İran’ı ağır yaralı ama teslim olmamış halde bırakan ‘geçici anlaşma’

Askeri kazanımlar, kalıcı bir stratejik çözüme yol açmadı

3 Haziran 2026’da Tahran’daki bir metro istasyonundan çıkan insanlar… Arka planda Ayetullah Ali Hamaney’in resmi görülüyor. (AFP)
3 Haziran 2026’da Tahran’daki bir metro istasyonundan çıkan insanlar… Arka planda Ayetullah Ali Hamaney’in resmi görülüyor. (AFP)
TT

İran’ı ağır yaralı ama teslim olmamış halde bırakan ‘geçici anlaşma’

3 Haziran 2026’da Tahran’daki bir metro istasyonundan çıkan insanlar… Arka planda Ayetullah Ali Hamaney’in resmi görülüyor. (AFP)
3 Haziran 2026’da Tahran’daki bir metro istasyonundan çıkan insanlar… Arka planda Ayetullah Ali Hamaney’in resmi görülüyor. (AFP)

ABD ve İsrail’in savaştaki hedefi Tahran yönetimini zayıflatmak olsa da, taraflar bunun yerine İran’ı ağır yaralı ancak ayakta bırakacak geçici bir anlaşmaya doğru ilerliyor.

Müzakerelere yakın kaynaklardan gelen bilgiler, olası bir anlaşmanın şekillenmeye başladığını gösterirken, İran’ın krizden çökmüş bir ekonomi ve ciddi şekilde zarar görmüş bir askerî sanayi altyapısıyla çıkacağı, buna karşın sertlik yanlısı Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ülke üzerindeki hâkimiyetini daha da pekiştireceği öngörülüyor.

Diplomatlar, yetkililer ve bölgesel analistlerin değerlendirmelerine göre, savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptına kısa süre içinde varılsa bile bunun kalıcı bir çözümden ziyade geçici bir ateşkes niteliği taşıması bekleniyor.

Söz konusu çevreler, muhtemel sonucu; Hürmüz Boğazı’nı yeniden deniz trafiğine açmayı, küresel finans piyasaları ile İran üzerindeki baskıyı hafifletmeyi ve ABD Başkanı Donald Trump’a siyasi bir çıkış yolu sağlamayı amaçlayan, tartışmalı konuları ise ileri bir tarihe erteleyen bir uzlaşı olarak tanımlıyor.

Eski üst düzey ABD’li diplomat Dennis Ross, “Olağanüstü taktik askerî başarılar elde edildi, ancak kayda değer stratejik kazanımlar sağlanamadı. Hiçbir dosya kapanmış değil” ifadelerini kullandı.

 ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz temmuz ayında İran’ın nükleer tesislerini bombalayan B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önüne yerleştirildiği Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te konuşuyor. (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz temmuz ayında İran’ın nükleer tesislerini bombalayan B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önüne yerleştirildiği Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te konuşuyor. (AFP)

Anlaşma için çok az alan var

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarını başlatmasının ardından Trump, İran’ın nükleer programı ve balistik füze faaliyetlerine atıfta bulunarak ülkenin oluşturduğu ‘yakın tehditlerin’ ortadan kaldırılması gibi hedeflerden söz etmiş, İran halkını da ülkelerinin geleceğinde söz sahibi olmaya çağırmıştı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre müzakerelere yakın kaynaklar, hazırlık aşamasında bulunan mutabakat taslağında İran'ın, küresel petrol arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî kapatmayı sona erdireceğini belirtiyor. Buna karşılık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması veya yaptırımlarda sınırlı bir gevşeme yoluyla mali destek elde edecek.

İranlı yetkililer, kapsamı sınırlı bir anlaşmayı zaman kazanmanın, mali kaynak sağlamanın ve kötüleşen ekonomik koşullar nedeniyle artan iç baskıları kontrol altına almanın bir yolu olarak görüyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda en hassas ve çözümü en zor meselelerle doğrudan yüzleşmekten kaçınmayı amaçlıyor.

Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerine odaklanan Trump ise özellikle Tahran’ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konusunda ilerleme sağlandığını öne sürebileceği bir formül arayışında.

Bununla birlikte, savaşın temel nedenlerinin büyük ölçüde varlığını koruyacağı değerlendiriliyor. İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddederken, Washington Tahran’a güvenlik garantileri vermeye sıcak bakmıyor. İsrail de kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü rakibini çevreleme politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor.

İran ise gelecekteki olası saldırıları caydırabilmenin ancak füze cephaneliğini, bölgedeki müttefik ağını ve Körfez’den enerji akışını sekteye uğratma kapasitesini korumasıyla mümkün olduğuna inanıyor.

Eski ABD’li diplomat ve İran uzmanı Alan Eyre, “Trump’ın siyasi açıdan ihtiyaç duyduğu şey ile İran’ın vermeye hazır olduğu tavizler birbirine yakın görünebilir, ancak iki taraf arasındaki ortak zemin son derece dar” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Başkan Barack Obama döneminde ABD müzakere heyetinde görev yapan Eyre, mevcut yaklaşımın önce bir anlaşmaya varmak, ardından da ‘tüm zorlu meseleleri ikinci aşamaya bırakmak’ olduğunu belirterek, bu ikinci aşamanın büyük ihtimalle hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini söyledi.

3 Haziran 2026’da Tahran Üniversitesi girişinde, Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (Reuters)3 Haziran 2026’da Tahran Üniversitesi girişinde, Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (Reuters)

Kısa süreli ateşkes

Bölgedeki müzakereleri yakından takip eden iki kaynak, sürecin sonunda Trump’ın kısa süreli bir ateşkesle, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin muğlak bir taahhütle ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen İran’ın kontrolünde kalmasıyla yetinmesinin muhtemel olduğunu söyledi.

Bölgedeki analistler ise boğaz yeniden açılsa bile kontrolün büyük ölçüde İran’da kalacağını düşünüyor. Analistlerden biri, “Geçiş ücretlerinin nasıl belirleneceğinden bağımsız olarak, boğaz esasen İran’ın kontrolü altında olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı çevreler, Washington’ın İsrail ve Körfez ülkelerinin endişelerine rağmen İran’ın balistik füze kapasitesinin tamamen tasfiye edilmesi konusuna artık eskisi kadar odaklanmadığını belirtiyor.

Kaynaklar, anlaşmaya varılabilmesi için aşılması gereken engeller bulunduğunu ifade etti. Bunlar arasında İran’ın herhangi bir anlaşmanın Hizbullah’a yönelik İsrail saldırılarının durdurulmasıyla ilişkilendirilmesini istemesi ve Trump’ın nükleer dosyada olumlu bir sonuç elde etmiş izlenimi yaratma arzusu yer alıyor.

Kaynaklara göre Trump, kamuoyu önünde reddetse de Lübnan ile Hürmüz Boğazı dosyaları arasındaki bağlantıyı fiilen kabul etmiş durumda. Nitekim, söz konusu cephede yaşanacak bir tırmanmanın boğaz konusunda anlaşma sağlanmasına yönelik çabaları sekteye uğratmasından endişe ederek İsrail’e Beyrut ve kentin güney banliyölerine yönelik saldırıları durdurması yönünde baskı yaptı.

Kaynaklar ayrıca, İran’ın yaklaşık 12 milyar dolar tutarındaki dondurulmuş varlıklarının derhal serbest bırakılmasını herhangi bir anlaşmanın temel şartı olarak gördüğünü ve bu adım atılmadan ilerleme sağlanmasının düşük ihtimal olduğunu belirtti.

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden David Schenker ise Trump’ın, 2015 yılında eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmayla kıyaslanmaktan kaçınmak istediğini söyledi. Ancak Schenker’e göre İran’a ait fonların serbest bırakılması, bu tür karşılaştırmaların yeniden gündeme gelmesi riskini taşıyor.

Schenker, “Bunun önüne geçmenin bir yolu olduğundan emin değilim” dedi.

ABD saldırılarının ardından İran’ın Fordo’daki nükleer tesisini gösteren uydu görüntüsü (New York Times)ABD saldırılarının ardından İran’ın Fordo’daki nükleer tesisini gösteren uydu görüntüsü (New York Times)

Savaşın nedenleri muhtemelen devam edecek

2018 yılında Trump, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programına kısıtlamalar getirmeyi kabul ettiği 2015 tarihli nükleer anlaşmadan ABD’yi çekmişti. Trump, söz konusu anlaşmanın ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumadığını savunmuştu.

Trump şimdi ise savaşı tırmandırmadan İran’ın nükleer programı konusunda zafer kazandığını öne sürebileceği bir formül arıyor.

Ross, “Her iki tarafın da kendi istediği şekilde yorumlayabileceği bir formül bulunabileceğini düşünüyorum. Ancak bu durumda sonraki müzakereler ciddi riskler taşıyacaktır” dedi.

Analistler, çatışmalarda sağlanacak herhangi bir ateşkesin büyük olasılıkla DMO’yu daha da cesaretlendireceğini belirtiyor.

DMO hakkında konuşan Schenker, “Daha önce perde arkasındaki etkili güç konumundaydılar, şimdi  doğrudan yönetimi elinde tutan güç haline geldiler” değerlendirmesinde bulundu.

Geçici bir anlaşmanın İsrail’de endişe yaratması bekleniyor. Zira İranlı liderler savaşı ideolojik bir çerçevede tanımlamayı sürdürürken, kullandıkları sert ve net söylemler, çatışmanın kökten çözülebileceği bir anlaşmanın bulunmadığına işaret ediyor.

Ross, “İsrail ve İran açısından savaşın bu bölümü sona ermiş olabilir, ancak çatışmanın kendisi devam ediyor” ifadesini kullandı.



Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
TT

Fırtınalı görüşmenin sonuçları: İsrail ve Lübnan'da yeni bir gerçeklik

Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)
Güney Lübnan’da ilerleyen İsrail güçleri (Reuters)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ile birlikte İsrail ordusuna Beyrut'u bombalama talimatı verdiklerini ilan etmelerinden sadece birkaç saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını açıklayan haberlere uyandı. Bu ayrıntılar, Netanyahu'yu, tehditleri sonucunda Trump'ın görüşme sırasında kullandığı dil nedeniyle geniş çaplı eleştirilere, tartışmalara ve hatta alaylara maruz bıraktı.

Ancak İsrailliler için tüm bunlardan daha tehlikeli olan husus, Lübnan'daki ateşkesin orduya ve Kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini sağlama hedefine bir darbe oluşturmasıdır. Nitekim yetkililere göre bu durum Hizbullah'a, kapasitesini ve askeri altyapısını güçlendirmesi için yeni bir fırsat sunuyor.

Netanyahu'ya gelince, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ve ayrıntıları açıklanmadan önce, çıkıp görüşmenin “önemli” olduğunu vurguladı. Görüşme sırasında Beyrut'u kuzeydeki kasabalarla eşitleyen bir denklem kurmakta ısrar ettiğini belirtti. İsrail Başbakanı, “Başkan Trump ile görüştüm ve ona, Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail'in Beyrut'ta bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim” ifadelerini kullandı.

Hükümetin politikalarına ve “Netanyahu'nun Başkan Trump'a boyun eğmesi ve kuzey sakinlerini ve güvenliklerini satması” olarak tanımlanan duruma yönelik geniş çaplı eleştirilerin ardından, Savunma Bakanı Yisrael Katz da salı günü çıkıp bu denklemin üzerinde durdu. Katz şu tehditleri savurdu: “Beyrut ve güney banliyösü, İsrail'in kuzey kasabaları ile eşdeğerdir. Bu, Başbakan ve benim ilgili taraflara açıkladığımız ve netleştirdiğimiz denklemdir. Kuzey bombalanmaya devam ederse, Hizbullah'ın kalesi olan güney banliyösünün büyük bir bölümünü hedef alacağımızı vurguladık. Bu saldırılar, sakinlerin yerinden edilmesine yol açacak ve bu da Hizbullah ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacaktır. Bu tutumumuzu Amerika Birleşik Devletleri'ne açıkladık ve aynı şekilde Lübnan hükümetini de bilgilendirdik.”

İsrail Savunma Bakanı, Lübnan içinde ateşkesin gerçekleşmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hat'ın ötesindeki tüm Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarına devam etmektedir. Biz savaşmaya devam edeceğiz.”

Netanyahu ve Katz'ın ardı ardına gelen tehditleri, Axios'un Trump'ın Netanyahu'ya yönelik sert eleştirilerini, onu “çılgın” ve “nankör” olarak nitelendirdiğini ifşa etmesinin ardından Netanyahu'nun aleyhine sonuçlandı. Dahası İsrailli askeri yetkililer, Trump'ın askerleri ve Beyrut'u bombalamaya giden uçakları geri çağırdığı ve bir gerilimi önlediği açıklamasının aksine, Netanyahu ve Katz'ın Beyrut'u bombalama tehditleri aceleci ve sorumsuz olduğu için operasyonun iptal edilmesine neden olduğunu açıkladı.

İsrail ordusu, Trump ile telefon görüşmesini ve sınırın iki tarafı arasında bir ateşkes anlaşmasından bahsedilmesini bile beklemedi ve askeri yetkililer, pazartesi günü yetkililer arasında koordinasyon olmadan yapılan açıklamaların “yalan olduğunu ve durumun gerçekliğini yansıtmadığını” belirtmekte acele etti.

Ciddi zarar

Askeri analist Avi Ashkenazi, Netanyahu ve Katz'ın açıklamalarının ne koordineli ne de askeri yetkililerle kararlaştırılmış olması nedeniyle İsrail ordusunun operasyonlarına ciddi zarar verdiğini ilk açıklayan kişi oldu. Bir askeri yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Beyrut'a saldırmak, Hizbullah'ın ağırlık merkezini vurmak için bir hedef listesi hazırlamayı gerektiriyor. Ordu gerçekten de Hizbullah liderliğini, operasyon odalarını ve komuta merkezlerini hedef almayı amaçlamıştı. Ancak Başbakan ve Savunma Bakanı'nın ortak açıklaması, Hizbullah'ı şaşırtmayı ve Beyrut'taki ağırlık merkezine ağır bir darbe indirmeyi amaçlayan askeri planın iptaline neden oldu, çünkü bu açıklama sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı.”

Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)

Askeri yetkili şunu belirtti: “Hizbullah liderleri tehdit üzerine Beyrut'ta bulundukları yerlerden derhal ayrıldılar. Aralarında düşük rütbeli Hizbullah militanlarının ve aktivistlerin de bulunduğu bölge sakinlerinin çoğu onlarla birlikte ayrıldı.”

 Devam eden çatışmalar

Trump'ın ateşkes duyurusuna rağmen, sınırın her iki tarafında da güvenlik durumu yüksek gerilim düzeyinde kalmaya devam etti. İsrail ordusu operasyonlarına devam etti ve Güney Lübnan'da çatışmalar yoğunlaştı; bu da 24 saatten kısa bir süre içinde üçüncü bir askerin ölümüne ve en az 10 askerin yaralanmasına neden oldu. Bu arada, Kuzey İsrail'de alarm durumu devam ederken, Lübnan'dan en az 10 roket ve insansız hava aracı (İHA) fırlatılmasının ardından bölge sakinleri akşam ve sabah saatlerini sığınaklarda ve güvenli odalarda geçirdi.

Netanyahu ve Katz'ın tehditleri ile kendisini yok saymasına öfkelenen İsrail ordusu, “İranlıların Amerikan Başkanına dayattığı ve Trump'ın da İsrail'e dayattığı ateşkesin çerçevesini tanımadığını” açıkladı.

Ashkenazi, “İsrail ordusu, Hizbullah'ın denklemine dayalı bir anlaşmanın, yani sükunete karşı sükunetin çok tehlikeli bir tuzak olduğunun farkında. Böyle bir anlaşma, İkinci Lübnan Savaşı'ndan Hizbullah'ın Aksa Tufanı Savaşı'na katıldığı 8 Ekim 2023'e kadar kuzeyde var olan stratejik gerçekliği yeniden tesis edecektir” dedi.

“Askeri kurumun en büyük endişesinin, İran'ın müdahalesinden sonra Trump'ın Netanyahu'ya uyguladığı baskının Hizbullah'ın tehlikeli bir emsal oluşturmasına neden olması olduğunu; zira denklemin artık sadece kuzey sınırlarıyla sınırlı kalmayıp Hürmüz Boğazı'na da uzandığını” belirtti.

Güvenlik bölgesinin daraltılması

Haaretz'de yayınlanan bir haberde, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da düzenlediği operasyonların stratejik kazanımlar sağlamadığı, aksine binlerce Lübnanlı sivilin ve onlarca İsrail askerinin ölümüne yol açtığı belirtildi. Habere göre “Hizbullah, 36. Tümen tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunma ve teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti.”

İsrail'de, Washington görüşmeleri sırasında Lübnan'da bir çözüm bulunmasına yardımcı olması için çeşitli istişareler yapıldı ve öneriler formüle edildi. Bu istişareler, Hizbullah'ın İHA’larının yarattığı artan tehdit, İsrail askerleri arasında neredeyse her gün yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, ayrıca bu İHA’ların İsrail'in kuzeyine ulaşma, ordu mevzilerinde ve yerleşim alanlarında patlama riski de dahil olmak üzere Lübnan'daki durumun gerçekliğinin gölgesinde düzenlendi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin, ordunun Washington tarafından ellerinin bağlı olduğu ve Lübnanlı örgütü zayıflatma ve çökertme hedefine ulaşmasını engellediği yönündeki tekrar eden iddiası da var.

Bu iki gerçeklik arasında İsrail, hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü korumayı ve geniş bir güvenlik bölgesini kontrol altında tutmaya devam etmeyi amaçlıyor. Ancak Amerikan baskısı altında, Hizbullah ve kapasitesi ile mücadele etmek ve zayıflatmak için Lübnan ordusunun İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet göstermesine izin veren bir öneri sundu. Buna göre İsrail, Lübnan ordusunun bu hedefe ulaşmak için yüksek bir hızla çalıştığını gözlemlediğinde, başarılı olduğu bölgelerden kademeli olarak geri çekilecek ve bu da güvenlik bölgesini kademeli olarak daraltacak.

Öte yandan İsrail, Lübnan ile İran'ı ayırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Askeri analist Zvi Bar'el'e göre, Netanyahu hükümeti Washington'a şunu açıkça belirtmeli “Lübnan ile yürüttüğü müzakerelerde İran'a hiçbir şekilde yer yok.” Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Bar’el, şimdi Tel Aviv'in kendi taktiksel başarılarının Tahran'a Lübnan'da kilit bir konum kazandırdığını, dahası Beyrut'a kıyasla Tahran'ın İsrail ile Lübnan müzakerelerinde daha fazla kazanabilecek kozu olduğunu düşünüyor.

Bar'el, Trump'ın Beyrut'un güney banliyösünün bombalanmaması talimatının, ABD Başkanının İran ve Lübnan'ın ayrı arenalar olduğu yönündeki anlatısını kesin olarak çürüttüğünü de belirtiyor.

Son olarak Bar'el, “Henüz diplomatik kanalı terk etmemiş ve Hizbullah'ın etkisini azaltmaya kararlı olan Lübnan hükümetinin aksine, İsrail, Washington'daki müzakereleri sonuçsuz bir diyaloğa dönüştürebilecek imkânsız koşullar öne sürüyor. Bu nedenle, Tel Aviv, İran arenasında yaşanan gelişmelerin gölgesinde, ateşkes için bir koşul olarak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının önemini yitirdiğini anlamalıdır.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Almanya listede yok: 5 ülke BMGK üyeliğine seçildi

 BM Genel Kurulu, BMGK’nın geçici üyelerini seçmek amacıyla toplandı (AFP)
BM Genel Kurulu, BMGK’nın geçici üyelerini seçmek amacıyla toplandı (AFP)
TT

Almanya listede yok: 5 ülke BMGK üyeliğine seçildi

 BM Genel Kurulu, BMGK’nın geçici üyelerini seçmek amacıyla toplandı (AFP)
BM Genel Kurulu, BMGK’nın geçici üyelerini seçmek amacıyla toplandı (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu dün Avusturya, Kırgızistan, Portekiz, Trinidad ve Tobago ile Zimbabve'yi 1 Ocak 2027'de başlayacak iki yıllık dönem için 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) seçti.

Bir koltuk elde etmek için yoğun çaba harcayan Almanya, Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grubu'na ayrılan iki koltuk için yarışında 104 oyla üçüncü sırada yer aldı. Portekiz ise 134 oyla birinci, Avusturya 131 oyla ikinci oldu.

Avusturya heyeti, ülkelerinin BMGK üyeliğine seçilmesini kutlarken (DPA)Avusturya heyeti, ülkelerinin BMGK üyeliğine seçilmesini kutlarken (DPA)

Filipinler ile Kırgızistan arasındaki Asya-Pasifik Grubu koltuğu için yaşanan kıyasıya yarışın kazanını belirlemek için dört tur oylama yapılması gerekti. Kırgızistan, 142'ye karşı 49 oy alarak gereken üçte iki çoğunluğu sağlarken, BMGK’daki ilk koltuğunu kazandı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu sonuçla Kırgızistan, konseyde ilk kez temsil edilme fırsatı buldu.

BMGK, BM bünyesinde yaptırım uygulamak ve kuvvet kullanımına izin vermek gibi hukuken bağlayıcı kararlar alabilen tek organdır. Konsey; İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve ABD'den oluşan ve veto hakkına sahip 5 daimî üyeyi barındırıyor.

kutlarken (Reuters)Kırgızistan heyeti, ülkelerinin BMGK üyeliğine seçilmesini kutlarken (Reuters)

Kalan on üye seçimle belirleniyor ve her yıl beş yeni üye göreve başlıyor. Bu yıl Afrika Grubu'ndan bir, Latin Amerika ve Karayipler Grubu'ndan bir, Asya-Pasifik Grubu'ndan bir ve Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grubu'ndan iki üye seçildi.

Zimbabve Somali'nin, Trinidad ve Tobago Panama'nın, Portekiz ve Avusturya Danimarka ve Yunanistan'ın, Kırgızistan ise Pakistan'ın yerini alacak.

Bahreyn, Kolombiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Letonya ve Liberya, geçici üye olarak 2027 yılı sonuna kadar görevini sürdürecek.

BM Genel Kurulu ayrıca salı günü Bangladeş Dışişleri Bakanı Halilur (Khalilur) Rahman’ı , Eylül'de başlayacak seksen birinci dönem için 193 üyeli Genel Kurul başkanlığına seçti.


Arakçi: Beyrut'a yapılacak herhangi bir saldırı, "büyük ölçekli" yeni bir savaşa yol açar

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Arşiv- EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Arşiv- EPA)
TT

Arakçi: Beyrut'a yapılacak herhangi bir saldırı, "büyük ölçekli" yeni bir savaşa yol açar

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Arşiv- EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Arşiv- EPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi yaptığı açıklamada, Lübnan'ın başkenti Beyrut'a yönelik herhangi bir saldırının Ortadoğu'da “geniş çaplı” bir savaşın yeniden başlamasına yol açacağını söyledi. Arakçi'nin dün yaptığı açıklamalar, İsrail'in İran destekli Hizbullah'a yönelik askeri operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.

Lübnan'da yayın yapan bir televizyon kanalına konuşan Arakçi, “İran'ın ABD ve İsrail ile yürüttüğü savaşın kaderinin, Lübnan'daki savaşın kaderinden ayrı olmadığını düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Arakçi röportajda, “Beyrut'a yönelik herhangi bir saldırı ciddi sonuçlar doğuracak ve savaşın geniş çaplı şekilde yeniden başlamasına neden olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Dışişleri Bakanı ayrıca, “Eğer İsrail Beyrut'a saldırırsa, silahlı kuvvetlerimiz İsrail'i vurmak için hazırdır” dedi.

Lübnan televizyonunun aktardığına göre Arakçi, savaşın sona ermesinin; İsrail güçlerinin işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi, Lübnan'ın egemenliği ile toprak bütünlüğünün korunması ve ardından yeniden imar sürecinin başlatılmasıyla mümkün olacağını belirtti.

Arakçi'nin açıklamaları, Lübnanlı ve İsrailli diplomatların Washington'da yürüttüğü dördüncü tur görüşmelerin ikinci gününde geldi.

Görüşmeler öncesinde açıklama yapan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile Hizbullah'ın silah kapasitesinden arındırılması ve Lübnan'ın silahsızlandırılması hedefini paylaştıklarını söyledi. Netanyahu, bunun iki ülke arasında barışın sağlanmasının önünü açacağını ifade etti.