Nükleer tesisleri ve akılları hedef aldıktan sonra İsrail neden İran'da rejim değişikliği istiyor?

Tel Aviv'in saldırıları Tahran'ın nükleer programını aksattı ama sonlandırmadı

Sarah Padovan
Sarah Padovan
TT

Nükleer tesisleri ve akılları hedef aldıktan sonra İsrail neden İran'da rejim değişikliği istiyor?

Sarah Padovan
Sarah Padovan

Michael  Horowitz

Örtük bilgi diye bir kavram vardır ve kendisi planların, denklemlerin veya kullanım kılavuzlarının tamamen kapsayamadığı yazılı olmayan pratik bir anlayıştır. Bir santrifüj dizisinin planı neyin inşa edilmesi gerektiğini gösterir, ancak bu sistemin neden sürekli arızalandığını ve nasıl onarılabileceğini açıklayan şey 40 yıllık birikmiş mühendislik deneyimidir.

1995 yılında Edinburgh Üniversitesi’nden sosyologlar Donald MacKenzie ve Graham Spinardi, Amerikan Sosyoloji Dergisi'nde çığır açan bir çalışma yayınladılar. Bu çalışmada, bu tür somut ve kişilere bağlı deneyimin, nükleer silah tasarımcıları arasında bir nesilden diğerine aktarımının kesintiye uğraması durumunda nükleer silahın icadını bile engelleyecek kadar önemli olduğunu savunuyorlardı. MacKenzie ve Spinardi, daha sonra silahın yeniden geliştirilmesinin sadece bir kopyalama değil, yeniden icat etmenin bazı özelliklerini taşıyacağını da yazmışlardı.

İsrail bu fikri daha az soyut ve daha doğrudan bir şekilde test etti. Bu nedenle, İran’ın programını çökertmeye yönelik son operasyonları sadece nükleer tesisleri değil, aynı zamanda nükleer bilginin kendisini ve ona sahip olanları da hedef aldı. Peki, bu tür bir ikilemi gerçekten öldürme yoluyla çözmek mümkün mü?

Kırk yıla uzanan bir operasyon

 İsrail'in İran’ın nükleer programına karşı savaşı, nükleer kabiliyetin fiilen somutlaştığı farklı alanları hedef alan üç paralel yol izledi.

İlk yol, hava saldırıları, bombalı saldırlar veya virüsler yoluyla nükleer tesislerin kendilerini hedef aldı. 2010'ların başında, ABD ve İsrail tarafından ortaklaşa geliştirilen ve Stuxnet olarak bilinen bir siber silah, Natanz tesisindeki yaklaşık bin santrifüjü sessizce sınırlarının ötesinde çalışmaya zorlayarak imha etti. Daha sonra, İsrail tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen birkaç operasyon ise İran'ın çıkarılan uranyumu askeri nükleer kullanım için uygun malzemeye dönüştüren uranyum zenginleştirme programının farklı bölümlerini hedef aldı.

İkinci yol, İran'ın nükleer bilgisinin en somut yönlerini hedef aldı. Ocak 2018'de Mossad ajanları Tahran'daki bir depoya baskın düzenleyerek, tek bir gecede İran'ın tüm nükleer silah arşivini temsil eden 110 bin belgeyi ele geçirdi. Operasyon, kasten olmasa da önemli bir gerçeği ortaya çıkardı: İran, nükleer silah ile ilgili uzmanlığının önemli bir bölümünü kapsamlı bir şekilde belgelemişti. Ancak belgelemek bir şey; bilgi başka bir şeydir.

 Tahran'ın Enghelab Meydanı'nda nükleer bilim insanlarının, santrifüjlerin ve Farsça “Bilim Güçtür” ifadesinin yer aldığı bir reklam panosu, 29 Ağustos 2025 (AFP)Tahran'ın Enghelab Meydanı'nda nükleer bilim insanlarının, santrifüjlerin ve Farsça “Bilim Güçtür” ifadesinin yer aldığı bir reklam panosu, 29 Ağustos 2025 (AFP)

Üçüncü yol ise İran'ın nükleer bilim insanlarının kendilerini hedef aldı. 2010 ve 2012 yılları arasında Mossad, motosikletli silahlı adamları ve arabalara konulan manyetik bombaları kullanarak beş İranlı nükleer bilim insanını öldürdü. İran ve İsrail arasındaki doğrudan savaşlar başlamadan önce gerçekleştirilen en cüretkar suikast eylemi ise Batı ve İsrail istihbarat teşkilatları tarafından İran'ın nükleer silah programının mimarı olarak kabul edilen bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin Kasım 2020'de öldürülmesiydi. Uydu güdümlü, otonom bir makineli tüfek kullanılarak öldürüldü ve bu silah parça parça İran'a sokulmuş, daha sonra eylem yerinde yeniden monte edilmişti.

Bu son iki yolun her ikisi de bilginin kendisini yok etmeyi amaçladığı için aynı temel ikileme yol açıyor. Ekipman yeniden inşa edilebilir, ancak onu nasıl inşa edeceğini bilen insanların kaybı kolayca telafi edilemez. Daha sonra 2025 yılında İsrail'in suikast yoluyla nükleer bilgiyi hedef alma konusundaki en kapsamlı çabasına tanık olduk.

Bilginin kendisini yok etmeyi amaçlayan son iki yol da aynı zorlu ikileme yol açtı: ekipman yeniden inşa edilebilir, ancak onu nasıl inşa edeceğini bilen insanların kaybı kolayca telafi edilemezdi

Narnia Operasyonu

12-13 Haziran 2025 gecesi, yüzlerce İsrail uçağı İran askeri altyapısına ve Natanz uranyum zenginleştirme tesisine karşı Yükselen Aslan Operasyonu'nu yürütürken, paralel olarak daha sessiz bir görev daha yürütülüyordu. Bu operasyona “Narnia Operasyonu” kod adı verildi; birçok İsrailli güvenlik yetkilisi operasyonu neredeyse imkansız olarak gördüğü için kendisine bu isim seçilmişti. O gece, İsrail ajanları İran'ın en iyi on nükleer bilim insanından dokuzunu evlerinde uyurken eş zamanlı olarak öldürdü. Onuncu bilim insanı da saatler sonra öldürüldü.

12 Gün Savaşı sırasında suikasta uğrayan bilim insanlarının toplam sayısı ise en az 14’tü ama bazı tahminler bu sayıyı 20'ye kadar çıkarıyor. Ölenler arasında, İran Atom Enerjisi Kurumu'nun eski başkanı ve nükleer zincirleme reaksiyonu tetikleyen bileşenler olan nötron başlatıcılar konusunda uzman olan Feridun Abbasi-Davani de vardı. Abbasi-Davani, 2010 yılında Mossad tarafından aracına yerleştirilen bir bomba aracılığıyla düzenlenen suikast girişiminden sağ kurtulmuştu. Öldürülen diğer kişiler arasında, İran'daki İslami Azad Üniversitesi rektörü ve teorik fizikçi Muhammed Mehdi Tahrançi, Şehid Beheşti Üniversitesi nükleer mühendislik bölümü başkanı Abdulhamid Menuçehr, nükleer mühendislik ve fizik alanında önde gelen bir profesör olan Ahmed Rıza Zülfikari Daryani de bulunuyordu.

ABD'nin 22 Haziran 2025'in erken saatlerinde üç İran nükleer tesisine düzenlediği saldırılardan bir hafta sonra Fordow nükleer yakıt zenginleştirme tesisi (AFP) ABD'nin 22 Haziran 2025'in erken saatlerinde üç İran nükleer tesisine düzenlediği saldırılardan bir hafta sonra Fordow nükleer yakıt zenginleştirme tesisi (AFP)

Bu kasıtlı zamanlama tesadüf değildi. Üst düzey bir İsrailli yetkili, bilim insanlarının hiçbirinin önlem almaması için eş zamanlı olarak öldürüldüğünü açıkladı. İsrail istihbaratı, Kasım 2024'ten beri aylarca evlerini ve günlük rutinlerini takip ettikten sonra bu on bilim insanından oluşan grubu hedef olarak belirlemişti. Görünüşe göre söz konusu bilim insanları, daha önceki Mossad operasyonlarında bilim insanlarının işe giderken hedef alınması nedeniyle evlerinin güvenli olduğuna inanıyorlardı. Evlerine eş zamanlı olarak saldırmanın ardındaki fikir de bu son derece hatalı güven duygusundan yararlanmaya dayanıyordu.

Ancak İsrail, saldırılarında bireylerin de ötesine geçti. Haziran 2025 saldırıları, İran'ın askeri nükleer kompleksinin derinlerinde yer alan Şehid Beheşti ve İmam Hüseyin üniversitelerini vurarak, programın kurumsal hafızasını hedef aldı. Ardından, nükleer araştırmalardan kısmen sorumlu bir kuruluş olan Tahran'daki SPND (Savunma İnovasyon ve Araştırma Örgütü) karargahı içinde bodrum katında İran'ın nükleer arşivinin bir kopyasının bulunabileceği binayı da bombaladı. Bu saldırı, silahlarla ilgili bilgiye dair fiziksel arşivi yok etme girişimi gibi görünüyordu.

Bu sefer, öldürme eylemleri çok farklı bir ölçekteydi ve kendisine sosyal medyada nükleer silahlar üzerinde çalışmaya devam eden her bilim insanına ölüm tehditleri içeren açık uyarılar eşlik ediyordu. Bu tehditler, yetenekli kişilerin işe alınmasından caydırmayı ve bu sürecin kendi kendini yenilemesini önlemeyi amaçlıyordu. İran'ın yanıtı, bu baskının gerçek olduğunu doğruladı. İran, hayatta kalan bilim insanlarını, aileleriyle birlikte ülkenin kuzey kıyısı boyunca Tahran'daki müstahkem villalara taşıdı ve üniversitede profesör olanların yerine yenilerini getirdi.

İsrail, saldırılarında bireylerin de ötesine geçti. Haziran 2025 saldırıları, İran'ın askeri nükleer kompleksinin derinlerinde yer alan Şehid Beheşti ve İmam Hüseyin üniversitelerini vurarak, programın kurumsal hafızasını da hedef aldı

Dağıtılmış bilgi

İran, elbette bu tehdidin ciddiyetinin farkındaydı ve “Narnia Operasyonu”ndan önce bile bu konuya yönelik önlemler almaya başlamıştı. Nisan 2025'te, İran Atom Enerjisi Kurumu'nun eski başkanı Feridun Abbasi şunları söylemişti: “Nükleer bilgimiz eğitim ve araştırma sektörleri arasında dağıtılmıştır ve Atom Enerjisi Kurumu veya ona bağlı belirli tesis ve yerlerle sınırlı değildir. Ülke genelinde nükleer eğitim ve araştırmaları yürütüyoruz.”

Bu sadece içi boş bir övünme değildi. Fiziksel tesislerin kendileri nasıl İran geneline dağılmışsa, İran'ın teknik bilgisi de bir dizi birey ve kurum arasında dağıtılmıştı. Gerçekten de İran'ın nükleer programı, İran Atom Enerjisi Kurumu'na ait açıklanmış mevkiler, İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun askeri-teknik kurumları, SPND'ye bağlı gizli araştırma birimleri ve çift kullanımlı akademik bir kılıf altında faaliyet gösteren üniversite bölümleri ağı şeklinde dağıtılmıştır.

 İran kuvvetlerinden bir grup İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin cenaze töreninde tabutunu taşıyor, Tahran, İran, 30 Kasım 2020 (Reuters)İran kuvvetlerinden bir grup İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin cenaze töreninde tabutunu taşıyor, Tahran, İran, 30 Kasım 2020 (Reuters)

İşte bu yüzden İsrail, İran'ın nükleer programının daha spesifik bir yönüne, yani silah üretme gücüne odaklandı. Bir veya daha fazla bomba için gerekli olan bölünebilir maddeyi üretme süreci olan uranyum zenginleştirmeye gelince, bunun tamamen devre dışı bırakılması çok daha zor hale geldi. Geçen yıl ABD'nin Fordow tesisine düzenlediği saldırı, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünü ve birkaç santrifüjü muhtemelen yok ettiyse de İran'ın zaman içinde yeni santrifüjler kurup yeterli bölünebilir maddeyi güvence altına alması muhtemel. Buna karşılık, silah üretme aşaması henüz tamamlanmadı ve yeterince küçük bir savaş başlığının üretilmesinin yanı sıra nükleer bir ateşleyicinin tasarlanmasını ve test edilmesini gerektiriyor. Bu aşama tamamlanmadan, İran'ın bomba edinme çabası eksik kalacaktır.

Silah alanında çalışan bir bilim insanının öldürülmesi programı geciktirmiş olabilir, ancak bu programın tamamen durduğu anlamına gelmiyor. İsrail’in hesapları açısından daha telaşlandırıcı husus, bu bilgiyi edinme çabasının saldırılardan önce bile İran sınırlarının ötesine uzanmaya başlamış olmasıdır. Nitekim SPND örgütüne bağlı İranlı bilim insanları, gerçek testler yapılmadan nükleer sıkıştırma dinamiklerinin simülasyonuna olanak tanıyan lazer teknolojileri için 2024 yılında Rus askeri bilim kurumlarına en az iki gizli ziyarette bulundular. Bu teknoloji, İran'a nükleer patlamanın bıraktığı belirgin iz olmadan nükleer silah tasarımlarını doğrulama olanağı sağlayacaktı. İster Rusya isterse Kuzey Kore'den olsun, dış taraflar aracılığıyla bilgi edinme girişimlerinin, İran'ın yerli nükleer uzmanlığını hedef alan İsrail operasyonları sebebiyle güçlenmesi olasıdır. Bu ise söz konusu gizli çabayı, kontrol edilmesi zor yönlere doğru genişletebilir.

İsrail perspektifinden bakıldığında, bu çıkarıma ilişkin ek bir sonuç da aynı derecede önemli olabilir: Nükleer silah üretmek için gerekli bilgi tamamen ortadan kaldırılamıyorsa, o zaman böyle bir silaha sahip olabilecek rejim ortadan kaldırılmalıdır

Peki, bu durum İsrail'i ne ile karşı karşıya bırakıyor? Onu gerçek, ancak sınırlı bir başarı ile karşı karşıya bırakıyor. Saldırılar, nükleer silah konusunda kırk yıllık birikmiş uzmanlığı temsil eden bir bilim insanı neslini etkisiz hale getirdi ve bu kişiler hızla veya kolayca telafi edilebilir bir kayıp değil. Bu gerçekten yıkıcı bir darbe, ancak etkisi daha kalıcı olmaktan ziyade yıllarla ölçülüyor.

McKenzie ve Spinardi'nin deneyim ile ilgili tezlerine gelince, bu iş daha fazlasını; sadece bir gerileme değil, kesin bir kopuş, bilginin haleflere aktarılmadığı, aktif tasarım çalışmalarında tüm bir nesli kapsayan yeterince uzun boşluk gerektiriyor. İsrail, İran'ın zaman çizelgesini kısalttı ve belki de bir uzman neslinin bütünlüğünü bozdu. Ancak tam bir kopuşun yaşanmasını sağlayamadı ve hatta belki de başaramadı. İran'da hâlâ hayatta olan ve saklanan bilim insanları var, Rusya dışarıdan bir uzmanlık kaynağı sağlıyor ve rejim dağınık bir akademik kadroya ve saldırıyla daha da güçlenen nükleer silahlanma için stratejik bir gerekçeye sahip.

Nükleer bilgi hedef alınabilir ve bu İran'ın nükleer programını geciktirmede başarılı olabilir. Ancak bu, programı tamamen devre dışı bırakmaz; çünkü bu, daha geniş ve daha uzun süreli bir operasyon gerektirir ki bu da İsrail ve bölge için son derece maliyetli olacak açık bir savaş demektir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail perspektifinden bakıldığında, bu çıkarıma ilişkin ilave bir sonuç da aynı derecede önemli olabilir: Nükleer silah üretmek için gerekli bilgi tamamen ortadan kaldırılamıyorsa, o zaman böyle bir silaha sahip olabilecek rejim ortadan kaldırılmalıdır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor
TT

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD ile İran anlaşmaya vardı, ancak Trump’ın nihai onayı gerekiyor

ABD merkezli haber sitesi Axios, perşembe günü yetkililere dayandırdığı haberinde, Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ın bir anlaşmaya vardığını, ancak anlaşmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın nihai onayını beklediğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre anlaşma, müzakerelerin ilk 60 gününde öncelikli gündem maddesinin nükleer dosya olmasını öngörüyor. Ayrıca anlaşmanın uygulanma süreci boyunca İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması da maddeler arasında yer alıyor.

Bir ABD’li yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın İran’ın nükleer silah edinmeye çalışmama taahhüdünü içerdiğini söyledi. Yetkili ayrıca İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndaki tüm mayınları 30 gün içinde temizlemeyi kabul ettiğini belirtti.

Aynı yetkili, Trump’ın arabuluculara anlaşmanın ayrıntılarını değerlendirmek için birkaç güne daha ihtiyaç duyduğunu ilettiğini aktardı.

Axios ayrıca ABD ile İran arasında anlaşma şartlarının salı günü üzerinde uzlaşıldığını, ancak iki ülke liderliklerinin henüz resmi onay vermediğini yazdı.

Öte yandan ABD ile İran, perşembe günü karşılıklı olarak ateşkesi ihlal etmekle suçladı. Bu gelişme, iki taraf arasında ilan edilen ateşkesten üç ay sonra, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu savaşının ardından yaşandı.

ABD ordusu, çarşambayı perşembeye bağlayan gece İran’a ait insansız hava araçlarını düşürdüğünü ve İran’ın güneyindeki bir üsse saldırılar düzenlediğini açıkladı. Tahran ise buna karşılık bir Amerikan üssünü hedef aldığını duyurdu. Yaşananlar, 8 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkesten bu yana en tehlikeli çatışmalar olarak değerlendiriliyor.

Son gerilim, savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakere çabalarını da zora sokuyor. ABD’nin müttefiklerinden Kuveyt ise füze ve İHA saldırılarını engellediğini açıklayarak yaşananları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

28 Şubat’ta başlayan ve perşembe günü dördüncü ayına giren savaşta, büyük bölümü İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar ayrıca küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açarken, piyasalar barış görüşmelerinden çıkabilecek olası sonuçları yakından takip ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü savaş tehdidini yeniden gündeme getirdi. Kabine toplantısının ardından konuşan Trump, “İranlılar anlaşma yapmak için büyük bir istek duyuyor. Ancak şu ana kadar bunu başaramadılar. Sunulan önerilerden memnun değiliz” dedi.

Trump, nihayetinde ABD’yi tatmin edecek yeni tekliflerin geleceğine inandığını ifade ederek, “Ya bu gerçekleşecek ya da meseleyi bizim çözmemiz gerekecek” sözleriyle savaş seçeneğine yeniden işaret etti.


Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
TT

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde şiddet, Ebola'yı kontrol altına alma çabalarını zorlaştırıyor

27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)
27 Mayıs 2026'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Kuzey Kivu bölgesinde sağlık çalışanları rastgele kontroller yapıyor (EPA)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)Genel Direktörü dün, Doğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde devam eden savaşın, ölümcül Ebola salgınını kontrol altına alma çabalarını ciddi biçimde zorlaştırdığı konusunda uyarıda bulundu ve derhal ateşkes çağrısı yaptı.

Tedros Adhanom Ghebreyesus, WHO adına yaptığı açıklamada, ülkenin doğusunun “hastalık ve çatışmanın çarpıştığı bir felaket” ile karşı karşıya olduğunu ve özellikle Ituri eyaletindeki Ebola salgınının müdahale kapasitesini aştığını ifade etti.

ABD’li yetkililer ise Trump yönetiminin Kenya’da bir karantina tesisi kurmayı ve Ebola virüsü taşıyan ABD vatandaşlarını tedavi ve gözetim için buraya transfer etmeyi planladığını açıkladı.

Öte yandan Uganda, salgının yayılma riskinin artması nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile olan sınırını geçici olarak kapattı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Kongo’daki salgında Mayıs ortasından bu yana 10 doğrulanmış ölüm, 220 şüpheli ölüm ve yaklaşık 900 vaka kaydedildi.


İngilizler, Batı'nın siber savaşı kaybedebileceği konusunda uyardı

İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
TT

İngilizler, Batı'nın siber savaşı kaybedebileceği konusunda uyardı

İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)
İngiltere'nin Siber İstihbarat Servisi (GCHQ) Başkanı Anne Kest Butler, 27 Mayıs 2026'da İngiltere'deki Bletchley Park'ta ilk yıllık konferansını verdi (DPA)

İngiltere’nin siber istihbarat teşkilatı başkanı, yapay zekânın artık “durdurulamaz bir güç” haline geldiği ve savaşın klasik tanımına tam olarak uymayan ancak ona giderek yaklaşan faaliyetlerde bir silah olarak kullanıldığı uyarısında bulundu.

Anne Keast-Butler, İngiltere Hükümet İletişim Merkezi’nin (GCHQ) Başkanı olarak yaptığı açıklamada, İngiltere ve müttefiklerinin “savaş ile barış arasında bir bölgede” yaşadığını ve siber uzayda Rusya ve diğer rakiplere karşı bir çatışmayı kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Bunun önüne geçmek için siber güvenliğe çok daha fazla aciliyetle yaklaşılması gerektiğini vurguladı.

Keast-Butler, özellikle Rusya’yı hedef alarak, bu ülkenin İngiltere ve Avrupa’da kritik altyapıları, demokratik süreçleri, tedarik zincirlerini ve kamu güvenini “durmaksızın hedef aldığını”, ayrıca teknoloji hırsızlığı, sabotaj planları ve suikast girişimleriyle ilişkilendirildiğini ifade etti.

Diplomatlar, gazeteciler ve üst düzey yetkililerin katıldığı bir toplantıda konuşan Keast-Butler, “Rusya, İngiltere ve Avrupa’ya karşı günlük hibrit faaliyetlerini denizlerin derinliklerinden siber uzaya kadar genişletiyor” ifadelerini kullandı.

Ayrıca kritik altyapı güvenliğine dikkat çeken Keast-Butler, özellikle İngiliz kara suları içinde ve çevresinde bulunan enerji hatları ile veri iletimini sağlayan deniz altı kablolarının korunmasının öncelikli alanlardan biri olduğunu vurguladı.