Tahran Humeyni Havalimanı'ndaki uçuşlar ikinci bir duyuruya kadar askıya alındı

Tahran'ın güneyindeki Humeyni Uluslararası Havalimanı'nda İran Havayolları'na ait iki uçak (Arşiv- Mizan)
Tahran'ın güneyindeki Humeyni Uluslararası Havalimanı'nda İran Havayolları'na ait iki uçak (Arşiv- Mizan)
TT

Tahran Humeyni Havalimanı'ndaki uçuşlar ikinci bir duyuruya kadar askıya alındı

Tahran'ın güneyindeki Humeyni Uluslararası Havalimanı'nda İran Havayolları'na ait iki uçak (Arşiv- Mizan)
Tahran'ın güneyindeki Humeyni Uluslararası Havalimanı'nda İran Havayolları'na ait iki uçak (Arşiv- Mizan)

İran'ın başkenti Tahran'daki iki ana havalimanından biri olan İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı'nda tüm uçuşlar askıya alındı. Karar, İran'ın 8 Nisan'da ilan edilen ateşkesten bu yana ilk kez İsrail'e yönelik füze saldırısı gerçekleştirmesinin ardından alındı.

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Ajansı’ndan aktardığına göre, İran Sivil Havacılık Kurumu, havalimanına yönelik tüm uçuşların ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu açıkladı.

Söz konusu havalimanı, 28 Şubat'ta İran'a yönelik İsrail ve ABD saldırılarının ardından başlayan çatışmalar nedeniyle haftalarca kapalı kalmış, daha sonra nisan ayında yeniden hizmete açılmıştı.

Uçuşların ne zaman normale döneceğine ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Bölgedeki güvenlik gelişmelerine bağlı olarak hava trafiğine yönelik kısıtlamaların sürmesi bekleniyor.



İran, Beyrut banliyölerinin bombalanmasına misilleme olarak İsrail'i bombaladı

İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi İran füzelerini engelledi (Arşiv- Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi İran füzelerini engelledi (Arşiv- Reuters)
TT

İran, Beyrut banliyölerinin bombalanmasına misilleme olarak İsrail'i bombaladı

İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi İran füzelerini engelledi (Arşiv- Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi İran füzelerini engelledi (Arşiv- Reuters)

İsrail'in Beyrut’un güney banliyölerini (Dahiye) hedef alan hava saldırısından saatler sonra İran Devrim Muhafızları Ordusu, dün akşam İsrail yönüne doğru füze saldırısı başlattı. İsrail medyasında yer alan haberlerde, ülkenin birçok bölgesinde sirenlerin çaldığı bildirildi.

İran devlet televizyonu füze saldırılarını doğrularken, silahlı kuvvetlerden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"İsrail'in saldırılara karşılık vermesi ya da Lübnan'a yönelik operasyonlarını durdurmaması halinde, İran’ın saldırıları devam edecektir."

İsrail ordusu ise İran’dan fırlatılan tüm füzelerin hava savunma sistemleriyle engellendiğini öne sürdü. Ancak yapılan açıklamada, "Hava savunma sistemimiz yüzde yüz koruma sağlamamaktadır" denilerek birçok bölgede sirenlerin çaldığı uyarısı yinelendi. İsrail'in kuzeyinde patlama sesleri duyulurken, ilk belirlemelere göre can veya mal kaybı bildirilmedi.

Devrim Muhafızları: Ramat David Hava Üssü hedef alındı

Devrim Muhafızları Ordusu, yayımladığı resmi bildiride balistik füze saldırılarının sorumluluğunu üstlendi. Açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan ve Beyrut’un güney banliyölerinde gerçekleştirdiği "geniş çaplı suçlara" misilleme olarak, İsrail'e ait Ramat David Hava Üssü'nün balistik füzelerle vurulduğu kaydedildi.

Bildiride, "saldırıların merkezi" olarak nitelendirilen üssün, Devrim Muhafızları Füze Birimi tarafından hedef alındığı belirtildi. Ayrıca İran'ın 8 Nisan'daki ateşkesi tüm cephelerde çatışmaların durması şartıyla kabul ettiği hatırlatılarak; ABD ve İsrail, taahhütlerine uymamak, Lübnan'daki operasyonları sürdürmek ve Hürmüz Boğazı, Umman Denizi ile Hint Okyanusu'nda İran gemilerine yönelik saldırıları tekrarlamakla suçlandı.

Devrim Muhafızları, saldırının bir "uyarı" niteliğinde olduğunu belirterek, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik yeni saldırıların gerçekleşmesi halinde bölgedeki tüm ABD ve İsrail hedeflerinin vurulabileceği tehdidinde bulundu.

İran Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı yetkililer de İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarının "kırmızı çizgileri aştığını" belirterek, saldırıların sürmesi durumunda daha sert karşılık verileceğini açıkladı.

Sözcü, askeri operasyonların Beyrut'un güneyine kaydırılması halinde İsrail içindeki hedeflerin vurulacağı konusunda Tahran’ın daha önce uyarıda bulunduğunu hatırlattı. İsrail ordusuna Lübnan ve Dahiye'ye yönelik saldırılarını durdurma çağrısı yapan Sözcü, operasyonların genişletilmesi ya da İran’a karşılık verilmesi durumunda "daha şiddetli ve acı verici" darbelere maruz kalacaklarını, bunun İsrail ve destekçileri için "yıkıcı sonuçlar" doğurabileceğini vurguladı.

Füzelerin, İran'ın batısında yer alan ve yer altı füze üsleriyle bilinen dağlık Kirmanşah bölgesinden fırlatıldığı görüldü. Hükümete ait İran gazetesi ise başkent Tahran semalarında duyulan savaş uçağı seslerinin, İran Ordusu'na ait jetlerin faaliyetlerinden kaynaklandığını bildirdi.

İran Dini Lideri'nin Danışmanı ve Devrim Muhafızları Eski Komutanı Muhsin Rızai, Tahran'ın ateşkes ihlallerine ve Lübnan'a yönelik saldırılara sessiz kalmayacağını defalarca ilan ettiğini belirterek, "Saldırganlar bu gece yanıtını aldı" dedi. Rızai, X hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın bu hamlesinin "uyarı niteliğinde" olduğunu ve yeni bir adımın "daha ağır ve maliyetli bir karşılık" bulacağını yazdı.

Trump’tan müzakere çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran ile İsrail arasındaki askeri gerilimin ardından İran'a müzakere masasına dönme ve anlaşma sağlama çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre Trump, İsrail'in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısından "memnun olmadığını" belirterek, karşılıklı darbelerin ardından artık gerilimi düşürme zamanının geldiğini ifade etti.

İsrail’de eğitime ara

İsrail ise İran’ın füze saldırısı sonrası bugün (Pazartesi) ülke genelinde bütün okulların kapatıldığını duyurdu. Eğitim Bakanlığı ve Ordu İç Cephe Komutanlığı tarafından yapılan ortak açıklamada, "Durum değerlendirmesi neticesinde eğitim faaliyetlerinin yapılması mümkün değildir" denildi.

Saldırı öncesinde, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise Ortadoğu'daki Amerikan kuvvetlerinin "tetikte ve hazırlıklı" olduğunu açıklamıştı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği ve İran'ın misillemesine gerekçe gösterilen hava saldırısında 2 kişinin öldüğünü, yaklaşık 20 kişinin de yaralandığını açıkladı. İsrail, söz konusu saldırının, Hizbullah'ın gün içinde İsrail'in kuzeyine düzenlediği saldırılara karşılık "Hizbullah'a ait bir komuta merkezini" hedef aldığını savundu.

Diplomatik trafik ve ateşkes tartışmaları

Bu gerilim, Pakistan'ın Tahran ile Washington arasında arabuluculuk girişimlerini yeniden canlandırmaya çalıştığı bir dönemde meydana geldi. Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Ordu Komutanı Asım Münir'in mesajını İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'e iletmek üzere İran’ı ziyaret etmişti.

Tahran, Washington ile bölgesel savaşı sonlandıracak ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini normale döndürecek herhangi bir barış anlaşmasının ön şartı olarak, İsrail ile Hizbullah arasında bir ateşkes sağlanmasını şart koşuyor.

Bu süreçte İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Ordu Komutanı Orgeneral Asım Münir ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde İran'ın misillemesi sonrası bölgedeki son gelişmelerin ele alındığını duyurdu.

İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, İran'a yönelik deniz ablukası ve ABD'nin İsrail'e yaktığı "yeşil ışık" nedeniyle, bölgedeki ABD ve İsrail üsleri ile varlıklarının İran için "meşru hedef" haline geldiğini savundu. Kalibaf, X hesabından yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail'i kastederek, "Ateşkese uymuyorlar ve diyaloga inanmıyorlar. Deniz ablukası ve Lübnan'a yönelik anlaşmaların ihlaliyle sadece güç dilinden anladıklarını gösterdiler" ifadelerini kullandı.

İran Dini Lideri'nin danışmanı Muhammed Muhbir de "düşmanın" tam arabulucunun İran'da bulunduğu sırada Lübnan'ı bombaladığını belirterek, İsrail'in "müzakere masasını üçüncü kez ateşe verdiğini" ve bütün cephelerde ateşkesi ihlal ettiğini söyledi. Meclis Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai ise sosyal medyada, "Bu gece işgal altındaki toprakların semalarını izleyin" diyerek kararlı ve acı verici bir yanıt verileceğini önceden ima etmişti.

ABD, Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan'dan itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes sağlandığını duyurmuş, ancak bu durum sahada bir değişiklik yaratmamıştı. Hizbullah ve İsrail, o tarihten bu yana birbirlerini her gün ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. Hizbullah, saldırılarının İsrail'in toprak işgaline ve güneydeki kara ilerleyişine bir yanıt olduğunu belirtiyor.


New York'taki Pennsylvania İstasyonu'nda meydana gelen bıçaklı saldırı: 5 kişi yaralandı

Pennsylvania İstasyonu'nda bıçaklama olayı haberlerinin ardından toplanan insanlar (Reuters)
Pennsylvania İstasyonu'nda bıçaklama olayı haberlerinin ardından toplanan insanlar (Reuters)
TT

New York'taki Pennsylvania İstasyonu'nda meydana gelen bıçaklı saldırı: 5 kişi yaralandı

Pennsylvania İstasyonu'nda bıçaklama olayı haberlerinin ardından toplanan insanlar (Reuters)
Pennsylvania İstasyonu'nda bıçaklama olayı haberlerinin ardından toplanan insanlar (Reuters)

New York'taki Pennsylvania İstasyonu'nda dün gece meydana gelen bıçaklı saldırıda beş kişi yaralandı. Olay, şehirde oynanacak NBA Finalleri'nin ilk maçı öncesinde ve 2026 Dünya Kupası'nın başlamasına günler kala yaşandı.

İtfaiye yetkilileri, saldırıyla bağlantılı olduğu düşünülen şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı.

Yetkililerin verdiği bilgilere göre yaralılardan bir kişi ağır, ikisi orta derecede yaralanırken, diğer iki kişi ise hafif yaralar aldı. Yaralıların tamamı hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.


“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
TT

“Batı'nın baskıları” Afrika ülkelerini neden Kremlin'e doğru itiyor?

Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)
Tanzanya Cumhurbaşkanı'nın Rusya ziyareti, Batı'nın baskısı arttıkça Afrikalıların Rusya'ya yönelme eğilimini gözler önüne serdi (Reuters)

Sagir el-Hidri

Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan'ın Moskova ile Darusselam arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Rusya'ya yaptığı ziyaret, Batı’nın baskısından kurtulmak için Kremlin'e yaklaşma yolunu seçen Afrikalı liderlerin benimsediği yeni bir eğilimi gözler önüne serdi.

Hassan'ın ziyareti, ABD'nin tanınmış bir Tanzanyalı güvenlik yetkilisine insan hakları ihlalleri gerekçesiyle yaptırım uygulamasından ve Hassan'ın birkaç ay önceki seçimlerde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yaşanan baskı ortamı nedeniyle ilişkileri gözden geçirebileceğini ima etmesinden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu ziyaret, eski Cumhurbaşkanı Julius Nyerere'nin 1969 yılında Sovyetler Birliği'ni ziyaretinin ardından bir Tanzanyalı cumhurbaşkanının Rusya'ya yaptığı ilk resmi ziyaret olma özelliği taşıyor. Ziyaret, Batılı güçlerin ülkedeki insan hakları durumu ve siyasi çoğulculuk gerekçesiyle Darusselam üzerindeki baskısıyla ilişkisi ve taşıdığı sembolik anlam bakımından tartışmalara yol açtı.

İç meşruiyet krizi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tanzanya, Batı’nın demokrasi ve insan hakları baskısından kaçmak için Rusya'ya yönelen tek Afrika ülkesi değil. Son darbenin ardından kurulan askeri konseyin yönetimindeki Madagaskar da Rusya ile nükleer enerji alanında anlaşmalar imzaladı. Öte yandan Batılı güçlerle ilişkileri askeri darbeler nedeniyle ciddi biçimde sarsılan Mali, Nijer ve Burkina Faso, darbe dalgasına öncülük eden Afrikalı liderlere yaptırım uygulayan Batılı başkentlere meydan okuyarak Rusya'dan güvenlik alanında ve askeri olarak destek aldı.

dvrgth
Mali, Nijer, Burkina Faso, Madagaskar ve Ekvator Ginesi gibi ülkeler geleneksel Batı ittifakı yerine Rusya desteğine yöneldi (Reuters)

Afrika meselelerinde uzman siyaset araştırmacısı Sultan Alban, Rusya ile ilişkilerini en ileri düzeye taşıyan rejimlerin genellikle kronik bir iç meşruiyet kriziyle boğuşan yapılar olduğu değerlendirmesinde bulundu. Alban, bu yapıların askeri darbelerden doğan, Tanzanya’da olduğu gibi iktidarda kalma süresini uzatan ya da muhalefeti bastıran rejimler olduğunu ve bu rejimlerin daima ekonomik yaptırımlar, kınama kararları ya da koşullu yatırımlar biçiminde tezahür eden Batı’nın baskılarından kendilerini koruyacak alternatif bir uluslararası şemsiye arayışında olduklarını belirtti.

Alban sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu noktada demokrasi hem iç hem dış bir koz haline gelir; yani Batı zaten bunalımdaki bir rejim üzerinde baskı uygular, bu rejim de Rusya kartını oynayarak zaman satın alır.”

Moskova'nın Afrika başkentlerine daha az siyasi şart öne sürerek karma bir güvenlik ve askeri destek paketi sunduğuna işaret eden Alban, ayrıca bu rejimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kınama kararlarını engelleyerek söz konusu ülkelere uluslararası alanda destek verdiğine dikkati çekti. Bununla birlikte Rusya'nın kıtadaki ticaret hacmi ve yatırımlarının Çin, Avrupa Birliği (AB) ve ABD gibi diğer güçlerle kıyaslandığında oldukça sınırlı kaldığını ifade eden Alban, bu yüzden Rusya'nın ekonomik alanda Batı'nın yerini alamayacağını vurguladı.

Alban, "Bu yüzden Rusya bazı Afrika rejimleri için bir manevra sığınağı işlevi görür; Batılı güçlerle bağları koparmanın alternatifi olamaz" diye ekledi.

Emsalsiz bir çöküş

ABD ve AB, Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi askeri darbe yaşayan ülkelere verdikleri yardımları askıya almak ve darbelere katılan yetkililere yaptırım uygulamak zorunda kaldı. Bu durum taraflar arasındaki diplomatik gerginliği hızla tırmandırdı.

Afrika ülkeleri ise bunun karşılığında siyasi ya da insan hakları şartları öne sürmeyen ‘eşit ortaklıklar’ arayışında olduklarını ve yabancı güçlerle işbirliğini bu tür şartlara bağlamanın kabul edilemez olduğunu savunuyor.

Nijerli siyaset analisti Muhammed Evvel, Afrika'da Batı nüfuzuna karşı halk ve siyaset çevrelerinde giderek büyüyen bir düşmanlık dalgasının yükseldiğini belirtti. Evvel, ‘bu dalganın, Afrika Saheli gibi bölgelerde görmezden gelinemeyecek güvenlik ve askeri başarısızlıkların ortasında filizlendiğini’ vurguladı.

Evvel, yaptığı özel açıklamaları şöyle sürdürdü:

“Fransa, ‘Barkhane’ gibi pek çok askeri operasyon başlatmasına karşın Sahel bölgesi ülkelerinin güvenliklerini yeniden tesis etmelerine yardımcı olamadı. Bu durum iki taraf arasında emsalsiz bir ilişki çöküşüne yol açtı. Peki çözüm Rusya'ya yaklaşmak mı? Bence hayır; çünkü Rus kuvvetlerinin Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkeler için mali ve askeri maliyeti son derece ağır, üstelik bu ülkeler silahlı gruplara karşı somut sonuçlar alamıyor."

Siyasi bağımlılık

Demokrasi dosyası nedeniyle Batı’nın baskısıyla karşı karşıya kalan Afrika ülkelerinin Rusya ile ittifak kurmakla tehdit etmesi, güvenlik kaosunun ve ekonomik ile siyasi krizlerin pençesindeki kıtada nüfuzunu giderek pekiştirmeye çalışan Moskova'ya yeni bir bağımlılık biçiminin doğabileceğine ilişkin kaygıları artırıyor.

Alban, Rusya ile ilişki kurmanın genellikle siyasi çatışma ve silahlı isyanların sert güvenlik yaklaşımıyla yönetilmesiyle birlikte yürüdüğünü ve Batı’nın yardımlarına son yirmi yılda eşlik eden seçimsel ve kurumsal reformlara dönük teşvikleri zayıflattığını vurguladı.

Alban, sözlerine şöyle devam etti:

“Rusya'nın enerji ve madencilik gibi alanlardaki sözleşmeleri ülkelere hızlı kazanımlar sağlıyor; ancak bu sözleşmeler seçici nitelikte ve ekonomik çeşitlendirme yerine stratejik sektörlere odaklı.”

Rusya'nın sınırlı kalkınma kapasitesi nedeniyle bu projelerin Çin ve Batılı yatırımlarla kıyaslandığında ölçek bakımından küçük kaldığına dikkati çeken Alban, diplomatik boyutta ise Afrika liderlerinin uluslararası platformlarda belirli bir saflaşmaya gidebileceklerini ima ederek daha az bağımlı bir konumdan Batı ile müzakere etme ve yaptırımlar ile finansman koşullarında taviz koparmalarını sağlayacak daha büyük bir manevra alanı kazandığına işaret etti.

Alban, değerlendirmesinin sonunda Afrikalı liderlerin Rusya gibi tek bir BMGK üyesine bağımlı hale gelmesinin yeni bir siyasi esaret kalıbı oluşturduğunu belirtti.