İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

Çağdaş Suudi Arabistan vizyonu, sadece sınırlı bir bölümünü değil, tüm bölgeyi geliştirmeyi hedefliyor ve tüm bölgenin geleceğini yükseltmeyi amaçlayan kalkınma ilkelerini temel alıyor

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor
TT

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

İran ve Türkiye arasında Suudi Arabistan bölgesel bir projenin temellerini atıyor

Zeyd bin Ali el-Fadil

ABD ve İsrail ile İran arasında savaşın şiddetlenmesiyle birlikte, mevcut gerçekliğe yaklaşım konusunda birbirinden farklı iki eğilim arasındaki bölgesel çatışma da derinleşmektedir. Bu eğilimlerden biri, İran’ın Körfez Arap ülkeleri ile Ürdün’e yönelik saldırılarına karşılık olarak İran’a karşı savaşa güçlü biçimde dahil olunmasını savunurken; diğer görüş ise kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir savaşa sürüklenmekten kaçınma eğilimindedir. Ayrıca bu görüşe göre savaşın sonuçları hem Arap tarafı hem de İran açısından ağır olacaktır. Nitekim Prens Türki el-Faysal da “Muhammed bin Selman işte böyle başardı” başlıklı Şarku’l Avsat’ta yayımlanan meşhur makalesinde bunu dile getirmiştir.

Dolayısıyla, iki zıt projeyle karşı karşıyayız; biri kısa görüşlü, sonuçları ve gelecekteki yansımaları dikkate almayan; diğeri ise siyasi gerçekliği ihtiyatla, ileriye dönük bir vizyonla ve alınabilecek herhangi kararın inceliklerini geniş bir anlayışla ele alan yaklaşım. Bu iki bakış açısı arasındaki fark çok büyük; bu da birini önemli, diğerini önemsiz kılıyor, çünkü ölçü büyüklük veya kapsam değil, farkındalık ve anlayıştır. Suudi Arabistan Krallığı'nı bölgede büyük bir güç, Arap ve Arap olmayan komşularına büyük bir kardeş yapan da budur; tarihsel bilgeliğe ve çeşitli konularla başa çıkmada keskin bir sağgörüye dayanmasıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki, başlangıç ​​noktası inşa etmek ve başkalarının yaşamlarını ve koşullarını olumlu yönde iyileştirmeye yardım etmek olanların kararları, başlangıç ​​noktası yıkım ve aynı bölge halkları arasında olumsuz çatışma ve çekişmeyi kışkırtmak olanların kararlarından farklı olacaktır. Bunun pek çok da kanıtı vardır. Keza öldürme, yıkım ve tahribata dayalı bir proje ile barış, inşa ve sürdürülebilir kalkınmaya dayalı proje arasında büyük bir fark vardır.

Bölgenin, bölgesel boyutlu birçok Arap projesinin çıkışına sahne olduğuna dikkat çekmek isterim, ancak bunların tamamı kalıcı bir iyilik sağlamadı. Zararları faydalarından daha fazla oldu, çünkü bunlar insanları siyasi bağlılıklarına göre bölmeyi amaçlayan ideolojik projelerdi. Bu durum, bölgedeki muhafazakâr monarşik hükümetleri zayıflatmaya çalışan, bazılarını zayıflatmayı başaran, bazılarında ise başarısız olan Nasırcı proje için de geçerlidir. Yine Suriyeli ve Iraklı olmak üzere iki fraksiyona ayrılan ve birbirleriyle çekişen Baasçı proje için de geçerlidir. Ancak ne Nasırcı ne de Baasçı projeler, toplumlarına örnek teşkil edecek gerçek bir kalkınma sunmadılar. Bunların çöküşüyle ​​birlikte, kapitalizmle örtülü ancak herhangi siyasi amacı olmayan yeni bir yayılmacı proje ortaya çıktı. Ne yazık ki bu proje, Sudan, Libya, Yemen ve diğer yerlerde olduğu gibi, faaliyet gösterdiği ülkelerde iç çatışmaları kışkırtmaya ve onları istikrarsızlaştırmaya dayanıyordu.

Çağdaş Suudi Arabistan vizyonu, sadece sınırlı bir bölümünü değil, tüm bölgeyi geliştirmeyi hedefliyor. Tüm bölgenin geleceğini gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltmeyi hedefleyen kalkınma ilkelerini temel alıyor

Öte yandan daha sonra bölgede ortaya çıkan ideolojik İran projesi, devrimini baştan itibaren ihraç etme niyetini açıkça ilan etti. Bu amaçla çeşitli Arap ülkelerinde varlığını güçlendirdi ve bugüne kadar kullandığı bir dizi vekil güç kurdu. Benzer şekilde, Türkiye, özellikle Müslüman Kardeşler hareketinin yükselişi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geçmiş dönemde kapıldığı coşkuyla birlikte, “Yeni Osmanlıcılık” olarak adlandırılan bir yaklaşımla Osmanlı devletinin yeniden canlandırılması vizyonuna göre etkisini genişletmeye çalıştı. Ancak bu, Arap veya bölgesel hiçbir destek bulamadı. Bu Arap ve bölgesel projelerin çatışması, nihayetinde Arap devletleri ile Müslüman bölgesel komşuları arasındaki tüm iç anlaşmazlıkların ortasında yerleşim ve işgal projesini inşa eden İsrail'i güçlendirdi.

Buna karşılık Suudi Arabistan’ın projesi, Arap bilincinde derinden kök salmış bir dizi değere dayanarak, sakinliğini ve istikrarını koruyarak öne çıkıyor. Şüphesiz sabır ve hoşgörü, Suudi Arabistan Krallığı'nın kuruluşundan bugüne kadar liderlerini karakterize eden değerler arasındadır ve bu, Suudi politikasını birçok temel kararında ayırt edici bir özellik olmuştur. Liderleri gerek ulusal gerekse bölgesel veya uluslararası düzeyde birçok konuyu ihtiyatla ele alarak, bir kontrol altına alma ve kucaklama politikası izlemişlerdir.

SDV F
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, 29 Mart 2026 tarihinde İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde (AFP)

Siyasi projesi, geçici herhangi bir nedenle pozisyonlarını değiştirmediği için tutarlı ve mantıklı bir yaklaşım sergiledi. Filistin meselesi başta olmak üzere çeşitli temel meselelerdeki taahhütlerini her zaman yerine getirmeye özen gösterdi. Filistinlilerin haklarına yönelik destekleyici tutumları da bunu somutlaştırdı. Bu tutum düzenlediği konferanslar ve ittifaklar aracılığıyla iki devletli çözüme verdiği destekle cisim buldu ve yaklaşık 159 ülkenin Filistin Devleti'ni resmen tanıdığı 2025 New York Deklarasyonu ile sonuçlandı. Bu önemli karar, Suudi Arabistan'ın “Yüzyılın Anlaşması” ve “Abraham Anlaşmaları” gibi önerilen tüm projelere rağmen sarsılmaz ve kararlı duruşu olmasaydı mümkün olmazdı. Bu projelerin hiçbiri Suudi liderliği tarafından hoş karşılanmadı, çünkü Filistin davasının arzu edilen çıkarlarına hizmet etmiyorlardı. Filistin halkının bağımsız, uluslararası alanda tanınan bir devlete sahip olma hakkına karşıydılar. Nitekim Filistin devleti, İsrail hükümetinin reddettiği ve aktif olarak baltalamaya çalıştığı bir haktır.

Şunu belirtmek gerekir ki, çağdaş Suudi Arabistan vizyonu, sadece sınırlı bir bölümünü değil, tüm bölgeyi geliştirmeyi hedefliyor. Tüm bölgenin geleceğini gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltmeyi hedefleyen kalkınma ilkelerini temel alıyor. Bu vizyon Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman tarafından Riyad'da düzenlenen “Çölün Davos'u” olarak da bilinen “Yatırımın Geleceği Girişimi 2018” konferansında duyuruldu. Veliaht Prens: “Arap ülkeleri son yıllarda önemli bir ekonomik kalkınmaya sahne oldu ve Ortadoğu önümüzdeki yıllarda yeni Avrupa olacak” demiş ve “Bu benim savaşım, liderliğini ben yapıyorum ve Ortadoğu'yu Avrupa gibi görmeden bu dünyadan ayrılmak istemiyorum” diye ifade etmişti. Bölgedeki birçok ülkenin halkları için ekonomik kalkınmayı hedefleyen iddialı projeleri olduğunu belirten Veliaht Prens, Mısır, Irak, Lübnan, Katar ve diğer ülkelerdeki kalkınma projelerini örnek göstermişti. Konuşmasını, Suudiler “Tuvayk Dağı gibi bir gayrete ve kuvvete sahiptir ve Suudilerin bu gayret ve kuvveti yerle bir edilmedikçe kırılmayacak” demiş ve yukarıda bahsedilen sarsılmaz değerlere atıfta bulunarak sonlandırmıştı.

Tel Aviv ve Tahran, bölgedeki tüm ülkeleri geniş çaplı bir savaşa sürüklemeyi hedefliyordu, ancak Suudi Arabistan’ın bilgeliği bu çabaları engelledi ve bölgesel ve uluslararası çapta genişleyebilecek bir savaşı önledi

Bu açıklamalar 2018'de yapıldı ve o zamandan beri Suudi Arabistan, bu hedefe ulaşmak için gerekli siyasi koşulları oluşturmak amacıyla bölgesel istikrarı sağlamak için çalışıyor. Bu kapsamda, 2021'de Katar ile olan anlaşmazlığı sona erdirdi, ardından Çin'in arabuluculuğuyla 2023'te İran ile bir güvenlik anlaşması imzaladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre ayrıca, her iki ülkenin vatandaşlarına vize muafiyeti konusunda yakın zamanda varılan anlaşmayla sonuçlanan Türkiye ile siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirdi. Suudi Arabistan, Ortadoğu krizini, İsrail ile olan çatışmayı sona erdirecek ve Arap Barış Girişimi'ne uygun olarak ilişkileri normalleştirecek iki devletli çözüme dayalı kabul edilebilir bir siyasi çözümle sonlandırmayı da amaçladı.

Ancak bu durum, Netanyahu’nun mevcut hükümetine kadar gelmiş geçmiş hiçbir İsrail hükümeti tarafından hoşnutlukla karşılanmadığı gibi; bölge ülkelerinin tamamını geniş çaplı bir savaşa çekmeyi hedefleyen Tel Aviv ile Tahran arasında bölgedeki nüfuz mücadelesiyle de çakıştı. Fakat onların bu çabaları, bölgesel ve uluslararası düzeyde genişleme riski taşıyan bir savaşa sürüklenmeyi engelleyen Suudi Arabistan'ın bilgeliği sayesinde boşa çıkarıldı. Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan vahim sonuçlar doğuracak ve kısa sürede sona ermeyecek olan böyle bir savaşın tek kazananı ise; tüm bölgeyi zayıflatmayı ve gelecekte bölgeyi kendi hegemonyası altındaki küçük mezhepsel ve etnik kantonlara bölmeyi amaçlayan İsrail olacaktı.

XSCVFB
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ve Türk mevkidaşı Hakan Fidan, Riyad, 28 Ocak 2025 (AFP)

Son olarak bu zor durumda, sabır, cömertlik ve bilinçli cesaretle eşanlamlı iki ünlü Arap isim akla geliyor: Ma'n ibn Zaide eş-Şeybani ve el-Ahnaf ibn Kays el-Temimi. Muaviye ibn Ebu Süfyan ikincisi hakkında şöyle demiştir: “Bu adam, öfkelendiğinde, neden öfkelendiğini bilmeden yüz bin kişi onunla birlikte öfkelenir.” Her iki isim de Arap Yarımadası'ndandır ve şu anda Suudi Arabistan Krallığı bu toprakların büyük bir bölümünde yer almaktadır. Ahnaf ibn Kays'ın ise şu hikmetli sözünü hatırlatmak istiyorum: “Benimle tartışmaya giren ve çekişen birisine şu üç davranıştan birisiyle karşılık veririm: Eğer benden üstünse değerini kabul ederim; eğer benden aşağıdaysa, kendimi onun üstünde tutarım ve eğer bana denkse, ona iyilik gösteririm.” Araplar, bu geleneksel anlatılarının onlara gösterdikleri anlamları gerçekten kavrıyorlar mı?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çetelerin kıskacındaki ülkenin Savunma Bakanlığı Müsteşarı kaçırıldı

Uluslararası Göç Örgütü'ne göre yaklaşık 1,5 milyon kişi Haiti'deki çatışmalar yüzünden evinden kaçmak zorunda kaldı (AFP)
Uluslararası Göç Örgütü'ne göre yaklaşık 1,5 milyon kişi Haiti'deki çatışmalar yüzünden evinden kaçmak zorunda kaldı (AFP)
TT

Çetelerin kıskacındaki ülkenin Savunma Bakanlığı Müsteşarı kaçırıldı

Uluslararası Göç Örgütü'ne göre yaklaşık 1,5 milyon kişi Haiti'deki çatışmalar yüzünden evinden kaçmak zorunda kaldı (AFP)
Uluslararası Göç Örgütü'ne göre yaklaşık 1,5 milyon kişi Haiti'deki çatışmalar yüzünden evinden kaçmak zorunda kaldı (AFP)

AP'nin haberine göre, Haiti Savunma Bakanlığı Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Başmüfettişi James Boyard, başkent Port-au-Prince'in güvenli kabul edilen az sayıdaki yerinden biri olan Bourdon'da perşembe alıkondu. 

ABD merkezli haber ajansı, Boyard'ın Karayip ülkesinde son yıllarda kaçırılan en yetkili kişi olduğuna dikkat çekiyor. 

Siyasetbilimci Boyard, Haiti ordusu ve polisinin yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmakla görevlendirilmişti. 

Gözler, başkentin en az yüzde 70'ini kontrol eden çete koalisyonu Viv Ansanm'a çevrilse de bu eylemi kimin gerçekleştirdiği net değil. Fidye istenip istenmediği de henüz açıklanmadı. 

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'nun (International Crisis Group) uzmanlarından Diego Da Rin, "Bu kadar üst düzeydeki bir kişi, ciddi şekilde korunur" dedi. 

Haiti analisti, bu eylemi gerçekleştirmek için iyi bir plan yapılması gerektiğini ve güvenlik ekibinden ya da korumalara yakın birinin olayda parmağı olabileceğini söyledi. 

Port-au-Prince'in güvenli kabul edilen bölgelerindeki benzer olayların sayısının arttığını aktaran Da Rin, bazen çete üyelerinin polis üniforması giyerek otomobilleri durdurduğunu belirtti. 

Çifte vatandaşların ve kamu görevlilerinin kaçırılmasının, daha fazla fidye almak ve yetkilileri çetelere operasyon düzenlemekten caydırmak gibi hedefleri olabileceğini sözlerine ekledi. 

Birleşmiş Milletler'in yayımladığı bir raporda, Aralık 2025 - Şubat 2026 döneminde çoğu erkek 267 kişinin kaçırıldığını bildirmişti. 

2025'te 1268, 2024'teyse 2 bin 58 kişinin alıkonduğu aynı raporda ifade edilmişti.

Temmuz 2021'de Devlet Başkanı Jovenel Moise'ye suikast düzenlenmesi ve aynı yıl ağustosta 2 bin 200'den fazla kişinin ölümüne neden olan 7,2 büyüklüğündeki deprem, 11 milyonu aşkın nüfuslu Haiti'deki toplumsal huzursuzluğu artırdı. 

Haiti'de düzeni sağlama çabaları bir türlü istenen sonuçları vermiyor.

Independent Türkçe, CNN, AP


Bluesky: Rusya dezenformasyon yaymak için platforma sızıyor

Rus bilgisayar korsanları, Bluesky sosyal medya platformundaki yüzlerce hesabı ele geçirerek dezenformasyon yaymak için kullandı (AFP)
Rus bilgisayar korsanları, Bluesky sosyal medya platformundaki yüzlerce hesabı ele geçirerek dezenformasyon yaymak için kullandı (AFP)
TT

Bluesky: Rusya dezenformasyon yaymak için platforma sızıyor

Rus bilgisayar korsanları, Bluesky sosyal medya platformundaki yüzlerce hesabı ele geçirerek dezenformasyon yaymak için kullandı (AFP)
Rus bilgisayar korsanları, Bluesky sosyal medya platformundaki yüzlerce hesabı ele geçirerek dezenformasyon yaymak için kullandı (AFP)

Rus bilgisayar korsanları, Bluesky sosyal medya platformundaki yüzlerce çevrimiçi hesabı ele geçirerek, Rusya'nın 4 yıldır süren Ukrayna savaşında kamuoyunun Ukrayna'ya desteğini zayıflatmayı amaçlayan sahte haberler yayımladı.

The New York Times'ın şirket ve Clemson Üniversitesi araştırmacılarına atıfta bulunarak bildirdiğine göre, nisandan itibaren dalgalar halinde ortaya çıkmaya başlayan ve Rusya’nın çevrimiçi dezenformasyon faaliyetlerinde belirgin bir tırmanışa işaret eden 2 bine yakın gönderi, Bluesky tarafından kaldırıldı.

Clemson'ın Medya Adli Bilişim Merkezi direktörü gazeteye, yıllarca uydurma içerikli sahte hesaplara güvenen Rusların "açıkça hâlâ denemeler yaptığını" söyledi.

Darren Linvill, "Her zaman denemeler yapıyorlar" dedi.

Clemson araştırmacıları ve dTeam adlı internet izleme grubu, gönderileri Moskova merkezli Social Design Agency şirketiyle ilişkilendirdi.

The Independent, yorum almak için Bluesky'la iletişime geçti ancak The Times'a bunun "sektör genelinde bir sorun" olduğunu söyleyen şirket, "Koordineli sahte kampanyaları tespit edip engellemeye önemli kaynaklar ayırıyoruz" diye ekledi.

Clemson ayrıca, bu siber saldırı kampanyasını, meşru haber kuruluşlarından çıkmış gibi görünen sahte haberlerin yayılmasını içeren bir Kremlin etki operasyonuyla ilişkilendirdi; bu, doğrulama kuruluşlarının bu haberleri çürütmesini sağlayarak asılsız iddiaları yaymayı amaçlayan bir girişim gibi görünüyor.

The Times'ın bildirdiğine göre, Social Design Agency yorum talebine yanıt vermedi.

Hackerların gazeteciler, profesörler, bir anketçi, bir anime sanatçısı ve bir Hollywood film yapımcısı da dahil kendi alanlarında etkili kabul edilen Bluesky kullanıcılarını hedef aldığı bildirildi. Film yapımcısının hesabında, yapay zeka yazılımının bir Kanada polis memurunun Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u eleştirdiği izlenimini verdiği bir video yayımlandı.

Bluesky, ele geçirilen bazı hesapları sahipleri sıfırlama talebinde bulunana kadar askıya aldı; The Baltimore Banner muhabiri Pamela Wood, hedef alındığını bu şekilde öğrendi.

Wood, The Times'a, 28 Nisan'da tatildeyken hesabının kilitlendiğini söyledi. Hesap,The New York Post'un Ukrayna'yı geçen ay Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik suikast girişimiyle ilişkilendirdiğine dair yanlış bir iddia içeren bir video yayımlamak için kullanıldı.

scdfvgth
Rus dezenformasyonu, Ukrayna'yı 25 Nisan 2026'da Başkan Donald Trump'a yönelik suikast girişimine yanlış bir şekilde bağlayan bir gönderiyi de içeriyordu. Trump fotoğrafta Washington Hilton otelindeki olaydan kısa süre sonra Beyaz Saray'da konuşurken görülüyor (AFP)

Wood, "Bluesky fazla bilgi vermedi ancak hesabımın ele geçirilmiş veya tehlikeye atılmış olabileceğini öne sürdü" dedi.

Hesabım oldukça sıradan, neredeyse sadece haberlerimi yayımlıyorum ve birkaç gündür Bluesky'a girmemiştim bile, bu yüzden ele geçirilmiş olması en mantıklısıydı.

Clemson'ın araştırmasına dahil olmayan Institute for Strategic Dialogue araştırmacısı Joseph Bodnar, bu siber saldırı operasyon hakkında, “Genellikle gördüğümüzden çok daha sofistike bir operasyondu" dedi.

Bodnar, The Times'a, "Genellikle X'te ele geçirilmiş hesapların kullanıldığını görüyoruz ancak bunlar rastgele, bilinmeyen ve çılgın profil resimlerine sahip hesaplar" dedi.

Kısmen tanınmış veya saygın birini hedef almıyorlar.

Başlangıçta sadece davetle erişilebilen Bluesky platformu, Şubat 2024'te genel kullanıma açılmış ve X'in sahibi milyarder Elon Musk'ın Trump'ın yeniden seçilmesine desteğini açıklamasının ardından popülaritesi artmıştı. Ancak The Times'a göre, Bluesky'nin 42 milyon kullanıcısı, X'in yaklaşık 600 milyon kullanıcısıyla karşılaştırıldığında epey az kalıyor.

Independent Türkçe


İtalya’da aşırı sağda yeni güç: Vannacci Meloni’ye meydan okuyor

İtalyan General Roberto Fanacci (Reuters)
İtalyan General Roberto Fanacci (Reuters)
TT

İtalya’da aşırı sağda yeni güç: Vannacci Meloni’ye meydan okuyor

İtalyan General Roberto Fanacci (Reuters)
İtalyan General Roberto Fanacci (Reuters)

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin iktidarını sürdürme umutları, aşırı sağcı General Roberto Vannacci’nin yeni siyasi hareketini başlatmasıyla yeni bir sınamayla karşı karşıya kaldı. Vannacci, pazar günü kurduğu aşırı sağcı partisiyle, gelecek yıl yapılması planlanan genel seçimler öncesinde İtalya’yı daha sert ve milliyetçi bir çizgiye taşımayı hedeflediğini açıkladı.

Bir parti yetkilisi tarafından “çağımızın Julius Caesar’ı” olarak tanıtılan 57 yaşındaki eski paraşütçü general, “Ulusal Gelecek” (Futuro Nazionale) adlı partisinin kuruluş kongresinde coşkulu bir kalabalık tarafından “General, General, General” sloganlarıyla karşılandı.

Vannacci konuşmasında, “Biz dışlananları ve alt sınıfları temsil ediyoruz; bununla da gurur duyuyoruz” dedi. Dört ay önce Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini liderliğindeki Lig Partisi’nden ayrılan Vannacci, Meloni’nin muhafazakâr ittifakını geride bırakarak sağ seçmenin desteğini kazanmayı amaçlıyor.

dse8kı
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Vannacci’nin popülist hareketi kamuoyu yoklamalarında şimdiden yaklaşık yüzde 5’lik bir desteğe ulaşmış durumda. Bu oran, Lig Partisi ile rekabet edebilecek seviyeye yaklaşırken, Meloni’nin gelecek yılki seçimlerde iktidarını koruma umutlarını da zora sokabilir. Ancak bu durumun önüne geçmek için Vannacci ile olası bir seçim ittifakına gidilmesi de Meloni açısından ciddi riskler taşıyor.

Böyle bir iş birliği, Vannacci’nin Avrupa Birliği karşıtı ve Rusya’ya yakın tutumu ile Almanya’daki Alternative for Germany (AfD) gibi Avrupa’daki aşırı sağ partilerle kurduğu yakın ilişkiler nedeniyle, Meloni’nin daha ılımlı seçmenlerini uzaklaştırabilir.

Kendisini İtalya’da göç konusunda en sert tutumu benimseyen siyasetçi olarak tanımlayan Vannacci, ülkedeki yabancı nüfus oranını yüzde 12 seviyesinden yüzde 4’e düşürmek istediğini söyledi.

Destekçilerinin tezahüratları eşliğinde konuşan Vannacci, “Bizim bir göç programımız yok; bizim sınır dışı etme programımız var” ifadelerini kullandı.

İtalya, dünyanın en düşük cinayet ve şiddet suçları oranlarından birine sahip olmasına rağmen, Vannacci önceliğinin güvenlik ve savunma olacağını belirtti. Suçlulara karşı hiçbir taviz vermeyeceğini söyleyen aşırı sağcı lider, daha fazla cezaevi inşa etme sözü verdi.

Vannacci ayrıca, Başbakan Giorgia Meloni’yi seçim vaatlerinin önemli bir bölümünden geri adım atmakla suçladı. Buna karşılık kendi programının tutarlı ve kalıcı olduğunu vurgulayarak, “Bizim çizgimiz değişmeyecek” mesajını verdi.