Trump, Hürmüz Boğazı konusundaki uyarıları görmezden mi geldi?

Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
TT

Trump, Hürmüz Boğazı konusundaki uyarıları görmezden mi geldi?

Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)
Trump, 23 Mart 2026’da Florida’da başkanlık uçağına binmeden önce gazetecilerle konuşurken (AFP)

Şubat ayının ortalarında, Başkan Donald Trump’ın İran’a karşı savaşı başlatmasından kısa süre önce, İran Devrim Muhafızları kıyı sularında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştirdi. İran devlet medyası bu tatbikatları geniş şekilde duyururken, tatbikatın resmi adı amacını açıkça ortaya koyuyordu: “Hürmüz Boğazı’nın Akıllı Kontrolü.”

Bu tatbikat, Trump yönetimi için yanıp sönen kırmızı bir uyarı ışığı niteliğindeydi. Ancak nedeni hâlâ tam olarak bilinmemekle birlikte, Washington bu uyarıya büyük ölçüde kayıtsız kaldı.

Savaşın başlamasından birkaç gün sonra İran ordusu, ticari tankerleri sürat tekneleri, füzeler ve insansız hava araçlarıyla tehdit ederek boğaz üzerinde fiili kontrol kurdu. Deniz taşımacılığı durma noktasına geldi. Enerji fiyatları yükseldi. Trump ise kendisini stratejik bir çıkmazın içinde buldu.

Üç ay sonra İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü, ülkenin en güçlü silahına ve Trump ile yürütülen nükleer müzakerelerde en önemli kozuna dönüştü.

Rakiplerini kendi iradesine boyun eğdirmeye alışkın olan Trump, öfkesini gizlemekte zorlandı. Nisan ayında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İran’ı yönetenleri küfürlü bir dille “çılgın alçaklar” olarak nitelendirdi ve boğazı açmalarını isteyerek, aksi takdirde “cehennemi yaşayacaklarını” söyledi. İran ordusu ise bu tehdidi alaya alarak Trump’ın çaresizliğinin göstergesi olarak değerlendirdi.

Ancak eski Amerikan yetkililerine göre İran’ın tepkisi ne irrasyoneldi ne de sürprizdi. Bu isimler, yıllar boyunca İran’ın büyük çaplı bir Amerikan saldırısına verebileceği yanıtları konu alan çok sayıda savaş simülasyonunda görev aldı.

Amerikan hükümeti uzun yıllardır İran’la olası çatışmaları konu alan savaş oyunları düzenliyordu. Pentagon’da gerçekleştirilen ve onlarca askeri yetkili ile politika yapıcının katıldığı çalışmalar da bunlar arasındaydı. Katılımcılar, hemen her seferinde İran’ın büyük çaplı bir Amerikan saldırısına Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık vereceği sonucuna ulaştıklarını söylüyor.

Obama döneminde Beyaz Saray’ın üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinden biri olan Dennis B. Ross, “Her seferinde ilk odaklandığımız konu boğazdı; istisnasız. İran’la savaşa girersek vereceği karşılığın bu olacağını varsayıyorduk” dedi.

Trump’ın bu riskin farkında olduğu en azından ilk başkanlık döneminden beri biliniyor. İlk döneminde ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan John Bolton, Trump’ı İran’da rejim değişikliği amacıyla savaşa girmeye ikna etmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını hatırlattı. Bolton’a göre Hürmüz Boğazı bu tartışmaların her zaman merkezinde yer aldı.

Bolton, “Trump’ın boğazın kapatılmasına şaşırdığına inanmak imkânsız. Asıl soru, yönetimin neden bu sonuca karşı tamamen hazırlıksız göründüğüdür” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells ise ayrıntılı planlamalar sayesinde “tüm yönetimin İran rejiminin atabileceği her adıma hazırlıklı olduğunu” savundu.

Wells, “Başkan Trump, İran’ın deniz ulaşımını ve enerji akışını engellemeye çalışacağını biliyordu. Bu nedenle çok sayıda mayını ve mayın döşemek için kullanılan 40’tan fazla gemiyi imha etti” dedi.

Ancak savaş öncesindeki sürece dönüp bakıldığında, Trump’ın İran’ın boğazı kapatma kapasitesini küçümsediği, buna karşılık ABD’nin gerektiğinde boğazı yeniden açma kabiliyetini abarttığı görülüyor. Beyaz Saray planın ayrıntılarını açıklamasa da uzmanlar ve eski yetkililer kamuoyuna yansıyan verilerin çeşitli olası nedenlere işaret ettiğini söylüyor.

Bunlardan biri, Trump’ın İran hükümetinin boğazı kapatmaya fırsat bulamadan çökeceğini düşünmüş olması olabilir. Yönetimdeki bazı isimler de İran’ın petrol ihracatından vazgeçmeden boğazı kapatamayacağına ve “ekonomik intihar” anlamına gelecek böyle bir adım atmayacağına inanıyordu.

Trump ve üst düzey yetkilileri ayrıca İran’ın boğazı ele geçirmeye çalışması halinde ABD müttefiklerinin Amerikan kuvvetlerine destek vererek deniz yolunun yeniden kontrol altına alınmasına yardımcı olacağını varsaymış görünüyordu. Bu da yanlış bir değerlendirme çıktı.

İran’ın kullandığı taktikler de Amerikan ordusunu şaşırtmış olabilir. Pentagon planları, İran’ın boğazı yoğun şekilde mayınlayacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak Tahran bunun yerine kıyı konuşlu füzeler ve nispeten yeni sayılabilecek düşük maliyetli İHA filosunu kullanarak gemilere saldırmayı ve onları tehdit etmeyi tercih etti.

Trump, Amerikan stratejistlerini Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından bu yana meşgul eden coğrafi bir sorunu devralmıştı. O dönemde ABD, Sovyetler Birliği’nin bugün dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik su yolunu kontrol altına almaya çalışmasından endişe ediyordu.

Son yirmi yıl boyunca, nükleer programı nedeniyle yaşanan gerilimlerin arttığı dönemlerde İran sık sık Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini taciz etti ve zaman zaman bu geçiş yolunu kapatmakla tehdit etti.

Bu tehditlerden birinin ardından, 2011 yılının sonlarında Başkan Barack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e gizli bir mektup göndererek boğaza müdahalenin ABD açısından “kırmızı çizgi” olduğunu ve bunun sert bir askeri karşılık doğuracağını bildirdi. İran geri adım attı. Dennis Ross’a göre buradan çıkarılan ders açıktı: İran, liderliğinin varlığını Hürmüz Boğazı uğruna riske atmayacaktı.

Ancak Trump’ın şubat ayı sonunda başlattığı saldırılar bu hesabı değiştirdi. Hava saldırılarında Hamaney ve diğer üst düzey İranlı yetkililer öldürüldü, ayrıca İran’daki mevcut yönetimin devrilmesi çağrıları yapıldı.

Eski CIA analisti ve Orta Doğu Enstitüsü Politika Bölümü Başkan Yardımcısı Kenneth M. Pollack, “Aslında rejim değişikliğini hedefliyorduk. Meselenin özü bu ve İranlıların boğazı kapatmasının nedeni de buydu” dedi.

Trump muhtemelen İran yönetiminde hızlı bir değişim yaşanacağını ve bunun Tahran’ın boğaz konusunda herhangi bir adım atmasını engelleyeceğini düşünüyordu ya da en azından bunu umut ediyordu. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da Trump’a İran hükümetinin devrilebileceği yönünde güvence vermişti. Trump ayrıca ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun bir komando operasyonuyla yakalanmasının yarattığı zafer havasının etkisini hâlâ taşıyordu.

Trump yönetimindeki bazı yetkililer ise İran’ın boğazı kapatmayı isteyeceğinden bile şüphe duyuyordu. Onlara göre böyle bir adım, ülkenin kazançlı petrol gelirlerini sona erdirecekti. İran uzun yıllardır ağır Amerikan yaptırımlarını Hürmüz üzerinden gerçekleştirdiği kaçak petrol ihracatı sayesinde aşmaya çalışıyordu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen haziran ayında Fox Business’a verdiği röportajda, “Eğer bunu yaparlarsa bu onlar için ekonomik intihar olur. Bizim de buna karşı seçeneklerimiz var” demişti.

Ancak Rubio’nun sözünü ettiği “ekonomik intihar” senaryosu da hatalı bir varsayıma dayanıyordu. Bu yaklaşım, İran’ın kendi petrol ihracatını riske atmadan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ciddi ölçüde aksatamayacağı kabulüne dayanıyordu.

Salı günü Senato’da yapılan bir oturumda öfkeli Demokrat senatörler, Rubio’ya baskı yaparak Trump’ın yalnızca boğazın savaş öncesi durumuna dönmesi karşılığında İran’a taviz vermeyeceğine dair güvence vermesini istedi.

Uzun yıllar boyunca analistlerin büyük bölümü, İran’ın boğazı onlarca hatta yüzlerce mayın döşeyerek ulaşıma kapatacağını varsaydı. Böyle bir senaryoda boğaz, İran petrol tankerleri için bile son derece tehlikeli hâle gelecekti.

Bir yıl önce İran’ın ana nükleer tesislerine yönelik “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” olarak bilinen Amerikan hava saldırılarının ardından Tahran’ın boğazı kapatma girişiminde bulunmaması, Rubio’nun görüşlerini destekleyen bir unsur olarak değerlendirilmiş olabilir.

Ancak İran bu sorunu beklenenden daha az mayın kullanarak aştı. Bunun nedeni, Amerikan saldırılarının mayın döşemekle görevli bazı İran teknelerini etkisiz hâle getirmiş olması olabilir. Bunun yerine İran, gemileri korkutmak ve caydırmak için füze ve insansız hava araçlarına ağırlık verdi.

İran petrolü taşıyan ve füze ya da İHA saldırılarına maruz bırakılmayan gemiler, Trump yönetimi nisan ayında İran deniz taşımacılığına karşı karşı blokaj uygulayana kadar haftalar boyunca boğazdan geçmeye devam etti.

Geçen haziran ayında Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yapılan oturumda milletvekilleri, daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın başına geçecek olan Amiral Brad Cooper’a İran’ın boğaza yönelik tehdidini ve Amerikan ordusunun buna karşı kapasitesini sordu.

Cooper, “mayın savaşı” ve ABD’nin mayın temizleme kabiliyetlerinden söz etti, ancak insansız hava araçlarından bahsetmedi.

Böyle bir senaryonun “karmaşık” olacağını kabul eden Cooper, Amerikan ordusunun durumu “haftalar ve aylar içinde” kontrol altına alabileceğini söyledi.

Ancak boğazı yeniden açmak için ABD’nin tek başına girişeceği herhangi bir askeri operasyon, zaten Orta Doğu’daki uzun ve maliyetli savaşlardan kaçınma vaatleri nedeniyle kendisini destekleyen seçmenlerin tepkisiyle karşı karşıya bulunan bir başkan açısından ciddi riskler taşıyor.

ABD ile İran arasındaki çok sayıda savaş simülasyonunu yöneten veya bunlara katılan Kenneth Pollack’a göre böyle bir operasyon, İran kıyılarında en az bir askeri tümenin konuşlandırılmasını gerektirebilir. Amaç; İran’ın sürat tekneleri, mayınları, füzeleri ve insansız hava araçlarından oluşan tüm kapasitesini tek tek etkisiz hâle getirmek olacaktır.

Pollack, “Bunu başarabilmek için boğazın kuzey kıyısındaki neredeyse her evi aramanız gerekir” dedi.

Sözlerini ise şu ifadelerle tamamladı:

“Bu her zaman son derece zor bir problemdi. İranlıların yaptıklarının hiçbir kısmı beni şaşırtmadı.”

New York Times Servisi



Google'dan yapay zekayla yapılan sahte aramalara karşı hamle

Sahte aramalar alan kişilerden genellikle acil para isteniyor (Unsplash)
Sahte aramalar alan kişilerden genellikle acil para isteniyor (Unsplash)
TT

Google'dan yapay zekayla yapılan sahte aramalara karşı hamle

Sahte aramalar alan kişilerden genellikle acil para isteniyor (Unsplash)
Sahte aramalar alan kişilerden genellikle acil para isteniyor (Unsplash)

Google yapay zeka araçlarıyla tanıdıklarınızın sesini taklit eden dolandırıcılara karşı harekete geçti. Android telefonlara gelen yeni özellik artık sahte aramaları tespit ederek kullanıcıya bildirecek.

İnsanlar bilinmeyen numaralardan gelen aramaları giderek daha fazla reddederken, dolandırıcılar yeni taktiklere yöneliyor. 

Örneğin aramayı tanıdık birinden geliyormuş gibi göstermek için internet tabanlı yazılımlarla aramayı yönlendirip telefon numarasını taklit ediyorlar.

Ardından yapay zeka deepfake teknolojilerini kullanarak seslerini, bir akrabanız veya iş arkadaşınızın sesine benzetiyorlar.

Mesela birinin telefonuna "Annem" diye kayıtlı kişiden bir arama gelirken, arayan aslında yapay zeka araçlarını kullanarak annesini taklit eden ve para isteyen bir dolandırıcı olabiliyor.

Google bu tür aramaları tespit edecek özelliği, bu ay Pixel cihazlardan başlayarak Android 12 ve üzeri telefonlara sunacağını duyurdu.

Ancak sahte arama tespit mekanizmasından yararlanmak için üç uygulamanın telefonda yüklü olması gerekiyor: Google Telefon, Kişiler ve Google Mesajlar.

Sizi arayan kişi de sizinle birlikte Google Telefon kullanıyorsa, aramanın gerçekten onların telefonundan geldiğini doğrulamak için karşı tarafın telefonundan sizin cihazınıza sessiz bir onay sinyali gönderiliyor.

Ancak bir dolandırıcı bu kişiyi taklit ediyorsa sinyal gelmiyor. Telefonunuz bu durumu fark ederek iletişim kurduğunuz kişinin gerçek cihazına Mesajlar uygulaması üzerinden sinyal gönderiyor. Eğer gerçek cihaz "Şu anda arama yapmıyorum" derse, ekranınızda hemen aramayı sonlandırmanız gerektiğini belirten bir uyarı beliriyor.

Tahmin edilebileceği gibi bu koruma sisteminin işleyebilmesi için sözkonusu üç uygulamanın karşı tarafın telefonunda da bulunması gerekiyor.

Google dün (2 Haziran) yayımladığı blog yazısında bu mekanizmayı "cihazlar arasında dijital bir tokalaşma" diye tanımladı.

Teknoloji devi, bu özelliği Zengin İletişim Hizmetleri (RCS) üzerine kurduğu için diğer uygulamalarla şirketlerin de teknolojiyi benimseyebileceğini ifade ediyor.

Google'a göre, başkasının kimliğine bürünerek yapılan dolandırıcılık, en yaygın finansal dolandırıcılık türlerinden biri. Şirket, Google Mesajlar'daki yapay zeka destekli aracın, kullanıcıları dolandırıcılık mesajlarından otomatik olarak koruduğunu belirtiyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Ars Technica, Google


Almanya’da İsrailli turistleri kabul etmeyen otel tartışma yarattı

Bavyera eyalet yönetimi, İsrailli turistlerin şikayetiyle ilgili incelemeyi sürdürüyor (Unsplash)
Bavyera eyalet yönetimi, İsrailli turistlerin şikayetiyle ilgili incelemeyi sürdürüyor (Unsplash)
TT

Almanya’da İsrailli turistleri kabul etmeyen otel tartışma yarattı

Bavyera eyalet yönetimi, İsrailli turistlerin şikayetiyle ilgili incelemeyi sürdürüyor (Unsplash)
Bavyera eyalet yönetimi, İsrailli turistlerin şikayetiyle ilgili incelemeyi sürdürüyor (Unsplash)

Almanya'da bir otelin, İsrailli turistlerin internetten rezervasyon talebini reddetmesi tartışma yarattı.

Almanya'nın güneydoğusundaki Bavyera eyaletine bağlı Lam kasabasındaki Zum Hirschen oteli, İsrailli turistlerin rezervasyon talebini onaylamadı.

İsrailli haber sitesi Ynet'in aktardığına göre otelin, seyahat platformu Booking.com üzerinden yapılan rezervasyona yanıt olarak gönderdiği mesajda “Üzgünüz, otelimizde Yahudilere yer yok” ifadeleri kullanıldı.

Bunun üzerine turistler, Bavyera Adalet Bakanlığı'nın antisemitizmle mücadele sorumlusuna şikayette bulundu.

Turistlerin ayrıca İsrail'in Münih Başkonsolosluğu'na ihbarda bulunduğu da aktarıldı.

Booking.com da şikayet üzerine oteli listesinden kaldırdı.

İsrail'in Münih Başkonsolosu Talya Lador, X'ten dün yaptığı paylaşımda, Almanya'da Nazilerin iktidara geldiği döneme atıfta bulunarak "1930'lara geri mi döndük?" ifadelerini kullandı.

Ynet'in aktardığına göre konsolosluk, ilgili makamlarla temasa geçerek olayı inceledi. Konsolosluk yetkilileri, otelin ilk başta mesajı gönderdiğini yalanladığını ancak daha sonra çalışanlarından birinin mesajı gönderdiğini kabul ettiğini söyledi.

Bavyera Adalet Bakanlığı'nın antisemitizmle mücadele birimi olayla ilgili incelemeyi sürdürüyor. Almanya-Çekya sınırındaki kasabada yer alan otel hakkında yasal işlem başlatılıp başlatılmayacağıysa henüz belli değil.

Alman federal hükümetinin dün açıkladığı rapora göre 2025'te sadece Berlin'de 2 bin 197 antisemitizm vakası kaydedildi. Bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 13 düşüşe işaret ediyor.

Ancak Gazze savaşının patlak verdiği 7 Ekim 2023 öncesine kıyasla Almanya'daki Yahudi düşmanlığı vakaları çok daha yüksek seyrediyor.

Independent Türkçe, Times of Israel, Ynet


Rusya’da işgücü açığı: Hindistan’dan rekor sayıda işçi alındı

Putin ve Modi, Aralık 2025'te Yeni Delhi'de bir araya gelmişti (Reuters)
Putin ve Modi, Aralık 2025'te Yeni Delhi'de bir araya gelmişti (Reuters)
TT

Rusya’da işgücü açığı: Hindistan’dan rekor sayıda işçi alındı

Putin ve Modi, Aralık 2025'te Yeni Delhi'de bir araya gelmişti (Reuters)
Putin ve Modi, Aralık 2025'te Yeni Delhi'de bir araya gelmişti (Reuters)

Rusya, Ukrayna savaşıyla derinleşen demografik kriz ve işgücü açığı nedeniyle Hindistan'dan rekor sayıda işçi çekmeye başladı.

Telegraph'ın haberine göre Kremlin, milyonlarca kişilik çalışan açığını kapatabilmek için giderek daha fazla Hint göçmen kabul ediyor.

Yeni Delhi merkezli düşünce kuruluşu Observer Research Foundation'dan Aleksey Zaharov'un araştırmasına göre 2025'te Rusya'nın Hint vatandaşlarına verdiği çalışma izni sayısı, bundan bir önceki yıla kıyasla yüzde 56 artarak 56 bin 534'e ulaştı.

Bu rakam, Ukrayna savaşının başladığı 2021 öncesi dönemde 5 bin 480 civarındaydı.

Cevahirlal Nehru Üniversitesi'nden Rajan Kumar ise gerçek sayının resmi verilerin çok üzerinde olabileceğini savunuyor. Rusya uzmanına göre 2025- 2026'da Rusya'ya çalışmak için giden Hint vatandaşlarının toplam sayısı 250 bine ulaşmış olabilir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin Aralık 2025'te imzaladığı işgücü hareketliliği anlaşması da süreci hızlandırdı.

Anlaşma kapsamında Rusya'nın 2026'da yaklaşık 72 bin Hint vatandaşına çalışma vizesi vermesi planlanıyor. Bu rakam, Moskova'nın yıl içinde yabancı işçilere vermeyi planladığı vizelerin yaklaşık üçte birine karşılık geliyor.

İşe alım şirketleri, Hint işçileri ağırlıklı olarak fabrikalarda, tarım, temizlik ve inşaat sektörlerinde çalışmaları için Rusya'ya gönderiyor.

Uzmanlara göre Rusya ciddi bir demografik krizle karşı karşıya. Almanya'daki Regensburg Üniversitesi'nden araştırmacı Salavat Abylkalikov'un hesaplamalarına göre Rusya'da 1992-2023 döneminde doğumlardan 16,8 milyon daha fazla ölüm gerçekleşti. Akademisyen, aynı dönemde toplam 12,3 milyon kişiye ulaşan net göç seviyesinin, Rusya'daki bu nüfus düşüşünün neredeyse dörtte üçünü telafi ettiğini söylüyor.

Ancak Ukrayna savaşında verilen kayıplar ve silah altına alınmamak için Rusya'dan kaçanlarla ülke yeniden demografik bir sorunla karşı karşıya.

Diğer yandan işgücü anlaşmasının arkasında yalnızca demografik nedenler yok.

Batı'nın yaptırımlarının ardından Hindistan, Çin'den sonra Rus petrolünün en büyük alıcısı konumuna geldi. Rusya'nın Hindistan'a yaptığı ihracat yıllık yaklaşık 65 milyar dolar tutarındayken, Kremlin yönetimi Hindistan'dan sadece yaklaşık 5 milyar dolarlık mal satın alıyor.

Bu ticaret açığı nedeniyle Rusya'nın elinde büyük miktarda Hint rupisi birikti. Kumar'a göre rupiler, Hindistan'dan Rusya'ya giden işçilere ödeme yapmak için kullanılabilir.

Independent Türkçe, Telegraph, Straits Times