ABD ve İsrail’in savaştaki hedefi Tahran yönetimini zayıflatmak olsa da, taraflar bunun yerine İran’ı ağır yaralı ancak ayakta bırakacak geçici bir anlaşmaya doğru ilerliyor.
Müzakerelere yakın kaynaklardan gelen bilgiler, olası bir anlaşmanın şekillenmeye başladığını gösterirken, İran’ın krizden çökmüş bir ekonomi ve ciddi şekilde zarar görmüş bir askerî sanayi altyapısıyla çıkacağı, buna karşın sertlik yanlısı Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ülke üzerindeki hâkimiyetini daha da pekiştireceği öngörülüyor.
Diplomatlar, yetkililer ve bölgesel analistlerin değerlendirmelerine göre, savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptına kısa süre içinde varılsa bile bunun kalıcı bir çözümden ziyade geçici bir ateşkes niteliği taşıması bekleniyor.
Söz konusu çevreler, muhtemel sonucu; Hürmüz Boğazı’nı yeniden deniz trafiğine açmayı, küresel finans piyasaları ile İran üzerindeki baskıyı hafifletmeyi ve ABD Başkanı Donald Trump’a siyasi bir çıkış yolu sağlamayı amaçlayan, tartışmalı konuları ise ileri bir tarihe erteleyen bir uzlaşı olarak tanımlıyor.
Eski üst düzey ABD’li diplomat Dennis Ross, “Olağanüstü taktik askerî başarılar elde edildi, ancak kayda değer stratejik kazanımlar sağlanamadı. Hiçbir dosya kapanmış değil” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz temmuz ayında İran’ın nükleer tesislerini bombalayan B-2 bombardıman uçaklarının maketinin önüne yerleştirildiği Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te konuşuyor. (AFP)
Anlaşma için çok az alan var
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarını başlatmasının ardından Trump, İran’ın nükleer programı ve balistik füze faaliyetlerine atıfta bulunarak ülkenin oluşturduğu ‘yakın tehditlerin’ ortadan kaldırılması gibi hedeflerden söz etmiş, İran halkını da ülkelerinin geleceğinde söz sahibi olmaya çağırmıştı.
Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre müzakerelere yakın kaynaklar, hazırlık aşamasında bulunan mutabakat taslağında İran'ın, küresel petrol arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî kapatmayı sona erdireceğini belirtiyor. Buna karşılık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması veya yaptırımlarda sınırlı bir gevşeme yoluyla mali destek elde edecek.
İranlı yetkililer, kapsamı sınırlı bir anlaşmayı zaman kazanmanın, mali kaynak sağlamanın ve kötüleşen ekonomik koşullar nedeniyle artan iç baskıları kontrol altına almanın bir yolu olarak görüyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda en hassas ve çözümü en zor meselelerle doğrudan yüzleşmekten kaçınmayı amaçlıyor.
Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerine odaklanan Trump ise özellikle Tahran’ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konusunda ilerleme sağlandığını öne sürebileceği bir formül arayışında.
Bununla birlikte, savaşın temel nedenlerinin büyük ölçüde varlığını koruyacağı değerlendiriliyor. İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddederken, Washington Tahran’a güvenlik garantileri vermeye sıcak bakmıyor. İsrail de kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü rakibini çevreleme politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor.
İran ise gelecekteki olası saldırıları caydırabilmenin ancak füze cephaneliğini, bölgedeki müttefik ağını ve Körfez’den enerji akışını sekteye uğratma kapasitesini korumasıyla mümkün olduğuna inanıyor.
Eski ABD’li diplomat ve İran uzmanı Alan Eyre, “Trump’ın siyasi açıdan ihtiyaç duyduğu şey ile İran’ın vermeye hazır olduğu tavizler birbirine yakın görünebilir, ancak iki taraf arasındaki ortak zemin son derece dar” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Başkan Barack Obama döneminde ABD müzakere heyetinde görev yapan Eyre, mevcut yaklaşımın önce bir anlaşmaya varmak, ardından da ‘tüm zorlu meseleleri ikinci aşamaya bırakmak’ olduğunu belirterek, bu ikinci aşamanın büyük ihtimalle hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini söyledi.
3 Haziran 2026’da Tahran Üniversitesi girişinde, Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (Reuters)
Kısa süreli ateşkes
Bölgedeki müzakereleri yakından takip eden iki kaynak, sürecin sonunda Trump’ın kısa süreli bir ateşkesle, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin muğlak bir taahhütle ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen İran’ın kontrolünde kalmasıyla yetinmesinin muhtemel olduğunu söyledi.
Bölgedeki analistler ise boğaz yeniden açılsa bile kontrolün büyük ölçüde İran’da kalacağını düşünüyor. Analistlerden biri, “Geçiş ücretlerinin nasıl belirleneceğinden bağımsız olarak, boğaz esasen İran’ın kontrolü altında olacak” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı çevreler, Washington’ın İsrail ve Körfez ülkelerinin endişelerine rağmen İran’ın balistik füze kapasitesinin tamamen tasfiye edilmesi konusuna artık eskisi kadar odaklanmadığını belirtiyor.
Kaynaklar, anlaşmaya varılabilmesi için aşılması gereken engeller bulunduğunu ifade etti. Bunlar arasında İran’ın herhangi bir anlaşmanın Hizbullah’a yönelik İsrail saldırılarının durdurulmasıyla ilişkilendirilmesini istemesi ve Trump’ın nükleer dosyada olumlu bir sonuç elde etmiş izlenimi yaratma arzusu yer alıyor.
Kaynaklara göre Trump, kamuoyu önünde reddetse de Lübnan ile Hürmüz Boğazı dosyaları arasındaki bağlantıyı fiilen kabul etmiş durumda. Nitekim, söz konusu cephede yaşanacak bir tırmanmanın boğaz konusunda anlaşma sağlanmasına yönelik çabaları sekteye uğratmasından endişe ederek İsrail’e Beyrut ve kentin güney banliyölerine yönelik saldırıları durdurması yönünde baskı yaptı.
Kaynaklar ayrıca, İran’ın yaklaşık 12 milyar dolar tutarındaki dondurulmuş varlıklarının derhal serbest bırakılmasını herhangi bir anlaşmanın temel şartı olarak gördüğünü ve bu adım atılmadan ilerleme sağlanmasının düşük ihtimal olduğunu belirtti.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden David Schenker ise Trump’ın, 2015 yılında eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmayla kıyaslanmaktan kaçınmak istediğini söyledi. Ancak Schenker’e göre İran’a ait fonların serbest bırakılması, bu tür karşılaştırmaların yeniden gündeme gelmesi riskini taşıyor.
Schenker, “Bunun önüne geçmenin bir yolu olduğundan emin değilim” dedi.
ABD saldırılarının ardından İran’ın Fordo’daki nükleer tesisini gösteren uydu görüntüsü (New York Times)
Savaşın nedenleri muhtemelen devam edecek
2018 yılında Trump, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programına kısıtlamalar getirmeyi kabul ettiği 2015 tarihli nükleer anlaşmadan ABD’yi çekmişti. Trump, söz konusu anlaşmanın ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumadığını savunmuştu.
Trump şimdi ise savaşı tırmandırmadan İran’ın nükleer programı konusunda zafer kazandığını öne sürebileceği bir formül arıyor.
Ross, “Her iki tarafın da kendi istediği şekilde yorumlayabileceği bir formül bulunabileceğini düşünüyorum. Ancak bu durumda sonraki müzakereler ciddi riskler taşıyacaktır” dedi.
Analistler, çatışmalarda sağlanacak herhangi bir ateşkesin büyük olasılıkla DMO’yu daha da cesaretlendireceğini belirtiyor.
DMO hakkında konuşan Schenker, “Daha önce perde arkasındaki etkili güç konumundaydılar, şimdi doğrudan yönetimi elinde tutan güç haline geldiler” değerlendirmesinde bulundu.
Geçici bir anlaşmanın İsrail’de endişe yaratması bekleniyor. Zira İranlı liderler savaşı ideolojik bir çerçevede tanımlamayı sürdürürken, kullandıkları sert ve net söylemler, çatışmanın kökten çözülebileceği bir anlaşmanın bulunmadığına işaret ediyor.
Ross, “İsrail ve İran açısından savaşın bu bölümü sona ermiş olabilir, ancak çatışmanın kendisi devam ediyor” ifadesini kullandı.
Trump ve Netanyahu’nun geçmişteki bir görüşmesi (Reuters)
Avusturya heyeti, ülkelerinin BMGK üyeliğine seçilmesini kutlarken (DPA)
Kırgızistan heyeti, ülkelerinin BMGK üyeliğine seçilmesini kutlarken (Reuters)