İran anlaşması Kongre'nin hedefinde

Inara Yasası, Trump'ın yetkilerini kısıtlıyor

Trump, 14 Haziran 2026'da Beyaz Saray'da (AP)
Trump, 14 Haziran 2026'da Beyaz Saray'da (AP)
TT

İran anlaşması Kongre'nin hedefinde

Trump, 14 Haziran 2026'da Beyaz Saray'da (AP)
Trump, 14 Haziran 2026'da Beyaz Saray'da (AP)

İran ile ABD arasında varıldığı duyurulan mutabakatın ardından, Cumhuriyetçi ve Demokrat Kongre üyeleri, olası bir nükleer anlaşmanın Kongre denetiminden geçmesi gerektiğini yeniden vurguladı. Bu isimlerin başında, ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham geliyor.

Mutabakatın açıklanmasının hemen ardından sosyal medya platformu X üzerinden paylaşım yapan Graham, Kongre’nin rolüne dikkat çekerek, “ABD yasalarına göre İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşma, incelenmek ve oylanmak üzere Kongre’ye sunulacaktır” ifadelerini kullandı.

Graham ayrıca, “Anlaşmanın nihai metnini incelemeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Bu anlaşmanın mimarı olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın ve müzakere ekibinin, nihai anlaşmayı Kongre’ye bizzat sunmasının gerekli olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullanadı.

INARA Yasası nedir?

Graham’ın işaret ettiği düzenleme, kısa adıyla “INARA” olarak bilinen İran Nükleer Anlaşmasını Gözden Geçirme Yasası’dır (Iran Nuclear Agreement Review Act). Kongre tarafından 14 Mayıs 2015’te kabul edilen yasa, dönemin Başkanı Barack Obama yönetiminin Tahran ile vardığı nükleer anlaşma sonrasında, Beyaz Saray’ın Kongre’yi devre dışı bırakmasını engellemek amacıyla çıkarıldı.

Yasa, Kongre’nin her iki kanadında da ezici çoğunlukla kabul edildi. Senato’da 100 üyeden 98’inin, Temsilciler Meclisi’nde ise 435 üyeden 400’ünün desteğini aldı.

INARA, ABD yönetimini İran ile yapılacak her yeni nükleer anlaşmayı Kongre’ye sunmakla yükümlü kılıyor. Yasaya göre Başkan, varılan herhangi bir anlaşmayı beş gün içinde Kongre’ye iletmek zorunda. Ayrıca Kongre’nin inceleme süresi boyunca, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesi yasaklanıyor.

Bu inceleme süresi 60 güne kadar uzayabiliyor. Bu süre içinde Kongre, “ortak ret kararı” çıkararak anlaşmanın uygulanmasını engelleyebiliyor.

2015 yılında Kongre, ABD yönetiminin herhangi bir nükleer anlaşmayı inceleme için kendisine sunmasını zorunlu kılan Inara Yasası'nı kabul etti.2015 yılında Kongre, ABD yönetiminin herhangi bir nükleer anlaşmayı inceleme için kendisine sunmasını zorunlu kılan Inara Yasası'nı kabul etti.

Başka bir ifadeyle, Kongre anlaşmayı onaylamak yerine, onu engelleme yetkisine sahip bulunuyor. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin eski üst düzey danışmanlarından Jason Steinbaum da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “INARA’nın en önemli yönü, Kongre herhangi bir adım atmadığı takdirde anlaşmanın yürürlüğe girmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak Kongre üyelerinin açıklamaları, olası bir anlaşmanın tartışılması ve oylanması için girişimde bulunacaklarını gösteriyor. Steinbaum, yasanın, ortak ret kararının yalnızca Temsilciler Meclisi veya Senato’daki çoğunluk ya da azınlık liderleri tarafından gündeme getirilebileceğini öngördüğünü belirtti.

Yasa ayrıca, söz konusu kararın Kongre’nin her iki kanadında hızlandırılmış prosedürlerle ele alınmasını mümkün kılıyor. Ortak kararlar fiilen yasa niteliği taşıdığından, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından aynı metinle kabul edilmeleri ve ardından Başkan tarafından imzalanmaları gerekiyor.

Bu noktada Trump’ın rolü kritik önem taşıyor. Başkan, kararı imzalayabileceği gibi veto etme yetkisini de kullanabiliyor. Başkanlık vetosunun aşılabilmesi için ise Kongre’nin her iki kanadında üçte iki çoğunluğun sağlanması gerekiyor.

Yaptırımlar konusunda Kongre’nin yetkisi

Yasanın en önemli yönlerinden biri yalnızca anlaşmayı engelleme imkânı sunması değil, aynı zamanda İran’a yönelik yaptırımlar üzerinde Kongre’ye önemli bir kontrol mekanizması vermesi.

Steinbaum bu konuda, “Yasa, Kongre’nin inceleme süreci boyunca yaptırımların kaldırılması veya askıya alınmasını en az 30 gün geciktiriyor. Kısacası, Kongre’ye İran’a uygulanan yaptırım rejimini sürdürme, değiştirme veya sona erdirme konusunda yetki tanıyor” dedi.

Bu çerçevede en önemli soru ise Trump yönetiminin yasaya tam olarak uyup uymayacağı ya da İran’ın nükleer programını kapsayan bir anlaşmaya varılması halinde farklı yollar arayıp aramayacağı olarak öne çıkıyor.

Rubio: Yönetim INARA’ya uyacak

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Beyaz Saray’ın INARA hükümlerine bağlı kalacağını Kongre üyelerine açık şekilde ifade etti.

Rubio, 2 Haziran 2026'da bir kongre oturumunda (AFP)Rubio, 2 Haziran 2026'da bir kongre oturumunda (AFP)

Rubio, 3 Haziran’da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyelerine yaptığı açıklamada, “Bir anlaşmaya varıldığı anda yönetim, İran Nükleer Anlaşmasını Gözden Geçirme Yasası’nın (INARA) tüm hükümlerine uyacaktır” dedi.

Bu açıklama bazı çevrelerde şaşkınlık yaratmış olsa da Rubio’nun geçmişi göz önüne alındığında sürpriz olarak değerlendirilmiyor. Zira Rubio, Senato üyeliği döneminde INARA Yasası’nın hazırlanmasında öncü rol oynayan isimlerden biri olmuş ve yasanın en güçlü destekçileri arasında yer almıştı.



ABD Başkan Yardımcısı Vance, Trump'ın koltuğuna talip olacak mı?

JD Vance'in bizzat yazarak 2016'da yayımladığı yaşam öyküsü Hillbilly Elegy, hem New York Times En Çok Satan Kitaplar listesinde zirveye çıkmış hem de filme uyarlanarak dünya sinemalarında gösterilmişti (AP/Arşiv)
JD Vance'in bizzat yazarak 2016'da yayımladığı yaşam öyküsü Hillbilly Elegy, hem New York Times En Çok Satan Kitaplar listesinde zirveye çıkmış hem de filme uyarlanarak dünya sinemalarında gösterilmişti (AP/Arşiv)
TT

ABD Başkan Yardımcısı Vance, Trump'ın koltuğuna talip olacak mı?

JD Vance'in bizzat yazarak 2016'da yayımladığı yaşam öyküsü Hillbilly Elegy, hem New York Times En Çok Satan Kitaplar listesinde zirveye çıkmış hem de filme uyarlanarak dünya sinemalarında gösterilmişti (AP/Arşiv)
JD Vance'in bizzat yazarak 2016'da yayımladığı yaşam öyküsü Hillbilly Elegy, hem New York Times En Çok Satan Kitaplar listesinde zirveye çıkmış hem de filme uyarlanarak dünya sinemalarında gösterilmişti (AP/Arşiv)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, CBS Sunday Morning'e verdiği röportajda 2028'de yapılması beklenen başkanlık seçimlerinde aday olup olmayacağı sorusunu yanıtladı. 

Kasımda düzenlenecek ara seçimleri işaret eden 41 yaşındaki Cumhuriyetçi, o tarihten sonra eşi Usha Vance'le birlikte karar vereceklerini söyledi. O ana kadar herhangi bir karar almayacağını belirtti:

İster başkanlık ister başka bir şey olsun, gelecekteki işimi düşünürken daha kötü bir başkan yardımcılığı yapmayı hiç istemem.

Kendisinin atacağı adımlar hakkında Donald Trump'ın ne düşüneceği konusundaysa şöyle konuştu: 

ABD Başkanı'nın nihayetinde alacağım herhangi bir karara büyük bir destek vereceğinden hiçbir şüphem yok ama bu kararın ne olacağı konusunda gerçekten konuşmadık.

Trump'la yaptığı görüşmelerde kendi siyasi geleceğini gündeme taşımadığını ifade eden Vance, "Bu konuyu hiç ben açmıyorum. Ama tabii ki Başkan bazen kamuoyu önünde, bazen de özel sohbetlerde bunu sık sık gündeme getiriyor. Başkan tam anlamıyla bir siyaset kurdu. Bu tür şeyleri çok seviyor" dedi. 

Vance, Trump'ın zaman zaman kendisine "Bundan sonra ne olacak?", "Başarımızı nasıl sürdürebiliriz?", "Bu geleceğimiz açısından ne anlama geliyor?" gibi sorular yönelttiğini belirtip "Yani bu konuları konuşuyoruz ama çok da derinlemesine değil" ifadesini kullandı.

Vance'e yakın bir kaynakla görüşen Washington Post, ABD Başkanı Yardımcısı'nın temmuz sonlarında dünyaya gelmesi beklenen 4. çocuğunun doğumunu beklediğini martta bildirmişti. 

2028'de Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı olmasına yüksek ihtimal verilen isimler arasında Vance'le birlikte Dışişleri Bakanı Marco Rubio da var. 

55 yaşındaki Rubio'yla Vance'i rekabete girmeye teşvik eden Trump, ikilinin aynı seçim kampanyasında başkan ve başkan yardımcısı adayı olarak birlikte yarışabileceklerini de söylüyor.

Geçen ay yapılan bir anket Cumhuriyetçilerin yüzde 36'sının Vance'i, yüzde 35'ininse Rubio'yı başkan adayı olarak görmek istediğini ortaya koymuştu. 

Independent Türkçe, The Hill, Washington Post


ABD ve İran, savaşı sona erdirmek için “mutabakat zaptı” üzerinde anlaştı; Lübnan maddesi ise çıkmaza girdi

ABD ve İran, savaşı sona erdirmek için “mutabakat zaptı” üzerinde anlaştı; Lübnan maddesi ise çıkmaza girdi
TT

ABD ve İran, savaşı sona erdirmek için “mutabakat zaptı” üzerinde anlaştı; Lübnan maddesi ise çıkmaza girdi

ABD ve İran, savaşı sona erdirmek için “mutabakat zaptı” üzerinde anlaştı; Lübnan maddesi ise çıkmaza girdi

ABD ile İran, 28 Şubat’ta başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, kırılgan ateşkesin tüm cephelerde uzatılmasını öngören ön mutabakat zaptına, pazartesi günü erken saatlerde ulaştı. Ancak diplomatik açıdan önemli bir ilerleme olarak görülen anlaşmanın uygulamaya ilişkin ayrıntıları, cuma günü İsviçre’de yapılması planlanan resmi imza törenine kadar netleşmeyecek.

Ancak mutabakat, ilk siyasi ve sahadaki sınavıyla da karşı karşıya kaldı. İsrail, Lübnan, Suriye ve Gazze’de kontrol altına aldığı bölgelerden çekilmeyeceğini açıkladı. Buna karşın Tahran, anlaşmanın tüm cephelerde, özellikle de Lübnan’da askeri operasyonların durdurulmasını içermesi gerektiğini savunuyor.

Mutabakat zaptının tam metni henüz yayımlanmadı. Ancak ABD, İran ve Pakistanlı yetkililer, anlaşmanın kalıcı bir ateşkese zemin hazırladığını, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılmasını ve Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine yeniden açılmasını öngördüğünü belirtti. Nükleer program, yaptırımlar ve dondurulmuş İran varlıkları gibi daha karmaşık konuların ise 60 gün sürecek teknik müzakerelerde ele alınması planlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları

  • Anlaşma imzalandı.
  • Hürmüz Boğazı cuma günü tamamen açılacak.
  • Petrol fiyatlarının düşmesi ve hisse senedi piyasalarının yükselmesi önemli.
  • İran nükleer silaha sahip olmayacak.
  • İki ülke arasında iyi ilişkiler kurulmasını umuyoruz.
  • İmza törenine katılabilirim de katılmayabilirim de.
  • ABD Başkan Yardımcısı Vance imza töreninde yer alacak.
  • İran ile yapılan anlaşmanın metni cuma gününden sonra yayımlanacak.
  • İran üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeden yaptırımlarda herhangi bir gevşeme olmayacak.
  • Lübnan’daki durumun düzeltilip düzeltilemeyeceğini değerlendireceğiz.
  • Macron’un Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda “büyük bir yardıma” ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum.

Üst düzey bir ABD’li yetkilinin açıklamaları

  • İran ile bir mutabakat zaptı imzaladık.
  • Trump ve Vance’ın yanı sıra İran Meclis Başkanı da anlaşmayı imzaladı.
  • Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın derhal açılmasını ve ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasını içeriyor.
  • Boğazdaki gemi trafiğinde hemen hissedilir bir artış bekleniyor.
  • Anlaşmanın ayrıntıları bir veya iki gün içinde açıklanacak.
  • Bu hafta içinde teknik müzakereler başlayacak.
  • İran ile yürütülecek müzakerelerin bir sonraki aşamasında ABD’nin mevcut askeri konuşlanmasını korumayı planlıyoruz.
  • Nihai bir anlaşmaya varılması halinde askeri güçlerin azaltılması seçeneği değerlendirilecek.
  • Anladığımız kadarıyla İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dini Lider tarafından müzakere ve imza yetkisiyle görevlendirildi.
  • ABD, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına ve yaptırımların hafifletilmesine hazır; ilk aşamada bazı sınırlı adımlar atılabilir.
  • Washington, İran’ın doğrulanabilir ve geri döndürülemez adımlar attığını görmek istiyor.
  • İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, İran ile yapılacak anlaşmanın tamamlanması için ön şart değil.
  • İsrail, Hizbullah saldırılarına karşı kendini savunma hakkına sahip olacak.
  • Yaptırımların hafifletilmesi belirli bir davranışa değil, İran’ın genel tutumuna bağlı olacak.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamaları

İran medyasının aktardığına göre Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi:

  • Müzakere heyetlerinin başkanları arasında cuma günü İsviçre’de bir toplantı yapılmasının muhtemel olduğunu söyledi.
  • ABD ile mutabakat zaptının imzalanmasının ardından ilk müzakere turunun gerçekleştirileceğini belirtti.
  • Müzakerelerin ve anlaşmanın uygulanmasının; karşılıklı güvensizlik, geçmişteki yükümlülük ihlalleri ve önceki deneyimler dikkate alınarak yürütüleceğini ifade etti.

Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı krizinde son dönemde yaşanan yumuşama, yalnızca enerji sevkiyatlarının yeniden güvence altına alınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin mali ve ekonomik yapıları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilecek stratejik bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor. Küresel enerji ticaretinin ana arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Körfez ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihracatının büyük bölümüne ev sahipliği yaptığından, deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi bölgesel ekonomik istikrar açısından yeni fırsatlar sunuyor.

ABD ile İran, aylar süren kanlı çatışmalar ve küresel ekonomik dalgalanmaların ardından Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeyi ve stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı öngören ön anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, dünya petrol arzı açısından kritik öneme sahip olan ve savaşın başlamasından bu yana İran’ın çeşitli kısıtlamalar uyguladığı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını duyurdu. Trump yaptığı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı. Dünya gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya başlasın” ifadelerini kullandı.

Küresel piyasalar, ön anlaşma haberine hızlı tepki verdi. Önümüzdeki cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen resmî anlaşma öncesinde gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’in üzerinde değer kaybederek varil başına 84 doların altına geriledi. Deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi ise bölgesel ekonomik istikrar açısından olumlu beklentileri güçlendirdi.

Finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, anlaşmanın yalnızca ham petrol arzında yaşanabilecek kesintileri önlemekten ibaret olmadığını, aynı zamanda finansal istikrarı destekleyen yapısal bir gelişme niteliği taşıdığını söyledi. El-Attas, mevcut dönemde yatırımcı güveninin kalıcı biçimde güçlenmesinden kaynaklanan kazanımların, jeopolitik gerilimlerin yol açtığı geçici petrol fiyat artışlarından çok daha değerli olduğunu vurguladı.

Öte yandan Dünya Bankası da geçen hafta yayımladığı değerlendirmede, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve doğal gaz akışının kademeli olarak yeniden başlamasının KİK ülkeleri üzerindeki mali baskıları hafifleteceğini belirtti. Kurum, petrol ihracatındaki toparlanmanın bölge ekonomilerinin büyümesine ivme kazandıracağını ve bölgenin gayrisafi yurt içi hasıla büyüme oranının 2027 yılında yüzde 4,2 seviyesine ulaşabileceğini öngördü.

sxc s
Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda kargo gemileri ve ticari gemiler seyrederken, bir kişi sığ suda oturuyor. (AP)

Bu iyimser toparlanma beklentileri, bölge ekonomilerinin yaşadığı zorlu daralma döneminin sona ermeye başlayabileceğine işaret ediyor. Dünya Bankası’nın yapısal analizine göre, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ekonomik etkileri KİK ülkeleri arasında eşit şekilde hissedilmedi. Etkinin boyutu, ülkelerin enerji ihracatında boğaza ne ölçüde bağımlı olduklarıyla doğrudan bağlantılı oldu. Kuveyt ve Irak, petrol ihracatı için Körfez dışına açılan alternatif deniz güzergâhlarına sahip olmamaları nedeniyle krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösterildi. İhracatın durması, her iki ülkede de günlük milyonlarca varillik satış kaybına yol açarken, kamu maliyesinde ciddi finansman açıkları ve bütçe baskıları oluşturdu. Katar ise doğuya yönelen sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı için alternatif deniz rotaları oluşturmakta önemli lojistik zorluklarla karşılaştı. Bu durum bazı büyük sevkiyatların ertelenmesine, LNG tesislerinde operasyonel baskıların artmasına ve Katar tankerlerinin sigorta maliyetlerinde rekor düzeyde yükselişlere neden oldu. Bölgedeki büyük limanlar da krizden olumsuz etkilendi. Özellikle yeniden ihracat faaliyetleri ve lojistik hizmetlerinde önemli yavaşlamalar yaşanırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in finans ve bankacılık sektörleri uluslararası yatırım fonlarının bölge varlıklarına uyguladığı risk primlerinin yükselmesi nedeniyle doğrudan maliyetlerle karşı karşıya kaldı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, gelişmiş enerji altyapısı sayesinde kriz sürecinde daha yüksek bir dayanıklılık sergiledi. Ülke, Doğu-Batı Boru Hattı aracılığıyla petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Kızıldeniz üzerinden yönlendirerek Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını önemli ölçüde azaltmayı başardı. Umman da coğrafi avantajlarından yararlanan ülkeler arasında yer aldı. Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlayan Sohar ve Dukm gibi limanlar, Umman ekonomisine Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazlardan büyük ölçüde bağımsız hareket etme imkânı sundu.

Finansal boşlukları kapatmak

Enerji piyasalarına ilişkin teknik analizler, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin kademeli olarak yeniden başlamasının Körfez ülkelerindeki üreticilere ihracat faaliyetlerini normal seviyelere çıkarma imkânı sağlayacağını ortaya koyuyor. Böylece deniz ablukası nedeniyle oluşan ve milyarlarca dolarla ifade edilen gelir kayıplarının telafi edilmesi, ayrıca kamu maliyesi üzerindeki baskıların hafifletilmesi hedefleniyor.

Bu gelişme, Asya’nın önde gelen enerji ithalatçılarında biriken güçlü talep ile aynı döneme denk geliyor. Çatışma süresince birçok Asya ülkesi ve rafineri şirketi enerji tüketimini azaltırken stratejik rezervlerine yönelmişti. Ancak anlaşmanın ardından bölge ülkelerinin petrol ve doğal gaz stoklarını yeniden güçlendirmeye hazırlandığı belirtiliyor. Bu durumun orta ve uzun vadede Körfez enerji ihracatına yönelik talebi desteklemesi bekleniyor.

Buna karşın uzmanlar, olumlu etkilerin piyasalara tam olarak yansımasının zaman alacağı görüşünde. AP’nin dikkat çeken bir analizine göre, enerji şirketlerinin küresel talebi karşılayabilecek üretim ve sevkiyat kapasitesine yeniden ulaşması birkaç ay sürebilir. Raporda, petrol sevkiyatı ve rafinaj süreçlerindeki yavaş toparlanmanın yanı sıra boğazdaki geçiş güvenliğine ilişkin bazı soru işaretlerinin devam etmesinin, anlaşmanın ekonomik etkilerinin kısa vadede sınırlı kalmasına neden olabileceği ifade edildi.

Kriz yönetimi sürecinde Suudi Arabistan’ın sergilediği lojistik esneklik de dikkat çekti. Riyad yönetimi, gelişmiş altyapısından yararlanarak petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e yönlendirmeyi başardı. Bu sayede Suudi Arabistan, enerji arzındaki sürekliliği korurken uluslararası pazarlardaki konumunu muhafaza etti ve ihracattaki kesintilerin etkisini önemli ölçüde sınırladı. Uzmanlar, bu performansın Riyad’ın alternatif lojistik altyapısının jeopolitik kriz dönemlerinde dahi etkin biçimde çalışabildiğini ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

Risk priminde düşüş

El-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, krizin yatışmasının en hızlı ve doğrudan etkisinin jeopolitik risk primindeki düşüş olacağını belirtti. El-Attas’a göre çatışma dönemlerinde ve Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimalinin gündemde olduğu süreçlerde, Körfez bölgesindeki finansal varlıklar ve piyasalar üzerinde risk primi otomatik olarak yükseliyor. Bu durum, mali piyasalarda ek baskılar oluştururken şirketlerin faaliyet maliyetlerini de artırıyor. Ancak krizin hafiflemesiyle birlikte söz konusu risk priminin belirgin şekilde gerilemesi bekleniyor. Bu gelişmenin hem bölgesel hem de uluslararası yatırımcıların güvenini güçlendireceğini ifade eden el-Attas, Körfez piyasalarına kısa vadeli sermaye girişlerinin yanı sıra uzun vadeli yatırımların da yeniden hız kazanabileceğini söyledi.

Risk primindeki düşüşün, deniz taşımacılığı ve lojistik sektöründe yaşanacak toparlanmayla da doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken el-Attas, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin son aylarda nakliye ücretleri ile savaş riski sigorta primlerini rekor seviyelere taşıdığını hatırlattı. Bu maliyet artışlarının hem Körfez ülkelerindeki ticaret faaliyetlerini hem de küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilediğini belirten el-Attas, bölgede istikrarın yeniden sağlanmasıyla birlikte taşıma ve sigorta giderlerinde kayda değer düşüşler yaşanmasının beklendiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu gelişme, hem Körfez ülkeleri arasındaki ticaretin verimliliğini artıracak hem de bölgenin uluslararası ticaret koridorlarındaki rekabet gücünü destekleyerek küresel tedarik ağlarının daha istikrarlı işlemesine katkı sağlayacak.

Finans piyasaları için itici güç

El-Attas, Körfez finans piyasalarının jeopolitik risklerin azalmasına olumlu tepki vermesinin beklendiğini belirterek, özellikle bankacılık, petrokimya, ulaştırma ve lojistik sektörlerinde faaliyet gösteren öncü şirket hisselerine yönelik yatırımcı ilgisinin artabileceğini söyledi. El-Attas’a göre söz konusu sektörler, bölge borsalarının temel taşı niteliğinde olduğundan, risk algısındaki iyileşme hisse senedi piyasalarında genel bir yükselişi destekleyebilir. Olumlu etkinin yalnızca hisse senedi piyasalarıyla sınırlı kalmayacağını vurgulayan el-Attas, sabit getirili menkul kıymetlerin de bu süreçten fayda sağlayacağını ifade etti.

Uzmanlara göre jeopolitik görünümün netleşmesi, doğrudan yabancı yatırımlar açısından da önemli bir avantaj oluşturuyor. Küresel sermayenin istikrarlı ve güvenli yatırım ortamlarına yöneldiğini hatırlatan el-Attas, uluslararası deniz ticareti ve enerji koridorlarının güvenliğine ilişkin kaygıların azalmasının Körfez ülkelerinin yatırım çekme kapasitesini güçlendireceğini söyledi. Bu çerçevede, ulusal kalkınma vizyonları kapsamında yürütülen büyük ölçekli turizm, sanayi ve teknoloji projelerinin yabancı yatırımcılar için daha cazip hale gelmesi bekleniyor. Bölge ülkelerinin petrol dışı sektörleri geliştirmeye yönelik stratejileri de bu ilgiyi destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.

dsvfdv
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde ise el-Attas, arz kesintisi endişelerinin azalmasıyla birlikte petrol fiyatlarında belirli ölçüde gerileme yaşanabileceğini, ancak bunun orta ve uzun vadede olumsuz bir gelişme olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. El-Attas’a göre Körfez ülkeleri için asıl önemli olan, kısa süreli ve sert fiyat yükselişlerinden ziyade küresel talebin sürdürülebilir biçimde devam etmesi ve enerji ihracatının geleneksel ve yeni pazarlara güvenli şekilde ulaşabilmesi. Bu nedenle fiyat istikrarı, bölge ekonomileri açısından daha kalıcı ve sağlıklı bir kazanç olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar ayrıca, jeopolitik risklerin azalmasının iş dünyası üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Belirsizlik dönemlerinde birçok şirket ve yatırım grubu genişleme planlarını erteleyebiliyor veya sermaye harcamalarını yavaşlatabiliyor. Ancak risklerin azalmasıyla birlikte özel sektörün önünü daha net görebileceği, stratejik yatırım kararlarının hızlanacağı ve istihdam ile yeni yatırımların artabileceği öngörülüyor. Bu durumun, Körfez ülkelerinin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasına ve ekonomik çeşitlendirme programlarının daha hızlı ilerlemesine katkı sağlaması bekleniyor.