ABD ve İsrail’in savaş hesaplarını değiştiren küresel ticaretin kırılgan noktası Hürmüz Boğazı: Coğrafya mı silah mı?

İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
TT

ABD ve İsrail’in savaş hesaplarını değiştiren küresel ticaretin kırılgan noktası Hürmüz Boğazı: Coğrafya mı silah mı?

İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)
İran’da, hükümetin düzenlediği ve İran lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e destek amacı taşıyan bir yürüyüş sırasında, “Besic” milis gücü üyeleri Kalaşnikof tüfekleri taşıyor. Gösteri, Tahran’da “Ulusal Kızlar Günü” kapsamında düzenlendi. (New York Times)

ABD ve İsrail, İran’a karşı stratejilerini gelecekteki nükleer tehdit senaryosu üzerine kurarken önemli bir gerçeği gözden kaçırmış görünüyor: İran’ın caydırıcılığı yalnızca potansiyel nükleer gücünden değil, aynı zamanda coğrafyasından da kaynaklanıyor.

İran’ın, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik dar geçit olan Hürmüz Boğazı üzerindeki deniz trafiğine kontrolünü göstermeye yönelik kararı, benzin, gübre ve diğer temel mallarda fiyat artışlarıyla kendini gösteren küresel ekonomik bir baskıya yol açtı.

Bu durum aynı zamanda ABD ve İsrail’in savaş planlamasını da değiştirdi; yetkililer, boğazı İran kontrolünden “koparmaya” yönelik askerî seçenekler geliştirmek zorunda kaldı.

ABD-İsrail saldırıları İran’ın komuta yapısına, büyük deniz unsurlarına ve füze üretim tesislerine ciddi zarar vermiş olsa da, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sınırlamakta çok az başarı sağladı.

Böylece İran, çatışmadan, nükleer programına yönelik herhangi bir kısıtlama olmaksızın, rakiplerini uzak tutmaya yönelik teokratik rejimi için bir “model” ile çıkabilir.

sdrfb
ABD Başkanı Donald Trump, “Air Force One” uçağıyla Cuma günü Phoenix şehrine ulaştı. (New York Times)

İsrail askeri istihbaratının eski İran şefi ve şu anda Atlantic Council araştırmacısı Dany Citrinowicz, “Herkes artık şunu biliyor: gelecekte bir çatışma olursa, boğazı kapatmak İran planının ilk maddesi olacaktır. Coğrafyayı yenemezsiniz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü sosyal medya paylaşımlarında, bir gönderide “İran Boğazı” olarak adlandırdığı Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine “tamamen açık” olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanı da benzer bir açıklama yaptı.

Ancak İran Devrim Muhafızları, Cumartesi günü su yolunun hâlâ kapalı olduğunu belirterek, askerî ve sivil yetkililer arasında ateşkes müzakereleri sırasında görüş ayrılığı bulunduğuna işaret etti.

Deniz mayınları ihtimali bile ticari taşımacılığı korkutmaya yeterken, İran’ın daha gelişmiş araçları da bulunuyor: saldırı amaçlı insansız hava araçları ve kısa menzilli füzeler. ABD’li askerî ve istihbarat yetkililerine göre, haftalar süren savaşın ardından İran hâlâ saldırı dronlarının yaklaşık yüzde 40’ını ve füze fırlatma sistemlerinin yüzde 60’ından fazlasını elinde tutuyor; bu da gelecekte boğazdaki deniz trafiğini rehin almak için yeterli görülüyor.

ABD öncülüğündeki askerî kampanyanın temel hedeflerinden biri artık savaş başladığında açık olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak. Bu, ABD açısından riskli bir durum ve rakipler bunu dikkatle izliyor.

Rusya eski Devlet Başkanı ve Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, sosyal medyada “Washington ile Tahran arasındaki ateşkesin nasıl ilerleyeceği belirsiz. Ama kesin olan bir şey var: İran silahlarını test etti. Adı Hürmüz Boğazı’dır” dedi.

İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü, Trump’ı karşı hamle olarak deniz ablukası ilan etmeye zorladı ve ABD Donanması bu hafta ticari gemileri boğazdan geçtikten sonra İran limanlarına yönlendirmeye başladı.

İran bu adıma öfkeyle ancak alaycı bir şekilde karşılık verdi. İran diplomatik misyonlarından biri X platformunda “Hürmüz Boğazı sosyal medya değildir. Birisi sizi engellerse, siz de onu engelleyemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen ABD ablukasının etkisi gerçek oldu. Denizyolu ticareti İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor — günlük yaklaşık 340 milyon dolar — ve bu akış son günlerde büyük ölçüde durdu.

İran bu ablukayı savaş eylemi olarak değerlendiriyor ve misilleme tehdidinde bulunuyor. Ancak şu ana kadar bunu gerçekleştirmedi; ABD de ateşkes döneminde boğaz üzerindeki baskıyı artırmadı.

fftrbgrb
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Hürmüz Boğazı üzerinde uçuş gerçekleştiren iki adet AH-64 Apache taarruz helikopterinin görüntülerini paylaştı. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Donanması’nın eski komutanı emekli Amiral Kevin Donigan, Ortadoğu Enstitüsü’nün düzenlediği bir toplantıda, “Her iki taraf da müzakereler için gerçek bir pencere olduğunu düşünüyor olabilir ve şu anda gerilimi tırmandırmak istemiyor” dedi.

İran daha önce 1980’lerde Irak ile savaş sırasında Körfez’i mayınlayarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya çalışmıştı. Ancak mayın savaşı riskliydi ve zamanla İran, ticari ve askerî deniz trafiğini tehdit etmek için füze ve insansız hava aracı teknolojisine yöneldi.

ABD ve İsrail saldırıları İran’ın silah üretim kapasitesine ciddi zarar vermiş olsa da, İran hâlâ boğazdaki deniz trafiğini tehdit edecek yeterli sayıda füze, fırlatma sistemi ve intihar dronu elinde bulunduruyor.

ABD istihbaratına göre İran savaş öncesi dron stoklarının yaklaşık yüzde 40’ını hâlâ koruyor. Bu dronlar güçlü bir caydırıcılık aracı olarak görülüyor: ABD savaş gemileri tarafından kolayca düşürülebilseler de ticari tankerlerin savunma imkânları oldukça sınırlı.

İran ayrıca geniş bir füze ve fırlatma sistemi envanterine sahip. Ateşkes sırasında bile fırlatma sistemlerinin yaklaşık yarısına ulaşabiliyordu. Son günlerde yeraltı mağaraları ve sığınaklardan yaklaşık 100 sistem çıkarılarak kapasite savaş öncesi seviyenin yaklaşık yüzde 60’ına yükseltildi.

İran aynı zamanda füze stoklarını da enkaz altından çıkarmaya devam ediyor. Bu süreç tamamlandığında, bazı ABD değerlendirmelerine göre İran savaş öncesi kapasitesinin yüzde 70’ine kadarını geri kazanabilir.

Yetkililer, İran’ın silah stoklarına dair istihbaratın kesin olmadığını, ancak genel tablonun İran’ın hâlâ önemli bir askeri kapasiteye sahip olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Boğazın kapatılmaması kararı, İran lideri Ali Hamaney’in temkinli yaklaşımıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney, böyle bir adımın diğer ülkeleri de savaşa çekebileceğinden endişe etmiş olabilir.

Ancak mevcut savaşta ABD ve İsrail’in hedeflerinin daha geniş olduğu algısı İran içinde güç kazandı.

Bir analiste göre İran, Haziran savaşını İsrail’in stratejik hedefleriyle sınırlı bir operasyon olarak görürken, mevcut çatışmayı “rejim değişikliğine yönelik bir savaş” olarak değerlendiriyor.

*New York Times Servisi



Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
TT

Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)

Refik Huri

Kendini güçlükle tanıyan eski Ortadoğu'da, yeni Ortadoğu başlığı altında hazırlanan senaryolar az sayıda değil. Her senaryo mantar gibi karanlıkta doğuyor ve büyük bir olay, kendisini doğuran başka bir büyük olayı kopyaladığında ışıkta ölüme yaklaşıyor, böylece diğer senaryoların yanında sıralanıyor ve hiçbiri tamamlanmıyor.

Defter uzun. Oslo Anlaşması sonrası, Camp David Barışı ve Vadi Araba Anlaşması basımından İran'daki İslam Devrimi sonrası ve İmam Humeyni'nin “devrimi ihraç etme” iddiası basımına kadar. Keza Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Amerikan tek kutupluluğunun dünyanın zirvesine yükselişi sonrası basımından, “Arap Baharı” devrimleri ve Çin'in yükselişi, Rusya'nın rolünü yeniden kazanmasıyla çok kutupluluğun geri dönüşü sonrası basımına kadar. Bugünkü yeni basım ise “Büyük İsrail”, “Büyük İran” ve “Yeni Osmanlıcılık Türkiyesi” hayallerinin ortasında, İran'a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşı sonrasını kapsıyor.

Herkes stratejilerin çatışmasının sonucuna boyun eğmeye mahkumdur, çünkü Başkan Donald Trump, sonuna kadar tek bir karta odaklanmadan bütün kartları aynı anda oynuyor. Robert Keohane ve Joseph Nye'nin “Uzun Amerikan Yüzyılının Sonu” kitabında söyledikleri gibi, anlaşma uğruna savaş, savaş gerektiren barış, “çekme ve itme” olmaksızın güç yoluyla hakimiyet kartlarını oynuyor. Bütünleşik bir stratejisi ya da çıkış stratejisi olmadan İran'la savaş halinde ve bugün yardımcılarından savaş öncesinde ve savaş sırasında görmezden geldiği bir şeyi yapmalarını istiyor: İran'a karşı savaşın “ertesi günü” için bir strateji hazırlamak. Genel hatlarından bu stratejinin aşamalı çalışmak olduğu görülüyor.

İlk önce, 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı ile Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşların ardından yaşanan karışıklıkların sona erdirilmesi aşaması geliyor. Bunu Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki planının hayata geçirilmesi, Suriye ile İsrail arasında güvenlik anlaşmasına varılması, Lübnan ile İsrail arasında üçlü çerçeve anlaşmasının hayata geçirilmesi, İsrail ile Arap ülkeleri arasında İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi, ABD'nin bölgedeki müttefikleri arasında İran'ı kontrol altında tutacak bölgesel bir güvenlik sisteminin inşa edilmesi aşamaları takip ediyor. Ancak Amerikalı strateji uzmanı Anthony Cordesman'a göre “savaş sonrası savaş, savaştan daha zordur.” Trump'ın “ertesi gün” stratejisi de kaçışı olmayan dört meydan okumayla karşı karşıya ve sorunlarına çözüm bulmak da kolay değil.

İlk meydan okuma denklemdeki “eksik” Filistin rakamıdır. Filistin devletini içermeyen herhangi bir bölgesel güvenlik sistemi bir güvenlik sistemi değil, çatışma ve savaşların reçetesidir.

İkincisi ise İsrail'in oyundaki “aşırı” rolüdür. Büyük İsrail’i inşa eden bölgesel bir süper güç gibi davranan ülke, Gazze ve Batı Şeria'da genişlemekte, Güney Lübnan ve Güney Suriye'de “tampon bölge” kurmakta ısrar ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre

sınırları içinde kendisini güvende görmeyen ve bunun için ilave Arap toprakları işgal etmesi gerektiğini düşünen İsrail, İbrahim Anlaşmaları’ndaki ortaklarına güvenlikleri konusunda nasıl güvence verebilir? İsrail'in ulusal güvenlik stratejisi yalnızca somut tehditlerle yüzleşmeyi değil aynı zamanda herhangi bir Arap gücünün askeri yeteneklerini geliştirmesini önlemek için önleyici savaşlar yürütmeyi gerektiriyorsa, bölgesel güvenlik sistemine nasıl güvenilebilir?

Üçüncü meydan okuma, İran savaşının bir sonuca ulaşamadan durması ve hesaplanmamış bir savaşın ertesi günü için senaryo çizme çabasının beyhudeliğidir. Ya Tahran zafer kazandığını ilan edip, Arap dünyasının tek sahnesi olduğu bölgesel projesini hegemonya, güç ve şantajın ötesine geçen bir çerçevede tamamlamakta ısrar ederse? Peki, ya denklem savaşlara yabancı bir denklemse, yani ABD İran'ı vururken, Tahran da Körfez ülkeleri ve Ürdün'ü vuruyorsa?

Dördüncüsü, ABD'de ekonomik savaş ve ablukanın yanı sıra İran savaşı ve bu savaşta bugüne kadar yaşananlar ile ilgili tartışmalardır. Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nde Dış ve Savunma Politikaları Çalışmaları Direktörü meslektaşımız Corey Schack, Foreign Affairs tarafından yayınlanan bir makalede “Trump'ın hatası”ndan ve ilk çizgileri General Colin Powell tarafından çizilen Savunma Bakanı Caspar Weinberger'in savaş yürütme ilkesini göz ardı etmesinden bahsediyor. George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve küresel sorunlar profesörü Mark Lynch, aynı dergide yayınlanan makalesinde “Amerikan Ortadoğusu'nun bittiğini” söylüyor ve “1991'den bu yana başarılı olan bölgesel sistemin, ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının kurbanı haline geldiğini” belirtiyor.

Hiçbir şey Devrim Muhafızları'ndaki radikallerin Amerikan kuvvetlerine ve Körfez ülkelerine geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlemeyi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın ABD'ye “oyunun kuralları değişti” demeyi düşünmesini engellemiyor. Elbette Trump ve Netanyahu’nun İran'ın sonunun yaklaştığını ve İran savaşının ardından yeni bir Ortadoğu'nun başlayacağını düşünmelerini de engellemiyor. Ancak gerçek şu ki bölge, tamamlanmamış savaşlar, çatışan stratejiler ve çözümü olmayan krizlerden muzdarip. Stratejilerin çatışmasındaki her yeni Ortadoğu, bizi eski Ortadoğu'ya, onun eksikliklerine ve felaketlerine geri götürüyor. Kimse hangisinin daha tehlikeli olduğunu bilmiyor; eski mi yeni mi?


Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
TT

Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere’de yolcular bugün de büyük mağduriyet yaşarken, ülke genelinde yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi. İngiliz hava trafik kontrol kurumu, kaosa yol açan teknik arızayı gidermek için çalışmalarını hızlandırdı.

Uçuş trafiğini takip eden uzman platform Flightradar24, bugün yapılması planlanan 177 uçuşun iptal edildiğini bildirdi. Bu sayı, dün İngiltere havalimanlarından kalkan veya bu havalimanlarına yapılması planlanan yaklaşık bin 300 uçuşun iptal edilmesinin ardından geldi.

 Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere Ulusal Hava Trafik Hizmetleri (NATS), dün gece yaptığı açıklamada, “sistemde yaşanan bir sorun” nedeniyle meydana gelen aksaklıkların giderilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.

NATS, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Havayolları ve havalimanlarının bugün yaşanan aksaklıkların ardından normale dönmesine yardımcı olmak için çalışmalar sürüyor.” ifadelerini kullandı. Açıklamada, toparlanma sürecinin “son derece karmaşık” olduğu ve bunun bütün hava ulaşım ağında sorunlara yol açtığı, normale dönüşün zaman alacağı belirtildi.

NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)
NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)

Heathrow Havalimanı da dün geces yaptığı açıklamada, teknik arıza nedeniyle salı günü askıya alınan inişlerin ardından kalkışların yeniden başladığını duyurdu.

Ancak havalimanı, “aksaklıkların devam etmesini beklediği” uyarısında bulundu ve yolculardan havalimanına gitmeden önce havayolu şirketleriyle uçuş durumlarını kontrol etmelerini istedi.

Arıza, geçen yıl temmuz ayında yaşanan ve İngiltere’ye yönelik ve İngiltere’den yapılan onlarca uçuşun iptal edilmesine yol açan benzer bir teknik sorunun ardından geldi. Söz konusu olay havayolu şirketlerinin yöneticilerinin tepkisine neden olmuştu.

 İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)
İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)

İngiltere’de 2023 yılında da yaklaşık 10 yılın en ciddi hava trafik kontrol sistemi arızası yaşanmış, yüzlerce uçuş gecikmiş veya iptal edilmiş ve 700 binden fazla yolcu etkilenmişti.

Londra’nın batısında bulunan ve İngiltere’nin en büyük ve en yoğun havalimanı olan Heathrow, dün yaşanan arızadan etkilenen havalimanları arasında yer aldığını açıkladı. Başkentin güneyindeki Gatwick Havalimanı da aksaklıktan etkilendi.

Gatwick Havalimanı’ndaki durumu anlatan sağlık sektöründe çalışan Josie Donohue, “Gerçek bir kâbus” ifadesini kullandı.

İrlanda’ya gitmek üzere uçağa binen Donohue, uçakta üç saat boyunca pistte mahsur kaldıktan sonra uçaktan inmek zorunda kaldı.

İngiliz haber ajansı Press Association’a konuşan Donohue, “O havalimanından çıkmak, Alcatraz Hapishanesi’nden kaçmaya çalışmak gibiydi” dedi.

 Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)

Liverpool, Birmingham ve Edinburgh havalimanları da aksaklıklardan etkilendi. İrlanda’daki Dublin Havalimanı ise onlarca uçuşun iptal edildiğini açıkladı.

British Airways, aksaklıklar nedeniyle 100’den fazla uçuşu iptal etmek veya başka güzergâhlara yönlendirmek zorunda kaldığını, bunun on binlerce yolcuyu etkilediğini bildirdi.

İrlandalı düşük maliyetli havayolu şirketi Ryanair ise 65 binden fazla yolcusunun aksaklıklardan etkilendiğini ve 50’den fazla uçuşu iptal ettiğini açıkladı.

Şampiyonlar Ligi’nde çarşamba günü İtalya’nın güneyindeki Napoli kentinde Napoli ile karşılaşacak Arsenal da takım uçağının gecikmesi nedeniyle maç öncesinde düzenlenmesi planlanan basın toplantısını iptal etmek zorunda kaldı.

 Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)
Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)

İngiltere Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu olaydan gerekli derslerin çıkarılması ve havacılık sektörünü destekleyen sistemlerin kendilerinden beklenen görevleri yerine getirebilecek durumda olduğuna dair güvence almak için çalıştığını” söyledi.

Buna karşılık Ryanair Operasyon Direktörü Neil McMahon, hava trafik kontrol kurumu NATS’ın Üst Yöneticisi Martin Rolfe’un görevden alınması yönündeki çağrısını yineledi. McMahon, Rolfe’u İngiltere’deki yolcuları bir kez daha “hayal kırıklığına uğratmakla” suçladı.

McMahon, “Artık bardağı taşıran son damla oldu. İngiliz hükümetinin müdahale etmesinin ve bu görevi yerine getirebilecek birini görevlendirmesinin zamanı geldi” dedi.


Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
TT

Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail'in geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ı tanıma kararı almasının ardından Kızıldeniz'de stratejik bir limana sahip olan ayrılıkçı bölge için yeni bir statü arayışını sürdüren Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (İrro), Washington'a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlara göre geçtiğimiz cumartesi başlayan ve ayın 19'una kadar sürecek olan bu ziyaret, ABD'nin kısa sürede Somaliland’ı tanıma kararı almasa bile diplomatik ve ekonomik kazanımlar elde etmeyi amaçlıyor.

Aden Körfezi'nde 740 kilometre uzunluğunda bir sahile sahip olan ve Afrika Boynuzu bölgesinde Hint Okyanusu'nun Kızıldeniz ile birleştiği stratejik noktada yer alan ayrılıkçı bölge, aynı zamanda stratejik Berbera Limanı'nı barındırıyor. Bölge, 1991 yılında Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana, Mogadişu'nun Arap desteğiyle tamamen reddettiği İsrail'in tanıması haricinde hiçbir uluslararası tanınma elde edemedi.

Somaliland Başkanlığı tarafından cumartesi günü yapılan açıklamaya göre 2024 yılının aralık ayında göreve gelen İrro'nun Washington ziyareti, üst düzey ABD'li yetkililerle görüşmeyi, ABD ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi ve uluslararası tanınma sağlamaya çalışmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray’ın gözüne girmek için ilk kez çaba sarf edilmiyor. Zira 2022 yılının mart ayında, dönemin Bölge Başkanı Musa Bihi Abdi de tanınma elde etmek amacıyla Washington'a bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Somalilandlı siyasi analist Abdülkerim Said Salih, ziyaretin diplomatik kazanımlar elde etmeyi amaçladığını belirterek, ‘ABD'nin Somaliland’ı tanımasının nihai hedef olduğunu’ söyledi. Salih, ziyaretin ayrıca Somaliland'ın başta Berbera Limanı, deniz güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel istikrar olmak üzere Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de ABD'nin stratejik bir ortağı olarak konumunu pekiştirmeyi amaçladığını ekledi.

Salih'e göre İrro'nun önünde iki hedef var. Bunlardan birincisi resmi bir tanımayla dönmek, ikincisi ise resmi tanıma hemen gelmese bile Washington’ın Tayvan ile olan ilişkisine denk; güvenlik, istihbarat, ticaret, yatırım, teknoloji ve diplomatik iletişimi kapsayan bir ortaklık koparmak.

Ulusal Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nden Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Behairy ise ziyaretin temel olarak bölgenin ABD tarafından net ve açık bir şekilde tanınmasını amaçladığını, bölgeyi tanıması ışığında İsrail'in de aynı yönde çabalarının bulunduğunu ifade ederek, ziyaretin şu anda veya yakın gelecekte bir tanınmaya yol açmasa bile bazı diplomatik ve siyasi kazanımlar elde etmesini beklediğini kaydetti.

vfghyju
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçtiğimiz haziran ayında Hargeisa’da ABD Misyonu Başkan Yardımcısı ile yaptığı görüşme sırasında (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail Yayın Kurumu, eylül ayının başlarında bu ziyaretten önce İrro'nun, Washington'ı bölgeyi tanımaya ikna etmek amacıyla ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmek üzere Washington'a varacağını duyurmuştu.

Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında İrro, İngiliz dergisi The Economist’e yaptığı açıklamada, Washington'ın yanı sıra İsrail'e de güvenlik avantajları sunmaktan bahsederek, bölge yönetiminin ‘eğer ilgileniyorlarsa’ İsrail ve ABD'ye sahil kenti Berbera'da askeri üsler sağlamaya hazır olduğunu söyledi. ABD'den bu teklife ilişkin herhangi bir yorum gelmedi.

Özellikle Haziran 2025'te ABD'nin bölgedeki varlığı dikkat çekiciydi. Somaliland Cumhurbaşkanlığı, X platformundaki hesabından, bölge yönetiminin ‘Büyükelçi Richard Riley başkanlığında ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı Michael Langley'in katılımıyla ABD'den üst düzey bir heyeti kabul ettiğini, ortak güvenlik, denizcilik ve savunma çıkarlarının ele alındığını, ayrıca güvenlik iş birliği ve savunma kabiliyetlerini artırmak için gerekli altyapı kapasitesini değerlendirmek üzere Berbera sahil kenti ziyaret edildiğini" açıklamıştı.

İrro, geçtiğimiz haziran ayında ABD Misyon Başkan Yardımcısı ve Maslahatgüzar Justin Davies'i kabul etmiş güvenlik, ticaret ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesinin yanı sıra ortak stratejik çıkarlara odaklanan görüşmeler gerçekleştirmişti.

Mogadişu daha önce Etiyopya'nın bölgedeki Berbera Limanı'nı kiralamasını reddetmişti. Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud, 2024 şubatında The Washington Post gazetesine verdiği bir röportajda, Trump'a yakın bazı kişilerin onu Somaliland'ı resmi olarak tanıması için yönlendirmeye çalıştığı konusunda uyararak, "Bu durum Afrika kıtasının sınırlarını değiştirmek için bir tehdit oluşturabilir" vurgusunu yapmıştı.

Bu liman kartının önemi ışığında Salih, Washington'un bölgeyi açıkça tanımaya veya bunu görüşmeye olan hazırlığının, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki Amerikan çıkarları açısından artan stratejik önemi yansıttığını kabul ediyor. Somaliland de bunu idrak ederek diplomatik kazançlar elde etmek için bu doğrultuda harekete geçiyor.

Bu karta rağmen Behairy, ABD yönetiminin şu anda bölgeyi tanımasının önünde bazı zorluklar olabileceği görüşünde. Bunların başında, mevcut yönetimin Eş-Şebab Hareketi’nin terörüne karşı verdiği destek gölgesinde Somali devletiyle dengeli ilişkiler kurmayı amaçlayan bir dış politika benimsemesi ve Washington'un şu anda Somali'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen Arap ve Müslüman ülkelerini kızdıracak tutumlar uyandırmak istememesi geliyor.