Tarık Raşid
Onlarca yıldır hem halk hem de yönetim nezdinde özel bir konuma sahip olan ve varlığı ile güvenliğini büyük ölçüde ABD’nin desteğine yaslayan İsrail'e yönelik Amerikan kamuoyunun tutumundaki olumsuz kayma giderek ivme kazanıyor.
Bu dönüşüm, başta Pew Araştırma Merkezi'nin gerçekleştirdiği anket olmak üzere kamuoyu yoklamalarına da yansıyor. Söz konusu anket, Amerikalıların yüzde 60'ından fazlasının ABD’nin İsrail politikalarından rahatsız olduğunu ve İsrail'e sınırsız destek verilmesinin gerekçesini sorguladığını ortaya koydu. Bu tablo, İsraillilerin en kritik stratejik dayanaklarından birini yitirme riskiyle karşı karşıya kaldığına işaret ediyor.
Bu sert kırılma, İsrail'in bu eğilimi tersine çevirmek için başlattığı yoğun propaganda kampanyasına karşın özellikle ABD'deki yükselen genç kuşakları derinden etkiliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik halk tepkisi de artıyor. Netanyahu'nun Amerikalılar arasındaki popülerliği daha önce hiçbir İsrailli liderin düşmediği seviyelere geriledi.
Pew Araştırma Merkezi anketine göre Amerikalıların yüzde 60'ı artık İsrail'e sempatiyle bakmıyor; bu oran 2025'teki yüzde 53'e göre yükseldi. Netanyahu'ya güveni olmayan Amerikalıların oranı ise geçen yılki yaklaşık yüzde 52'den yüzde 60'a yaklaştı.
Demokratlar ve Demokrat Parti'ye yakın bağımsızlar arasındaki İsrail memnuniyetsizliği yüzde 80'e ulaşarak geçtiğimiz yılki yüzde 69 oranından ve 2022 yılındaki yüzde 53 oranından belirgin biçimde yükseldi.
Cumhuriyetçi seçmenler arasında, özellikle 18-49 yaş arası genç kuşaklarda, İsrail'den duyulan rahatsızlık yüzde 57'ye çıkarak geçtiğimiz yılki yaklaşık yüzde 50'nin üzerine taştı. Bununla birlikte 50 yaş üstü Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 50'si İsrail'e destek vermeye devam ediyor.
Evanjelik Protestanlar ve Amerikalı Yahudiler sırasıyla yüzde 64 ve yüzde 65 ile İsrail'e bağlılığını koruyan neredeyse tek topluluklar konumunda. Evanjelik olmayan beyaz Hristiyanlar arasında İsrail'den memnuniyet oranı yüzde 39'u geçmezken, bu oran Katolikler arasında yüzde 35, Siyah Protestanlar arasında yüzde 33, dinsizler arasında yüzde 22 ve Amerikalı Müslümanlar arasında ise yalnızca yüzde 4 düzeyinde seyrediyor.
Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine duyulan güvensizlik 2023 yılındaki yüzde 40'tan bu yıl yüzde 60'a yükselirken bu oran Demokratlar arasında yüzde 76'ya çıkıyor.
Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine duyulan güvensizlik 2023 yılındaki yüzde 40'tan bu yıl yüzde 60'a yükselirken bu oran Demokratlar arasında yüzde 76'ya ulaşıyor. Cumhuriyetçiler ise Netanyahu değerlendirmesinde ikiye bölünmüş durumda. Bunların yüzde 45'i İsrail Başbakanı'na güvenirken, yüzde 44'ü ona hiç güvenmiyor.
Din ekseninde değerlendirildiğinde, Evanjelik beyaz Protestanların yüzde 52'si Netanyahu'nun küresel meseleleri ele alış biçimine güvendiğini belirtirken, diğer tüm dinlerde olumsuz görüşler ağır basıyor. Amerikalı Yahudilerin yüzde 56'sı ve Müslümanların yüzde 91'i bu kesimde yer alıyor.
Güvensizlik, Amerikalıların yüzde 55'ini kapsayacak biçimde Başkan Donald Trump'ın İsrail politikasındaki kararlarına da sirayet ediyor. Bununla birlikte Cumhuriyetçilerin yüzde 73'ü ve Demokratların yüzde 16'sı Trump'ın İsrail ilişkilerinde doğru kararlar alabileceğine inanıyor. Ancak Trump'a duyulan güven genç Cumhuriyetçi kuşaklar arasında yüzde 30'a kadar düşüyor.
Ankete göre İsrail-Hamas çatışması Cumhuriyetçi ve Demokrat ayrımı gözetmeksizin Amerikalıların yaklaşık yüzde 53'ü için özel bir önem taşıyor. Bu oran Amerikalı Yahudilerde yüzde 91'e, Amerikalı Müslümanlarda yüzde 70'e ve Evanjelik Protestanlarda yüzde 65'e yükseliyor.
Öte yandan fikir akımları açısından uçurum giderek derinleşiyor. Liberallerin yüzde 74'ü İsrail'e olumsuz bakışa sahipken muhafazakarlarda bu oran yüzde 30'da kalıyor. Ülkeler bazında ise başka bir Pew anketi, ankete dahil edilen 24 ülkenin 20'sinde Netanyahu'ya hiç güvenilmediğini ortaya koydu. Avustralya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Endonezya, Japonya, İtalya, Hollanda, İspanya, İsveç ve Türkiye bu ülkeler arasında öne çıkıyor.
İsraillilerin yüzde 58'i, Gazze savaşından tüm dünyaya yayılan görüntüler, İsrail'in ABD Başkanı Donald Trump'ı İran’la savaşa sürüklediği yönündeki ifadeler, sosyal medyada dolaşan mesajlar, iç kamuoyundaki ırk adaleti tartışmaları ve aşırı sağ İsrail hükümetiyle yaşanan uyumsuzluk nedeniyle ülkelerine dünya genelinde saygı duyulmadığının farkındalar.
Ara seçimlerde aday olmak isteyen pek çok isim, kısa süre önce neredeyse tabu sayılan ‘ABD İsrail'e silah satışını durdurmalı mı?’ sorusunu açıkça gündeme getirmeye cesaret etti. Bir anket, Demokratların dörtte üçünün ve Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 50'sinin İsrail'e desteğin her iki partide de sorun yaratmaya başladığı görüşüne katıldığını ortaya koydu. Bazı adaylar kampanyalarını İsrail'e yönelik yardımların sona erdirilmesi ve başta Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) olmak üzere Siyonist lobilerden uzak durma ekseninde şekillendirmeye başladı.
Demokratlar, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşındaki öfkelerini dillendirirken, İsrail’in İran savaşındaki rolünü Başkan Trump ve Cumhuriyetçilere saldırmak için bir koz olarak kullanıyor. Birkaç hafta önce 40 Demokrat senatör, geçen yılın temmuzunda aynı talebi dile getiren 27 senatörün üzerine çıkarak İsrail'e silah satışını yasaklayan bir karar tasarısı sundu. Ancak tüm Cumhuriyetçi bloğun karşı oy kullanması tasarının geçmesini engelledi.
Kongre adaylarının İsrail yanlısı baskı gruplarıyla ilişkisi siyasi bir yük haline geldi. Demokratların Temsilciler Meclisi çoğunluğunu yeniden ele geçirmesi için kazanılması zorunlu eyaletlerden Michigan'da yaşanan durum bunu açıkça gözler önüne seriyor. Parti adayları birbiriyle İsrail'i eleştirme yarışına girip rakiplerini AIPAC'tan para aldıkları gerekçesiyle hedef alıyor.
Ara seçimlerde aday olmak isteyen pek çok isim, kısa süre önce neredeyse tabu sayılan ‘ABD İsrail'e silah satışını durdurmalı mı?’ sorusunu açıkça gündeme getirmeye cesaret etti.
MAGA’ya yönelik tepki
Cumhuriyetçi cephede ise Trump, İran savaşı nedeniyle “Amerikayı Yeniden Harika Yap” (Make America Great Again/MAGA) olarak bilinen seçmen tabanının yoğun tepkisiyle karşı karşıya; bu kesim savaşı ‘Önce Amerika’ vaadinden bir sapma olarak değerlendiriyor. Trump, medya yorumcusu Tucker Carlson, İsrail baskısıyla İran'a savaş açılmasını protesto ederek istifa eden Terörle Mücadele Merkezi Başkanı Joe Kent, istifa eden Cumhuriyetçi Temsilci Marjorie Taylor Greene ve Kentucky'li Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie gibi İsrail karşıtı muhafazakâr sesleri susturmaya çalışıyor.
Hatta bazı Cumhuriyetçi aday adayları da bu eğilime katılıyor. Trump'ın desteklediği Cumhuriyetçi Temsilci Byron Donalds'a karşı Florida valiliğine aday olan James Fishback, İsrail adına savaşa girilmemesini talep eden İsrail karşıtı bir platform üzerine kampanya yürütüyor.
Buna karşın Demokrat Parti içindeki İsrail yanlısı üyeler, Ortadoğu meselelerinin Amerikan seçmeni için birincil öncelik taşımadığını ve bu nedenle partinin İsrail destekçilerinden yüz çevirmemesi gerektiğini savunmaya devam ediyor.
Liberal ilerlemeciler ise Ortadoğu meselelerinin Filistin yanlısı aktivistlerin ötesine geçtiğini öne sürerek bu meselelerin adayların kendilerini geleneksel kurumlardan bağımsız ve çıkar sahiplerine kafa tutabilecek cesarete sahip muhalefet temsilcileri olarak konumlandırmalarına yardımcı olduğunu savunuyor. Bu siyasi tabuları yıkan güçlü dalganın önünde bazı adaylar tutumlarını değiştirmek zorunda kaldı.
Michigan Eyaleti Senatosu üyesi ve ABD Senatosu aday adayı Mallory McMorrow, Gazze'de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi. Daha önce AIPAC'ın düzenlediği ve finanse ettiği konferans ve gezilere katılmaya alışkın olan McMorrow, geçen ekime kadar bu tanımlamadan kaçınıyordu; ancak görüşünü değiştirerek Netanyahu'nun Trump’ı ‘hiçbir gerekçe olmaksızın’ İran'a savaş açmaya sürüklediğini de açıkça dile getirdi.

Demokratlar arasındaki seçim yarışının ülke genelinde İsrail üzerine bir referanduma dönüştüğüne işaret eden kanıtlar art arda geliyor. Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin koltuğu için üç adayın yarıştığı San Francisco'dan, İsrail politikalarına karşı aldığı sert ve kararlı tutumlar sayesinde ilerlemeci Demokratların desteğini kazanan Demokrat Temsilci Chris Rabb'ın mücadele verdiği Pennsylvania'ya kadar adaylar Gazze'de yaşananları soykırım olarak tanımlıyor.
Rabb, bir açıklamasında Demokratların 2024 yılındaki seçimlerde seçmen tabanını dinlemedikleri için kaybettiğini belirterek, seçmenin haksızlıkları teşhir eden ve haksız savaşları durdurmak için mücadele eden cesur bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Yahudi lobileri, İsrail karşıtı adaylara yönelik karşı kampanyalar finanse ediyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bunların pek çoğu etkisini yitirmeye başladı. Demokrat Vali Mikie Sherrill'in görevi devralmasıyla boşalan New Jersey koltuğu için düzenlenen özel seçimde İsrail'in en sert eleştirmenlerinden biri olan Analilia Mejia'nın zafer kazanması bu dönüşümün somut yansıması oldu.
Sadakat şüphesi
Cumhuriyetçi cephede ise ön seçim adayları çok daha büyük bir ikilemle karşı karşıya. Ohio eyaleti adayları James Fishback ve milyarder Vivek Ramaswamy'nin karşısında eyalet valiliği yarışını kaybeden YouTuber Casey Butts bunların arasında sayılabilir. Elon Musk'ın ortağı Ramaswamy da dahil olmak üzere hepsi İsrail eleştirisi konusunda hemfikir. Cumhuriyetçi aday Mark Lynch, Güney Karolina Senatörü Lindsey Graham'ın koltuğunu ele geçirmek için Trump'ın desteklediği rakibine ABD'ye değil, İsrail'e bağlı olduğu suçlamasını yöneltti.
Trump ise İran'a karşı savaş kararında Netanyahu'nun etkisinde kaldığı iddialarını reddederek, bu gerekçeyle kendisinden uzaklaşanları ‘başarısızlar’ olarak nitelendirdi. Televizyon sunucusu Tucker Carlson, 2024 yılındaki seçimlerde Trump'ı desteklediğine pişman olduğunu dile getirerek, ABD'nin İsrail'den bağımsızlaşması çağrısında bulundu.
Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene, Tucker Carlson'a verdiği röportajda Kongre'den ayrılmasının sebebinin AIPAC'a boyun eğmemesi olduğunu belirterek bu örgütün ‘Washington'ı tam anlamıyla kontrol ettiğini’ söyledi ve geçtiğimiz yıl ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin durdurulmasını talep ettiğini hatırlattı.
Greene'nin Kongre'den ayrılmasının ardından Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Thomas Massie, Cumhuriyetçi kanattaki İsrail karşıtı cephenin öncü ismi haline gelirken, İsrail'in ABD'nin müttefiki olmadığını açıkladı. Bu açıklama, başta AIPAC, Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu ve Yahudi milyarder Miriam Adelson olmak üzere Cumhuriyetçi Parti'nin önde gelen bağışçılarının tepkisini çekti. Söz konusu isimler 19 Mayıs’ta yapılan ön seçimlerde Massie'yi düşürmek için güç birliği yaptı.
“Sosyal medyada kendisine yönelik yoğun kampanyayla karşı karşıya kalan Senatör Graham, İsrail'e destek tutumunu yumuşatmaya ve İsrail'le ittifakı yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ima etmeye başladı.
Sosyal medyada kendisine yönelik yoğun kampanyayla karşı karşıya kalan Senatör Graham, İsrail'e destek tutumunu yumuşatmaya ve İsrail'le ittifakı yeniden gözden geçirmeye hazır olduğunu ima etmeye başladı. Öyle ki, geçtiğimiz ocak ayında Netanyahu'nun talep ettiği on yıllık sürenin çok öncesinde ABD'nin İsrail'e yönelik yardımlarını sonlandırmasını önerdi.
Ramaswamy, 2024 cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında İsrail'e verilen yardımların kesilmesini talep eden tek Cumhuriyetçi isimdi. Son açıklamalarında ise daha önce görüşlerine karşı çıkanların büyük bölümünün artık kendisiyle aynı fikirde olduğuna dikkati çekti.
İsrail hükümeti bu durumu tersine çevirmek amacıyla karşı propaganda kampanyaları başlattı. İsrail parlamentosu Knesset, 2026 bütçesine Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın ‘akılları ve kalpleri kazanmaya yönelik küresel savaş’ olarak nitelendirdiği faaliyetleri finanse etmek üzere yaklaşık 730 milyon dolar tahsis etti. Bu rakam geçen yılki propaganda bütçesinin beş katına denk geliyor.
Saar, bu savaşın savaş uçakları, bombalar ve füze savunma sistemlerinin üretiminin finansmanından daha az önem taşımadığını vurguladı. Dışişleri Bakanlığı ayrıca kamu diplomasisi yönetimi için özel bir birim kurdu.
Bütçenin 50 milyon doları Google, YouTube, X ve Outbrain platformlarında yayımlanacak propaganda materyallerini finanse etmeye, 40 milyon doları ise yurt dışından yasama üyeleri, din adamları, sosyal medya fenomenleri ve üniversite rektörlerinden oluşan heyetleri ağırlamaya ayrıldı.
Yaklaşık 14 milyar dolar değerinde bir anlaşmayla, İsrail yanlısı milyarder bağışçı ve destekçilerden oluşan bir konsorsiyum, İsrail'in Filistin yanlısı olduğunu düşündüğü sosyal medya platformu TikTok hisselerinin yüzde 80'ini satın aldı. Bu hamle, İsraillilerin 1,5 milyarlık bir kitleye ulaşmayı hedeflediği ve Amerikalıların yüzde 30'unun haber kaynağı olarak kullandığı bu pencereye eklenen yeni bir propaganda aracı niteliği taşıyor.
Buna milyarder Rupert Murdoch'un sahibi olduğu Fox News de dahil. Murdoch daha önce İsrail'in Batı demokratik uygarlığının savunulmasında ön safta yalnız başına durduğunu açıkça ifade etmişti.
İsrail'in tüm bu medya ve propaganda cephanesiyle Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın ve ABD'yi İran'a karşı savaşa sürüklediği suçlamasının yarattığı hasarı onarıp onaramayacağı henüz bilinmiyor.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

