‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Dünyanın en kritik deniz ticaret yollarından birinde ticareti felce uğratan ve üç buçuk aydan uzun süredir devam eden durgunluğun ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın Washington ile Tahran’ın savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı derhal yeniden açmayı öngören ön barış anlaşmasına vardığını açıklaması küresel ekonomide umutları yeniden canlandırdı.

Trump’ın kendi sosyal platformu üzerinden yaptığı, “Dünya gemileri, motorları çalıştırın... Petrol akmaya başlasın!” şeklindeki coşkulu paylaşımı, 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından sert dalgalanmalar yaşayan enerji ve finans piyasaları için uzun süredir beklenen bir yeşil ışık olarak değerlendirildi.

Tarafların ön mutabakat zaptını önümüzdeki cuma günü İsviçre’de resmen imzalayacağının açıklanmasının ardından küresel piyasalar jeopolitik gerilimin azalmasını hızla fiyatlamaya başladı. Gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’i aşan düşüşle varil başına 84 doların altına gerileyerek savaşın ilk günlerinin yaşandığı mart ayından bu yana en düşük seviyelerini gördü. Öte yandan Tokyo ve Seul borsalarında hisse senedi endeksleri yaklaşık yüzde 5 yükselirken, kripto para piyasasında da yeniden hareketlilik yaşandı. Bitcoin’in değeri 65 bin 600 dolar seviyesinin üzerine çıkarak yükselişini sürdürdü.

Asya... En büyük kazanan

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, Körfez enerji kaynaklarına yüksek derecede bağımlı olan ve ekonomik sonuçların en ağır yükünü taşıyan Asya için bir can simidi niteliği taşıyor. Zira boğazdan geçen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlası normal şartlarda Asya pazarlarına ulaşıyor. Savaşın sürdüğü aylarda Asya para birimleri değer kaybederken, enflasyon baskısı da belirgin şekilde arttı. Enerji arzındaki ciddi daralma, özellikle Pakistan, Vietnam ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerin ekonomik görünümünü olumsuz etkiledi. Filipinler, yaşanan enerji sıkıntısı nedeniyle ulusal enerji acil durumu ilan etmek zorunda kaldı.

sdfvbf
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Japonya ve Güney Kore gibi güçlü rezervlere sahip sanayileşmiş ekonomiler de şişen enerji ithalat faturaları nedeniyle ulusal para birimleri üzerinde benzeri görülmemiş baskılarla karşı karşıya kaldı. Bu nedenle bölge liderleri anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, anlaşmayı ‘çözüme doğru atılmış büyük bir adım’ olarak nitelendirirken, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve serbest deniz ulaşımının kalıcı biçimde sağlanmasını umduğunu ifade etti. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de benzer bir değerlendirmede bulunarak, bu stratejik geçiş koridorunun yeniden işler hale gelmesinin bölge ekonomileri üzerindeki baskıların hafifletilmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Etkisi yıl sonuna kadar sürecek

Piyasalarda hâkim olan iyimser havaya rağmen ekonomi uzmanları ve enerji sektörü analistleri temkinli olunması gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre ticaret akışlarının tamamen normalleşmesi haftalar, hatta bazı alanlarda aylar sürebilir. Enerji danışmanlık şirketi Wood Mackenzie’nin Asya-Pasifik Bölgesi Başkan Yardımcısı Joshua Ngu, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla birlikte petrol ve doğal gaz sevkiyatlarının hızla başlayacak olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Ancak Ngu’ya göre, boğazın kapalı kaldığı her gün ekonomik hasarın boyutunu artırırken, lojistik sektöründeki aksaklıkların da daha derin ve kalıcı hale gelmesine yol açtı.

Uzmanların dikkat çektiği en karmaşık sorunlardan biri ise sıvılaştırılmış doğal gaz piyasası olarak öne çıkıyor. Asya’da doğal gaz fiyatları genellikle petrol fiyatlarını üç ila altı aylık gecikmeyle takip ediyor. Bu nedenle mart ayında varil başına 100 dolara kadar yükselen petrol fiyatlarının etkisi, önümüzdeki aylarda doğal gaz piyasalarına daha belirgin şekilde yansıyacak. Bu durum, petrol fiyatlarında yaşanan son gerilemeye rağmen doğal gaz ve elektrik fiyatlarının yükselmeye devam edebileceği anlamına geliyor. Uzmanlar, enerji maliyetlerinin en azından yıl sonuna kadar tüketiciler ve sanayi sektörü üzerinde baskı oluşturmayı sürdürebileceği görüşünde.

Gübre ve petrokimyasallar

Hürmüz Boğazı’nın önemi yalnızca petrol sevkiyatlarıyla sınırlı değil. Boğaz aynı zamanda günlük yaşam ve küresel üretim açısından kritik öneme sahip stratejik ürünlerin ticaretinde de kilit rol oynuyor. Körfez ülkeleri, azotlu gübrelerin temel bileşeni olan üre gübresinin küresel arzının üçte birinden fazlasını karşılıyor. Boğazın kapanması ise Güneydoğu Asya’da mayıs ile temmuz ayları arasındaki kritik ekim sezonunu olumsuz etkiledi. Asya Kalkınma Bankası Baş Ekonomisti Albert Park, yaşanan aksamanın küresel gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, tarımsal verimdeki düşüşün etkilerinin yılın ilerleyen dönemlerinde daha belirgin şekilde hissedileceği uyarısında bulundu.

Sanayi cephesinde ise Japonya ve Güney Kore’deki fabrikalar, plastik ve gıda ambalajı üretiminde kullanılan hayati öneme sahip bir petrol türevi olan nafta tedarikinde ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Ayrıca yarı iletken üretiminde kritik rol oynayan helyum gazı arzında da önemli daralmalar yaşandı. Japonya Doğal Kaynaklar ve Enerji Ajansı danışmanlarından Haruhiko Sakaino, Bloomberg’e yaptığı değerlendirmede tedarik zincirlerinde meydana gelen hasarı ‘yıkıma uğramış kılcal damarlara’ benzetti. Sakaino, sorunun yalnızca ithalatın yeniden başlamasıyla çözülemeyeceğini belirterek, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim kapasitelerini eski seviyelerine ulaştırmalarının yaklaşık bir yıl sürebileceğini ifade etti.

Hindistan: Beklenen toparlanma ve daha düşük fatura

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri olan Hindistan açısından anlaşma, önemli bir ekonomik rahatlama anlamına geliyor. Başlıca enerji tedarikçilerinden gelen petrol ve doğal gaz tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli şekilde geçmeye başlaması, son aylarda rekor seviyelere çıkan nakliye maliyetleri ile deniz taşımacılığı şirketlerinin uyguladığı yüksek risk sigortası primlerinin düşmesine katkı sağlayacak. Bu normalleşmenin ilk somut işaretlerinden biri, Katar’dan yüklediği sıvılaştırılmış doğal gaz kargosuyla Hindistan’ın Dahej terminaline doğru yola çıkan Disha adlı LNG tankerinin boğazı geçmesi oldu. Söz konusu gemi, mart ayının başından bu yana Hürmüz Boğazı’nın batısında bekletiliyordu.

xcsdvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol fiyatlarında yaşanacak kalıcı düşüşün Hindistan ekonomisine çok yönlü katkı sağlaması bekleniyor. Daha düşük enerji fiyatları, ülkenin yüksek ithalat faturasını azaltırken rupi üzerindeki baskıyı hafifletecek, cari açığın daralmasına yardımcı olacak ve enflasyonun kontrol altına alınmasını destekleyecek. Olumlu etkinin havacılık, petrokimya, gübre ve lojistik sektörlerine de yansıması öngörülüyor. Yüksek yakıt maliyetleri nedeniyle son dönemde ciddi zararlarla karşı karşıya kalan bu sektörlerdeki birçok şirketin, bir çeyrekte uğradığı kayıpların neredeyse bir yıllık kâra eşdeğer seviyelere ulaştığı belirtiliyor.

Kaygılar ve belirsiz bir gelecek

Bununla birlikte, piyasalardaki mevcut iyimserliğin sürmesi, büyük ölçüde jeopolitik ortamın istikrarlı kalmasına ve Ortadoğu’da çatışmaların yeniden alevlenmemesine bağlı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin ayrıntıların henüz netleşmemiş olması, belirsizlikleri koruyor. İran’ın Fars haber ajansı, boğazdaki gemi trafiğinin İran ile Umman tarafından ortaklaşa düzenleneceğini bildirdi. Ancak bu yaklaşımın, anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak seyrüsefer özgürlüğünü gören Washington’ın tepkisini çekebileceği değerlendiriliyor. Öte yandan mevcut anlaşma, İran’ın nükleer programının geleceğine ilişkin müzakereler için yalnızca 60 günlük bir süre öngörüyor. Bu durum, varılan uzlaşının kalıcı bir çözümden ziyade geçici bir düzenleme niteliği taşıdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Uzmanlara göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla mevcut kriz sona erse bile yaşananlar küresel ticaret ve enerji stratejilerinde kalıcı değişimlere yol açmış durumda. Hem enerji ithalatçısı hem de ihracatçısı ülkeler, dünya ekonomisinin yeniden yalnızca ‘30 kilometrelik bir geçiş koridoruna’ bağımlı kalmaması için ticaret güzergâhlarını ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikalarına hız vermiş bulunuyor.



Savaş İsrail'e 140 milyar dolara mal oldu

İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
TT

Savaş İsrail'e 140 milyar dolara mal oldu

İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)
İsrail önümüzdeki on yılda güvenliğe yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak (Reuters)

Tel Aviv’deki bağımsız uzmanların tahminlerine göre, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana yürüttüğü savaşın maliyeti şimdiye kadar yaklaşık 420 milyar şekele (140 milyar dolar) ulaştı. Bu rakamın kısa süre içinde yarım trilyon şekele (167 milyar dolar) yükselmesi ve savaşın İsrail ekonomisi üzerindeki etkisinin gelecek yıllar boyunca devam etmesi bekleniyor.

İbranice Haaretz gazetesine bağlı ekonomi gazetesi The Marker tarafından yapılan araştırmada, “Güvenliği sağlamak için ödediğimiz bu ağır ve eşi görülmemiş bedelin üzücü yanı, bize hiçbir güvenlik sağlamamış olmasıdır” değerlendirmesinde bulunuldu.

Yeterli güvenlik sağlansaydı

Gazete, eski üst düzey bir İsrailli ekonomi yetkilisinin şu sözlerine yer verdi: “Yeterli güvenliğe ulaşmış olsaydık, önümüzdeki on yılda güvenlik bütçesini iki katına çıkarmaya gerek kalmazdı.”

 İsrail'in ulusal borcu savaş nedeniyle 400 milyar şekel arttı (Arşiv- Reuters)
İsrail'in ulusal borcu savaş nedeniyle 400 milyar şekel arttı (Arşiv- Reuters)

Gazetenin haberine göre savaş nedeniyle İsrail’in kamu borcu 400 milyar şekel arttı. Önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca şekel daha artması beklenen askerî harcamaların finanse edilmesi gerekecek. Özellikle “silah ve mühimmatın savurganca kullanılması ve yedek kuvvetlere aşırı ve olağan dışı ölçüde başvurulması” bu maliyeti artırıyor.

Ancak bu harcamaların nasıl finanse edileceği henüz net değil.

Gazete, eski üst düzey bir subayın şu değerlendirmesini aktardı: “Savaş gereğinden fazla uzadı. Siyasi kademe siyasi uzlaşmalarla ilgilenmiş olsaydı, aynı sonuçlara, hatta daha iyi sonuçlara, daha kısa süren bir savaşla ulaşılabilirdi.”

Habere göre İsrail, önümüzdeki 10 yılda güvenlik alanında yaklaşık 1,5 trilyon şekel harcayacak. (1 dolar yaklaşık 3 şekel.)

Gazete ayrıca Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Amir Baram tarafından hazırlanan bir belgede, İsrail’in güvenlik açısından “son derece zorlu bir on yıla” hazırlandığını aktardı. Bu durum, yıllık 3,8 milyar dolarlık ABD güvenlik yardımının 2029’dan itibaren tamamen kesilebileceğinin öngörüldüğü bir dönemde ortaya çıkıyor.

Yedek askerlerin maliyeti

Habere göre normal dönemlerde İsrail ordusundaki yedek asker sayısı yaklaşık 6 bin iken, savaşın başlamasından sonraki günlerde 220 bin yedek asker göreve çağrıldı. Bu durum, söz konusu birliklerin yemek, maaş ve barınma giderlerini karşılamak için hızla kaynak ayrılmasını gerektirdi.

Şarku’l Avsat’ın TheMarker’dan aktardığına göre “savaş boyunca hiç kimse ekonomik hesaplama yapmaya çalışmadı, para bir kıstas olmadı ve yedek askerlere gerek olmadığı veya daha düşük maliyetli çözümler bulunabileceği durumlarda bile yedekler uzun süre görev yaptı.”

Netanyahu, Şeyh (Hermon) Dağı'nda (AFP Arşivi)
Netanyahu, Şeyh (Hermon) Dağı'nda (AFP Arşivi)

Üst düzey subay ise ordunun bu kadar büyük sayıdaki yedek askeri bünyesine katmaya hazırlıklı olmadığını söyledi. Subay, Gazze’de savaşa katılan askerî tümenlerden birinin Gazze Şeridi’ne girmek üzere hiçbir zaman yeterli hazırlığa sahip olmadığını ve askerlerin elinde uygun teçhizat bulunmadığını ifade etti.

Görevinizi yapın, parayı düşünmeyin

Gazete, dönemin Savunma Bakanlığı Genel Müdürü ve bugün İsrail Genelkurmay Başkanı olan Eyal Zamir’in subaylara “Görevinizi yapın, parayı düşünmeyin” mesajı verdiğini belirtti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın saldırısına yol açan güvenlik başarısızlığı, çok sayıda İsraillinin hayatını kaybetmesi ve yaklaşık 200 bin İsraillinin evlerinden ve yerleşimlerinden tahliye edilmesinin yarattığı şokun etkisiyle, “Herkes için para var. Talimatım açık: Muslukları açın ve ihtiyacı olan herkese para akıtın” dedi.

Mühimmat stokları yetersizdi

İsrail ordusunun Ekim 2023’ün sonlarında Gazze Şeridi’ne yönelik kara harekâtına başlamasının ilk döneminde savaşın en az üç ay sürmesi bekleniyordu. Ancak ordunun mühimmat stokları daha kısa süreli savaşlar için hazırlanmıştı.

Perşembe günü Tel Aviv'de 7 Ekim 2023 saldırısının 1000. günü anma mitinginde Netanyahu'ya benzeyen maske takan bir protestocu (AP)
Perşembe günü Tel Aviv'de 7 Ekim 2023 saldırısının 1000. günü anma mitinginde Netanyahu'ya benzeyen maske takan bir protestocu (AP)

Genelkurmay Başkanlığı’nda görev yapmış eski bir subay, gazetenin aktardığına göre, “Aslında kısa süreli savaşlar için gereken mühimmat stokundan bile daha azına sahiptik; fiilî tüketim ise planlananın iki katıydı” ifadesini kullandı.

Vergi artışı

Savaşın uzun süreceği ve İran ile Yemen de dâhil olmak üzere başka, daha uzak cephelere yayılacağı anlaşılınca Maliye Bakanlığı yetkilileri savaşı finanse etmek amacıyla çeşitli kararlar almaya başladı.

Bunların başında 2025 yılında 35 milyar şekel tutarında vergi artışı geliyor. Bu karar, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch’in İsrail’in kredi notunu düşürmesinin ardından alındı. Vergilerin artırılmaması hâlinde kredi notunun daha da düşeceği ve bunun ağır bir mali krize yol açacağı endişesi etkili oldu.

Vergilerin önümüzdeki seçimlerden sonra daha da artırılması bekleniyor. Seçimlerin ise 75 gün sonra yapılması öngörülüyor.

Kararlar ve sorular

Gazete, aralarında ekonomik ve güvenlikle ilgili bir dizi kararın seçimlerden sonra alınmasının beklendiğini belirtti. Bunların arasında güvenlik bütçesinin artırılması ve yedek askerlerin göreve çağrılmaya devam edilmesi de bulunuyor.

Gazete haberini şu sorularla noktaladı: İsrail finans piyasalarının ve ekonomisinin, devasa güvenlik bütçeleri ve azalan Amerikan yardımı karşısında güçlü kalmaya devam etmesi mümkün olacak mı? Ortaya çıkan bu tabloda savaşın maliyetini gerçekte kim ödeyecek?


İran, gözaltına aldığı iki Fransız diplomatın ülkeye dönüşünü engelledi

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
TT

İran, gözaltına aldığı iki Fransız diplomatın ülkeye dönüşünü engelledi

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)

İran Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, temmuz ayında kısa süreliğine gözaltına alınan ve ardından ülkeden ayrılan iki Fransız diplomatın İran’a dönmelerinin engellendiğini duyurdu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında, “Söz konusu iki kişi İran’dan ayrıldı. Ayrıca resmî olarak İran’a dönmelerinin yasaklandığını da açıkladık” ifadelerini kullandı.

20 Temmuz’da Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, diplomatların İran güvenlik güçleri tarafından “son derece ciddi bir yıldırma eylemine” maruz bırakıldığını söylemişti. Barrot, diplomatların birinin “fiziksel saldırıya uğradığını” belirtmişti.

Barrot, iki diplomatın “herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin birkaç saat gözaltında tutulduğunu, sorgulandığını ve içlerinden birinin fiziksel saldırıya uğradığını” daha sonra ise büyükelçiliğe dönmelerine izin verildiğini ifade etmişti.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Élysée Sarayı’nda düzenlenen haftalık Bakanlar Kurulu toplantısının ardından (AFP)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Élysée Sarayı’nda düzenlenen haftalık Bakanlar Kurulu toplantısının ardından (AFP)

Tahran ise diplomata yönelik saldırı iddiasını reddetti. İran makamları, diplomatların “yetkililer tarafından aranan bazı kişilerle bir toplantıya katılmalarının” ardından güvenlik birimleri tarafından “kısa süreliğine sorgulandığını” belirtti.

İran, temmuz ayının sonlarında Fransa’nın Tahran Büyükelçisi’ni çağırarak, Fransa’nın tutumunu “içişlerine müdahale” olarak nitelendirdi ve Fransız hükümetinden “bu uygulamalara son vermesini” istedi.

Öte yandan İran İstihbarat Bakanlığı cumartesi günü Fransa’yı İran’da “nüfuz oluşturmaya yönelik büyük çaplı bir proje” yürütmek ve “Fransa’nın ülkenin bağımsızlığına karşı adımlar atmasının zeminini hazırlamakla” suçladı.


İran: ABD mutabakatı ihlal etti, 60 günlük süre geçerliliğini yitirdi

İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
TT

İran: ABD mutabakatı ihlal etti, 60 günlük süre geçerliliğini yitirdi

İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)

İran, ABD ile imzalanan mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin, müzakereler başlamadığı için anlamını yitirdiğini açıkladı. Tahran, sürecin sekteye uğramasından Washington'ı sorumlu tutarken, Pakistan'ın arabuluculuk girişimleri ile Hürmüz Boğazı konusunda Umman'la yürütülen görüşmelerin sürdüğünü bildirdi.

Nükleer program ve yaptırımların kaldırılması konusunda müzakerelerin yürütülmesi için mutabakat zaptında belirlenen 60 günlük süre bugün sona ererken, Tahran ile Washington müzakere masasına dönmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Mutabakat metninde 60 günlük süre başlığı altında herhangi bir hüküm bulunmuyor” dedi. Bekayi, İran'ın “politikalarını baskı, tehdit ve süre sınırları altında belirleyen bir taraf olmadığını” söyledi. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Bekayi, İslamabad mutabakatında “yaptırımların kaldırılması” ve “nükleer mesele” konusunda 60 günlük bir süre içerisinde görüşmeler yapılmasının öngörüldüğünü, tarafların bir sonuca ulaşamaması halinde bu sürenin uzatılabileceğini belirtti.

Bekayi, “Mutabakat kapsamında 60 günlük süre içerisinde iki konu, yaptırımların kaldırılması ve nükleer mesele hakkında diyalog yürütülmesi öngörüldü. Bu 60 gün içinde bir sonuca ulaşamazsak süre uzatılacaktı” dedi.

Müzakere yok

Bekayi, mutabakat zaptında 60 günlük bir sürenin bulunmasıyla bunun Tahran açısından bağlayıcı bir son tarih olduğu iddiası arasında ayrım yapmaya çalıştı. Sözcü, söz konusu süre içerisinde yürütülmesi öngörülen sürecin zaten başlamadığını söyledi.

Bekayi, “Müzakereler zaten başlamadı. Çünkü ABD, 17 Haziran'da (Haziran) mutabakat zaptının imzalanmasından yalnızca birkaç hafta sonra metni ağır ve kapsamlı biçimde ihlal etti. Dolayısıyla 60 günlük süre meselesi daha en başından geçerliliğini yitirdi” ifadelerini kullandı.

dfvbgth
Bekayi, bugün Tahran'da düzenlenen haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken (ISNA)

Tahran'ın ABD'nin ihlalleri olarak nitelendirdiği gelişmeler nedeniyle mutabakatın uygulanmasının artık “etkisiz” hale geldiğini belirten Bekayi, müzakerelerin ne zaman yeniden başlayabileceğine ilişkin herhangi bir tarih vermedi.

İran'ın şu anda “ülkenin işlerini yönetmeye” odaklandığını belirten Bekayi, silahlı kuvvetlerin herhangi bir hareketliliği “gözleri açık ve tam teyakkuz halinde” izlediğini söyledi.

Bekayi'nin açıklamaları, aylar süren savaşın ardından diplomatik çabaların taraflar arasında daha kapsamlı müzakerelerin önünü açması beklenen bir mutabakat zaptıyla sonuçlanmasından, ancak doğrudan temasların kesilmesi ve iki taraf arasındaki çatışmaların yeniden başlamasından sonra geldi.

Bekayi, İran'ın müzakereler konusunda atacağı yeni adımların kendi çıkarları ve ulusal güvenlik değerlendirmelerine bağlı olacağını belirterek, Tahran'ın kararlarını başka bir tarafın belirlediği bir “tehdit” veya takvime göre almayacağını söyledi.

Pakistan'ın İran ile ABD arasındaki temaslarda hâlâ başlıca arabulucu olduğunu belirten Bekayi, Katar'ın da diplomatik süreçteki çabalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Bazı Avrupa ülkelerinin “iyi niyet girişimlerinde” bulunmaya hazır olmasının Tahran ile Washington arasında yeni bir arabulucunun ortaya çıktığı anlamına gelmediğini kaydeden Bekayi, “ABD ile ilişkilerimizdeki sorun arabulucu meselesi değil” dedi.

İranlı sözcü, anlaşmazlığın Washington'ın yaklaşımı, “hesap hataları” ve daha önce denenmiş politikalarda ısrar etmesiyle ilgili olduğunu savundu.

fgthyju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)

Bekayi, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin geçen hafta Tahran'a yaptığı ziyarete de değindi. Nakvi'nin Başbakan Şahbaz Şerif veya Ordu Komutanı General Asım Münir'den özel bir mesaj taşıdığı yönündeki haberleri yalanlayan Bekayi, ziyaretin ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelerin yanı sıra Pakistan'ın arabuluculuk çabaları çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.

Pakistan'ın arabulucu rolünü üstlenmek için “tüm kapasitesini kullanmaya çalıştığını” belirten Bekayi, müzakereler dosyasının, İslamabad'ın “İslamabad mutabakatının hazırlanmasında oynadığı önemli rol” nedeniyle Pakistan açısından özel önem taşıdığını ifade etti.

Bekayi, ABD'yi “verdiği sözlerden dönmek ve yükümlülüklerini ihlal etmek” olarak nitelendirdiği tutumu nedeniyle arabuluculuk çabalarına zarar vermekle suçladı. İran'ın daha önce Umman'ın himayesinde yürütülen süreçte de aynı sorunla karşılaştığını söyledi.

Hürmüz görüşmeleri

Hürmüz Boğazı konusunda ise Bekayi, İran ile Umman'ın gemi güzergâhlarına ilişkin bir seyir rotası haritası konusunda anlayış birliğine vardığını, ancak nihai anlaşmanın henüz tamamlanmadığını söyledi.

Tahran ile Maskat'ın “haritanın yanı sıra ortak bir bildiri” içeren bir paket üzerinde çalıştığını belirten Bekayi, daha önce “yol haritası” şeklinde yapılan nitelemenin doğru olmadığını, söz konusu belgenin esas olarak “deniz seyrüsefer güzergâhı haritası” olduğunu açıkladı.

Bekayi, nihai anlaşmaya varılmasının gecikmesini üç faktöre bağladı. Bunlardan ilkinin konunun karmaşıklığı, ikincisinin görüşmeleri etkilemeye çalışan tarafların çokluğu, üçüncüsünün ise “kötü niyetli” tarafların süreci sekteye uğratma girişimleri olduğunu söyledi.

İki ülkenin üzerinde çalıştığı mekanizmanın, Tahran'ın “kıyıdaş iki ülkenin egemenliği ve egemenlik hakları” olarak gördüğü unsurlar ile ticari gemilerin güvenli geçişinin güvence altına alınmasını bir araya getirmeyi amaçladığını belirtti.

İran-Umman müzakerelerinin “ciddi şekilde” sürdüğünü söyleyen Bekayi, tarafların ortak bildiri metni üzerinde görüş alışverişinde bulunduğunu aktardı.

Amaçlarının “her iki tarafın çıkarlarını ve endişelerini güvence altına alan” ve aynı zamanda uluslararası deniz taşımacılığının gereklerini dikkate alan bir mekanizma oluşturmak olduğunu ifade etti.

Bekayi ayrıca İran Dışişleri Bakanlığı'nın parlamentodan Hürmüz Boğazı'nın yönetimi ve güvenliğiyle ilgili bir yasa tasarısının dondurulmasını istediği yönündeki haberleri yalanladı.

Söz konusu iddia, “Hürmüz Boğazı ve Körfez'in güvenliğini ve kalkınmasını güvence altına almak için stratejik eylem...” başlıklı tasarının görüşmelerinin durdurulması için bakanlığın parlamentoya mektup gönderip göndermediğine ilişkin bir soru üzerine gündeme geldi.

Bekayi, “Dışişleri Bakanlığı böyle bir mektup göndermedi” dedi.

Bakanlığın parlamentonun yasama süreçlerine saygı duyduğunu belirten Bekayi, söz konusu tasarıyla ilgili görüşlerini sunduklarını ve talep edilmesi halinde teknik değerlendirmelerini paylaşmayı sürdüreceklerini söyledi.

İran'ın Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi'ndeki egemenlik haklarına ilişkin daha önce kabul edilmiş yasalarının bulunduğunu belirten Bekayi, bakanlığın görüşünü oluştururken mevcut yasaları ve güncel gelişmeleri dikkate aldığını ifade etti.

Devrim Muhafızları ile gizli kanal iddiasına yalanlama

Bekayi, Washington'ın Irak Kürdistan Bölgesi üzerinden Devrim Muhafızları ile arka kapı diplomasisi yürüttüğü ve İran ordusunun müzakere heyetini desteklediğinden emin olmaya çalıştığı yönündeki bir haberi de yalanladı.

İranlı sözcü, Erbil'de İran ile ABD arasında gizli bir toplantı yapıldığı iddiasını da reddederek, “İran ile ABD arasında Erbil'de gizli bir toplantı yapıldığı haberi tamamen uydurmadır” dedi.

Erbil üzerinden bir iletişim kanalı bulunduğu yönündeki iddiaların, İran'daki kurumlar arasında savaş ve müzakereler konusunda anlaşmazlıklar bulunduğu izlenimi yaratmayı amaçlayan bir psikolojik ve medya savaşının parçası olduğunu savundu.

Son altı ayın İran'daki ilgili kurumlar arasında “barış ve savaş kararları” konusunda “eşi benzeri görülmemiş bir uyum ve mutabakat” ortaya koyduğunu belirten Bekayi, müzakere heyetinin “ülkenin savunma kurumları da dahil olmak üzere rejimin tüm unsurlarının tam güvenine sahip olduğunu” söyledi.

ABD ile diyaloğun yeniden başlatılması konusunda alınacak herhangi bir kararın ilgili tüm kurumların görüşleri dikkate alındıktan sonra verileceğini belirten Bekayi, dış politika ve müzakerelere ilişkin karar alma sürecinin yetkili kurumlar aracılığıyla yürütüldüğünü kaydetti.

Pilotların akıbeti

Bekayi, Katar'ın İran-ABD sürecine ilişkin temaslardaki rolünü sürdürdüğünü, ancak bunun Tahran'ın üç İranlı pilotun akıbeti konusunda Doha ile yaşadığı anlaşmazlığı gündeme getirmesine engel olmadığını söyledi.

Savaşın ilk günlerinde dört pilotun ABD güçlerinin kullandığı El Udeyd Hava Üssü'nü hedef alan bir görev için yola çıktığını belirten Bekayi, pilotlardan birinin cenazesinin İran'a getirildiğini, diğer üç pilotun akıbetinin ise hâlâ belirsiz olduğunu açıkladı.

Bekayi, “Pilotlarımızın durumu netleşmediği sürece onların esir düştüğünü varsayıyoruz” dedi.

Bu değerlendirme İran'ın varsayımı olarak kalırken, Doha İranlı pilotları gözaltında tuttuğu iddiasını reddediyor.

Bekayi, Tahran'ın savaşın ilk günlerinden itibaren konuyu takip etmeye başladığını ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile ilk yazışmanın mart ayının sonlarında yapıldığını belirtti. Sözcü, İran ve Katar büyükelçilikleri aracılığıyla da temaslar yürütüldüğünü söyledi.

İran'ın pilotların akıbetini belirlemek için “tüm ikili, çok taraflı ve hukuki imkânlarını” kullanacağını belirten Bekayi, Tahran açısından bu anlaşmazlığın Katar ile diplomatik temasların sürdürülmesine engel olmadığını vurguladı.