Suriye, Hürmüz Boğazı'na alternatif bir rota haline gelir mi?

Ülke, Ortadoğu'da yeni bir ulaşım ve lojistik merkezi haline gelme yoluyla yeniden inşasını finanse etmeyi umuyor

Şam'a bakan Kasiyun Dağı'ndaki Meçhul Asker Anıtı yakınlarında, yeni ulusal amblemin tanıtımı sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın konuşmasını dev bir ekranda izleyen insanlar, 3 Temmuz 2025 (AFP)
Şam'a bakan Kasiyun Dağı'ndaki Meçhul Asker Anıtı yakınlarında, yeni ulusal amblemin tanıtımı sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın konuşmasını dev bir ekranda izleyen insanlar, 3 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Suriye, Hürmüz Boğazı'na alternatif bir rota haline gelir mi?

Şam'a bakan Kasiyun Dağı'ndaki Meçhul Asker Anıtı yakınlarında, yeni ulusal amblemin tanıtımı sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın konuşmasını dev bir ekranda izleyen insanlar, 3 Temmuz 2025 (AFP)
Şam'a bakan Kasiyun Dağı'ndaki Meçhul Asker Anıtı yakınlarında, yeni ulusal amblemin tanıtımı sırasında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın konuşmasını dev bir ekranda izleyen insanlar, 3 Temmuz 2025 (AFP)

Charles Lister

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejimi devrildiğinde, geçici Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ülkesinin “sıfır sorun” ilkesine dayalı bir dış politika izleyeceğini duyurdu. Bunun, ülkesine izolasyondan çıkış yolunu açacağını ve bazı ekonomik krizlerini çözmesine yardımcı olacağını umuyordu. Suriye'nin istikrara kavuşması olasılığı, Ortadoğu ülkelerini 2025 yılında en az 28 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalamaya teşvik etti ve ülke 2026 yılında kendisine daha da fazla yatırım anlaşması çekmeye devam etti.

İran ile devam eden savaşın ortasında bu eğilim sürerken, Suriye'nin en önemli jeopolitik ve ekonomik iddiası giderek daha belirgin hale geldi: Ortadoğu'nun kalbinden geçerek Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan ve enerji, ticaret ve teknolojik bağlantı için hayati bir koridora dönüşme potansiyeli. Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapalı olması ve Kızıldeniz'de güvensizliğin artmasıyla birlikte, Suriye kendisini daha doğrudan karasal bir alternatif olarak sunuyor.

Bu jeopolitik önerinin güncelliği sebebiyle, Suriye Maliye Bakanı Mayıs ayındaki G7 zirvesine davet edilirken, Cumhurbaşkanı Şara da haziran ortasında benzer bir zirveye katılmak üzere davet aldı. Suriye'nin G7 gibi taraflarla olan ilişkisinin düzeyindeki bu ani yükseliş, Şam'ın İran ile savaşın ortaya çıkardığı sorunlara sunduğu potansiyel uzun vadeli çözümlerin giderek daha fazla farkına varıldığını yansıtıyor.

cdcfv
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Brüksel'de düzenlenen AB-Suriye Yüksek Düzey Diyaloğu sırasında AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile tokalaşıyor, 11 Mayıs 2026 (AP)

Böyle bir fırsat, nisan ayında Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde (GKRY) düzenlenen acil bir AB zirvesinde ortaya çıktı; burada Şara, Suriye'yi Avrupa'nın enerji güvenliği endişelerine bir çözüm olarak sundu. “Bir zamanlar başkalarının çatışmalarının savaş alanı olan Suriye, bugün güvenlik için bir köprü ve çözümün temel taşı olmayı seçti” diyen Şara, ülkesini “Orta Asya ve Körfez'i Avrupa'nın kalbine bağlayan güvenli ve alternatif bir arter” olarak tanıttı.

Suriye'nin istikrara kavuşması olasılığı, Ortadoğu ülkelerini 2025 yılında en az 28 milyar dolarlık yatırım anlaşmaları imzalamaya teşvik etti

GKRY’de, Şara, uzun süredir rafta duran “Dört Deniz” projesini yeniden canlandırmayı önerdi. Bu projeye göre Suriye, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Körfez'deki denizcilik rotalarını birbirine bağlayan demiryolu, karayolu ve boru hatları yoluyla bir ticaret ve lojistik merkezine dönüşebilir.

Bu tür bir sınır ötesi proje, Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan bir kara yolu ağı kurarak bölgenin ve dünyanın Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığını önemli ölçüde azaltacaktır. Bu açık öneri, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin Şam ziyaretinden ve Türkiye'nin Ermenistan ile gümrük kısıtlamalarını kaldırma kararından sonra geldi; bu iki gelişme, Hazar ve Karadeniz'e giden yolun açılması ve stratejik konumlarından yararlanılması için gerekli görünüyor.

Gelgelelim Şara'nın vizyonunu gerçeğe dönüştürmek yıllar alacaktır. Bugün Suriye, yüz milyarlarca doları bulan devasa bir yeniden inşa maliyetiyle karşı karşıya bulunurken, kamu çalışanlarının maaşlarını ödemekte bile zorlanıyor.

Ancak en önemli sorun, ne kadar hızlı olursa olsun kara taşımacılığının kapasite açısından deniz taşımacılığının gerisinde kalmasıdır. İran ile yaşanan mevcut savaştan önce, Hürmüz Boğazı, dünyanın petrolünün yaklaşık yüzde 27'si, sıvılaştırılmış doğal gazının yüzde 20'si ve gübrelerinin yüzde 30'u için bir geçiş güzergahıydı. Tüketim mallarına gelince, boğazdan yılda en az 26 milyon konteyner geçiyor ve bu da boğazın kapanmasını küresel ithalat için doğrudan bir tehdit haline getiriyor. Körfez ülkelerinde gıda güvenliği büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü bu ülkeler gıda tedariklerinin yaklaşık yüzde 85'ini boğaz üzerinden ithal ediyor.

dddfv
 Suriye sahilindeki Baniyas rafinerisinin açıklarında demirlemiş bir petrol tankeri, 1 Mayıs 2026 (Associated Press)

Buna rağmen Suriye hedeflerini gerçekleştirmeyi ve küresel bir lojistik merkezi ve önemli bir ticaret koridoru olmayı başarırsa, Hürmüz Boğazı'na olan aşırı bağımlılığı azaltacaktır. Suriye, Körfez'den Mısır ve Ürdün'e uzanan daha geniş bir yeni arter ağı içinde alternatif bir kara yolu haline gelebilir.

Dört Deniz projesi, Suriye'yi Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Körfez'i birbirine bağlayan demiryolu, karayolu ve boru hattı ağları aracılığıyla bir bağlantı noktasına dönüştürüyor

Bu, Suriye'nin kendisinden önce, bölgedeki ülkelere, Körfez'deki enerji üreticilerine ve Avrupa'daki tüketicilere yansıyacak geniş kapsamlı küresel bir etkiye sahip olabilir. Zira İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, deniz taşımacılığında sigorta maliyetlerinde önemli bir yükselişe neden oldu; bu maliyetin savaş sona erse bile önceki seviyelerine dönmesi olası değil, bu da kara taşımacılığına daha fazla rekabet gücü kazandırıyor. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Suriye gerçekten de birçok kişinin umduğu gibi bir ülke haline gelirse, toparlanması ve refahı yalnızca Suriye'yi etkilemekle kalmayacaktır. Etkisi komşu ülkelere de yayılacak ve Arap Maşrık (Levant) bölgesinin nadiren, hatta hiç yaşamadığı bir tür istikrar ve bölgesel bütünleşmeyi teşvik edecektir.

Cumhurbaşkanı Şara’nın, Suriye'nin toparlanması için uluslararası destek çekmeyi amaçlayan ekonomik vizyonunun, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu güvenlik ve diplomatik zorluklarla kesişmesi tesadüf değil. Bu yaklaşıma ağırlık kazandıran jeopolitik itici güç olmasaydı, Suriye'ye yatırım çağrıları muhtemelen geniş çaplı bir ilgisizlikle karşılanırdı. Suriye'nin altyapısının ne kadar kötü durumda olduğuna dair uyarılar şüphesiz doğru olsa da, ileriye dönük her yol bir yerden başlamalıdır. Ortadoğu, bugün olduğu kadar daha büyük bir karşılıklı bağımlılık ve ortak faydalar vaat eden umut verici nedenlere nadiren ihtiyaç duymuştur.

Körfez'deki gıda güvenliği endişeleri, Suriye’nin önünde bir kapı daha açıyor; zira Körfez ülkelerinin gıda ithalatının yüzde 85'i Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Bölgedeki büyük gıda rezervleri ve kısa vadede diğer kaynaklardan ek tedarik sağlama gücü büyük kıtlıkları önlemiş olsa da, uzun vadeli belirsizlik bölge ülkelerini alternatifleri değerlendirilmeye yöneltti. Bu bağlamda, örneğin Suudi Arabistan, Suriye'den Ürdün üzerinden Krallığın kuzeyindeki Arar şehrine gıda ve diğer ticari malları taşımak için yüksek hızlı bir demiryolu hattı inşa etmenin fizibilitesini araştırıyor.

sdvfd
ABD yaptırımları altında bulunan ve İran bağlantılı bir nakliye ağıyla ilişkisi olan “Brilliant” tankerinin, Suriye'nin Baniyas Petrol Limanı yakınlarında çekilmiş bir fotoğrafı, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Bu arada, Suriye, Ürdün ve Türkiye, bölgesel bir ticaret koridoru kurmayı amaçlayan üçlü bir kuruluş oluşturdu. Bu koridor başlangıçta kara yollarına, daha sonra ise Akabe Limanı’nı Suriye üzerinden Türk limanlarına bağlayan yeniden canlandırılacak Hicaz Demiryolu'na dayanıyor. Bir kez daha, bu tür bölgesel koridorların geliştirilmesi, Hürmüz Boğazı'na olan bağımlılığı azaltacak ve Suriye'yi potansiyel alternatiflerin merkezine yerleştirecektir diyelim.

Suriye, gıda ithalatının yüzde 85'i Hürmüz Boğazı’ndan geçen Körfez bölgesindeki gıda güvenliğiyle ilgili ciddi endişeleri giderme fırsatına sahip

Enerji sektöründeki bölgesel karşılıklı bağımlılık ve dayanışma da önümüzdeki yıllarda bir dönüşüme hazırlanıyor gibi görünüyor. Dört büyük sınır ötesi petrol ve doğalgaz boru hattı projesi, bazılarının rehabilitasyonu ve yeniden akışın başlatılması, bazılarının da Suriye ve ötesine uzatılması amacıyla teknik değerlendirmelerden geçiyor. Bu projeler arasında Mısır'dan Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye uzanan Arap Doğalgaz Boru Hattı, Irak ve Suriye arasındaki Kerkük-Baniyas boru hattı ve Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçen Katar-Türkiye boru hattı yer alıyor. Buna ek olarak, Suudi Arabistan'dan Ürdün üzerinden Suriye ve Lübnan'a uzanan Trans-Arap Boru Hattı yeniden aktif hale getiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerbaycan'ı Türkiye'ye ve ardından kuzeye Avrupa'ya bağlayan Trans-Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP), güneyde Halep'e doğru uzatılarak kuzey Suriye'deki elektrik şebekesinin istikrarına katkıda bulunuyor. Bu dev projeler, petrol ve doğalgaz akışının rotalarını değiştirebilir, Hürmüz Boğazı üzerinden deniz yollarına olan bağımlılığı azaltabilir ve aynı zamanda Avrupa'nın enerji güvenliği konusundaki artan endişelerini hafifletebilir.

Bu dev projeler bir gecede gerçekleşmeyecek olsa da, bölgedeki enerji üreticileri Suriye'yi alternatif bir transit güzergahı olarak değerlendirmeye başladılar bile. Irak, petrolünü Suriye toprakları üzerinden Akdeniz'e ve oradan da Avrupa'daki alıcılara taşıyor. Haberler, BAE ve diğer Körfez ülkelerinin de aynı güzergahı kullandığına işaret ediyor.

xsvf
Irak’tan gelen tırlar, taşıdıkları petrolü boşalttıktan sonra Suriye'nin batısındaki Baniyas rafinerisinden ayrılıyor, 1 Mayıs 2026 (Associated Press)

Bu stratejik projeler, yeni güzergahlardan yararlanmak isteyen tarafların ciddi yatırımlar yapmasını gerektiriyor. Bölgede, Suudi Arabistan ve Katar, enerji ve havacılık sektörlerindeki yatırım anlaşmaları yoluyla önde gelen destekçiler olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan, bu bağlamda, doğudan Akdeniz'e uzanan bir veri koridorunun inşasına başladı. BAE de, Tartus Limanı’nı yönetmek ve genişletmek de dahil olmak üzere Suriye’deki varlığını genişletiyor. Bugüne kadar, Katar Enerji ve Arabian Drilling de dahil olmak üzere Ortadoğu enerji sektöründeki büyük oyuncuların çoğu, petrol ve doğalgaz alanlarında anlaşmalar imzaladı.

Büyük projelerin hayata geçmesi şüphesiz zaman alacak, ancak bölgedeki enerji üreticileri Suriye'yi alternatif bir rota olarak kullanmaya çoktan başladılar

 Öte yandan, Trump yönetimi de bir başka destekçi olarak öne çıktı; yaptırımların hafifletilmesini hızlandırdı, siyasi destek sağladı ve Chevron ile ConocoPhillips ile imzalanan anlaşmalar da dahil olmak üzere Amerikan enerji şirketlerinin Suriye pazarına girişine aracılık etti. Bu destek gibi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'nin Esed döneminde girdiği terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarılacağına dair vaatleri hayati önem taşıyor.

Ne var ki Suriye'nin istikrara kavuşturulması ve uluslararası ekonomik ve ticari sistemlere entegrasyonunun desteklenmesi, rakiplerinin politikalarını yeniden gözden geçirmelerini gerektiriyor. Bunlardan biri olan İran, son aylarda önemli kayıplar yaşadı ve muhtemelen yakın gelecekte yaşadığı kayıpları telafi etmekle meşgul olacak.

vfvf
Beşşar Esed rejiminin devrilişinden sonra Suriye'ye petrol taşıyan ilk gemi olan “Nissos Christiana” petrol tankeri, Tartus Limanı’na yanaşıyor, 1 Eylül 2025 (Reuters)

Diğer düşman İsrail ise Suriye'yi zayıflatmayı ve daha fazla parçalanmaya doğru itmeyi amaçlayan politikasını sürdürüyor. İsrail, açık bir gerekçe olmaksızın, son iki haftada Suriye topraklarındaki askeri operasyonlarını önemli ölçüde artırdı, kara saldırıları çoğalarak tekrarlandı ve topçu saldırıları üç katına çıktı. Bu hamlelerin tehlikesi, Suriye'deki kırılgan siyasi geçişi tehdit etmekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda gidişatının tahmin edilmesi zor olan çalkantılı bir bölgede uzun vadeli ekonomik güvenlik inşa etme fırsatını heba etme riskini de içeriyor



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal