Netanyahu, "terör" ve Gazze'ye yardım gerekçesiyle Arap partisini kapatmayı planlıyor

Arap partiler saflarını birleştirirken ortak listeye hazır olduklarını vurguluyor

Arap Birleşik Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Tel Aviv'de Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyon anlaşmasını imzalarken, Haziran 2021 (AFP)
Arap Birleşik Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Tel Aviv'de Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyon anlaşmasını imzalarken, Haziran 2021 (AFP)
TT

Netanyahu, "terör" ve Gazze'ye yardım gerekçesiyle Arap partisini kapatmayı planlıyor

Arap Birleşik Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Tel Aviv'de Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyon anlaşmasını imzalarken, Haziran 2021 (AFP)
Arap Birleşik Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Tel Aviv'de Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyon anlaşmasını imzalarken, Haziran 2021 (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakın siyasi kaynaklar, Netanyahu’nun Mansur Abbas liderliğindeki İslam Hareketi - Güney Kanadı'nı ‘teröre destek’ verdiği ve ‘son savaş sırasında Gazze'deki Hamas'a para ve yardım gönderdiği’ iddiasıyla yasadışı ilan etmeye yönelik bir yasa tasarısı hazırlanması ve güvenlik önlemleri alınması talimatı verdiğini açıkladı.

Konuyu gün yüzüne çıkaran İsrail televizyonu Kanal 13, tüm Arap partilerin savaş süresince Gazze'ye bağış kampanyaları düzenlediğini, ancak bu bağışların Hamas'a değil toplumsal kuruluşlara gönderildiğini hatırlattı. Netanyahu'nun tam da bu hareketi hedef almasının, Naftali Bennett liderliğindeki bir hükümete ilkesel olarak katılma kararı almasını önlemek ve onu yıldırmak amacıyla yapıldığını belirten kanal, bu adımın seçim mücadelesinde ‘ilk kurşun değil, öldürücü bir füze’ olarak değerlendirildiğini aktardı.

devf
Bennett ve Lapid, geçtiğimiz nisan ayında İsrail'in Herzliya kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (EPA)

Arap parti liderleri bu adımı tüm Arap partilerinin ya da büyük çoğunluğunun kapatılmasının başlangıcı olarak değerlendiriyor. Netanyahu, bu partilerin seçimlerde en az 10 Knesset üyesi çıkaracağının ve ortak bir liste kurmaları halinde 15 milletvekiline ulaşabileceklerinin farkında. Bu milletvekilleri, hepsi de temel hedeflerinin Netanyahu hükümetini düşürmek olduğunu açıkça belirtiyor. Dolayısıyla hükümet kurmasını engelleyecek bir güvence oluşturacaklar.

Mansur Abbas, Kanal 13'e yaptığı açıklamada Netanyahu'nun seçim mücadelesini Araplar pahasına kazanmak istediğini ve bunun ‘İsrail'de demokrasiyi yok etme yolunda attığı ilk adım’ olduğunu söyledi. Ayrıca iç istihbarat servisi Şabak Başkanı David Zini'ye kamuoyu önünde bir mesaj ileterek böyle bir girişimi desteklememesini talep eden Abbas, partisinin Hamas'a yardım etmediğini ve onunla hiçbir iletişiminin bulunmadığını, sağladığı tüm yardımların Gazze'deki yoksul vatandaşlara salt insani amaçlarla ulaştırıldığını da vurguladı.

Yardımların yalnızca savaş döneminde değil, yıllar öncesinden bu yana sağlandığını hatırlan Abbas, Netanyahu'nun bu yardımlardan haberdar olduğunu ve tam beş yıl önce kendisine başvurarak Bennett-Lapid hükümetine katılmaktan vazgeçmesi ve kendi koalisyonuyla iş birliği yapması için yalvardığını söyledi.

Netanyahu'nun Yahudi seçmenleri Arap partisinin katıldığı bir hükümetten korkutmaya çalıştığını ve bunun ırkçı bir çarpıtma olduğunu söyleyen Abbas, “Muhalefet blokunun 61 sandalye kazanarak bize ihtiyaç duymadan hükümet kurabilmesini diliyorum; ancak böyle bir hükümette ortak olmak için çaba göstereceğim. Geçmişte de belirttiğim gibi devletin güvenlik ve stratejik işlerini yönetmekle ilgilenmiyorum, genel devlet politikasını değiştireceğime dair bir yanılsamam da yok. Odak noktam Arap kitlelerin sivil sorunları olacak” diye konuştu.

Yenilgi kokusu

Sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, Netanyahu'nun yenilginin ve başbakanlık yolculuğunun sonunun geldiği kokusuna kapıldığını, seçimleri kaybedeceğini iyi bildiğini ve bu nedenle seçimleri kazanmak amacıyla Birleşik Arap Listesi’ni kapatma gibi ‘bu sefil yönteme’ başvurduğunu söyledi. Netanyahu'nun Birleşik Arap Listesi'ni kapatmaya çalıştığı kişinin ta kendisi olduğunu, onunla Başbakanlık makamında ve Kayserya'daki evinde bir araya gelerek müzakereler yürüttüğünü, hatta koalisyonuna katılması için yalvardığını belirtti. Golan, yalnızca müttefiki Bezalel Smotrich buna karşı çıkarak planı suya düşürdüğünü de sözlerine ekledi.

Netanyahu'nun seçimlerde iktidarını yitirmemek amacıyla geniş çaplı bir siyasi plan oluşturduğu hatırlatılıyor. Bu plan İsrail vatandaşı olan Arapları (48 Filistinlileri) yıldırmayı ve zaten düşük olan seçmen katılım oranlarını daha da düşürmeyi içeriyor. Seçmenlerin yüzde 18'ini oluşturmalarına karşın Arapların seçimsel gücü 16 milletvekiliyle sınırlı kalıyor. 2019 yılında Arap seçmen katılımı yüzde 60'a fırlamış ve Ortak Liste 15 sandalye kazanmıştı. Arap parti liderleri önümüzdeki seçimlerde bu sonucu tekrarlamayı hedefliyor.

Ortak Liste

Bu bağlamda tüm Arap partiler pazar akşamı, 48 Filistinlileri için yaklaşan parlamento seçimlerinde Ortak Liste’nin yeniden kurulmasına destek verdiklerini açıkladı ve Kurban Bayramı öncesinde biçim ve içerik üzerinde uzlaşmak amacıyla acil bir toplantı yapılmasına karar verdi.

Liderler arasındaki görüşmelerden anlaşıldığına göre Ortak Liste ‘teknik’ nitelikte olacak. Bu sayede her parti seçimlerden sonra listeden ayrılarak kendi siyasi yolunu özgürce belirleyebilecek.

Bunun temel nedeni, Mansur Abbas'ın listesi ile diğer listeler arasındaki ilkesel anlaşmazlık. Abbas, listesinin 2021'de hükümet koalisyonuna bakan olmaksızın katıldığı gibi yeniden koalisyona dahil olması gerektiği görüşünde; ancak bu kez listesinin bir bakanlık portföyü de almasını istiyor.

cdsvef
İsrail parlamentosu Knesset'in Arap-Müslüman milletvekili Mansur Abbas, Haziran 2022 (AFP)

Öte yandan diğer Arap partiler, İsrail'deki mevcut hükümetlerin savaş ve işgal hükümetleri olduğuna ve bir Arabın bu hükümetlere katılmasının caiz olmadığına inanıyor. Bununla birlikte Netanyahu'ya karşı koalisyona girmeksizin bir hükümetin kurulmasını desteklemeye ve muhalefette koalisyon dışında kalmaya hazır olduklarını belirtiyorlar. Dolayısıyla bu kez Ortak Liste'nin yalnızca bugün 10 milletvekiliyle temsil edilen Arapların Knesset'teki gücünü artırmak amacıyla kurulması konusunda mutabık kaldılar.

Bu adım, hükümetin kendilerini hedef aldığı görüşündeki ve aşırı sağın planlarıyla yüzleşmek için safların birleştirilmesini talep eden Arap vatandaşlardan oluşan bir kesimin taleplerini karşılamak anlamına da geliyor.

sdv
İsrail'de Arap toplumuna yönelik suçlar nedeniyle öldürülen bir genci Tel Aviv'deki gösteride ağlayan Arap vatandaş, geçen Ocak ayı (Reuters)

Bu nedenle Eymen Udeh liderliğindeki Demokratik Barış ve Eşitlik Cephesi (Udeh, 2015 yılında Knesset'te yalnızca 10 yıl görev yapacağına dair verdiği sözü tutmaya karar verdiğinden bir sonraki Knesset'te temsil edilmeyecek. Yerine 10 gün önce Demokratik Barış ve Eşitlik Cephesi’nin yeni başkanı seçilen Yusuf Cebbarin bu görevi üstlenecek), Sami Ebu Şahade liderliğindeki Demokratik Ulusal Toplantı ve Ahmed et-Teybi liderliğindeki Değişim için Arap Hareketi, pazar akşamı ortak bir toplantı düzenledi. Bu toplantı, Ortak Liste'nin yeniden kurulmasına doğru ilerlemeyi ve beklenen anlaşmanın önündeki engelleri aşmayı hedefleyen son dönemdeki bir dizi oturum ve müzakerenin ardından gerçekleşti.

Mansur Abbas bu açıklamayı memnuniyetle karşıladığını ve partisinin vizyonuyla örtüştüğünü belirterek Ortak Liste'nin kurulmasına yönelik yaklaşan toplantıya katılacağını duyurdu.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.