ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, İran ile savaşa son verecek bir çerçeve çizen ve İran’ın nükleer programı, yaptırımlar ve bölgesel güvenlik düzenlemelerine ilişkin 60 günlük bir müzakere sürecini başlatacak olan 14 maddelik belgenin ayrıntılarını ilk kez kamuoyuyla paylaştı.
Washington'da gazetecilere yapılan brifingde üst düzey bir ABD’li yetkili, mutabakat muhtırasının henüz resmi olarak imzalanmadığını ve nihai bir anlaşmaya ulaşılmadan önce her iki tarafın da geri çekilebileceğini vurguladı. Aynı yetkili İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuyla ilgilenme taahhüdünü ‘büyük bir kazanım’ olarak nitelendirdi.
Yetkili, İsviçre'deki bir sonraki toplantının mutabakat muhtırasının kapsamlı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek anlamda ‘belirleyici’ olacağını söylerken önümüzdeki müzakerelerin ‘kimin ne zaman ne yapacağı’ üzerinde yoğunlaşacağını da ekledi.
Sonraki aşamanın özünü ise nükleer program, ekonomik ve denizcilik adımları dahil olmak üzere çeşitli taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kesin sıralama üzerinde anlaşılmasının ve ardından nihai bağlayıcı anlaşmaya geçilmesinin oluşturacağını belirtti.
ABD’li yetkiliye göre muhtıra ‘Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini’ öngörüyor. Muhtırada Washington ve Tahran iki tarafın mutabakatıyla uzatılabilecek 60 günlük bir süre içinde nihai anlaşmaya varmak amacıyla müzakere masasına oturmayı taahhüt ediyor. Belge ayrıca 30 gün içinde ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını kaldırmasını ve gemi trafiğinin kademeli olarak savaş öncesi düzeylere döndürülmesini de kapsıyor. ABD aynı zamanda nihai anlaşmaya varılmasından itibaren 30 gün içinde kuvvetlerini İran çevresinden çekmeyi de taahhüt ediyor.
Muhtıra Hürmüz Boğazı'na ilişkin olarak deniz geçidinin 60 gün boyunca açık tutulmasını ve herhangi bir ücrete tabi kılınmamasını öngörüyor. ABD’li yetkili, İran'ın ardından Umman Sultanlığı ve Arap Körfez ülkeleriyle Hürmüz Boğazı’nın yönetimine dair daha kapsamlı ve uzun vadeli düzenlemelere varma yolunda çalışacağını belirtti.
Muhtıra uyarınca ön anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından uzatılabilir olan 60 günlük bir müzakere süreci başlayacak. İran, bu süre zarfında Hürmüz Boğazı'ndan serbest geçişe izin verecek. Boğazın yönetimi ise daha sonra bölgesel taraflarla müzakere edilecek.
Ekonomik kazanımlar
Ekonomik boyutuyla muhtıra, ABD'nin bölgesel ortaklarıyla birlikte İran'ın yeniden yapılanması ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolar değerinde bir fon oluşturulması amacıyla çalışmaların başlatılmasını taahhüt etmesini öngörüyor. Bu taahhüdün hayata geçirilmesi ise nihai anlaşmanın seyrini takip edecek. ABD’li yetkililer, İran için kurulması öngörülen yeniden yapılanma fonunun nükleer dosyadan sonra muhtıranın en tartışmalı maddelerinden birini oluşturduğunu kabul ediyor. Ekonomik madde, Washington'ın bölgesel ortaklarıyla birlikte İran'ın yeniden yapılanması ve ekonomik kalkınmasına yönelik mutabık kalınmış nihai bir plan hazırlamasını öngörüyor.
Ancak ABD’li yetkili, bu maddenin ABD'yi İran'a herhangi bir ödeme yapmaya ya da fona katkı sağlamaya zorlamadığını vurgulayarak uygulamaya konulmasının nihai bir anlaşmaya varılmasına ve Tahran'ın taahhütlerini yerine getirmesine bağlı olduğunu açıkladı.
Yetkili, bunun yaptırımların hafifletilmesi durumunda bölgesel ülkelerin İran'daki projelere yatırım yapabilmesine örnek olarak olanak tanıyabileceğini belirtti.
Belge ayrıca ABD'nin mutabakat muhtırasının imzalanmasının hemen ardından İran'ın petrol satmasına izin vereceğini, yaptırımların tam olarak kaldırılmasının ise nihai bir anlaşmaya ulaşılmasına ve İran'ın taahhütlerini eksiksiz yerine getirmesine bağlı olduğunu da öngörüyor.
ABD’li yetkili, Washington'ın İran'ın anlaşma imzalanmadan önce Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini engelleme girişimlerinden çekildiğine dair işaretler gözlemlemeye başladığını da vurguladı.
Uranyum zenginleştirme
Yetkili nükleer dosyayla ilgili olarak ise İran'ın nükleer silah edinmeyeceğini taahhüt ettiğini ve her iki tarafın zenginleştirilmiş uranyum stokunun yönetimi için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimi altında ‘yerinde zenginleştirme oranının düşürülmesi’ esasına dayanan bir mekanizma üzerinde mutabık kaldığını açıkladı. Bu mekanizma İran'ın nükleer maddelerini işlemenin birincil yöntemi olarak belirlendi. Zenginleştirme oranını düşürme işlemi, askeri kullanıma elverişli düzeye arıtılabilecek zenginleştirilmiş uranyumun seyreltirilmiş uranyumla karıştırılmasını ve böylece mevcut stokun zenginleştirme oranının azaltılmasını kapsıyor.
ABD’li yetkili, İran'ın uranyum zenginleştirme oranını düşürme taahhüdünün Washington için ‘büyük bir zafer’ niteliği taşıdığı görüşünü paylaşarak belgenin önceki saatlerde Amerikalı ve yabancı medyaya sızdırılan taslaklara kıyasla nükleer dosyada ek maddeler içerdiğini aktardı.
İki ülkenin İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu yönetme mekanizmasını müzakere etmeyi kararlaştırdığını belirten yetkili, bu mekanizmanın ‘asgari eşiğinin’ İran topraklarında UAEA denetimi altında zenginleştirme oranının düşürüldüğü seviye olacağını vurguladı.
ABD’li üst düzey bir başka yetkili ise Tahran'ın mutabakat çerçevesinde ‘zenginleştirilmiş uranyum stokunu imha edeceğini beyan ettiğini’ belirterek yerinde zenginleştirme oranının düşürülmesinin bu süreç için benimseneceği yöntemin ‘asgari eşiğini’ oluşturduğunu söyledi. Yetkili bu nitelendirmenin anlaşmaya ilişkin kişisel yorumunu yansıttığını kaydetti.

Tahran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokuyla nasıl başa çıkılacağına dair bir vizyon sunduğunu da belirten yetkili, bu meselenin muhtıranın yürürlüğe girmesinin ardından başlayacak teknik müzakerelerin bir parçasını oluşturacağını vurguladı.
ABD’li iki yetkili, daha önce resmi mutabakat muhtırasından haberdar edilmediğini açıklayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sahip oldukları bilgilere göre belgeden bir nüsha talep etmediğini aktardılar.
Bu ayrıntılar gündeme gelirken İran henüz mutabakat muhtırasının resmi metnini kamuoyuyla paylaşmadı. İran Dışişleri Bakanlığı, belgenin ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanması fikrinin halen değerlendirilme aşamasında olduğunu açıkladı.
Böyle bir imza töreni, 1980 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği'ndeki rehine kriziyle birlikte diplomatik ilişkilerini koparan iki ülke için önemli bir adımı temsil ediyor.