Trump-Şi Zirvesi dikkat çekici ölçüde olağandı

Özgüveni artan Çin, artık resmi ziyaretlere eskisi kadar coşkulu yaklaşmıyor

Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile Donald Trump'ın görüşmesini gösteren dev ekran, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile Donald Trump'ın görüşmesini gösteren dev ekran, 14 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump-Şi Zirvesi dikkat çekici ölçüde olağandı

Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile Donald Trump'ın görüşmesini gösteren dev ekran, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda Şi Cinping ile Donald Trump'ın görüşmesini gösteren dev ekran, 14 Mayıs 2026 (AFP)

James Palmer

Bu hafta Çin gazetelerini okuyup haber bültenlerini izlemeniz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'i ziyaret ettiğini fark etmemeniz son derece anlaşılır bir durum olurdu.

Trump'ın Pekin’e geldiği çarşamba günü, Çin’in devlete ait İngilizce yayın organı China Daily ilk sayfasının manşetine Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ile tokalaştığı fotoğrafı yerleştirdi. Çin Komünist Partisi'nin sözcüsü olarak görülen People's Daily ise ABD Başkanı’nın ziyaretine ilişkin yorumlarını üçüncü sayfaya taşıdı.

Çin'in en çok izlenen akşam bülteni Xinwen Lianbo, pazartesi günü ziyareti duyururken konuya yalnızca 12 saniye ayırdı. Hemen ardından yaklaşık altı dakika süren “Yangtze Nehri Deltası'nın Entegre Kalkınması Yeni Atılımlar Kaydetmeye Devam Ediyor” başlıklı bir haber geldi.

Çarşamba günü gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine ise bültende yalnızca iki buçuk dakika yer verildi ve haber, bültenin on üçüncü sırasında yer aldı.

Sonradan anlaşıldığı üzere, Çin tarafının törensel coşkudan uzak tutumu son derece yerindeydi. Trump'ın ziyareti son derece sönük geçti. Şi, Tayvan, demokrasi ve insan hakları, ‘Çin'in yolu ve sistemi’ ve ‘Çin'in kalkınma hakkı’ gibi bildik siyasi genellemelerle yetinerek alışılmış kırmızı çizgilerini yineledi. Çin'in kalkınma hakkı, Washington'ın müdahalesine izin vermeksizin küresel ekonomide yükselmeye devam etme kararlılığının açık bir ifadesiydi.

Çinli lider, favori temalarına da tekrarladı. Şi’ye göre ikili ilişkiler; rekabet üzerine değil, istikrar üzerine kurulmalı ve yerleşik bir güç ile yükselen bir gücün çatışmasının kaçınılmaz olduğunu öngören ‘Thukidides tuzağından’ uzak durmalı. ABD ile Çin birlikte geleceğe doğru dönmeli ve bunu sürdürmeli.

fev
Donald Trump, Pekin'deki Zhongnanhai hükümet karargahında Şi Cinping ile görüşürken, 15 Mayıs 2026 (Associated Press)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump ile Şi'nin gerçek ağırlıkları olan anlaşmalar olmaksızın zirveden ayrıldığı anlaşılıyor. Elde edilen tek somut kazanım, Amerikan mezbahalarına Çin'e ihracat yapma iznini tanıyan sınırlı ticari tavizleri oldu. Ancak bu kazanım bile hızla erimeye başladı.

Bu görünürdeki gerilemeyi ani bir prestij kaybının kanıtı olarak okumamak gerekiyor. Söz konusu adım, başından beri hükümet koruması koparmaya çalışan Çinli tarım çevrelerinin acil baskısının bir sonucu.

Trump ile Şi'nin gerçek ağırlıkları olan anlaşmalar olmaksızın zirveden ayrıldığı anlaşılıyor. Elde edilen tek somut kazanım sınırlı ticari tavizlerden ibaret kaldı.

Çin'in Boeing'den uçak satın alma taahhüdü gibi beklenen anlaşmalar ise zirve öncesinde sızdırılan bilgilerin çok gerisinde kaldı ve piyasaların beklentilerini karşılayamadı. İran, Tayvan, Japonya ve diğer jeopolitik rekabet alanlarında herhangi bir ilerleme kaydedildiğine ya da ciddi bir müzakere yürütüldüğüne dair en küçük bir işaret dahi görülmedi. Trump, Şi'nin İran'a silah sağlamayacağını açıkça taahhüt ettiğini söyledi. Ancak bu açıklama pek bir anlam taşımıyor; zira Çin'in Tahran'a yönelik olası askeri desteği zaten kamuoyundan uzak, gizli kanallar aracılığıyla yürütülüyor.

Oysa Çin, daha önceki Amerikan cumhurbaşkanlığı ziyaretlerine sıkı biçimde denetlenen medya mekanizması aracılığıyla çok daha geniş kapsamlı haberler eşlik ettirmişti. Hatta bu ziyaretlerden somut sonuçlar çıkmadığı zamanlarda bile. Peki Pekin'in bu kez bu denli soğuk bir tutum sergilemesini ne açıklıyor? Trump'ın davranışlarının öngörülememesi, bunun nedenlerinden biri. Diğer Amerikan cumhurbaşkanları Çin'i ziyaret ettiklerinde genellikle önceden kararlaştırılmış bir gündem çerçevesinde hareket eder ve açıklamalarında belli bir disiplin ile ihtiyat gösterirdi. Trump'tan ise böyle bir şey beklemek mümkün değil.

Önceki ziyaretlerde Çin medyası önceden hazırlanabilir ve işlerin ters gitmesi halinde başına bela olacağından endişe etmeksizin ziyaretin anlatısını önceden kurabilirdi. Bu kez ise hiçbir genel yayın yönetmeni ya da medya denetçisi, Trump'ın ani ve hesapsız bir öfke patlamasıyla herkesi şaşırtması halinde ‘ağır siyasi hatalar yapmakla’ suçlanma riskini göze almaya hazır değildi. Bu nedenle Trump ziyaretine olumlu bir ton kazandırmaktan özenle kaçındılar.

sdfgthy
Donald Trump, Pekin'deki Cennet Tapınağı'nda Şi Cinping'in yanında yürürken, 14 Mayıs 2026 (Associated Press)

Önceki cumhurbaşkanlığı ziyaretlerinde Çinli liderler, Washington'dan tanınma kopararak kendi konumlarını da güçlendirmeye çalışıyordu. ABD dünyada tek süper güç olarak algılanıyordu ve Çin, kendini ABD’ye eşdeğer, özgüvenli ve cömert bir ev sahibi olarak sunduğunda kendi vatandaşlarının gözünde prestij kazanıyordu. Hatta ABD başkanlarının hatta daha alt rütbeli isimlerin ziyaret ettiği restoranlar bile gözde mekânlara dönüşürdü. Bu kez ise benzer bir heyecan yalnızca Tayvan kökenli Amerikalı teknoloji devi Jensen Huang için yaşandı. Huang, Trump'a eşlik eden CEO'lar arasında yer aldı.

Trump'ın Çin ziyaretinde İran, Tayvan veya Japonya dosyalarında herhangi bir ilerleme kaydedildiğine dair en küçük bir işaret dahi görülmedi.

Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama'nın Çin ziyaretleri geniş medya ilgisi ve büyük bir halk coşkusuyla karşılanmıştı; Trump'ın 2017'deki ilk ziyareti de öyle. Bu kez ise ziyaret, İran savaşında ABD'nin uğradığı yenilgiyle alay eden yorumlar ve Trump'ın mütevazı ve nazik tonunu öven bazı paylaşımlar dışında sosyal medya kullanıcıları arasında dahi kayda değer bir ilgi görmedi. Çin’in sosyal medyası her zaman olduğu gibi önemli resmi ziyaretler sırasında sıkı bir denetime tabiydi, ancak bu kez denetim her zamankinden daha sıkıydı.

Çin artık ABD’nin onayına muhtaç değil. Küresel konumu yalnızca büyük bir sanayi gücü olarak değil, aynı zamanda teknolojik ve bilimsel bir dev olarak da yeterince sağlamlaştı. Buna karşın, dışa kapanmacılığı, müttefiklere yönelik düşmanca tutumu ve askeri açmazlarıyla mevcut yönetim altında ABD’nin uluslararası liderliği her zamankinden daha sarsık bir görünüm sergiliyor. Öyle ki Washington'ın eski ortakları bile Pekin'e yakınlaşarak Amerikan nüfuzunu dengelemeye yolunda adım atıyor.

Gerçekte Trump, ziyaret boyunca onay arayan taraf gibi göründü. Hem de ülkesi için değil, bizzat kendisi için. Şi'yi övgülere boğan Trump, Fox News'a yaptığı açıklamada, “Hollywood'a gidip bir filmde Çin liderini oynayacak birini arasan, fiziksel özellikleriyle bile onun gibisini bulamazsın” ifadelerini kullandı.

sdfvhy
Donald Trump, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen resmi karşılama töreninde onur muhafızlarını selamlarken, 14 Mayıs 2026 (AFP)

Trump'ın beklenmedik övgüleriyle şaşırttığı diğer isimlerin aksine, Şi Cinping karizmatik bir kişilik olarak tanınmıyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇKP) kurucu isimlerinden birinin oğlu olan Şi, parti yaşlılarının zaman zaman ‘kırmızı prensler’ olarak adlandırılan devrimci seçkin sınıfın çocuklarına genellikle çekimser yaklaşmasına karşın en yüksek parti makamına ulaşmayı başardı. Bunun kısmende olsa nedeni, partinin ileri gelenlerinin onu yanlış bir değerlendirmeyle, kırmızı prenslerden rakibi Bo Xilai'nin sahip olduğu tehlikeli karizmasını taşımayan, sadık ve sert bir parti adamı olarak görmesiydi.

Çin artık ABD’nin onayına muhtaç değil... Küresel konumu büyük bir sanayi gücü, teknolojik ve bilimsel bir dev olarak yeterince sağlamlaştı.

Trump’ın otoriter liderlere yönelik eğilimi ve Çin sistemine sık sık dile getirdiği hayranlık herkesçe biliniyor. Ancak bu kez Şi'den daha kişisel bir şey beklediği izlenimini uyandırdı. Sosyal Truth Social'da yayımladığı tuhaf bir gönderide Trump, Şi'nin ABD'yi "zarifçe" gerileme sürecindeki bir ülke olarak tanımladığını ileri sürdü. Oysa bu ifade görüşmeye ilişkin Çin açıklamalarında yer almıyordu. Trump'ın daha önceki yorumları mı aktardığı yoksa Şi’ye hayali sözler mi atfettiği belirsizliğini koruyor. Her iki durumda da Şi'nin yalnızca Biden yönetimini kastetmiş olması gerektiğini ima etti. Çünkü Trump'a göre ABD artık dünyanın en heyecan verici ülkesi haline gelmiş durumda.

nyum
Çin'in doğusundaki Qingdao Limanı yakınlarında seyreden bir konteyner gemisi, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Trump’ın bu iltifat dolu tutumu, güç dengesinde ve iki ülkenin birbirine bakışında gerçek bir dönüşümün yansıması olabilir. Ancak bu durum jeopolitikten çok psikolojiye yakın görünüyor. İran savaşı nedeniyle düşen popülaritesi ve savunmacı eğiliminin artmasıyla birlikte ABD Başkanı’nın kaygılarının büyümesinin bir başka tezahürüydü.

Her halükârda ABD-Çin ilişkisinin şimdilik görece istikrarlı seyrini sürdüreceği anlaşılıyor. Başka cephelerdeki çatışmalarla meşgul olan ve yurt içinde durgun bir ekonominin yükünü taşıyan iki güç, açık bir çatışmaya girmeye hazır görünmüyor.



Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
TT

Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün California eyaletindeki bir camide meydana gelen ve ölümle sonuçlanan silahlı saldırının ardından yaşananları «korkunç bir durum» olarak nitelendirerek üzüntüsünü dile getirdi.

Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine Trump, "Korkunç bir durum. İlk bilgileri aldım" ifadelerini kullandı ve durumu yakından takip edeceğini belirtti.

ABD'li yetkililer, dün 17 ve 19 yaşlarında iki gencin San Diego şehrindeki bir İslam merkezine ateş açtığını, olayda 3 erkeğin hayatını kaybettiğini ve saldırganların daha sonra intihar ettiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre polis, olaya ilişkin «nefret suçu» kapsamında soruşturma başlattı.

Söz konusu İslam merkezi, resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre San Diego bölgesindeki en büyük camiye ev sahipliği yapıyor.

San Diego Emniyet Müdürü Scott Wahl, hayatını kaybedenler arasında camide görevli bir güvenlik görevlisinin de bulunduğunu açıkladı.

Tehdit etkisiz hale getirildi

San Diego polisi, dün erken saatlerde eyaletin güneyindeki şehre ait bir cami kompleksine silahlı bir saldırganın girmesi üzerine "tehdidi etkisiz hale getirdiklerini" duyurmuştu.

Emniyet müdürlüğünün X platformundan yaptığı paylaşımda, bölgeye güvenlik güçlerinin sevk edildiğinin bildirilmesinin ardından, "İslam Merkezi'ndeki tehdit etkisiz hale getirilmiştir" denildi. Yerel basına yansıyan görüntülerde, onlarca polis aracının sevk edildiği ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin bölgeyi kordon altına aldığı görüldü.

Cami İmamından açıklama: Bir İbadethanenin hedef alınması rezilliktir

İslam Merkezi Direktörü İmam Taha Hassan yayınladığı mesajda, binadaki tüm çocukların, personelin ve öğretmenlerin tahliye edildiğini belirterek "herkesin güvende olduğunu" teyit etti.

Hassan, "Daha önce böyle bir trajedi yaşamadık. Şu an için söyleyebileceğim tek şey, burada topluluğumuzdaki tüm ailelerle dayanışma içinde olduğumuz ve onlar için dua ettiğimizdir. Bir ibadethanenin hedef alınması son derece rezilce bir durumdur" ifadelerini kullandı.


AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
TT

AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)

Ukraynalı sanayiciler ve yetkililer, Avrupa Birliği'nin (AB) yeni planına tepki gösterdi.

Brüksel, 1 Temmuz itibarıyla gümrüksüz çelik ithalatı kotasını yüzde 47 azaltacağını ve bu sınırı aşan alımlara ek yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı.

Avrupa'daki çelik üreticilerini küresel arz fazlasına karşı korumak için hazırlanan planın onbinlerce kişinin iş kaybına çare olması bekleniyor. 

Diğer yandan bu hamle, Rusya'ya karşı Şubat 2022'den beri sürdürdüğü savunmayı finanse etmekte zorlanan Ukrayna'yı olumsuz etkileyecek.

Ukraynalı çelik ve madencilik şirketi Metinvest'in CEO Ofisi Başkanı Oleksandr Vodoviz, Financial Times'a (FT) "Ukrayna şirketlerinin Avrupa pazarına satış yapma imkanını tamamen ortadan kaldıracaklar" dedi.

Vodoviz, ülkesinin AB'ye yaptığı çelik ihracatının yarısından fazlasını karşılayan şirketinin, başka müşteri bulmakta zorlanacağını da vurguladı: 

Farklı piyasalara baksak da oralarda Ruslar ve Türkler var. Onların elektriği bizimkinin 10'da birine mal oluyor ve onlar her gün bombardımana maruz kalmıyor. Çekirdek pazarlarında onlarla yarışmamız ihtimal dahilinde değil. Bizim çekirdek piyasamız hep Avrupa'ydı.

Kotanın düşürülmesi, Dünya Ticaret Örgütü kuralları gereğince AB'nin tüm ticaret ortaklarını etkileyecek. 

FT'nin haberine göre azalan kotayı bu ortaklar arasında paylaştıracak olan Avrupa Komisyonu, Ukrayna'nın yanı sıra 20 ülkeyle daha müzakere halinde. 

Geçen ay Cenevre'de yapılan görüşmelerde AB, 713 bin tonluk çelik ihracatını gümrük vergisiz yapabileceğini Ukrayna'ya bildirdi. 

Ancak Ukrayna'nın AB'ye 2025'te 2,65 milyon ton çelik satıldığı düşünüldüğünde Kiev'in ekonomik kaybı dikkat çekiyor. 

Ukraynalı yetkililer, en büyük müşterilerinin çelik ithalatında yüzde 70'lik kesintiye gitmesinin kendileri için 1 milyar euro kayıp anlamına geldiğini vurguluyor. 

AB yetkilileri, Ukrayna'nın "zor durumunu hesaba katacaklarını" söylese de Kiev'e ayrılan kotanın ciddi oranda düşmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Independent Türkçe, Financial Times, RT


Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
TT

Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)

Christopher Nolan, Homeros'un ölümsüz destanı The Odyssey'i beyazperdeye uyarlarken hiçbir masraftan kaçınmadı. 

CBS News'ta yayımlanan 60 Minutes programında Scott Pelley'nin sorularını yanıtlayan vizyoner yönetmen, sinemasının temel taşlarını ve bu dev prodüksiyonun perde arkasını anlattı.

"İzleyiciyi o Truva atının içine sokmak istedim"

Nolan, filmlerinde izleyiciyi hikayenin tam merkezine konumlandırmayı hedeflediğini belirterek sinema felsefesini şu sözlerle özetledi:

Hikayeye her zaman filmin içinden bakan bir perspektifle yaklaşmaya çalışırım. Karakterlere 30 bin fit yükseklikten bakmıyorum; onlarla aynı yarışın, aynı labirentin içinde kalmaya çalışıyorum. Çünkü izleyiciye o mekanın kokusunu, dokusunu, nasıl hissettirdiğini bizzat deneyimletmek istiyorum. Bir hikayenin mümkün olan en sürükleyici ve en uç versiyonunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

Her projeye sanki son filmiymiş gibi yaklaştığını ifade eden usta yönetmen, "Belirli bir hikayede izleyiciye en zengin görselliği, en eksiksiz olay örgüsünü sunabilmek için ekrana olabildiğince zengin bir dünya taşıma sorumluluğu hissediyorum" dedi.

Tarihçilerin milattan önce 725 ila 675'te yazıldığına inandığı bu destansı şiiri sinemaya bizzat uyarlayan Nolan, yazım ve yönetim sürecindeki yaklaşımını şu sözlerle aktardı:

Yazarken, filmi bir izleyici gibi, hikayeyi dışarıdan deneyimleyen biri olarak hayal ediyorum. Yönetmen koltuğuna oturduğumda ise izleyiciyi tam olarak o atmosferin içine çekmeye çalışıyorum. The Odyssey özelinde konuşursak; seyirciyi o Truva atının içine sokmaya, onları Odysseus'un gemisinin güvertesine taşımaya çalışıyorum.

Sınırları zorlayan prodüksiyon

Nolan, bu yapımın kariyerindeki en zorlu işlerden biri olduğunu da gizlemedi: 

"Ne kadar zorsa o kadar iyi, hele ki konu The Odyssey ise... Bu filmde sınırları gerçekten çok zorladık ve belki de bazı limitlerimizi keşfettik."

Ünlü yönetmen, bu devasa yapım için yaklaşık 610 bin metre IMAX filmi kullandığını açıkladı. Filmin yıldızlarından Matt Damon da programda Nolan'ın bu benzersiz tutkusuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Onu diğer yönetmenlerden ayıran şey, anlatmak istediği hikayelerin ve bu hikayeleri anlatış biçiminin inanılmaz derecede iddialı olması. Bu proje özelinde, sinema tarihinde daha önce hiç yapılmamış bir şeyi gerçekleştirmek istedi ve filmin tamamını IMAX kameralarıyla çekti.

Merakla beklenen The Odyssey, 17 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak.

Independent Türkçe, CBS News, Hollywood Reporter