Pekin Zirvesi, Afrika'daki ABD-Çin rekabetini yeniden şekillendirir mi?

Mücadele, boşluk doldurmaktan öteye geçerek büyük güçlerin Afrika ile ilişkisini yönetecek kuralların belirlenmesine dönüşüyor. Sudan, Afrika Boynuzu ve Afrika Sahel Bölgesi dosyaları ise geleceğin yolunu çiziyor

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
TT

Pekin Zirvesi, Afrika'daki ABD-Çin rekabetini yeniden şekillendirir mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi (Reuters)

Emani et-Tavil

ABD Başkanı Donald Trump, 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde, 2017 yılından bu yana bir ABD başkanının Çin'e gerçekleştirdiği ilk ziyarette Pekin'e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Trump, dünyanın en karmaşık ikili ilişkisinde son derece önemli olarak nitelendirilen zirvede Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi. Zirvenin resmi gündeminde gümrük tarifeleri, nadir toprak elementleri ile İran ve Ukrayna dosyalarının olmasına rağmen, Afrika, sahne arkasında güçlü bir biçimde boy gösterdi. Çünkü Afrika, iki kutup arasındaki stratejik rekabetin en canlı sahası konumunda. Bu bağlamda ‘Bu zirve Afrika'yı Washington ile Pekin arasında tercih yapmak zorunda kalma baskısından kurtaracak bir yumuşamaya zemin hazırladı mı, yoksa rekabeti kızıştırarak kıtayı tam anlamıyla bir pazarlık kozu haline mi getirdi?’ sorusu kendiliğinden gündeme geliyor.

Bu soruya doğrudan Çin cephesinden yanıt verenler var. Çin Sosyal Bilimler Akademisi'ne bağlı Afrika ve Batı Asya Araştırmaları Enstitüsü, bu alandaki en büyük ve Pekin'in karar alma mekanizmalarına en yakın Çinli araştırma kurumu olma özelliğiyle geçtiğimiz yıl aralık ayında ‘Çin ve ABD Afrika'da: Gelecek Senaryoları’ başlıklı bir analiz yayımladı. Bu analizi özgün kılan, yalnızca Çinli akademisyenlerin görüşünü yansıtmakla kalmayıp Pekin'in Afrika ve dünya kamuoyunda yerleştirmek istediği yorumlama çerçevesini de gözler önüne sermesiydi. Bu çerçeve, ABD’nin geri çekilmesini bir Çin fırsatı olarak resmediyor ve büyük güçler arasındaki rekabeti, Çin'in referans nokta olması koşuluyla Afrika'nın daha derin bir özerklik kazanmasının kapısını aralayan bir giriş olarak sunuyor.

Söz konusu analiz, art arda gelen Amerikan kararlarının Afrika elitlerini nasıl uzaklaştırdığını titizlikle belgeliyor: Yenilenen seyahat yasaklarından sağlık yardım programlarının dondurulmasına, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) kapatılmasına ve geçtiğimiz yıl eylül ayında Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası'nın (AGOA) askıya alınmasına uzanan bu adımlar mercek altına alınıyor. Aynı analize göre tüm bu adımlar, Afrika toplumlarını başta Çin olmak üzere alternatif ortaklara yöneltti.

Somut gelişmeler açısından değerlendirildiğinde Pekin zirvesi Afrika'ya ilişkin açık maddeler içermiyordu, ancak dosyaların derinlemesine okunması, ne denli iç içe geçtiklerini ortaya koyuyor. Nadir toprak elementleri ve tedarik zincirleri üzerine yürütülen müzakereler kıtayı doğrudan etkiliyor. Çünkü Afrika, yeşil enerji ve yapay zekâ (AI) sektörlerinde kullanılan minerallerin küresel rezervlerinin yaklaşık yüzde otuzuna ev sahipliği yapıyor. ABD ile Çin arasında 2025 yılı boyunca artan ticari gerginlik, Pekin'in bu minerallerin ihracatını kısıtlamasına yol açtı. Bu da Washington'ı başta Afrika kaynakları olmak üzere tedarik çeşitlendirmesini hızlandırmaya itti.

Öte yandan Çin kıtadaki konumunu güçlendirmeyi sürdürdü. Pekin, Eylül 2024'teki Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) zirvesinin ardından Afrika'ya 130 milyar yuanı aşan mali destek tahsis etti. Geçtiğimiz yıl haziran ayında Changsha'da 53 Afrika ülkesinin katılımıyla toplanan zirve uygulama koordinasyon bakanları toplantısı, ‘Küresel Güney için Dayanışma ve İşbirliği Changsha Bildirisi’nin ilanı ile sona erdi. Bu bildiri, Çin'in salt ticari ilişkiler değil, yapısal ittifaklar kurduğunun açık bir mesajıydı.

Buna karşın ABD’nin Afrika'ya yönelik stratejisi köklü bir yeniden yapılanma sürecine girmiş gibi görünüyor. Trump yönetimi USAID'i kapatarak yardım modelinin sona erdiğini ve ticaret ile ortak çıkar modeline geçildiğini ilan etti. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması, Trump'ın Temmuz 2025'te ev sahipliği yaptığı minyatür ABD-Afrika zirvesiydi. Zirveye yalnızca beş Batı Afrika ülkesinin devlet başkanı davet edilirken, kıtanın en büyük dört ekonomisi ve en köklü demokrasileri arasında yer alan Nijerya, Güney Afrika, Etiyopya ve Gana dışarıda bırakıldı. Bu seçici tercih, Washington'ın ölçütünün artık anlık stratejik fayda olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü davet edilen beş ülke Atlantik kıyısında konumlanmış olup fosfat, manganez ve uranyum kaynaklarına sahip.

Söz konusu analiz, bu tabloyu ustalıkla değerlendiriyor ve Trump'ın geçtiğimiz yıl kasım ayında Afrika'nın ev sahipliği yaptığı ilk G20 zirvesi olan Johannesburg zirvesine katılmamasını, ABD'nin liderlik rolünden vazgeçtiğinin kanıtı olarak gösterdi. Buna karşın Çin'in yoğun katılımını Pekin'in güvenilirliğinin göstergesi olarak öne çıkardı. Ne var ki analizin kendisi, Afrika hükümetlerinin her iki tarafa da temkinli yaklaştığını ve hiçbirine tam anlamıyla yaslanmadığını kabul ettiğine dair dikkat çekici şekilde üstü kapalı bir itirafı da barındırıyordu. Örnek olarak da hem Çin'in Kuşak ve Yol finansmanına hem de ABD destekli Lobito Koridoru'na ev sahipliği yapan Angola'yı gösteriyordu. Bu itiraf, rekabeti Washington'ın kesin olarak kaybettiği ve Pekin lehine sonuçlandığı bir savaş olarak resmeden Çin söylemini içeriden çökertiyor.

Bu rekabeti Sudan'ın stratejik ağırlığı göz ardı edilerek okumak mümkün değil. Sudan'ın güncel dosyası birbiriyle iç içe geçmiş pek çok meseleyi bir arada barındırıyor. Öyle ki, Port Sudan Limanı’nda Rusya Donanması’na sağlanan kolaylıklar, Çin’in madencilik ve altyapı sektörlerindeki yatırımları ve ABD’nin Kızıldeniz’in güvenliği ile kıtanın mineralleriyle bağlantılı olarak giderek artan ilgisi. Çin Afrika ve Batı Asya Araştırmaları Enstitüsü, geçtiğimiz yıl şubat ayında Çin Dışişleri Bakanlığı ile koordineli olarak Afrika Boynuzu'na özel bir sempozyum düzenledi. Bu gelişme, Pekin'in Sudan tablosunu insani bir kriz olarak değil, öncelikli jeopolitik satranç tahtası olarak izlediğine işaret ediyor. Bu çerçevede Kızıldeniz, Afrika kıyısı ve Afrika Boynuzu'nun kesişim noktasındaki konumuyla Sudan, uluslararası rekabetin Afrika'daki seyrinin canlı bir laboratuvarına dönüşüyor.

Ancak en tehlikeli analitik hata, Afrika tablosunu büyük güçler arasındaki rekabetin edilgen bir yansıması olarak okumak. Johannesburg’taki G20 zirvesi, borç sürdürülebilirliği ve iklim adaleti dosyalarında Afrika sesini yükseltmek için bir platform işlevi görerek, kıtanın ABD ya da Çin’nin onayından bağımsız biçimde uluslararası diyalogu yönlendirebildiğini kanıtladı. Dikkat çekici şekilde Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'nın ‘diplomatik bir hakaret’ olarak gördüğü, zirvenin kapanış oturumunda ABD’nin düşük düzeyde temsil edilmesini protesto etmek amacıyla buna karşı çıkması da Afrika'nın artık kayda değer bir bölgesel güç olarak hareket etmek için izin beklemediğinin somut göstergesiydi.

Bu yıl ki Pekin Zirvesi’nin Afrika bağlamında ortaya koyduğu tablo; ABD-Çin rekabetinin artık salt bir boşluk doldurma mücadelesi olmaktan çıkarak büyük güçlerin Afrika kıtasıyla ilişkisini önümüzdeki on yıllarca belirleyecek kuralların yazılması savaşına dönüştüğüydü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardı analize göre Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nin analizi, Pekin'in sahada eylemle, yani limanlar, yollar ve minerallerle yetinmeyip siyasi, kalkınma ve kültürel söylemini gün be gün olgunlaştırdığını ortaya koyuyor. Amaç, Batı'nın ve özellikle ABD’nin söylemine karşı güvenilir bir rakip çıkarmak. Stratejik hedef ise Afrika'nın ve dünyanın Pekin'in savunduğu fikri benimseyecek biçimde yeniden şekillenmesini sağlamak. Bu fikre göre yeni uluslararası düzen çok kutuplu olacak ve Çin'in ağırlığı bu düzende küçümsenemeyecek. Afrika'ya gelince, kıta tercih yapmak istemiyor ve bu tutumun bizzat kendisi başlı başına stratejik bir konumdur. Şekillenmekte olan bu tabloda Sudan, Afrika Boynuzu ve Afrika Sahel Bölgesi dosyaları, Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana en dönüşümcü jeopolitik evrede Washington ile Pekin arasındaki rüzgârın yönünü gösteren canlı göstergeler olmayı sürdürüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
TT

Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün California eyaletindeki bir camide meydana gelen ve ölümle sonuçlanan silahlı saldırının ardından yaşananları «korkunç bir durum» olarak nitelendirerek üzüntüsünü dile getirdi.

Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine Trump, "Korkunç bir durum. İlk bilgileri aldım" ifadelerini kullandı ve durumu yakından takip edeceğini belirtti.

ABD'li yetkililer, dün 17 ve 19 yaşlarında iki gencin San Diego şehrindeki bir İslam merkezine ateş açtığını, olayda 3 erkeğin hayatını kaybettiğini ve saldırganların daha sonra intihar ettiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre polis, olaya ilişkin «nefret suçu» kapsamında soruşturma başlattı.

Söz konusu İslam merkezi, resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre San Diego bölgesindeki en büyük camiye ev sahipliği yapıyor.

San Diego Emniyet Müdürü Scott Wahl, hayatını kaybedenler arasında camide görevli bir güvenlik görevlisinin de bulunduğunu açıkladı.

Tehdit etkisiz hale getirildi

San Diego polisi, dün erken saatlerde eyaletin güneyindeki şehre ait bir cami kompleksine silahlı bir saldırganın girmesi üzerine "tehdidi etkisiz hale getirdiklerini" duyurmuştu.

Emniyet müdürlüğünün X platformundan yaptığı paylaşımda, bölgeye güvenlik güçlerinin sevk edildiğinin bildirilmesinin ardından, "İslam Merkezi'ndeki tehdit etkisiz hale getirilmiştir" denildi. Yerel basına yansıyan görüntülerde, onlarca polis aracının sevk edildiği ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin bölgeyi kordon altına aldığı görüldü.

Cami İmamından açıklama: Bir İbadethanenin hedef alınması rezilliktir

İslam Merkezi Direktörü İmam Taha Hassan yayınladığı mesajda, binadaki tüm çocukların, personelin ve öğretmenlerin tahliye edildiğini belirterek "herkesin güvende olduğunu" teyit etti.

Hassan, "Daha önce böyle bir trajedi yaşamadık. Şu an için söyleyebileceğim tek şey, burada topluluğumuzdaki tüm ailelerle dayanışma içinde olduğumuz ve onlar için dua ettiğimizdir. Bir ibadethanenin hedef alınması son derece rezilce bir durumdur" ifadelerini kullandı.


AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
TT

AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)

Ukraynalı sanayiciler ve yetkililer, Avrupa Birliği'nin (AB) yeni planına tepki gösterdi.

Brüksel, 1 Temmuz itibarıyla gümrüksüz çelik ithalatı kotasını yüzde 47 azaltacağını ve bu sınırı aşan alımlara ek yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı.

Avrupa'daki çelik üreticilerini küresel arz fazlasına karşı korumak için hazırlanan planın onbinlerce kişinin iş kaybına çare olması bekleniyor. 

Diğer yandan bu hamle, Rusya'ya karşı Şubat 2022'den beri sürdürdüğü savunmayı finanse etmekte zorlanan Ukrayna'yı olumsuz etkileyecek.

Ukraynalı çelik ve madencilik şirketi Metinvest'in CEO Ofisi Başkanı Oleksandr Vodoviz, Financial Times'a (FT) "Ukrayna şirketlerinin Avrupa pazarına satış yapma imkanını tamamen ortadan kaldıracaklar" dedi.

Vodoviz, ülkesinin AB'ye yaptığı çelik ihracatının yarısından fazlasını karşılayan şirketinin, başka müşteri bulmakta zorlanacağını da vurguladı: 

Farklı piyasalara baksak da oralarda Ruslar ve Türkler var. Onların elektriği bizimkinin 10'da birine mal oluyor ve onlar her gün bombardımana maruz kalmıyor. Çekirdek pazarlarında onlarla yarışmamız ihtimal dahilinde değil. Bizim çekirdek piyasamız hep Avrupa'ydı.

Kotanın düşürülmesi, Dünya Ticaret Örgütü kuralları gereğince AB'nin tüm ticaret ortaklarını etkileyecek. 

FT'nin haberine göre azalan kotayı bu ortaklar arasında paylaştıracak olan Avrupa Komisyonu, Ukrayna'nın yanı sıra 20 ülkeyle daha müzakere halinde. 

Geçen ay Cenevre'de yapılan görüşmelerde AB, 713 bin tonluk çelik ihracatını gümrük vergisiz yapabileceğini Ukrayna'ya bildirdi. 

Ancak Ukrayna'nın AB'ye 2025'te 2,65 milyon ton çelik satıldığı düşünüldüğünde Kiev'in ekonomik kaybı dikkat çekiyor. 

Ukraynalı yetkililer, en büyük müşterilerinin çelik ithalatında yüzde 70'lik kesintiye gitmesinin kendileri için 1 milyar euro kayıp anlamına geldiğini vurguluyor. 

AB yetkilileri, Ukrayna'nın "zor durumunu hesaba katacaklarını" söylese de Kiev'e ayrılan kotanın ciddi oranda düşmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Independent Türkçe, Financial Times, RT


Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
TT

Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)

Christopher Nolan, Homeros'un ölümsüz destanı The Odyssey'i beyazperdeye uyarlarken hiçbir masraftan kaçınmadı. 

CBS News'ta yayımlanan 60 Minutes programında Scott Pelley'nin sorularını yanıtlayan vizyoner yönetmen, sinemasının temel taşlarını ve bu dev prodüksiyonun perde arkasını anlattı.

"İzleyiciyi o Truva atının içine sokmak istedim"

Nolan, filmlerinde izleyiciyi hikayenin tam merkezine konumlandırmayı hedeflediğini belirterek sinema felsefesini şu sözlerle özetledi:

Hikayeye her zaman filmin içinden bakan bir perspektifle yaklaşmaya çalışırım. Karakterlere 30 bin fit yükseklikten bakmıyorum; onlarla aynı yarışın, aynı labirentin içinde kalmaya çalışıyorum. Çünkü izleyiciye o mekanın kokusunu, dokusunu, nasıl hissettirdiğini bizzat deneyimletmek istiyorum. Bir hikayenin mümkün olan en sürükleyici ve en uç versiyonunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

Her projeye sanki son filmiymiş gibi yaklaştığını ifade eden usta yönetmen, "Belirli bir hikayede izleyiciye en zengin görselliği, en eksiksiz olay örgüsünü sunabilmek için ekrana olabildiğince zengin bir dünya taşıma sorumluluğu hissediyorum" dedi.

Tarihçilerin milattan önce 725 ila 675'te yazıldığına inandığı bu destansı şiiri sinemaya bizzat uyarlayan Nolan, yazım ve yönetim sürecindeki yaklaşımını şu sözlerle aktardı:

Yazarken, filmi bir izleyici gibi, hikayeyi dışarıdan deneyimleyen biri olarak hayal ediyorum. Yönetmen koltuğuna oturduğumda ise izleyiciyi tam olarak o atmosferin içine çekmeye çalışıyorum. The Odyssey özelinde konuşursak; seyirciyi o Truva atının içine sokmaya, onları Odysseus'un gemisinin güvertesine taşımaya çalışıyorum.

Sınırları zorlayan prodüksiyon

Nolan, bu yapımın kariyerindeki en zorlu işlerden biri olduğunu da gizlemedi: 

"Ne kadar zorsa o kadar iyi, hele ki konu The Odyssey ise... Bu filmde sınırları gerçekten çok zorladık ve belki de bazı limitlerimizi keşfettik."

Ünlü yönetmen, bu devasa yapım için yaklaşık 610 bin metre IMAX filmi kullandığını açıkladı. Filmin yıldızlarından Matt Damon da programda Nolan'ın bu benzersiz tutkusuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Onu diğer yönetmenlerden ayıran şey, anlatmak istediği hikayelerin ve bu hikayeleri anlatış biçiminin inanılmaz derecede iddialı olması. Bu proje özelinde, sinema tarihinde daha önce hiç yapılmamış bir şeyi gerçekleştirmek istedi ve filmin tamamını IMAX kameralarıyla çekti.

Merakla beklenen The Odyssey, 17 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak.

Independent Türkçe, CBS News, Hollywood Reporter