilk adım olabilir. Bazen İsrail aşırı sağı tarafından “Büyük İsrail” olarak tanımlanan vizyon kapsamında, bu hamleyi muhtemelen Gazze Şeridi'nin, işgal altındaki Batı Şeridi'nin tamamının ve Suriye'nin güney kesimlerinin bir bölümünün ilhakı takip edecektir. Bu da Mısır ve bölgesel ulusal güvenliğe tehdit oluşturmaktadır.

İran'ın yenilgisinin bu savaşı sona erdirmeyeceğini, aksine bölgesel sahnede daha istikrarsız bir döneme yol açabileceğini savunanlar olabilir. Zira İran rejiminin ortadan kalkması, bölgedeki nüfuz haritasını yeniden çizecek ve geride bırakacağı boşluğun niteliği, kimin dolduracağı ve nasıl kullanılacağı konusunda ciddi soruları gündeme getirecektir.



ABD-İran saldırıları şiddetleniyor... Beyaz Saray: Tahran anlaşma istiyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD-İran saldırıları şiddetleniyor... Beyaz Saray: Tahran anlaşma istiyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran ile ABD arasındaki karşılıklı saldırılar perşembe günü daha da şiddetlendi. Yaklaşık bir haftadır süren gerilim, geçen ay varılan ateşkesin geleceğini tehlikeye atarken, İran'ın bir ABD vatandaşını serbest bırakması ise tarafların kapsamlı bir savaşa yeniden sürüklenmesini önleyebilecek diplomatik bir kanalın hâlâ açık olabileceğine işaret etti.

İran haber ajansları, ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınındaki Kişm (Qeshm) Adası çevresine hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. İran devlet televizyonu ise ülkenin güneyindeki kıyı kenti Bender Abbas'ın perşembe akşamı "Amerikan düşmanı" tarafından hedef alındığını duyurdu.

Beyaz Saray ise eş zamanlı olarak İran'ın ABD ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve bir anlaşmaya varmak istediğini açıkladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, "Son birkaç gündür yaşanan saldırıların nedeni, İran'ın bizimle imzaladığı mutabakat zaptını ihlal etmesidir" dedi.

Leavitt, "İmzalanan mutabakat zaptında, Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere ateş açılmaması açıkça yer alıyordu. Ancak ne yazık ki İran bu yükümlülüğünü ihlal ederek trajik bir karar aldı" ifadelerini kullandı.

Karoline Leavitt ayrıca, İran limanlarına gitmeyen veya bu limanlardan ayrılmayan gemiler için Hürmüz Boğazı'nın açık olduğunu belirterek, ABD Donanması'nın bunun devamını sağlamak amacıyla bölgede varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran'da tutulan bir ABD vatandaşının serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılayarak bunu "iyi niyet göstergesi" olarak nitelendirdi.

İnsan hakları avukatı Jared Genser, serbest bırakılan kişinin Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin Aralık 2024'ten bu yana "asılsız suçlamalarla İran'da mahsur kaldığını", şu anda güvende olduğunu ve ABD'ye dönmek üzere yola çıktığını söyledi.

İran tarafından konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.


Trump yönetimi göçmenleri sınır dışı edecek havayolu şirketi arıyor

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
TT

Trump yönetimi göçmenleri sınır dışı edecek havayolu şirketi arıyor

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının yürütülmesini üstlenecek havacılık şirketleri arayışına girdi ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor.

Bu adım, yönetimin sınır dışı etme çalışmalarını 464,5 milyon dolarlık ek bütçeyle güçlendirme planının bir parçası. Ayrıca sınır dışı operasyonlarında askeri uçaklar veya charter uçuşlar yerine farklı bir yönteme geçildiğine işaret ediyor.

Yönetimin Ödül Yönetim Sistemi internet sitesindeki duyuruda, "Yönetim, sınır dışı etme, gönüllü geri dönüş, yüksek riskli charter operasyonları, kriz müdahale personelinin konuşlandırılması, tıbbi tahliyeler ve süreklilik direktifleriyle diplomatik etkileşimi desteklemek amacıyla üst düzey yetkililerin taşınması için kullanılan uçak filosuna uçuş operasyonları, bakım ve yüklenici lojistik desteği sağlamak üzere bir yükleniciye ihtiyaç duymaktadır" dendi.

İlk kez Bloomberg'ün aktardığı ilanda, konumların "uzak, gelişmemiş veya zorlu ortamları içerebileceği" belirtildi.

İlanda ayrıca, ihaleyi kazanan yüklenicinin iki adet C-37B veya eşdeğeri Gulfstream 650ER'la 7 adet Boeing 737-700 veya muadili uçağın işletilmesinden ve 24 saat, yılın 365 günü, "kısa süre önceden verilen görev talimatlarına" hazır şekilde operasyonları yürütmekten sorumlu olacağı belirtildi.

Sözleşmelerin değeri belirtilmedi.

The Independent, yorum almak için İç Güvenlik Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Eski İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, bakanlığın kendi filosuna sahip olması için ilk adımı atmıştı. Satın alımları arasında, o dönemde "yüksek önemli sınır dışı işlemlerini" gerçekleştirmek için kullanılmak üzere ayrılan, çift kişilik yatak, duş, mutfak, 4 adet düz ekran TV ve kokteyl barı bulunan bir Boeing 737 Max 8 de vardı.

Ayrıca 70 milyon dolarlık bir Gulfstream G700 de satın almıştı. Bu jetler, Noem'in bakanlığın başında olduğu dönemdeki harcamaları, özellikle de kendisinin yer aldığı 220 milyon dolarlık reklam kampanyasıyla ilgili yasa yapıcılar tarafından sorgulanmasının ardından görevden alınmasında etkili bir faktör oldu.

Jetlerin son operasyon sözleşmesine dahil edilip edilmeyeceği belli değildi ancak Noem'in yerine geçen İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, yasa yapıcılara G700'ü zaman zaman Oklahoma'daki eviyle Washington DC arasında seyahat etmek için kullandığını söyledi.

Demokrat meclis üyeleri, 3 Haziran'daki kongre oturumunda Mullin'ı uçakları satmaya çağırmış ve jetleri "vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen en çirkin israf sembolleri" diye nitelemişti.

Mullin oturumda "Neden satmam gerekiyor?" diye yanıt vermişti.

Şirketlerin başvuru için 22 Temmuz'a kadar süresi var.

Independent Türkçe


Far Cry dizi oluyor: Steve Buscemi kadroya katıldı

Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
TT

Far Cry dizi oluyor: Steve Buscemi kadroya katıldı

Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)

Ubisoft'un dünya çapında milyonlar satan video oyunu serisi Far Cry, televizyona uyarlanıyor. 

FX için hazırlanan antoloji dizisinin kadrosuna Steve Buscemi de katıldı.

Heyecan yaratan projede Buscemi'ye, başrolleri paylaşacak Rob McElhenney (Rob Mac) ve Lizzy Caplan eşlik edecek.

Fargo ruhlu bir video oyunu uyarlaması

Dizinin arkasında, televizyon dünyasının iki mühim ismi yer alıyor: FX'in fenomen antoloji dizisi Fargo ve Alien: Earth'ün yaratıcısı Noah Hawley'yle It's Always Sunny in Philadelphia'nın yaratıcısı Rob McElhenney. 

Tıpkı oyun serisi gibi dizinin her sezonu da farklı bir mekanda geçecek; yeni karakterlerle yepyeni bir hikaye anlatacak.

Projeye neden katıldığını açıklayan Noah Hawley, şu ifadeleri kullandı:

Far Cry serisinde beni cezbeden en önemli unsur, her yeni oyunda tamamen farklı bir hikaye anlatılması, yani bir antoloji olmasıydı. Ben de Fargo'ya bu şekilde yaklaşıyorum. Sıradan insanların hayatta kalabilmek için giderek vahşileştiği hikayeleri her sezon farklı karakterlerle anlatma fikri beni çok heyecanlandırdı.

Buscemi yeni bir kötüyü mü canlandıracak?

Dizinin resmi X hesabı, Buscemi'nin kadroya katılmasını "FX'in FAR CRY dünyasına hoş geldin Steve Buscemi. Umuyoruz ki deliliğin sınırlarında gezinmeye ve bu süreçte felaketle sonuçlanacak çok kötü kararlar almaya hazırsındır" sözleriyle duyurdu. 

Buscemi'nin hangi karaktere hayat vereceği şimdilik gizlense de bu paylaşım, usta oyuncunun serinin alametifarikası olan ikonik bir "kötü adamı" canlandırabileceği yorumlarına yol açtı.

8 Emmy adaylığı bulunan oyuncu Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs), Fargo, Con Air ve Boardwalk Empire gibi yapımlarda suç dünyasındaki unutulmaz karakterleri canlandırmıştı. 

Kariyeri boyunca Büyük Lebowski (The Big Lebowski) ve The Sopranos gibi kült yapımlarda rol alan Buscemi, son olarak Netflix'in fenomen dizisi Wednesday'in ikinci sezonunda Jenna Ortega'yla kamera karşısına geçmişti.

2004-2021'de çıkan 6 ana oyun ve 7 yan hikayeyle dev bir evrene dönüşen Far Cry'ın ilk sezonunun konusu ise sır gibi saklanıyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety, GamesRadar