Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?

Hem müzakere eden hem de müzakereye karşı çıkan bir rejim

Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?

Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)

Alex Vatanka

Washington'da son zamanlarda Tahran'daki rejimin derin bir iç bölünme yaşadığına ve belki de ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ciddi bir diplomatik karar almayı engelleyecek kadar derin bir çatışmayla boğuştuğuna dair spekülasyonlar dolaşıyor.

Bu tartışma, bir tarafta ABD ile anlaşmaya varmayı isteyen bir kanat, diğer tarafta savaşı savunan bir kanat ve ülkeyi İslam adına yöneten rejimin bu ikisi arasında sıkışıp kaldığı düşüncesi üzerine kurulu. Ancak bu, aşırı derecede basitleştirilmiş bir anlatıdan ibaret. İran'daki yönetici seçkinler gerçekten bölünmüş halde olsa da bu, yabancı gözlemcilerin çoğunluğunun öngördüğü şekilde bir bölünmüşlük değil. Çünkü güvenilir bir diplomatik fırsat ortaya çıktığında baskının hafifletilmesinin gerektiği konusunda köklü bir görüş ayrılığı yok.

Rejimin geniş kesimlerinde İran'ın ekonomik durumunun tehlikeli ölçüde kırılgan olduğuna, yaptırımların ülkenin manevra alanını önemli ölçüde daralttığına ve Washington ile varılacak bir anlaşmanın teslim olunmuş gibi görünmemesi koşuluyla faydalı olacağına dair bir farkındalık belirginleşiyor. Gerçek bölünme ise daha dar kapsamlı olmakla birlikte bir o kadar önemli. ‘Ne kadar taviz verilmeli? Ne kadar hızlı hareket edilmeli? ABD ile yürütülecek herhangi bir müzakere geri adım atmış izlenimi vermeksizin nasıl yönetilebilir?’ soruları yanıt bekliyor.

İşte bu noktada katı muhafazakarların nüfuzu kendini gösteriyor. Bunlar çoğunluğu oluşturmuyor. Çoğunluğu oluşturmaya yakın da değiller. Toplumsal destekleri İran halkının yüzde onuna bile ulaşmıyor olabilir. İran toplumu adına konuşmadıkları gibi, katı muhafazakar akımın adına bile konuşmuyorlar. Ancak gürültülü ve örgütlü bir yapıya sahipler. Rejim içinde her türlü diplomatik açılımı yavaşlatabilecek, zor duruma düşürebilecek ya da karmaşık hale getirebilecek konumlara yerleşmiş durumdalar.

Bu akımın merkezinde, siyasi kimliğini Batı ile her türlü uzlaşıya karşı direnç üzerine inşa etmiş eski nükleer müzakereci Said Celili yer alıyor. Etrafında Paydari Cephesi (İstikrar Cephesi) ve aralarında Mahmud Nebeviyan, Murtaza Ağa Tehrani ve Hamid Resai'nin de bulunduğu bir grup katı muhafazakâr isim kümeleniyor. Bu isimler müzakere, toplumsal denetim ve ideolojik disiplin tartışmalarında tanıdık birer simge haline gelmiş durumda. Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki müzakere ekibine destek veren parlamenter bildiriyi imzalamayı son günlerde reddetmeleri son derece anlamlıydı.

Parlamentodaki 261 milletvekili bildiriyi desteklerken Celili ve Paydar Cephesi’ne yakın küçük, ama gürültülü bir grup milletvekili desteğini esirgemedi; bu durum rejim içindeki direncin sürdüğünü gözler önüne serdi.

Bu işaret sadece bir parlamento gösterisi değildi; bu grubun tarzını da özetliyordu. Çünkü söz konusu grup, gücünü oy çoğunluğundan değil, ideolojik ağlardan, medya platformlarından, sokaklarda hareket eden şiddet yanlısı baskı gruplarıyla olan bağlantılardan ve rakiplerini zayıflık, ihanet veya devrimci çizgiden sapma ile suçlama yeteneğinden alıyor.  Etkili bir şekilde yönetmesine gerek yoktur, uzlaşmanın bedelini yükseltmesi yeterli.

Bu davranışın ardındaki daha derin tarihi göz ardı etmek mümkün değil. Radikal devrimci eğilimli kesimler, 1979’dan bu yana, Batı güçleriyle yapılan görüşmeleri genellikle ahlaki açıdan tartışmalı bir mesele olarak tasvir etmiştir. Müzakere, yalnızca devlet yönetiminin araçlarından biri olarak görülmez; onların söyleminde bir sadakat sınavı olarak sunulur. Müzakere edenler ise devrimi satmak, şehitlerin kanını hiçe saymak ve doğası gereği düşman olduğu varsayılan bir güce güvenmekle suçlanmaya maruz kalır. Bu durum, İran diplomatik geleneğine defalarca kez leke sürdü. Krizler tırmanmaya bırakılır ve devlet nihayet müzakerelere yöneldiğinde, müzakereciler ideolojik bir kırmızı çizgiyi aştıkları suçlamalarıyla karşı karşıya kalırlar.

dvdfvfd
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, DMO üniformasıyla Tahran'da bir oturumu yönetirken, 1 Şubat 2026 (AFP)

İşte bu nedenle Kalibaf’a yönelik eleştiriler önem kazanıyor. Kalibaf, bir reformcu değil. Hatta o İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri, iktidar yapısının içindeki katı muhafazakâr yanlısı ve rejimin tam kalbinden gelen bir adam.

Bununla birlikte, böyle bir geçmişe sahip olması, Amerikalıların karşısına oturduğunda onu ‘vatana ihanetle’ suçlanmaktan koruyamıyor.

Bu durum, Katı muhafazakârlar için mesele, müzakerecinin yeterince devrimci olup olmadığından ziyade, diplomasinin kendisinin siyasi önemlerini tehdit edip etmediğine dair temel bir gerçeği ortaya koyuyor.

Celili’nin kariyeri bu gerilimi yansıtıyor. Uzun süre kendini daha saf bir devrimci yolun koruyucusu olarak tanıtan Celili, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakereleri yürüttüğü yıllarda, onu eleştirenler tarafından ‘diplomasiyi vaazlara dönüştürmekle ve pratik uzlaşmalar yerine aşırı talepleri tercih etmekle’ suçlandı.

Bu eğilim, nükleer anlaşma konusundaki mücadelelerde, anlaşmayı yeniden canlandırma girişimlerinde, İran’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kurallarına uyması hakkındaki tartışmalarda ve dış dünyayla ilişkilerini ilgilendiren diğer meselelerde yeniden ortaya çıktı. Celili ve müttefikleri 2015 nükleer anlaşmasına karşı çıktılar, anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını eleştirdiler, mali şeffaflığa dair kurallara karşı uyardılar ve dış dünyayla olan birçok ilişkiyi tuzakmış gibi ele aldılar. Kullandıkları dil her zaman gündemdeki meseleden daha abartılıydı. ‘Müzakere, müzakere olarak kalmaz, boyun eğmeye dönüşür’ ya da ‘taviz, teslim olmak demektir’ gibi argümanlar savundular. Aynı şekilde onlara göre diplomatik açılım ise rejimi zayıflatmak için dış düşmanların kurduğu bir komploya dönüşür. Ardından Celili, 2013 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettikten sonra, ‘gölge hükümet’ adını verdiği bir yapı kurdu. Teorik olarak bunun amacı, politikaları izlemek ve alternatifler sunmaktı. Ancak pratikte, eleştirenlerinin dediği gibi, bu yapı sürekli bir engelleme mekanizmasına dönüştü.

Ancak asıl paradoks, bu grubun halk tabanı son derece sınırlı olması. Celili, defalarca kez iktidar yarışına girse de hiçbir zaman ciddi bir yetki elde edemedi. Mitingleri çoğu zaman ulusal olmaktan çok dar ve ideolojik görünüyordu. Desteği, geniş bir kitle hareketinden değil, sadık bir azınlıktan geliyor. Paydari Cephesi gücünü, İran kamuoyunu temsil etmesinden değil, devletin damarları içindeki faaliyetlerinden alıyor. Bu, bir halk akımı değil, ağa dayalı bir fraksiyon olduğunu gösteriyor.

vds
İran'ın başkenti Tahran’da DMO’ya destek vermek amacıyla askeri üniforma giyerek, slogan atan İranlı milletvekilleri, 1 Şubat 2026 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Katı muhafazakar çizgideki siyasetçilerin kendi içlerinde bile, bu akım genellikle zorlu ve kafa karıştırıcı olarak görülmüştü. İbrahim Reisi’nin görevde olduğu yıllar bunu açıkça ortaya koymuştu. İbrahim Reisi de katı muhafazakar çizgide bir cumhurbaşkanıydı, ancak hükümeti ‘Celili-Paydari’ eğilimi ile karşı karşıya gelmişti. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik müzakereler mümkün görünmeye başladığında, bu akım ters yönde baskı yaptı. Müzakere ekibini eleştirdiler, taviz verilmemesi konusunda uyardılar ve uzlaşmanın siyasi açıdan maliyetli hale gelmesine katkıda bulundular. Başka bir deyişle, sert çizgideki yönetim bile onlarla başa çıkmakta zorlandı.

Aynı dinamik bugün Kalibaf etrafında dönen tartışmalarda da kendini gösteriyor. O, rejimin farklı bir tür pragmatizmini temsil ediyor. Ne bir liberal, ne de Batı anlamında bir ılımlı; ABD ile stratejik bir dönüşüm olarak uzlaşma peşinde de değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları anlıyor. İran’ın sonsuza kadar sadece sloganlarla yaşayamayacağının farkında gibi görünüyor. Diplomatik görüşmeler, rejimin ideolojik çerçevesini bozmadan baskıyı hafifletebilecekse, o da bunu denemeye hazır.

İşte tam da burada, Celili ve Paydari Cephesi için tehlike yatıyor. Çünkü onların politikası, uzlaşmayı ahlaki açıdan kirli tutmaya dayanıyor. Eğer DMO'nun eski komutanı ve katı muhafazakar kanadın önemli bir ismi olan Kalibaf, müzakereyi başarırken aynı zamanda devrimci safların içinde kalabilirse, bu ikilinin devrimci özgünlüğü üzerindeki tekeli sarsılır. Bu yüzden sadece ABD’ye değil, rejim içindeki konumlarından dolayı da öfkeliler.

Kalibaf, rejimin pragmatik yaklaşımının farklı bir örneğini temsil ediyor. Liberal değil, Batı anlamında ılımlı da değil ve stratejik bir dönüşüm olarak ABD ile uzlaşma peşinde değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları iyi anlıyor. İran’ın sonsuza dek sadece sloganlarla ayakta kalamayacağının farkında gibi görünüyor.

Şu anki durumun en belirgin işaretlerinden biri, bu gruba yönelik eleştirilerin artık sadece reformcular veya ılımlı kesimden gelmemesi. Hatta güvenlik kurumlarına yakın ve sert çizgideki bazı medya çevreleri bile, Celili-Paydari tarzını bir sorun olarak görmeye başladı. İşte bundan dolayı DMO ile bağlantılı haber ajansı Tasnim ile ‘Raja News’ adlı haber sitesi arasındaki son çatışma önem kazanıyor. Paydari Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen Raja News, müzakereleri ve ulusal birliği destekleyenleri saldırdı. Tasnim ise ‘bu davranışı bölünmeyi körüklemekle, hatta düşmanın planlarına hizmet etmekle’ suçladı. Söylem sert olsa da anlam açıktı: Güvenlik kurumunun bazı kesimleri, aşırı sert kışkırtmayı devrimci uyanıklık değil, iç uyumu tehdit eden bir unsur olarak görmeye başlamıştı.

Bunun bir anlamı var, çünkü rejim bugün adeta takıntı derecesinde birliği önemsiyor. Resmi söylem, ulusal dayanışma çağrıları, psikolojik savaşa direnme ve dış baskı altında iç bölünmeleri önleme çağrılarıyla dolu. Bu söylemin çoğu propaganda niteliğinde olsa da, aynı zamanda gerçek bir endişeyi de yansıtıyor. Tahran, savaşın, yaptırımların, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal yıpranmanın iç sahneyi daha kırılgan hale getirdiğinin farkında. Bu bağlamda, rakiplerini durmadan vatan haini olarak damgalayan bir fraksiyon, bir yük haline gelebilir.

Bu, Said Celili ve müttefiklerinin önemini yitirdikleri anlamına gelmez; hâlâ ellerinde araçlar bulunuyor. Parlamentoyu kullanabilir ve dost medya kuruluşlarını seferber edebilirler. Buna resmi yayın kurumundaki nüfuzları da dahildir. Kardeşi Vahid Celili gibi kişiler bu kurumda üst düzey pozisyonlarda bulunmakta ve haberlerin ideolojik tonunun belirlenmesine katkıda bulunuyor. İdeolojik destekçilerini harekete geçirebilir, din adamlarına, İslamcı öğrenci gruplarına ve devrimci olarak adlandırılan örgütlere baskı uygulayabilirler. Ayrıca, herhangi bir anlaşmayı siyasi açıdan riskli gösterebilirler. Sistem içindeki derin bir devrimci içgüdüye, yani ABD ile uzlaşmanın daha geniş tavizlerin önünü açacağı korkusuna da hitap edebilirler.

Nüfuz, kontrol anlamına gelmiyor

Radikaller süreci aksatabilir, geciktirebilir ve ortamı zehirleyebilir; ancak devletin kalbinden destek gören bir diplomatik süreci durdurmak, özellikle de lider kadrosu, müzakerelerin, hayatta kalmak için gerekli olduğu sonucuna varması halinde, kolayca yapabilecekleri bir şey asla değil. Önceki Dini Lider Ali Hamaney’in Washington ile mevcut diplomatik süreci desteklediği veya en azından buna hoşgörü gösterdiği biliniyordu. Bu da zirvede pasif bir kabulün bile belirleyici olabileceği bir rejim yapısında önemli bir işaret.

gtrb
İran Şura Meclisi 12. dönem açılış töreninden bir kare, 27 Mayıs 2024 (Reuters)

Washington'ın anlaması gereken temel nokta da tam olarak bu. İran normal bir devlet olmayabilir, ama bütünlüğünü de kaybetmiş değil. İranlı taraflar arasında şiddetli çatışmalar olabilir, ancak bunu çoğunlukla rejimin ayakta kalmasına yönelik ortak bir bağlılık çerçevesinde yapıyorlar. Rejim, direnişin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde direnir. Görüşmelerin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde ise görüşür. Anlaşmazlık, rejimi korumak gibi temel bir içgüdü üzerine değil, bedel ve çıkış yolu üzerine odaklanıyor. Celili-Paydari ikilisinin sesi yüksek çıkıyor, çünkü buna ihtiyacı var. Geniş bir halk desteğinden yoksun oldukları için bunu ideolojik kesinlik ile telafi etmeye çalışıyorlar. Başarılı bir yönetim geçmişinden yoksun olduğu için, engellemeyi saflık olarak sunuyor.

Şu anda bu durum, diplomasi sürecini rayından çıkarmaya yetmiyor. Tahran, Washington ile ilerleme kaydetme olasılığını gördüğü sürece, engelleyiciler sadece engelleyici olarak kalacak, karar verici olamayacaklar.

Yolu daha engebeli hale getirebilirler. Müzakerecileri devrimci bir dil kullanmaya itebilirler. Güvenceler, kırmızı çizgiler ve sembolik zaferler talep edebilirler. Ancak, rejimin geri kalanı kapıyı açık tutmak istiyorsa, onlar kapıyı kapatamazlar. Rejim bölünmüş durumda olsa da halen işlevini yerine getiriyor. Aşırı uçtaki katı muhafazakârlar geniş çaplı bir nüfuza sahipler, ancak kararları kontrol etmiyorlar. Tahran'daki gerçek tablo, yönetemeyen bir devletin değil, müzakereye çalışan bir rejimin tablosudur. Bu rejim, siyasi varlığını herhangi bir müzakereyi sabit ilkelerden ödün vermek olarak göstermeye dayandıran bir grubu kucaklıyor. Çoğunluğun desteğini ikna edici bir şekilde iddia edemediği için, bunun yerine devrimi temsil ettiğini iddia ediyor ve böylece ‘İslam devrimini’ kendi şartlarına göre tanımlama yetkisini kendisine veriyor.



G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
TT

G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)

Dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarını bünyesinde barındıran G7 Zirvesi, Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın, Cenevre Gölü kıyısındaki Fransız tatil beldesi Evian’da bugün başlayacak. Üç gün sürecek zirve öncesinde Fransa-İsviçre sınırının her iki tarafında da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.

Fransız tarafı, ünlü maden suyu kaynakları ve lüks otelleriyle tanınan Evian kentinin bulunduğu Haute-Savoie bölgesine yaklaşık 16 bin polis, jandarma, asker, itfaiye görevlisi ve sınır muhafızı konuşlandırdı. Güvenlik güçleri; botlar, motosikletler ve insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra atlı birlikler ve eğitimli köpek timleriyle destekleniyor. İsviçre makamları ise hava, kara ve gölde güvenliği sağlamak amacıyla en az 4 bin askerin görevlendirildiğini açıkladı. Cenevre’de, zirvenin düzenlenmesine ve G7 ülkelerinin liberal politikalarına karşı protesto gösterileri için binlerce kişinin kente gelmesinin beklendiği belirtilirken, federal hükümet de Cenevre ve çevresindeki polis güçlerine destek vermek üzere birkaç bin askeri seferber etti.

xscd
Cenevre’de G7 Zirvesi’ne karşı protesto gösterisi düzenleyen kalabalık… Yetkililer, ayaklanma çıkmasından endişe ediyor. (EPA)

Paris yönetimi, Evian Zirvesi’ne katılacak lider ve heyetleri taşıyan uçakların iniş yapacağı Cenevre Havalimanı’na da yüzlerce güvenlik görevlisi sevk etti. Fransız ve İsviçreli makamların temel hedefi, 2003 yazında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın başkanlığında düzenlenen G8 Zirvesi sırasında Cenevre’de yaşanan protesto gösterileri ve şiddet olaylarının tekrarlanmasını önlemek.

Saray diplomasisi

Bu yıl G7 dönem başkanlığını yürüten Fransa, zirvenin başarılı geçmesi için tüm koşulları sağlamaya özen gösteriyor. Zirve ayrıca, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gelecek yıl ilkbaharda ikinci görev süresinin sona ermesiyle Elysee Sarayı’ndan ayrılmadan önce ev sahipliği yapacağı son G7 toplantısı olma özelliği taşıyor.

Evian’da bir araya gelen G7 liderleri arasında görev süresi bakımından en kıdemli isim Macron olarak öne çıkıyor. Macron daha önce 2019 yılında, Fransa’nın güneybatısında Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Biarritz kentinde düzenlenen benzer bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak Fransız diplomasisinin, gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Dışişleri Bakanlığı düzeyinde en fazla önem verdiği konu, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye başından sonuna kadar katılımını güvence altına almak ve görüşmelerin sorunsuz şekilde ilerlemesini sağlamak oldu. Paris, böylece Trump’ın zirve sona ermeden Washington’a döndüğü ve sonuç bildirgesini imzalamayı reddettiği geçen yılki Toronto Zirvesi’nde yaşananların tekrarlanmasını önlemeyi hedefliyor.

Paris yönetimi, zirve gündeminden çevre, küresel ısınma ve Trump’ın gümrük tarifeleri gibi ihtilaflı başlıkları çıkardı. Bununla da yetinmeyen Fransa Cumhurbaşkanlığı, Trump için özel bir jest hazırlayarak, çarşamba günü zirvenin sona ermesinin ardından Paris’in batı girişinde bulunan tarihi Versay Sarayı’nda bir yemek düzenlenmesini planladı. Davetin, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kutlamaları kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Bilindiği üzere Fransa, Kral XVI. Louis döneminde 1778’den itibaren İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklanan Amerikalılara mali ve askeri destek sağlamıştı. Fransız kuvvetlerine, 1781’deki Yorktown Kuşatması’nda önemli rol oynayan Marquis de Lafayette komuta etmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bağımsızlığını pekiştiren anlaşmanın 1781 yılında Versay Sarayı’nda imzalandığını belirterek Trump’ın saraya davet edilmesinin gerekçesini açıkladı. Ancak Paris’in o dönemde sağladığı büyük mali destek, devlet bütçesini ciddi şekilde zayıflatmış, bu durum da Fransız Devrimi’ne giden süreci hızlandıran etkenlerden biri olmuştu. Devrimin ardından Kral XVI. Louis, yaklaşık on yıl sonra Concorde Meydanı’nda giyotine gönderilmişti.

Evian Zirvesi, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana katıldığı diğer uluslararası toplantılardan farklı olmayacak; ABD Başkanı yine zirvenin en dikkat çekici ve belirleyici ismi olacak. Trump ve diğer liderler, ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından ilk kez aynı masa etrafında bir araya gelecek. Ancak Trump, bu süreçte diğer altı G7 liderinden destek görmedi. Aksine, liderlerin büyük bölümü söz konusu savaşı açık şekilde eleştirirken, özellikle küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik Washington’ın destek çağrılarına da olumlu yanıt vermedi. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel bir enerji krizine yol açarken dünya ekonomisinde de ciddi sarsıntılara neden oldu. Bununla birlikte, ABD ile İran arasında bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasına yönelik sürecin son aşamaya gelmesi, Trump üzerindeki baskının azalmasına katkı sağlayabilir. ABD Başkanı’nın, söz konusu çerçeve anlaşmasının imzasını iki önemli gelişmeyle aynı döneme denk getirmeye özel önem verdiği belirtiliyor: 80. yaş günü ve G7 Zirvesi.

Hürmüz Boğazı’nın kaderi

İran ile savaşın geleceği ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün korunması, Evian Zirvesi’nin ana gündem maddelerinden biri olacak. Konunun iki ayrı platformda ele alınması bekleniyor. Bunlardan ilki, Macron’un davetiyle Evian’a gelen Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderlerinin de katılacağı genişletilmiş toplantı olacak. Dosya ayrıca, Trump’ın söz konusu üç liderin yanı sıra Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile gerçekleştireceği ikili görüşmelerde de gündeme gelecek.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, zirve öncesinde yaptıkları açıklamada, Evian’da bir araya gelecek liderlerin İran’ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgesel politikalarına ilişkin olarak Tahran’dan talep edilebilecek temel şartlar konusunda ortak bir anlayışa varmaya çalışacaklarını belirtti. Bu yaklaşım, özellikle Avrupalı ülkelerin İran dosyasına yeniden ağırlık verme ve konunun yalnızca ABD’nin tek taraflı inisiyatifiyle şekillenmesini engelleme isteğini ortaya koyuyor. Avrupa tarafı, İran meselesinin uluslararası ve çok taraflı bir çerçevede ele alınmasını savunuyor.

dsvfdv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın 17 Nisan’da Elysee Sarayı’nda düzenlediği ortak basın toplantısından (Reuters)

Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran dosyasında tek taraflı hareket etme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan oluşan Avrupa Troykası, hem ikili Avrupa yaptırımları hem de kaldırılması veya hafifletilmesi için üçlünün ve Avrupa Birliği’nin (AB) onayını gerektiren uluslararası yaptırımlar sayesinde önemli bir koz bulunduruyor. Evian Zirvesi'ne katılan Arap liderler de toplantılarda Arap ve bölgesel çıkarları savunma, ayrıca savaş sonrası dönemde Tahran ile ilişkilerin geleceğine ilişkin vizyonlarını ortaya koyma fırsatı bulacak.

Öte yandan Fransa ve Birleşik Krallık, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla bağımsız bir ‘deniz güvenlik koalisyonu’ kurulmasına yönelik girişimlerini Trump ile görüşmek istiyor. İki ülke, söz konusu planın nasıl ilerletilebileceği ve bölgedeki donanmasını en azından şimdilik çekmeyi düşünmeyen ABD ile nasıl bir koordinasyon sağlanabileceği konusunda değerlendirmelerde bulunmayı hedefliyor. Ancak ABD ile İran arasında bir uzlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve açık hale gelmesi durumunda, bu koalisyonun işlevinin ne olacağı da tartışma konusu olarak öne çıkıyor.

Tarafların tamamı, boğazda gemi geçişlerinin herhangi bir ücret alınmaksızın serbest şekilde sürdürülmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Buna karşılık İran, ‘hizmet bedeli’ olarak tanımladığı uygulamalar aracılığıyla boğazı önemli bir gelir kaynağına dönüştürmeyi planlıyor. Bir ABD’li yetkili, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların temizlenmesi konusunu da gündeme getirmek istediğini belirtti. Birleşik Krallık ve Fransa da çatışmaların sona ermesinin ardından bu stratejik su yolunun mayınlardan arındırılması çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduklarını daha önce açıklamıştı.

Yine Ukrayna

Macron, Rusya ile savaş dosyasının ele alınacağı özel oturuma Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’yi de davet etmek istedi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre Avrupalı liderlerin temel hedeflerinden biri, son üç ayda büyük ölçüde geri planda kalan Ukrayna meselesini yeniden ABD yönetiminin gündemine taşımak. Avrupa başkentleri, Washington’ın dikkatini yeniden bu dosyaya çekmeye çalışıyor.

fvgf
Aralık 2025’te Londra’da Macron, Zelenskiy, Starmer ve Mertz arasında gerçekleşen toplantıdan (AP)

Aynı kaynaklara göre Avrupalılar, Washington’ın Ukrayna için öngördüğü ve Kiev’in Rus güçlerinin tam kontrolünde bulunmayan Donbas bölgesinin tamamından vazgeçmesini de içeren barış planlarının, sahadaki dengelerin görece Ukrayna lehine değişmesi nedeniyle artık anlamını büyük ölçüde yitirdiği görüşünde.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna dosyasının giderek ağırlaşan mali ve siyasi yükünü de yakından hissediyor. Bu kapsamda Avrupa tarafı, son dönemde Kiev’e mali krediler ve askeri harcamaların finansmanı için 90 milyar euroluk bir paket ayırdı. Söz konusu kaynakların bir bölümü, Ukrayna ordusu için Amerikan yapımı silahların satın alınmasında kullanılacak. Bununla birlikte, mevcut göstergeler ABD’nin Ukrayna dosyasına yeniden güçlü ve aktif biçimde dahil olacağına işaret etmiyor. Nitekim Beyaz Saray, zirve kapsamında Trump ile Zelenskiy arasında ikili bir görüşme planlanmadığını açıkladı. Ancak iki liderin, Ukrayna konusuna ayrılan oturum sırasında bir araya gelmelerinin önünde herhangi bir engel bulunmuyor.

İsrail’in savaşları

Paris yönetimi, Ukrayna ve İran dosyalarının taşıdığı öneme rağmen, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı ile İsrail-Hizbullah çatışmasını da zirve gündemine taşımakta kararlı görünüyor. Fransa, her iki dosyada da ABD’nin belirleyici etkisi nedeniyle konunun liderler düzeyinde ele alınmasını istiyor.

Mevcut durumda, Trump’ın Gazze için ortaya koyduğu barış planının yalnızca sınırlı bir bölümü hayata geçirilmiş bulunuyor. Bu nedenle Paris, Evian Zirvesi’ni diplomatik sürece yeniden ivme kazandırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Fransız tarafı ayrıca, geçtiğimiz cuma günü Paris’te düzenlenen geniş katılımlı toplantılarda bir araya gelen Filistinli ve İsrailli sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı tavsiyelerin zirve liderlerine iletilmesini planlıyor. Fransa, bu girişim aracılığıyla iki devletli çözüm vizyonunu yeniden canlandırmayı ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çerçevesinde 142 ülkenin desteklediği New York Bildirgesi’ni uluslararası gündemin üst sıralarına taşımayı hedefliyor.

sdvfrfbfr
Evian kentinde bir araya gelecek olan G7 liderlerini tasvir eden maskeler takan protestocular (AFP)

16 Nisan’da imzalanan Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ise büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı değerlendiriliyor. ABD ile İran arasında şekillenmekte olan çerçeve anlaşmanın Lübnan’a ilişkin hükümleri konusunda da belirsizlik sürüyor. Washington’ın arabuluculuğunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yürütülen Lübnan-İsrail görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan planın kırılgan bir yapıya sahip olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın söz konusu planı reddettiği ifade ediliyor. Buna karşılık İsrail’in, Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarını Bekaa Vadisi’ne kadar genişletme niyetinde olduğu aktarılıyor. Bu nedenle, ABD’den net ve belirleyici bir siyasi karar çıkmadığı sürece mevcut krizin belirsiz bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan G7 liderlerinin temel görevi, küresel ekonomiyi ilgilendiren başlıca mali ve ekonomik sorunlara çözüm aramak olacak. Fransa, bu konuda daha geniş bir uzlaşı zemini oluşturmak amacıyla G20 üyesi bazı ülkelerin liderlerini de zirveye davet etti. Bu kapsamda Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Mısır ve Kenya liderleri Evian’da bulunacak. Mısır ve Kenya aynı zamanda G20 içinde Afrika Birliği’ni (AfB) temsil eden ülkeler arasında yer alıyor. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre zirve sonunda yaklaşık 16 bildirinin yayımlanması öngörülüyor. Bildirilerde ekonomik büyümenin yeniden canlandırılması, küresel yönetişim, enerji güvenliği ve dijital ekonomi gibi başlıca küresel meselelerin yanı sıra kanserle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi gibi sosyal politika başlıklarının da ele alınması bekleniyor.


Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
TT

Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, 2028 Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığına ilişkin kararını, 2026 ara seçimlerinin ardından eşi ve İkinci Leydi Usha Vance ile birlikte değerlendireceğini belirtti.

Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerine katılıp katılmayacağı konusunda henüz kesin bir karar vermediğini belirten Vance, CBS Sunday Morning programına yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray için olası bir adaylık kararında kendisini “güçlü şekilde destekleyeceğini” düşündüğünü söyledi.

Vance, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın nihayetinde vereceğim herhangi bir kararı güçlü biçimde destekleyeceğinden hiç şüphem yok. Ancak bu kararın ayrıntıları hakkında henüz konuşmadık” dedi.

Siyasi geleceğinin şu an için öncelikleri arasında yer almadığını vurgulayan Vance, “Oturup sürekli başkanlığa aday olup olmayacağımı düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. Eşiyle birlikte ailelerinin geleceğini değerlendireceklerini belirten Vance, bu görüşmenin 2026 ara seçimlerinin sonuçlarının ardından yapılacağını kaydetti.

Başkan Trump ile gelecekteki siyasi planları hakkında herhangi bir görüşme yapmadığını söyleyen Vance, “Bu konuyu hiçbir zaman ben açmıyorum. Ancak Başkan bunu sık sık gündeme getiriyor; bazen kamuoyu önünde, bazen de özel olarak. Sonuçta o bir siyasetçi ve siyasete büyük ilgi duyuyor” dedi.

Vance ayrıca, gelecekte üstlenebileceği herhangi bir görevin mevcut görevine odaklanmasını etkilemesini istemediğini belirterek, “Başkanlık ya da başka bir makam için geleceğe dönük hesapların, başkan yardımcısı olarak performansımı etkilemesini istemiyorum. Bunun yolu da mevcut görevime odaklanmaktan geçiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetçi Parti içinde 2028 seçimlerinin en güçlü potansiyel adaylarından biri olarak görülen Vance’in yanı sıra, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Teksas Senatörü Ted Cruz ve Missouri Senatörü Josh Hawley gibi isimlerin de olası adaylar arasında gösterildiği belirtiliyor. Ayrıca muhafazakâr medya figürü Tucker Carlson’ın adı da zaman zaman adaylık senaryolarında gündeme geliyor.

Vance, Trump tarafından 2024 seçimlerinde başkan yardımcısı adayı olarak seçilmeden önce iki yıl boyunca Ohio eyaletini ABD Senatosu’nda temsil etti. ABD Deniz Piyadeleri’nde görev yapan Vance, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 2016 yılında yayımlanan ve çok satanlar listesine giren Hillbilly Elegy (Bir Hillbilly’nin Ağıtı) adlı anı kitabıyla da tanınıyor.

Öte yandan, Washington Post’un daha önce yayımladığı bir habere göre Vance’in 2028 seçimleriyle ilgili kararını ertelemesinde, temmuz ayında dünyaya gelmesi beklenen dördüncü çocuğunun doğumunun da etkili olabileceği öne sürülüyor. Haberde, bu bilginin Vance’e yakın ancak kimliği açıklanmayan bir kaynağa dayandırıldığı belirtildi.


Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
TT

Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran'ın aralarındaki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya vardığını ve anlaşmanın resmî imza töreninin cuma günü İsviçre'de gerçekleştirileceğini açıkladı.

Şerif'in açıklamasından kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump, sahibi olduğu Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı" ifadelerini kullandı.

Anlaşmaya, İsrail'in bugün Lübnan'a düzenlediği ve hem İran'ın hem de Trump'ın tepkisini çeken saldırılara rağmen varıldığı belirtildi.

Anlaşmanın ayrıntıları ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Şerif, anlaşmanın "Lübnan da dâhil olmak üzere bütün cephelerde askerî operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını" öngördüğünü belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre daha önce ajansa konuşan çeşitli kaynaklar, taslak anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasını, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sona erdirilmesini ve mevcut ateşkesin uzatılmasını içerdiğini aktarmıştı. Kaynaklar ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin 60 gün sürecek müzakere dönemi boyunca erteleneceğini ifade etmişti.

Trump da sosyal medya paylaşımında Hürmüz Boğazı'nın "herhangi bir geçiş ücreti alınmaksızın" açık olacağını ve ABD'nin deniz ablukasının da sona ereceğini belirtti.

Trump paylaşımında, "Dünyanın bütün gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya devam etsin!" ifadelerini kullandı.