Washington, terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığından şüphelenilen ağlara yeni yaptırımlar uyguladı

ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
TT

Washington, terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığından şüphelenilen ağlara yeni yaptırımlar uyguladı

ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)

ABD, dün terör örgütü DEAŞ’ın mali işlemlerini kolaylaştırdığı şüphesiyle üç kişiye ve altı şirkete yaptırım uyguladı.

ABD Hazine Bakanlığı, ‘bu adımın DEAŞ’ın bölgesel kolları arasında para transferi yapmasını sağlayan kilit aracıları hedef aldığını’ açıkladı.

Fransa'da ikamet eden Mevlud Abdurrahman, Suriye'de ikamet eden Abdulhakim Bukitiç ve Nijerya'da ikamet eden Muhtar Adamu Muhammed’e yaptırım uygulandı.

Hazine Bakanlığı, Bukitiç'in eski Hollanda vatandaşı olduğunu ve yaptırım kapsamına alınan ‘Bitcoin Exchange’ adlı şirketi yönettiğini de bildirdi.

Bakanlık, Bitcoin Exchange’in Norveç, Belçika, Hollanda, Güney Afrika ve ABD'deki IŞİD ortakları adına para transferi yaptığına dikkati çekti.

Dün açıklanan tedbirler, Bitcoin Exchange’in yanı sıra Türkiye merkezli ‘Spider’ ve ‘El-Kerem’ adlı iki finans hizmetleri şirketini de kapsadı.

ABD Hazine Bakanlığı, Fransız vatandaşı olduğu değerlendirilen Abdurrahman'ı ‘örgütün bağlı birimleriyle mali işlem yapmak ve DEAŞ sempatizanlarına patlayıcı yapımı konusunda eğitim vermekle’ suçladı.

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre Batı Afrika cephesinde ise yaptırımlar Nijerya'daki Muhtar Adamu Muhammed'i ve onun yönettiği düşünülen üç döviz bürosunu hedef aldı.



Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
TT

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)

İyad el-Anbar

Tom Barrack'ın birkaç gün önce Bağdat'a yaptığı ziyaret, önceki ziyaretlerinden farklıydı. Anayasal görev süresi sona ermiş olan önceki hükümetle yaptığı görüşmelerin aksine, Barrack, Hükümet Sarayı'nda başbakan olarak tam yetkiye sahip Ali el-Zeydi ile görüştü. Bu nedenle Barrack, “X” platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ziyaretinin amacının “ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak hükümetine desteğini iletmek” ve ayrıca, “iki taraf arasındaki ilişki için yeni ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek amacıyla Irak ve ABD arasındaki stratejik ortaklığı” görüşmek olduğunu açıkladı.

ABD Özel Temsilcisi’nin Bağdat ve Erbil'deki görüşmelerinin ayrıntılarına ilişkin spekülasyonlar ve sızıntılar bir yana, Tom Barrack yanında, ana hedefi Irak'taki Amerikan varlığını yeniden yapılandırmak olan bir dizi dosya taşıyordu. Zira Irak'ta yeni bir ABD stratejisi şekillenmeye başlıyor ve bu strateji, askeri varlığa odaklanmaktan ziyade yeniden siyasi varlığı önceliklendiriyor. Bu değişim, güçlü siyasi varlığı nedeniyle 2003'ten beri Irak siyaseti, güvenliği ve ekonomisinin birçok yönünü şekillendirebilen İran'ın Irak'taki nüfuzuna bir karşı duruş gibi görünüyor.

Tom Barrack'ın diplomasiye Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından girdiği doğru. Ancak Barrack'ın geçmişi hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanları da içeriyor. Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi önemli bölgesel oyuncularla mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün, bölge halkına fayda sağlayan ve onları çatışmalara devam etmekten uzaklaştıran ekonomik fırsatlar ile savaşların bitirilmesi olduğuna inanıyor. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'de iktidara gelmesinden sonra Şam ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerin kurulmasındaki rolü de yadsınamaz.

Bununla birlikte, Barrack'ın en zorlu görevi Irak olabilir, çünkü İran nüfuzunun uzantıları güvenlik ortamına derinden yerleşmiş durumda. İranlılar, 11 Kasım 2025 seçimlerinden sonra yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili ABD’nin şartları fırtınasına boyun eğseler bile, “direniş ekseni”nin çeşitli fraksiyonları aracılığıyla güçlü varlıkları onlar için en önemli ve Amerikalıların gözünde en tehlikeli kozları olmaya devam ediyor.

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Barrack'ın ziyareti ve Başbakan Ali Zeydi ile görüşmesi, Başkan Trump'ın Bağdat ve Washington arasındaki ortaklığın geleceğini görüşmek üzere temmuz ortasında Beyaz Saray'da Zeydi'yi ağırlamayı sabırsızlıkla beklediğini gösteriyor. Yine açıklamaya göre, görüşmede, silahın devletin elinde toplanması dosyasına ve Irak'ın, devletin yetkisi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı örgütlerin ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesine yönelik planlarının uygulanması konularına odaklanıldı. Ayrıca, Amerikan şirketlerinin Irak'ta petrol ve elektrik sektörlerine yatırım yapmaları için prosedürlerin tamamlanması gerektiği de vurgulandı.

Hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanlarda deneyime sahip olan Tom Barrack’ın, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün ekonomik fırsatlar ile bitirilmesi olduğuna inanıyor

Washington ziyareti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin Irak'tan ne istediği çok açık ve artık spekülasyonlara veya kapalı toplantılar hakkında dolaşan sızıntılara tabi bir mesele değil. Birinci, ikinci ve üçüncü olarak Irak’tan istenilen silahın devletin elinde toplanmasıdır. Ne var ki Zeydi hükümeti henüz bu Amerikan talebini uygulamaya yönelik stratejisini açıklamadı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı silahlı fraksiyonlar, silahlı faaliyetlerini siyasi faaliyetlerinden ayırma girişimlerini duyurmuş olsalar da, silahsızlanma ve silahlarını devlete teslim etme ile ilgili detaylar belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmayı reddeden silahlı fraksiyonlar da pozisyonlarını koruyorlar. Silahlarıyla ilgili yeni görüşmelere katılma yönünde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.

Zeydi hükümetinin 14 bakanla güvenoyu almasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, kalan dokuz bakanlık hâlâ boş. Ve bu günlerde bunlara atama yapılacağından da söz edilmiyor. İronik bir şekilde, güvenlik ve silahın devletin elinde toplanması dosyalarını yönetmek için en önemli iki bakanlık olan Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına henüz bir bakan atanmadı!

İç siyasi ortam ile Irak'ın dış politikasına yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiye gelince, Bağdat'ta birbirini takip eden hükümetlerin sorunu, uluslararası ve bölgesel tanınma olmadan iktidar meşruiyetlerinin eksik olduğuna inanmalarıdır. Bu nedenle, dış ziyaretler ve komşu devlet başkanlarıyla yapılan ikili görüşmeler, devletin yüksek çıkarları ile bağlantılı siyasi bir bağlamdan ziyade, hükümetin ve iktidarının tanınması olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin kalkınma projelerini ne ölçüde etkilediği veya paralel silahlı fraksiyonlara karşı devletin kontrolünü yeniden kazanması çabalarını ne ölçüde ilerlettiği önemsiz. Bunun yerine, sosyal ve siyasi meşruiyetinde bir çöküş yaşayan yönetici sınıf için siyasi bir kazanım olarak görülüyor.

bgnjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Bağdat'ta ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Zeydi hükümetinin Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi, ABD, İsrail ve İran arasındaki değişken çatışmadan savaşı sona erdirmek için bir ön barış anlaşmasının imzalanmasına geçişin ardından, bölge için kritik bir dönüm noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak, bu ziyaretin ABD yönetiminin hükümete verdiği desteği yinelemesinden, Bağdat ile Washington arasındaki stratejik ortaklığın teyit edilmesinden ve silahın devletin elinde toplanması meselesinin ele alınmasından öte bir sonuç vermesi olası görünmüyor.

İronik bir şekilde, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili karmaşık konular, siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor. Zira Zeydi hükümeti henüz başlangıç ​​aşamasında. Kararları hükümeti etkileyen etkili siyasi taraflar, ABD ile ilişki konusunda belirsiz bir tutum sergiliyor: Hem ekonomik hem de güvenlik düzeyinde tam teşekküllü bir ortaklık mı istedikleri, yoksa “Büyük Şeytan ABD” sloganı ile siyasi kazanımlarını korumak için şartlarını kabul etme çıkarları arasında halen tereddüt mü ettikleri belirsiz.

Tahran'dan önce Washington

Zeydi'nin Beyaz Saray ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesi eğer ertelenmezse, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin dış ziyaretlerinin ilk durağı Washington olacak. Böylece İbrahim el-Caferi'den sonra göreve gelen ve dış gezilerine ABD'den değil İran'dan başlayan önceki başbakanların teamüllerini bozan ilk başbakan olacak.

Zeydi, Irak'ta ABD ve İran arasındaki nüfuz yönetiminin yalnızca kendi hükümetinin kararlarıyla ilgili bir mesele olmadığının farkında. Aksine, bu, İran'ın siyasi aktörler ve silahlı fraksiyonlar üzerindeki etkisini de içeren karmaşık bir konu. Ancak Amerikan nüfuzunun boyutu, Bağdat hükümetine baskı yapmaktan ve kararlarını ve tercihlerini etkilemekten ibaret.

ABD'nin Irak'taki yaklaşımı, Trump yönetiminin nüfuz alanlarının Tahran'ın nüfuz alanlarından ayrılması için öncelikli gördüğü konulara ilişkin doğrudan baskıya dayanıyor. Ancak bu, hükümetin imzalayıp uygulamaya geçireceği bir başkanlık kararnamesi veya yürütme emrinin konusu olacak bir mesele değil. Aksine, iki ülke arasındaki resmi ve diplomatik çerçeveler aracılığıyla ikili ilişkilerin mantığını aşan karmaşık bir sorunlar ağıdır. İran nüfuzunun kolları Irak'ta silah ve siyaset düzeyinde açıkça görülse de, dolar ve petrol kaçakçılığıyla bağlantılı ekonomik mafyalar şeklinde faaliyet gösteren arka kanallar, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak için gerçek bir yüzleşme ve varlıklarını ortadan kaldırmak için somut adımlar gerektiriyor.

İroni şu ki, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden tanımlanması gibi karmaşık konular siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor

 Zeydi, göreve seçilmesi ve hükümetinin kurulması konusunda İran'ın tarafsızlığından faydalanmalı. İran, Irak'taki değişiklikler ile bir adım geriye atma politikasıyla başa çıkıyor gibi görünüyor. Irak dosyasının yönetimiyle ilgili dış politikasını yeniden değerlendirme aşamasında da olabilir. 40 günlük savaştan sonra İran'ın Irak'a yaklaşımı, askeri perspektiften ziyade siyasi perspektife öncelik vermeye doğru kayıyor olabilir. Bundan sonra İran, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği sıfır toplamlı oyun mantığından vazgeçerek, Irak'ta ABD ile nüfuz paylaşımına dayalı bir ortaklığı kabul edebilir. Bu dönemin, belki de Irak'taki müttefikleriyle olan ilişkilerinde sadakati siyasi zekâ ve stratejinin önüne koymanın ötesine geçmeyi gerektirdiğine inanıyor.

Kısacası, ABD ile ateşkes anlaşmasına vardıktan sonra İran, bölgesel çevresiyle ilişkisini tanımlamada yeni bir aşamaya girecektir. Ancak Irak söz konusu olduğunda, İran'ın ulusal güvenliğine dair vizyonu ile Irak arasındaki bağların tamamen koparılmasını kabul edemez, zira ne tarih ne de coğrafya buna izin verir. Fakat ekonomik bağları korumak karşılığında askeri ve bir ölçüde siyasi nüfuzunun azaltılmasını kabul edebilir; çünkü ekonomik bağları çöküşten kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Buna karşılık, ABD, İran'ın Irak'taki askeri nüfuzunun azaltılmasının iyi bir başlangıç ​​olduğuna ve gerisinin de kendiliğinden geleceğine inanıyor.

Yeni Irak hükümetinin, dış ilişkileri yönetmeye, savaş yerine gerilimi azaltma konusunda anlaşmalarından sonra Tahran ile Washington ile ilişkileri belirlemeye yönelik vizyonunu, keza iç anlaşmazlıklarla boğuşan ve dış müdahaleye açık hibrit bir güvenlik sistemini yönetmeye dair görüşlerini henüz kimse bilmiyor. Zeydi hükümeti, Amerikalıları ve İranlıları Irak'ın bir çekişme noktası değil, bir buluşma noktası olması gerektiğine ikna etme zorluğuyla karşı karşıya. Bu, öncelikle Irak'ın siyasi yapısını düzene koymayı ve ardından rekabet eden taraflar arasında kontrole değil, ortaklığa dayalı bir eksen olması için ekonomiyi canlandırmayı gerektiriyor. Ancak, devletin dış politikada karar alma yetkisini birden fazla kurumun, partinin ve liderin gasp ettiği bir ülkede yaşarken, bu nasıl başarılabilir?


Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
TT

Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)

On yıllardır ilk kez, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi içinde sağlık durumu, süregelen davalarla bağlantılı hukuki durumu ve son anketlerde düşen popülaritesine yönelik eleştirilerin yükseldiği bir ortamda onun ne zaman çekileceğine ilişkin gayri resmi tartışmalar başladı.

Netanyahu (77), İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini üstlenen ismi. 1996'dan bu yana toplamda yaklaşık 10 yıllık kesinti dönemleriyle ülkeyi yöneten Netanyahu, bu aralarda çoğunlukla bakan ya da muhalefet sıralarında yer aldı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla'ya göre "Netanyahu'nun yerini kim alacak?" sorusu geçtiğimiz yıla kadar destekçileri arasında neredeyse tabu niteliği taşıyordu. Hatta müstehcen ve yasak bir soruydu. Onun ayrılması ihtimalini düşünmek bile aralarında panik yaratıyordu. Bu soru henüz Likud Partisi toplantılarında resmi olarak gündeme gelmese de ardı ardına yaşanan gelişmeler son zamanlarda kapalı kapılar ardındaki tartışmalarda bu sorunun sorulmaya başlandığına işaret ediyor.

Netanyahu, önümüzdeki eylül-ekim aylarında yapılması planlanan parlamento seçimlerine yeniden aday olmayı ve hükümet kurabilecek bir çoğunluk ya da koalisyon elde etmek için yarışmayı planlıyor.

Emeklilik ivme kazanıyor

Walla'ya göre bakanlar, Knesset üyeleri, şube başkanları ve önde gelen aktivistler Netanyahu'nun siyasetten çekilmesi, kimin onun yerini alacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği konularını aralarında tartışıyor.

İsrail’in önde gelen yorumcularından Barak Seri, Netanyahu'nun on yıllardır siyasi sisteme hükmetmesinin ardından emeklilik tartışmalarının ivme kazandığını belirtti.

Seri'ye göre gerekçeler birikmeye devam ediyor. Bunların başında Netanyahu'nun sağlık durumu geliyor. Kalp pili taşıyan, kanser tedavisi gören ve hastaneye sık sık başvuran Netanyahu'nun bu durumu, diğer her şeyden fazla onu zorlayan ve istikrarını sarsan mahkeme süreciyle birleşiyor. Son kamuoyu yoklamalarındaki gerileme de tabloya ekleniyor.

Seri, değerlendirmesinde, “Tüm siyasi sistemde şöyle bir inanç hâkim: Eğer kendi ve Likud Partisi’nin, özellikle de Netanyahu bloğunun popülaritesi artmazsa, bir sabah Netanyahu'nun suçunu kabul eden bir anlaşma imzalayarak siyasetten çekildiği haberini alabiliriz” tespitinde bulundu.

vfbgtynhjy
Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkeme karşısına çıkarken (Reuters)

İsrail'deki son kamuoyu yoklamaları, Likud Partisi’nin ve Netanyahu'nun birlikte gerilediğini ve bloğunun hükümet kuramayacağını ortaya koydu. Netanyahu ise mahkemede olduğu iki günde de savcılığa sert çıkarak “Bana tuzak kurdular ve düştüm” dedi.

Seri, şöyle yazdı:

“Netanyahu, şu an seçimlere gitmesinin kendisi açısından büyük risk taşıdığını biliyor. Eğer şimdi bir uzlaşma anlaşması talep ederse, özellikle siyasetten çekilmeyi de içermesi halinde, iyi bir anlaşma yapma şansı yüksek olabilir. Ancak seçimlere girip kaybederse yargı mercilerinin ona iyi bir anlaşma sunma güdüsü büyük ölçüde azalır. Çünkü o zaman yalnızca muhalefette bir Knesset üyesine dönüşür ve savcılık ile hükümetin hukuk danışmanı üzerinde herhangi bir baskı aracı kalmaz."

Likud Partisi’nde gerilim

Walla, Likud Partisi’nin gergin bir ortamda olduğunu aktardı. Parti mensupları Netanyahu'nun gerçekte nereye gittiğini bilmiyor. Zira ona bağımlılar ve siyasi kaderleri onun elinde. ‘Netanyahu istifa ederse Likud Partisi seçimlerde saf dışı kalabilir ve çoğu üye evine geri dönmek zorunda kalır, öte yandan seçimlere girerse parti içi ön seçim yapılır’ düşüncesi ise ikileme yol açıyor. Netanyahu, Knesset'te garantili sandalye kazanabilmeleri için Likud listesinde yalnızca 10 aday istiyor. Bu da mevcut Knesset üyeleri ve bakanların büyük bölümünün de evine döneceği anlamına geliyor. Ön seçim meselesi partide ciddi bir iç krize yol açıyor.

cdvfghy
2022 yılında Kudüs’teki bir pazarda Likud Partisi destekçilerinin düzenlediği seçim yürüyüşünden bir kare (AFP)

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, ön seçim meselesinin partiyi sarstığını ve Netanyahu'nun bu konuda karar almaya hazırlanmak için istişareler yürüttüğünü yazdı. Netanyahu, Likud yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde ‘ya adayları seçecek bir komite istiyorum (ön seçim olmaksızın) ya da ön seçim ama kendisinin belirleyeceği garantili sandalyeler şartıyla’ dediği aktarıldı.

Gazeteye göre Netanyahu'nun bu hafta konu hakkında karar alması bekleniyor. Netanyahu, yetkililere "Ya düzenleyici komite ya da garantili sandalyeler" dedi.

Likud Partisi içindeki değerlendirmeler, Netanyahu'nun hem listeyi tek başına oluşturmak hem de dahili seçimlere harcanacak milyonlarca şekeli parti kasasında tutmak amacıyla ön seçimleri iptal etme yönünde baskı uyguladığına işaret ediyor. Netanyahu kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde ‘zorlama değil uzlaşıya dayalı bir karar alma sürecini’ hedeflediğini öne sürerek alınacak kararın Likud'un üst düzey yetkilileriyle iş birliği içinde şekilleneceğini vurguladı.

sfrgt
Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, eşi Sara ile birlikte 2022 seçimleri sırasında Kudüs’teki seçim kampanyası merkezinde destekçilerine hitap ederken (AFP)

Gazete, bu meselenin Likud'u sarstığını yazdı. Partinin deneyimli hukuk danışmanı Avukat Avi Halevi, Netanyahu'nun onayını almaksızın ön seçim konusunda Likud'a hukuki temsil sağladığı gerekçesiyle Netanyahu'nun yönelttiği eleştirilerin ardından görevinden istifa etti. Partinin iç denetçisi Avukat Şay Galili ise Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin yasadışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Yediot Ahronot, “Bu süreçte parti içinde ön seçim yanlıları ve karşıtları arasında bir cephe oluşmakta; nüfuzlu ve etkili bir isim olarak bilinen Knesset üyesi David Bitan, Netanyahu aleyhine 'Likud mahkemesine' dilekçe sundu” diye yazdı.

Oyunun kuralları oyun sürerken değişmez

Bitan, Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin anayasal bir ihlal olduğunu söyledi ve "Oyunun kuralları oyun sürerken değiştirilemez" dedi.

Bitan, Yediot Ahronot’a verdiği röportajda "Ön seçim olmaksızın Likud silinip gidecek" diye konuştu ve şu argümanı öne sürdü: Netanyahu'yu Likud liderliğine taşıyan ön seçimler olmasaydı, o da zaten Likud'a giremezdi” şeklinde konuştu.

fdvfdb
İsrail parlamentosu Knesset’te düzenlenen oturumdan bir kare (Knesset internet sitesi)

Netanyahu'nun Likud listesinde kişisel garantili sandalyeler elde etme seçeneği hakkında Bitan, “Garantili sandalyeler olmasında herhangi bir sorun yok, asıl soru bunların kaç tane olacağı ve hangi sıralarda yer alacağı” ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun tutumu henüz resmi olarak netlik kazanmasa da İsrail resmi kanalı KAN, dün ilerleyen saatlerde Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme planından vazgeçtiğini bildirdi. Buna göre Netanyahu, bu adımın listede kendisine 8 ile 10 arasında garantili sandalye sağlayacağını ümit ediyor. Ancak Bitan henüz bu talebi kabul etmedi.

Meselenin perşembe günü netlik kazanması bekleniyor. O gün Likud'un anayasa komisyonu, temmuz sonuna kadar yapılması planlanan önümüzdeki ön seçimleri görüşmek üzere toplanacak. Hükümet koalisyonu liderleri ise salı günü Knesset'in feshedilmesi tarihini görüşmek üzere bir araya gelecek. İsrail televizyonu Kanal 12, seçimlerin 20 Ekim 2026'da yapılmasının beklendiğini aktardı.


Kalibaf Hürmüz Boğazı ile ilgili düzenlemeleri görüşmek üzere Maskat’a gitti

Kalibaf, dün Cenevre'den ayrılıp Tahran'a dönerken (Meclis internet sitesi)
Kalibaf, dün Cenevre'den ayrılıp Tahran'a dönerken (Meclis internet sitesi)
TT

Kalibaf Hürmüz Boğazı ile ilgili düzenlemeleri görüşmek üzere Maskat’a gitti

Kalibaf, dün Cenevre'den ayrılıp Tahran'a dönerken (Meclis internet sitesi)
Kalibaf, dün Cenevre'den ayrılıp Tahran'a dönerken (Meclis internet sitesi)

İran Meclis Başkanı ve müzakere heyeti başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İsviçre'den döndükten birkaç saat sonra Tahran'dan Umman Sultanlığı'na hareket etti. Bürgenstock tatil beldesinde gerçekleştirilen ABD-İran görüşmelerinin ilk turu pazartesi sabahı sona ermişti.

İran basınında yer alan haberlere göre Kalibaf, Sultan Heysem bin Tarık ile ikili ilişkiler ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin gelişmeleri görüşecek. Ziyaret kapsamında iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirme yollarının yanı sıra İsviçre görüşmelerinin ardından üzerinde uzlaşılan mekanizmaların pekiştirilmesi de dahil olmak üzere Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin yönetimine yönelik düzenlemeler ele alınacak.

Kalibaf'a ziyarette İsviçre'deki ilk turda Amerikalı tarafla görüşmelere katılan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de eşlik ediyor.

İlk tur, 60 günlük teknik bir sürecin başlatılması ve Hürmüz Boğazı ile Lübnan'daki ateşkese ilişkin dosyaların takibi için mekanizmalar kurulmasıyla sona erdi.

İsviçre’de elde edilen yol haritası çerçevesinde Hürmüz Boğazı'nda olayların ve yanlış anlaşılmaların önüne geçmek amacıyla taraflar arasında bir iletişim hattı kurulması, ticaret gemilerinin bu kritik geçitten güvenli biçimde geçişinin sağlanması kararlaştırıldı. Teknik süreç, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin mekanizmaların görüşülmesini 60 günlük süre içinde sürdürecek.