İran ve Körfez, Cumhurbaşkanı ile Hatemu'l-Enbiya Karargahı kıskacında

DMO'nun İran’ın Körfez’deki komşularıyla bozduğu ilişkiler

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran ve Körfez, Cumhurbaşkanı ile Hatemu'l-Enbiya Karargahı kıskacında

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

ABD’de 1980 yılında ‘Carter Doktrini’nin ilan edilmesiyle birlikte Hızlı Müdahale Ortak Görev Kuvveti (RDJTF) kuruldu. Bu güç zamanla ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) dönüştü. Carter Doktrini, Arap Körfezi bölgesini ele geçirmeye yönelik herhangi bir dış güç girişiminin ABD'nin hayati çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini ve gerekirse askeri güç de dahil olmak üzere her türlü araçla karşılık verileceğini öngörüyordu.

Carter Doktrini, Washington'ın Arap Körfezi bölgesindeki hayati öneme sahip ekonomik güvenliğe yönelik stratejik bir tehdit olarak gördüğü Sovyetler Birliği’nin 1979 yılındaki Afganistan işgalinin ardından şekillendi. Aynı dönemde İran'da devrimin patlak vermesi ve Şah rejiminin çöküşü güvenlik boşluğu oluşturdu. Bu durum Washington'ın Sovyetler Birliği’nin nüfuzunun yayılmasına ilişkin kaygılarını daha da derinleştirdi.

ABD'nin bölgedeki askeri varlığı işte bu zemin üzerinde başladı ve zamanla büyüdü. Ardından özellikle Irak ile İran arasındaki Birinci Körfez Savaşı'nın patlak vermesiyle hız kazandı. O dönemde Körfez Arap ülkeleri, İran'ın güvenlik politikasından ve ‘devrimi ihraç etme’ projesini benimsemesinden giderek daha fazla endişelenmeye başladı. Bu proje özünde bölge ülkelerinde mezhepçilik temelli bir destekle hayata geçiriliyordu.

Körfez ülkelerinin liderleri 1981 yılında Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'ni (KİK) kurduklarını ilan etti. KİK üyesi ülkeler bunun ardından ABD ile ortaklığı derinleştirmeye çalışarak enerji arzının güvenliğini güvence altına almayı ve Arap Körfezi sularını ile Hürmüz Boğazı’nı olası İran saldırılarına karşı korumayı hedefledi.

Bununla birlikte Arap (Basra) Körfezi'nde o dönemde bazı siyasetçilerin bu gelişmeyi Amerikan hegemonyasının genişlemesi ve bölgenin askerileştirilmesi için bir bahane, Körfez ülkelerine baskı uygulamak ve Filistin meselesi başta olmak üzere Arap konsensüsüyle bağdaşmayan siyasi uzlaşmalar dayatmak amacıyla bir araç olarak görebileceğine dair kaygı ve çekinceleri bulunuyordu. Ne var ki KİK üyesi ülkelerin liderlerinin kendi iç güç dinamiklerine dayanarak sergilediği kararlı tutum bu kaygıları zamanla geri plana itti. Söz konusu tutumun yansımaları günümüze uzanan çeşitli siyasi süreçlerde açıkça görüldü.

KİK üyesi ülkelerin bazılarındaki ABD’nin askeri varlığı, söz konusu ülkelerin kararlarının niteliği üzerinde belirleyici bir etki yaratmadı. Bu durum özellikle Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt için geçerli.

ABD’nin Kuveyt'teki Ali es-Salem Hava Üssü ve Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'ndeki geniş çaplı askeri varlığı, iki ülkenin Filistin meselesi veya diğer bölgesel ve uluslararası dosyalardaki siyasi tutumlarını değiştirmedi. Aynı durum ABD ile stratejik ilişkilere sahip Suudi Arabistan için de geçerli. Bu ilişkiler, Suudi Arabistan’ın başta Filistin olmak üzere kritik meselelerdeki kararlarının niteliğini etkilemedi. Suudi Arabistan, Filistin meselesinde İsrail’in gücü karşısında kilit bir direnç noktası oluşturdu ve ABD'nin Abraham (İbrahim) Anlaşmaları'na katılma yönündeki tekrarlayan çağrılarına yanıt vermek için İsrail'in 2002 yılında Beyrut’ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi'nden çıkan Arap Barış Girişimi'nin öngördüğü iki devletli çözüm kararını kabul etmesini şart koştu.

Burada Suudi Arabistan'ın ABD ekseninden bağımsız tutumunun Filistin meselesiyle sınırlı kalmadığını, başka alanlara da uzandığını belirtmek gerekiyor. Zira Suudi Arabistan, Rusya'ya uygulanan yaptırımlara katılmadı, Çin ile stratejik ilişkilerini de kısıtlamadı. Bununla birlikte ABD ile İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa dahil olmaktan kaçındı. Suudi Arabistan ve KİK üyesi bazı ülkeler, İran ile Irak'ın güneyinde konuşlu Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı bazı silahlı grupların pervasız saldırılarına maruz kalmalarına karşın bu tutumlarından vazgeçmedi.

ddvf
Humeyni'nin İran'ın başkenti Tahran'ın güneyinde türbesinde vefatının 37. yıldönümü anma töreninde, merhum İran Devrimi Lideri Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ve mevcut Dini Lider Mucteba Hamaney'in fotoğraflarının olduğu bir pankart, 4 Haziran 2026

Tüm bunlar ve daha fazlası, KİK üyesi ülkelerin bazılarında ABD’nin askeri varlığının bu ülkelerin kararlarının niteliği üzerinde belirleyici bir etki yaratmadığını gösterdi. Bu durum özellikle Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt için geçerli. Söz konusu ülkeler Ortadoğu'nun merkezi meselesi olan Filistin konusundaki resmi tutumlarını kararlılıkla korudu.

Buna karşın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, İsrail ile barış anlaşması imzalayarak ilişkileri geniş çapta normalleştirdi. Bu adımın diğer KİK üyeleriyle ilişkilerin özüne olumsuz yansımaları olduğuna şüphe yok. Zira bu şekilde ‘direniş söylemine’ göre düşman olarak nitelendirilen bir ülkeye Körfez dünyasının meydanlarında ve sokaklarında yer edinme kapısı açılmıştı. Bu durum KİK üyesi ülkelerin liderlerinin yerleşik fikir birliğinin ihlali anlamına geliyordu, ancak liderler her devletin kendi kararlarında egemenlik hakkına sahip olduğu gerekçesiyle bunu aşmakta herhangi bir beis görmediler.

Önce milliyetçi ardından mezhepçi bağlam, milliyetçi eğilimin egemen olduğu Şah döneminden katı dinî vizyonun hâkim olduğu İslam Cumhuriyeti dönemine uzanan süreçte Arap-İran ilişkilerinin doğasını ve gerçekliğini istikrarsızlaştıran başlıca etken oldu.

Körfez'in karşı kıyısında ise ‘Büyük Şeytan’ ABD'ye ve onun güdümündeki İsrail'e meydan okumaya çağıran İran’ın devrimci nidaları art arda yükseliyor. Bu söylem, KİK üyesi ülkeler söz konusu olduğunda daha da gerilim yüklü bir hal alıyor. Bahsi geçen ülkeler, ABD ve Batı sisteminin müttefikleri oldukları gerekçesiyle İran'ın katı muhafazakarlık yanlısı karar odaklarında rejime düşman olarak konumlandırılıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şii bilincinin Arap milliyetçiliğine karşı İran milliyetçiliğiyle özdeşleştirilmesiyle işler daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. Daha da kötüsü, bu siyasi çatışmanın özellikle İran-Irak Savaşı döneminde aşırılıkçı bir inançla sahneye çıkan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) da etkisiyle Kerbela trajdesi etrafında billurlaşan mezhepçi bir örtüyle kaplanmasıydı. Bunun sonucunda İran söylemi pekişerek biçimlendi ve katı muhafazakar zihniyete göre KİK üyesi ülkeler ve Irak bir kampta, İran ise karşı kampta konumlandırıldı. Bu tutum kaçınılmaz olarak büyük bir haksızlık ve Şii nüfusun toplam nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu Irak dahil tüm Arap Körfezi ülkelerine yönelik daha büyük bir hedef gösterme anlamını taşıyor.

sdfvf
İran'ın güneyindeki bir askeri tatbikata katılan DMO üyeleri, 16 Şubat 2026 (Reuters)

Önce milliyetçi ardından mezhepçi bağlam, milliyetçi eğilimin egemen olduğu Şah döneminden katı dinî vizyonun hâkim olduğu İslam Cumhuriyeti dönemine uzanan süreçte Arap-İran ilişkilerinin doğasını ve gerçekliğini istikrarsızlaştıran başlıca etken oldu. Sünni Araplar çerçevesinde de görece benzer unsurlar orta çıksa da bu durum asla bu denli derin bir olumsuz seferberliğe dönüşmedi. Zira genel anlamda Araplar, özelde ise KİK üyesi ülkeler Sünni ve Şii, sol ve sağ gibi çeşitli bileşenlerden oluşuyordu. Bu yapı onların ötekine karşı keskin tutumlar geliştirmesini engelledi. Tutumları mevcut siyasi konjonktüre göre şekillendi. Tarihin labirentlerine, olaylara, acılara, zaferlere ve yenilgilere gömülüp kalmadı. Arapların genel olarak zihniyeti ‘insan kendi zamanının, koşullarının ve çağının rehinidir’ düsturuyla işler.

Sonuç olarak mesele, Körfez'in doğu kıyısındaki İran ile ister mezhepçi ister milliyetçi yönelimli olsun, Körfez'in öte kıyısındaki Arap ülkeleri arasındaki bakış açısı farklılığı ve zihniyet ayrılığında düğümleniyor. Bu çerçeve, İran'ın KİK üyesi ülkeleri neden hedef aldığını da açıklıyor. Oysa söz konusu ülkeler ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmasına karşı çıktılar ve her türlü askeri gerilimden uzak durdular. Hava sahalarının kullandırılmasına onaylamadıklarını da resmi açıklamalarda duyurdular. Buna karşın bu ülkeler, DMO’nun topraklarını, petrol tesisleri ve sivil binaları, yakın zamanda Kuveyt'te yaşandığı üzere sivil havalimanlarını da kapsayacak biçimde insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle hedef almasından kurtulamadı.

Savaş kendi şartlarını dayattı ve DMO komutanlarının açıklamalarıyla temsil edilen Hatemu’l- Enbiya Karargahı, kararların kontrolünü elinde tutan taraf haline geldi. Artık bu kararları Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ya da hükümetindeki yetkililer kontrol etmiyor.

Burada İran’ın Körfez ülkelerine karşı gerçekleştirdiği düşmanca eylemlerde öne sürdüğü gerekçenin hukuken kabul edilemez olduğunu, komşuluk ahlakıyla ve uluslararası hukukun hüküm ve kurallarıyla çeliştiğini vurgulamamız gerekiyor. DMO komutanlarının iddiasına göre ABD’nin askeri üslerini hedef alma adı altında Körfez ülkelerindeki çeşitli ekonomik ve sivil tesisler hedef alınıyor. Bu gerekçe hukuki yapısı ve anlam gücü bakımından çürütülmesi gereken bir argümandır. Zira ABD bu üslerdeki askerlerini daha önce çekmişti. Üstelik ABD’nin Körfez ülkelerindeki askeri varlığı söz konusu ülkelerin egemenliği çerçevesinde sınırlı düzeyde. Bunun yanı sıra en büyük ABD üssü İsrail'dir. İran'a karşı savaş açan, liderlerini ve başta Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere komuta kadrosunu öldüren ülke de İsrail'dir. DMO’nun İran ile komşuluk ilişkileri olan, savaşa karşı çıkan ve olaylarla baş etmede Arap gerçekliğini korumaya devam eden Körfez ülkelerinden uzak durup saldırılarını İsrail'e ve ABD donanmasına yöneltmesi çok daha yerinde olurdu. Burada, ‘Arap ülkeleri bu tutumlarını daha ne kadar sürebilir? İran milliyetçi ve mezhepçi komplekslerinden ne zaman kurtulur ve Arap komşularıyla komşuluk ilkelerine dayalı bir uyum içinde var olmayı ne zaman benimser?’ soruları beliriyor.

sdfvf
Tahran'ın Vanak Meydanı'nda İran füzelerinin resimlerinin yer aldığı devasa bir afiş, 10 Haziran 2026 (AFP)

Sonuç olarak, İranlı muhafazakarların, DMO'nun Uzmanlar Meclisi üzerindeki kontrolü ve hakimiyeti sayesinde, şimdi karar alma süreçlerini yönetenler oldukları söylenebilir. Uzmanlar Meclisi, İran İslam Cumhuriyeti anayasasına göre ülkenin en üst makamı olan Dini Lider’i (Yüce Lider) seçen, denetleyen ve gerektiğinde görevden alma yetkisine sahip. Bunun sonucunda, babası Ali Hamaney’in vasiyetine rağmen, oğlu Mucteba Hamaney’in Dini Liderlik görevini üstlenmemesi gerektiği belirtilse de oğul Hamaney babasının halefi olarak atandı.

Böylece, kurulduğu günden bugüne kadar ideolojik bir yapıya sahip olan DMO, askeri kararların yanı sıra siyasi kararların da sahibi haline geldi. Öte yandan DMO'nun hâlâ bünyesinde barındırdığı ılımlı reformcuların gücü de zayıfladı. Çünkü DMO, bu kesimin tamamen dışlanması durumunda İran halkının öfkesini çekmekten çekiniyor. Daha önce Cumhurbaşkanı Dr. Mesud Pezeşkiyan ile DMO’nun komuta kademesi arasında, Pezeşkiyan’ın Arap Körfez ülkelerini hedef almayacağına dair taahhüdü konusunda yaşanan çelişkili açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, şu anda iki taraf arasında önemli bir anlaşmazlık söz konusu. Ancak savaş kendi şartlarını dayattı ve DMO komutanlarının açıklamalarıyla temsil edilen Hatemu’l- Enbiya Karargahı, kararların kontrolünü elinde tutan taraf haline geldi. Artık bu kararları Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ya da hükümetindeki yetkililer kontrol etmiyor.

Bu bağlamda, savaşın sona ermesi halinde İran rejiminde büyük bir bölünme yaşanacağı öngörülebilir. Peki, reformcular dümeni ele alıp İran'ın davranışını düzeltmeyi ve DMO’nun Körfez’deki komşularıyla bozduğu ilişkileri onarmayı başarabilecekler mi?



İsrail'in Ahmedinejad'ı kendi saflarına çekme girişiminin perde arkası

Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
TT

İsrail'in Ahmedinejad'ı kendi saflarına çekme girişiminin perde arkası

Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)
Ahmedinejad, 2024 haziranında İçişleri Bakanlığı bünyesindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kayıt komitesi merkezine gelişi sırasında destekçilerine el sallarken (arşiv - EPA)

Macar hükümetinin üst düzey bir yetkilisi, 2024 yılının başlarında Macaristan'ın başkenti Budapeşte'deki bir üniversitenin rektöründen beklenmedik bir talepte bulundu.

Yetkili, üniversite rektörü Prof. Gergely Deli’ye, Ludovika Kamu Hizmeti Üniversitesi'nin iklim değişikliği üzerine bir konferans düzenlemesi ve beklenmedik bir konuğu, geniş çevrelerce eleştirilen eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ı bu konferansa davet etmesi gerektiğini bildirdi.

Gerekçe ise çok daha şaşırtıcıydı. Yetkili Deli'ye, konferansın yalnızca bir kılıf olduğunu, Ahmedinejad'ın bu vesileyle Budapeşte'de, açıkça düşmanı olarak bilinen İsrail istihbarat mensuplarıyla gizli görüşmeler yapabileceğini söyledi.

Deli, bu davetin hem kendi itibarına hem de üniversitenin itibarına zarar verebileceğinin farkındaydı. Ancak verdiği bir röportajda, belki de hayat kurtarmaya yardımcı bir rol üstlenmiş olabileceğini düşündüğünü belirtti.

Deli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İki düşmanınız var ve bu iki düşman birbiriyle konuşmak istiyorsa, elinizden geleni yapıp onları konuşturmanız daha iyidir."

Bilgilerin hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması şartıyla konuşan sürece ilişkin bilgi sahibi ABD'li ve İranlı yetkililere göre Ahmedinejad'ın 2024 yılında üniversiteye yaptığı ziyaret ve ertesi yıl gerçekleştirdiği ikinci ziyaret, İsrail'in yıllardır sürdürdüğü bir çabanın parçasıydı. Bu çaba, Ahmedinejad'ı, zamanı geldiğinde İran'ın yeni lideri olarak konumlandırılabilecek bir istihbarat varlığı haline getirmeyi amaçlıyordu.

Eski ABD'li yetkililer, İsrail için Ahmedinejad'ın İsrail safına çekilmesinin yüksek bir öncelik olduğunu, dönemin İsrail İstihbarat Servisi (Mossad) Başkanı David Barnea'nın bizzat 2024 yılında Macaristan'ın başkentine giderek Ahmedinejad ile görüşmesinin de bunu kanıtladığını belirtti. Yetkililer ayrıca, İsrail'in dış istihbarat servisi Mossad'ın kısa bir süre sonra ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'na (CIA) Ahmedinejad ile temas halinde olduğunu bildirdiğini ekledi.

rtghyj
İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud  ofisinin resmi sözcüsü olan Dolat-e Bahar (Bahar Hükümeti) sitesi dün, Ahmedinejad’ın Tahran’da eski Dini Lider (Rehber) Ali Hamaney’in cenaze törenine katıldığını gösteren bir fotoğrafı yayınladı

İsrail'in Ahmedinejad merkezli bir rejim değişikliği planı inşa etme kararı, İran’ın nükleer programını hızlandırmasıyla, İsrail'in yok edilmesi çağrılarını tekrarlamasıyla ve Holokost (Yahudi soykırımı) inkârcılığıyla tanınan eski İran Cumhurbaşkanı ile ilişkisinin seyrinde olağanüstü bir dönüşüme işaret ediyor.

ABD'li yetkililere göre İsrail, son yıllarda Ahmedinejad'a konaklama ve seyahat masraflarını karşılamak üzere gizlice para aktardı. İsrailli istihbarat mensupları ayrıca, Budapeşte'ye yaptığı seyahatler de dahil olmak üzere, kendisiyle yurt dışında birçok kez bir araya geldi.

Bu çaba, ABD ve İsrail'in bu yılın şubat ayı sonlarında, İran'a karşı yürüttüğü savaşın ilk günlerinde, Tahran'da sıkı gözetim altında yaşayan eski Dini Lider Ali Hamaney’in nakledilmesine yönelik cüretkâr bir operasyonla zirveye ulaştı. Amaç, mevcut rejimi devirmeyi ve Ahmedinejad'ı iktidara getirmeyi öngören planı devreye sokmaktı. Ancak plan başarısız oldu.

İsrail’in 28 Şubat'ta düzenlediği hava saldırısı, Ahmedinejad'ın konutunun bulunduğu kompleksi vurarak, korumalarının bulunduğu binayı ve zırhlı aracını hedef aldı. İranlı dört üst düzey yetkiliye göre saldırının ardından siyah bir Peugeot marka araç bölgeye geldi, Ahmedinejad'ı aldı ve büyük bir kargaşanın hakim olduğu bölgeden hızla uzaklaştı.

Operasyona dair bilgi sahibi ABD'li ve İranlı yetkililer, aracı Mossad mensuplarının kullandığını ve Ahmedinejad'ı İran içindeki gizli bir güvenli eve naklettiklerini belirtti.

Ancak yaşananlara vakıf kişilere göre İran’ın eski Cumhurbaşkanı bu çılgın kurtarma operasyonundan rahatsızlık duydu ve kendisini yeniden iktidara getirmeyi amaçlayan İsrail planı karşısında hayal kırıklığına uğradı.

Ahmedinejad daha sonra, hâlâ netlik kazanmamış koşullar altında güvenli evden ayrıldı. Ahmedinejad, 6 Temmuz'da merhum Dini Lider Ali Hamaney'in cenaze törenine kısa süreliğine katılana kadar bir daha kamuoyu önünde görünmedi.

Mevcut durumu hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak İranlı dört üst düzey yetkili, Ahmedinejad'ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı istihbarat servisi tarafından gözaltında tutulduğunu ve İran'ın kendisinin İsrail ile teması hakkındaki birçok ayrıntıyı öğrenmesinin ardından hâlihazırda ev hapsinde bulunduğunu belirtti.

İsrailli yetkililer, Tahran'daki hükümeti devirmeye yönelik daha geniş çaplı bir girişimin parçası olan Ahmedinejad'ı İran'ın lideri olarak konumlandırma planına ilişkin kamuoyu önünde bir açıklama yapmadı. Planın bir başka unsuru ise, Irak'ın kuzeyinde konuşlu İranlı Kürt muhalif güçlerin silahlandırılıp eğitilerek sınırı geçip İran'ın batısına girmesini, orada bölgeler ele geçirmesini ve nihayetinde Tahran'a doğru ilerlemesini öngörüyordu. Ancak bu plan hiçbir zaman somut bir hal almadı.

İsrail Ordusu İstihbarat Dairesi'nin eski başkanı Tamir Hayman, The New York Times gazetesinin Ahmedinejad'ın plandaki rolüne ilişkin ayrıntıları ilk kez ortaya çıkarmasının ardından, geçtiğimiz mayıs ayında PBS kanalında yayımlanan ‘Firing Line’ programında, “Rejim değişikliği planı, uygulanması öngörülen çok özel bir dizi özel operasyonu içeriyordu” yorumunda bulundu. Hayman, ayrıca "Ahmedinejad da bu dizinin bir parçasıydı” diye ekledi.

Mossad yetkilileri yorum taleplerine yanıt vermedi. Ahmedinejad'ın basın danışmanı Ali Ekber Cevanfikr de konuya dair yorum yapmayı reddetti.

Cumhurbaşkanlığı sonrası dönüşüm

2005-2013 yılları arasında İran Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Ahmedinejad, ülkenin en önde gelen katı muhafazakarlık yanlısı siyasetçileri arasında yer aldı. İsrail'in ortadan kaldırılması çağrısında bulunan Ahmedinejad döneminde İran, uranyum zenginleştirme programını yeniden başlattı. Bu da ülkenin gizli bir nükleer silah programı peşinde olabileceğine dair şüpheleri artırdı. Ahmedinejad ayrıca, 2009 yılında yeniden seçilmesini protesto etmek amacıyla ülke genelinde patlak veren ayaklanmanın güç kullanılarak bastırılması talimatı verdi. Döneminde yargı organı, muhaliflere yönelik toplu idamlar gerçekleştirdi ve rakip ile hasımları hapse attı.

cdfvrgth
Ahmedinejad, 2024 yılının haziran ayında İçişleri Bakanlığı'ndaki cumhurbaşkanlığı seçim aday kayıt komitesi binasına geldiği sırada destekçilerine el sallarken (Arşiv – EPA)

Ancak cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra Ahmedinejad, tutumunu yumuşattı ve iktidarda bulunduğu yıllara damgasını vuran İsrail karşıtı söylemini sınırlandırdı. Ahmedinejad, İran pop müziği kültürüne değindiği röportajlar ve konuşmalar yaparak, güvenlik güçlerini gösterileri güç kullanarak bastırmaları nedeniyle eleştirdi ve yönetici sınıfı mali yolsuzlukla suçlayarak, daha ılımlı yeni imajını sergilemeye özen gösterdi.

Ahmedinejad ayrıca kendisinin ayırt edici işareti haline gelen bol haki rengi ceketinden vazgeçerek modern kesimli takım elbiseler giymeye başladı. Düzensiz sakalına özen gösterdi ve botoks yaptırdığı izlenimi verdi. Ayrıca İngilizce öğrenmeye başladı.

Tahran'daki ofisinde her sabah, sıradan vatandaşların şikayetlerini dinlemek üzere bir saat süren halka açık toplantılar düzenliyordu. Bazı vatandaşlar, devlet bürokrasisiyle uğraşırken yardım talep etmek için kendisine başvuruyordu. Bazen bakanlıklara, bazı başvuru sahiplerine kredi verilmesini tavsiye eden mektuplar yazıyordu. Ahmedinejad ayrıca düzenli olarak ülkenin farklı bölgelerine seyahat ediyor, şehirlerde ve kırsal bölgelerde destekçileriyle bir araya geliyordu.

yj6jku
Ahmedinejad, Tahran'da düzenlenen Liderlik Uzmanlar Konseyi'nin açılış töreninin kenarında, müttefiki ve İran Rehberi'nin danışmanı Said Celili ile konuşurken (Arşiv - ILNA)

Ahmedinejad'ın İran hükümetiyle ilişkisi karmaşık bir şekilde devam etti. Üst düzey liderler kendisini bir kenara itip hareketlerine kısıtlamalar getirdi. Ancak yine de İran’ın Dini Lideri'ne danışmanlık yapan üst düzey bir konseyde diğer üst düzey yetkililerle birlikte oturmasına izin verildi. Ahmedinejad, şubat ayında savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce bu konseyin toplantısına katıldı.

İran içinde birçok kişi, Ahmedinejad'da yaşanan bu değişimin arkasında siyasi saikler olduğunu düşündü ve bunu, popülist imajını güçlendirme ve kendisini iktidardaki yetkililerden uzaklaştırma girişimi olarak değerlendirdi. Bununla birlikte Ahmedinejad, işçi sınıfına mensup İranlılar arasındaki destek tabanını korumaya devam etti. Danışmanları ise hedefinin bir gün yeniden iktidara dönmek olduğundan emindi.

Ahmedinejad'ın eski yakın çevresinden ve üst düzey danışmanlarından biri olan Abdurrıza Davari, telefonla verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“Ahmedinejad bunu para için yapmayacaktır. Zaten parası var, geniş bir ekonomik ağı var. Bunu iktidar için yapacaktır. İktidarın başında olmak istiyor."

İki adam yıllar önce aralarında yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle küs düşmüştü.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla özel görüşmeleri anlatan yakın çevresinden bir isme göre Ahmedinejad, en yakın yardımcıları ve kendisine yakın sınırlı sayıda kişiye, yabancı güçlerin yardımıyla İran'ın gelecekteki lideri olma hedefini paylaştı.

Kaynağa göre Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığı adaylığından üç kez elenmesinin ardından İran İslam Cumhuriyeti rejimi karşısında hayal kırıklığına uğradı ve mevcut rejim sürdüğü sürece iktidara ulaşamayacağı sonucuna vardı.

Aynı kaynağa göre Ahmedinejad, bir savaşın patlak vermesi ve rejim değişikliği yaşanması halinde, Amerikalıların ve İsraillilerin ülkeyi tanımayan, İran dışından bir muhalif figürü seçeceğinden ve bunun ülkenin istikrarını sarsacağından endişe ediyordu. Ahmedinejad, yakın çevresine kendisini eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'e benzer, reformist bir rol üstlenebilecek biri olarak tanımlıyordu. Aynı kaynağa göre Ahmedinejad, iktidara gelmesi halinde İran'ın İsrail'i tanıyacağını ve ABD Başkanı Donald Trump'ın başlattığı ‘Abraham (İbrahim) Anlaşmaları’ çerçevesinde İsrail ile ilişkileri normalleştireceğini belirtiyordu.

Dönemin istihbarat değerlendirmelerine dair bilgi sahibi İsrail Savunma Bakanlığı yetkililerine göre İsrail istihbarat servisleri, o dönemde Ahmedinejad ile İran rejimi arasında derinleşen çatlağı yakından takip ediyordu. İki yetkili, kendilerinin özellikle ilgisini çeken şeyin, Ahmedinejad'ın İran’ın Dini Lideri'ne ve kendisini yeniden cumhurbaşkanlığı adaylığından eleyen üst düzey yetkililere yönelik artan hoşnutsuzluğu olduğunu belirtti.

Ahmedinejad'ın hareketliliği, İran İslam Cumhuriyeti'ni yabancı müdahalelerden korumakla görevli DMO’ya bağlı istihbarat servisi içinde şüphe uyandırmaya başladı.

İki DMO üyesi ve konuya vakıf bir istihbarat yetkilisi, bu şüphelerin, Ahmedinejad'ın 2017 yılında Trump'a açık mesajlar yöneltmeye başlamasının ardından tırmandığını belirtti.

Dört yetkiliye göre bu yıl gerçekleşen ve başlangıçta Ahmedinejad'ı DMO’nun denetiminden kurtaran İsrail saldırısının ardından, İran istihbarat servisleri kendisinin İsrail ile bağlantısını soruşturmaya ve buna ilişkin delil toplamaya başladı.

Yurt dışındaki görüşmeler

İsrail istihbarat mensuplarının Ahmedinejad'ı ilk kez ne zaman devşirmeye çalıştığı net değil. Ancak İranlı yetkililer, en azından Ahmedinejad'ın 2023 yılında çevre konularına odaklanan bir konferansa katılmak üzere Guatemala'ya yaptığı seyahat sırasında bir temasın gerçekleştiğini belirtti. Davet, çoğu Latin Amerika ülkesine kıyasla İsrail ile daha yakın diplomatik ilişkilere sahip bir ülke olan Guatemala hükümetinden gelmişti.

Ahmedinejad, Tahran Havalimanı'nda güvenlik güçleri tarafından durdurulup kendisine biniş kartı verilmesinin reddedilmesi ve ülkeden ayrılmasına izin verilmemesi nedeniyle bu seyahati neredeyse gerçekleştiremiyordu.

Ahmedinejad buna, havalimanında saatlerce süren bir oturma eylemi düzenleyerek karşılık verdi. Bu eylem kamuya açık bir gösteriye dönüştü; sıradan İranlı yolcularla, havalimanı ve havayolu personeliyle fotoğraflar çektirdi ve sosyal medya hesaplarında güncellemeler paylaştı.

Sonunda İran makamları, Ahmedinejad'ın uçağa binip konferansa katılmasına izin verdi.

Ahmedinejad, seyahati sırasında paylaştığı bir video kaydında şunları söyledi:

"Bazı insanlar bana Guatemala'ya gitmememi söyledi, ama onlara kardeşim olan Guatemala Çevre Bakanı'nın beni davet ettiğini söyledim. Bu, Latin Amerika'da çok önemli bir ülke."

Ertesi yıl Ahmedinejad, Ludovika Üniversitesi'nde düzenlenen konferansa katılmak üzere Macaristan'a ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Budapeşte'de, geçen aya kadar beş yıl boyunca Mossad başkanlığı yapan David Barnea ile bir araya geldi.

O dönemde sağ görüşlü Başbakan Viktor Orban tarafından yönetilen Macaristan, muhtemelen Avrupa'daki diğer herhangi bir ülkeye kıyasla İsrail ile daha yakın ilişkilere sahipti. Orban ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, karşılıklı resmi ziyaretler gerçekleştirdi. Nisan 2025'te Netanyahu, Ludovika Kamu Hizmeti Üniversitesi'nde bir konuşma yaptı ve üniversite kendisine kamu hizmeti ödülü verdi.

İki ay sonra Ahmedinejad, İsrail'in İran'a karşı savaş başlatmasından sadece birkaç gün önce, İsrail istihbarat mensuplarıyla buluşmasına kılıf oluşturan bir ziyaretle yeniden Budapeşte'ye gitti.

Tüm yurt dışı seyahatlerinde kendisine eşlik eden, Devrim Muhafızları'na bağlı Ensar Birimi'nden İranlı korumaları, Ahmedinejad'ın en az iki kez güvenlik refakatçilerinden kaçarak Haziran 2025 seyahati sırasında uzun görüşmeler yapmak üzere ortadan kaybolabildiğini bildirdi.

İki DMO üyesi ve konuya vakıf bir istihbarat yetkilisine göre korumalar seyahate ilişkin raporlarında, Ahmedinejad'ı ortadan kaybolmasıyla ilgili sorguladıklarını, kendisinin ise üniversite hocalarıyla görüştüğünü söylediğini belirtti.

Konferans sırasında İran’ın eski Cumhurbaşkanı konuşmasını İngilizce yaptı ve daha önce tüm konuşmalarını açtığı Kur'an ayetinden bu kez vazgeçerek dinleyicileri şaşırttı.

Seyahatine ilişkin olarak sosyal medya hesaplarında paylaştığı video kayıtlarına göre koyu mavi renkli, modern kesimli bir takım elbise giyen Ahmedinejad, ‘ortak insanlık’ ve ‘değişen dünya düzeni’ hakkında konuşurken yeni bir dünyanın nasıl ortaya çıkabileceğine dair kendi vizyonunu sundu.

Ahmedinejad, Üniversite Rektörü Gergely Deli'ye Fars şair Firdevsi'nin ‘Şehname’ adlı eserinin bir kopyasını hediye ederken, Deli de kendisine üniversitenin amblemini hediye etti.

Deli, geçtiğimiz ay yapılan bir röportajda, Ahmedinejad'a davet gönderdiğinde, Almanca ‘paravan’ veya ‘kukla’ anlamına gelen ‘Strohmann’ rolünü üstlendiğini belirtti.

Ahmedinejad, şubat ayının sonlarında Tahran'daki evinden aceleyle siyah bir Peugeot marka araçla götürülmesinden geçtiğimiz haftaya kadar kamuoyu önünde görülmemişti.

6 Temmuz'da ise İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine, ani ve kısa bir şekilde katıldı. Video kayıtları, sıcaklığın 32 dereceye yaklaşmasına rağmen Ahmedinejad'ın kalın bir ceket giydiğini, cerrahi maskesinin ise çenesinin altına sarkmış vaziyette olduğunu gösterdi. İran’ın diğer eski cumhurbaşkanlarından Hasan Ruhani ve Muhammed Hatemi ise cenaze törenine davet edilmedi. İki eski lider de törenlerin hiçbirinde görünmedi.

Ahmedinejad, başı öne eğik bir şekilde tek kelime etmeden ayakta dururken etrafı güvenlik görevlisi olduğu izlenimini veren kişilerle çevriliydi.


ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.