Atlantik’in iki yakasındaki çalkantılar ve İran savaşının Avrupa-NATO ilişkilerine yansımaları

Avrupalılar, NATO içinde kendi ittifaklarını geliştirmeliler

İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
TT

Atlantik’in iki yakasındaki çalkantılar ve İran savaşının Avrupa-NATO ilişkilerine yansımaları

İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Küresel güvenlik haritasını yeniden çizebilecek stratejik dönüşümlerin yaşandığı mevcut dönemde İran'a karşı yürütülen savaş, ABD ile Avrupa arasında ve NATO bünyesinde yeni bir krize yol açtı. Bu krizin fitilini Avrupalıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili çağrısına yanıt vermemeleri, Yaşlı Kıta'daki birçok NATO üyesinin üslerini ABD güçlerinin kullanımına açmayı ve Washington'a kolaylık sağlamayı reddetmesi ya da hava sahasını Amerikan savaş uçuşlarına kapatması yaktı.

Giderek derinleşen bu gerilimler yalnızca geçici anlaşmazlıkları değil, iki tarafın yaklaşımları arasındaki derin ayrılıkları ve önceliklerindeki yapısal dönüşümleri de yansıtıyor. Resmi söylemler ‘ortak değerlerden’ söz ederken tarihi süreç köklü çelişkileri gün yüzüne çıkarıyor. İran savaşının yansımaları ise çıkarlar ve stratejiler arasındaki artan ayrışmayı gözler önüne seriyor; bu durum Avrupa'yı kendi konumunu ve rolünü yeniden sorgulamaya ve güçlü bir öz savunma kapasitesi inşa etmeyi düşünmeye zorluyor.

Atlantik'in iki yakasındaki çalkantılar

Son yıllarda öne çıkan başlıca dönüşümler arasında, Avrupa'yı Amerikan hesaplarının merkezinden çıkaran yeni ABD stratejisi, mali ve savunma yüklerinin nasıl paylaşılacağı meselesi, ekonomik rekabet ve dış politikadaki farklı bakış açıları yer alıyor. Washington ile Avrupalı kadim ortakları arasındaki uzaklaşma neredeyse bir ‘boşanmaya’ doğru evrilen bu çerçevede Donald Trump, ABD’nin bazı müttefiklerini ‘korkak’ olarak nitelendirdi ve NATO'yu ‘kâğıttan kaplan’ olarak tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise özellikle ittifak üyesi ülkelerin ABD'ye askeri operasyonlar için üslerini kullandırmayı reddetmesinin ardından NATO'nun değerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ‘meselenin Trump'ın kişiliği ya da davranışıyla sınırlı olmadığını’ vurguladı. Çünkü ABD, son on beş yılda birinci önceliğinin 'Önce Amerika', ikinci önceliğinin ise Çin olduğuna karar verdi. Stratejileri Avrupa'nın çıkarlarını odak noktasına koymaktan basitçe uzak.

İran'a yönelik harekâtın önünü kesen Hürmüz Boğazı tuzağı ve üsler ile tesisler konusunda Avrupa'nın iş birliği yapmaması nedeniyle, Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişkiler daha da kötüleşti.

Macron’un işaret ettiği husus, Trump'ın tutumunun sorunun kendisi değil, yalnızca bir semptomu olduğunu, fakat Trump’ın bu sorunu görünür kılmaya ve gündem maddesine taşımaya katkıda bulunduğunu doğruluyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın yaklaşımı, Avrupa'nın ABD tarafından sağlanan askeri korumaya olan ihtiyacı üzerine kurulu. Bu koruma ister Sovyetler Birliği ister Rusya olsun sadece doğudaki rakibe karşı değil, mevcut dengenin herhangi bir şekilde bozulmasına karşı Avrupalı güçlerin kendi aralarındaki rekabet ve çatışmalarla dolu acı tarih nedeniyle ABD'nin stratejik düzenleyici rolü üstlenmesi için de işlev gördü.

Trump ilk döneminde kendisi için ‘ticari düşman’ olan AB'den Britanya'nın çıkışını destekledi. NATO'yu ise zamanı geçmiş bir yapı olarak nitelendirdi.

İkinci döneminde Trump, on yıllarca uluslararası düzenin omurgasını oluşturan Batı ittifakını Atlantik'in iki yakası arasındaki gerilimlerin gölgesinde sorgulamaya yöneldi.

dcevf
Fransa'nın 2. Yabancı Paraşüt Alayı'na (2e REP) mensup bir Fransız Yabancı Lejyonu paraşütçüsü, Fransa'nın orta kesimlerindeki La Souterraine'de düzenlenen meskûn mekân saldırı tatbikatı sırasında bir ağacın arkasından nişan alırken, 14 Mayıs 2026 (AFP)

Bu noktada NATO bugün ‘hakikat saatiyle’ yüzleşiyor. İttifak içindeki çatlaklar, artık geçici bir görüş ayrılığının ötesine geçerek 1949'daki kuruluşundan bu yana yaşanan en derin beka krizine dönüştü.

Bu artçı sarsıntı, siyasi ve askeri anlaşmazlıkların gizli mayınlarını patlatan çatışmanın bir uzantısı gibi geliyor ve ABD Başkanı Donald Trump'ı ittifaktan kesin çekilme tehditleri savurarak son kopuşun eşiğine itti.

Hürmüz Boğazı tuzağının İran'a karşı yürütülen kampanyayı sekteye uğratması ve Avrupalıların üsler ile kolaylıklar konusundaki iş birliğine yanaşmaması, ABD'nin Almanya'dan beş bin askerini çekme kararı ve Avrupa kıtasının savunmasına katkısını azaltma yönelimiyle birleşince Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişki daha da gerildi.

Trump'ın kararı, İran çatışmasında ‘iş birliği yapmayan’ olarak nitelendirdiği NATO üyesi ülkelerdeki Amerikan güçlerini yeniden konuşlandırma planı çerçevesinde değerlendiriliyor. Washington'ın NATO'nun doğu kanadındaki öncelikleri arasında yer alan Polonya, Romanya, Litvanya ve Yunanistan'ın yeniden konuşlanma seçenekleri arasında öne çıktığı belirtiliyor.

Amerikan çevreleri bunu, ABD’nin NATO'yu başka krizlerde ve operasyonlarda kullanmak üzere Avrupa'ya askeri güç konuşlandırma kapasitesi sağlaması amacıyla değerlendirdiğiyle gerekçelendiriyor.

ABD'nin kendisiyle ilgili şüpheleri ve içindeki bölünmeler nedeniyle zayıflayan NATO, zor günler geçiriyor. Ancak bu krizin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtarmak ve gerçekten bağımsız bir savunma gücü oluşturmak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor.

ABD’nin öfkesi de ‘NATO üyelerinden bazılarının bu temel ilkeyi çiğnemesinden’ kaynaklanıyor.

Öte yandan Alman bir diplomatik kaynak, ‘ABD’nin kısmen çekilmesinin ABD'nin Avrupa'daki üslerini küresel ağının bir parçası olarak koruma kararlılığıyla çelişmediğini’ savunuyor. Ancak aynı kaynak, ‘Almanya ve Avrupa'nın, hazır alternatif Avrupa kapasitesi bulunmadığı koşullarda ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının yansımalarından büyük endişe duyduğunu’ da kabul ediyor.

Burada Almanya’nın Avrupa'daki en büyük Amerikan askeri üslerinden birine ev sahipliği yaptığını hatırlatmakta fayda var. Bu üs, kıtadaki caydırıcılık sisteminin temel direği sayılıyor.

Genel bir değerlendirme yapıldığında Avrupa'daki Amerikan kuvvetlerinin çekilmesi ya da yeniden konuşlandırılmasının askeri açıdan sınırlı sonuçlar doğurduğu, ancak her şeyden önce siyasi bir mesaj niteliği taşıdığı söylenebilir.

NATO, Avrupa'nın İran karşısındaki çatışmaya katılmaması, Ukrayna'daki çatışmaya odaklanmanın sürmesi ve bu cephede ABD’nin askeri desteğinin giderek azalmasıyla birlikte yeni bir sınavla karşı karşıya geliyor.

Avrupa'nın seçenekleri ve NATO'nun geleceği

Beyaz Saray'ın sahibinin NATO'ya yeni bir darbe vurmaması için neredeyse tek bir ay bile geçmiyor. Danimarka'ya bağlı Grönland'ı işgal etmeyi düşünmesinin ve NATO’dan çekilmekle tehdit etmesinin ardından Trump'ın 1 Mayıs'taki kararı yalnızca Almanya'dan bazı askeri güçleri çekmekle sınırlı kalmadı, aynı zamanda Rusya'daki hedeflere ulaşma kapasitesine sahip uzun menzilli füze fırlatma sistemlerinin Alman topraklarına konuşlandırılmasını da askıya aldı.

Mevcut anlaşmazlıkların NATO içindeki dayanışmanın özünü tehdit ettiği ve kolektif savunma ilkesini, ittifakın geleceğini yeniden biçimlendirebilecek gerçek bir sınavla yüz yüze getirdiği kuşkusuzdur. Atlantik'in iki yakası arasındaki güven kaybının sürmesi halinde bu durum ittifakın çözülmesi ihtimalinin kapısını aralayabilir.

Soğuk Savaş döneminde NATO'nun çözülmesine yol açmak, eski Sovyetler Birliği'nin başlıca hedeflerinden biriydi. Kremlin'in bu hedefe ulaşamaması, o savaştaki yenilgisinin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Mevcut gelişmeler ise sanki Çin ve Rusya'nın çıkarlarına hizmet ediyor gibi.

Tüm bu sarsıntılara karşın NATO, hem Washington'ın küresel uzanımı hem de savunma ve jeopolitik bir kutup inşa etmekten yoksun Avrupa için vazgeçilmez bir ihtiyaç olmayı sürdürüyor.

Amerikan şüpheciliğinin ve iç bölünmelerin yarattığı zafiyetle tökezleyen NATO'nun bu krizinin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtulmaya ve gerçek anlamda bağımsız bir savunma gücü inşa etmeye zorlamak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor. Dikkat çekici olansa Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev’in birkaç hafta önce ‘Avrupa Birliği’nin (AB) NATO'dan neredeyse daha tehlikeli bir askeri bloka hızla dönüşebileceği’ uyarısında bulunmasıydı. Bu abartılı uyarının, Avrupa'da artan savunma harcamalarının ve Rusya tehdidinin ciddiyetine odaklanan Avrupa politika ve stratejilerinin benimsenmesinin yansımalarına ilişkin art arda gelen Rusya’nın uyarılarıyla örtüştüğü anlaşılıyor.

Bu bağlamda Moskova, Berlin'in yeni askeri doktrinini ve ‘Almanya ordusunu Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel gücü haline getirme’ yönelimini yakından izliyor. Fransa'nın nükleer silahların kıtaya konuşlandırılması için Avrupa ülkeleriyle iş birliğini öngören yeni nükleer doktrini de Moskova'nın gündeminde önemli bir yer tutuyor.

Hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.

Rusya’nın değerlendirmelerinden bağımsız olarak, öngörülebilir gelecekte ‘bağımsız bir Avrupa NATO'sunun’ kurulmasını tasavvur etmek oldukça güç.

Avrupa bugün ABD'nin savunma ve güvenlik alanında sağladığı korumaya aşırı bağımlılığının bedelini ödüyor. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin liderlerinin yeni konjonktürde seçeneklerini yeniden gözden geçirmesi kaçınılmaz. Topraklarına yönelik bir saldırı halinde ABD’nin müdahalesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki şüpheleri de giderek derinleşiyor. Bu ittifak temelde güvene dayanıyor. Oysa bu güven şu an tarihin en düşük seviyesinde.

hjju
Skorta köyü yakınlarında düzenlenen “Truva İzi 2026” (TFP26) askeri tatbikatına katılan askerler paraşütle atlama yaparken, 16 Mayıs 2026 (AFP)

Avrupalıların stratejilerini değiştirmesi ve ABD'nin stratejik bir karşılık ile karşılıklılık kapasitesi beklemeksizin her zaman kendilerini savunmayı kabul edeceği saflığından vazgeçmesi şart.

İster NATO bünyesinde ister başka Avrupa kurumları aracılığıyla olsun, Avrupalıların sorumluluğu üstlenip çıkarlarını savunmak için kendi aralarında örgütlenmesi gerekiyor. Çıkarların örtüştüğü durumlarda ABD ile iş birliği yaparak, önceliklerin örtüşmediği durumlarda ise bağımsız hareket ederek.

Avrupa'nın elinde güçlü kartlar var. AB dünyanın önde gelen ekonomik ve ticari kutuplarından biri. Kanada Başbakanı Mark Carney'in kısa bir süre önce yaptığı bir açıklamada ifade ettiği gibi ‘artan jeopolitik dönüşümlerle birlikte uluslararası düzenin yeniden şekillenmesinde eksen rol üstlenmeye’ aday bir siyasi blok.

Ne var ki hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.

Sonuç olarak Avrupalıların NATO bünyesinde ya da dışında kendi ittifaklarını geliştirmesi gerekiyor. Avrupa'nın stratejik güvenliğinin temelleri, savunma bağımsızlığının güçlendirilmesi, ABD ile daha dengeli bir ortaklığın kurulması ve Hindistan ile Çin gibi diğer uluslararası ortaklarla ilişkilerin çeşitlendirilmesi şeklindeki üç eksen üzerine oturuyor. En kritik adım ise uzun süredir beklenen savunma stratejisi üzerinde Avrupa birliğinin ve mutabakatının sağlanması.



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP