Kalibaf: Abluka sona erdi... füzeler ve zenginleştirme artık gündemde değil

İlk maddelerin uygulanmasına ve Lübnan'da savaşın sona ermesine bağlı olarak gerilimin düşeceğini söyledi.

Kalibaf'ın internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile geçen cumartesi gerçekleştirdiği ortak toplantı görülüyor
Kalibaf'ın internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile geçen cumartesi gerçekleştirdiği ortak toplantı görülüyor
TT

Kalibaf: Abluka sona erdi... füzeler ve zenginleştirme artık gündemde değil

Kalibaf'ın internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile geçen cumartesi gerçekleştirdiği ortak toplantı görülüyor
Kalibaf'ın internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile geçen cumartesi gerçekleştirdiği ortak toplantı görülüyor

İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen temaslarda başmüzakereci olarak görev yapan Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının tamamen sona erdiğini, Tahran'ın ise uranyum zenginleştirme faaliyetleri ile füze ve saldırı kapasitesini müzakere etmeyeceğini söyledi. Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle sürdürülen temasların yeni bir anlaşma yapmak amacı taşımadığını, taraflar arasında imzalanan mutabakat muhtırasının uygulanmasına odaklandığını belirtti.

Devlet televizyonuna kapsamlı açıklamalarda bulunan Kalibaf, anlaşma sonrasındaki sürece ilişkin İran'ın yaklaşımını ortaya koyarken, gelecekte müzakere edilebilecek konuların da sınırlarını çizdi. İran'ın 14 maddeden oluşan mutabakatın diğer hükümlerine geçmeden önce ilk beş maddenin eksiksiz uygulanmasını istediğini söyleyen Kalibaf, aksi durumda ülkesinin "savaşa hazır" olduğunu ifade etti.

Kalibaf, mutabakat öncesindeki görüşmeler ile sonrasındaki temaslar arasında ayrım yapılması gerektiğini belirterek, "ABD ile müzakerelerimiz sona erdi. Şu an yürütülen temaslar yalnızca üzerinde uzlaşılan sonuçların uygulanmasını takip etmeye yöneliktir" ifadesini kullandı.

İran heyetinin İsviçre ziyaretinin yeni bir müzakere turu olmadığını söyleyen Kalibaf, ziyaretin mutabakat imzalanır imzalanmaz uygulanması öngörülen ilk beş maddenin hayata geçirilmesini görüşmek amacıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Tahran'ın ayrıca anlaşmanın 13. maddesinin uygulanmasını da takip ettiğini söyledi, ancak bu maddeye ilişkin ayrıntı vermedi.

Kalibaf, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in savaşın sona erdiğini açıklaması ve Trump'ın deniz ablukasının kaldırıldığına ilişkin paylaşımını mutabakat sonrasında yaşanan en önemli gelişmeler arasında gösterdi.

Deniz ablukası tamamen kaldırıldı

Devrim Muhafızları eski komutanlarından olan Kalibaf, mutabakatın dördüncü maddesine göre ABD'nin imzanın ardından İran'a yönelik deniz ablukasını ve tüm engelleri kaldırmaya başlamayı, 30 gün içinde ise ablukayı tamamen sona erdirmeyi taahhüt ettiğini söyledi.

Kalibaf, ilk parafın atıldığı gece İran'ın Trump'ın deniz ablukasının sona erdiğini kamuoyuna açıklamasını şart koştuğunu belirterek, Washington'un ateşkes döneminde uyguladığı deniz ablukasının İran tarafından ateşkes ihlali olarak değerlendirildiğini ifade etti.

Trump'ın bu açıklamayı yaptığını belirten Kalibaf, "Deniz ablukası tamamen sona erdi" dedi.

Bu gelişmeyi "sahadaki güç ile diplomasinin birleşmesinin sonucu" olarak nitelendiren Kalibaf, mutabakatın asıl güvencesinin Birleşmiş Milletler kararı değil, İran'ın gerektiğinde karşılık verebilme kapasitesi olduğunu savundu.

İran'ın savaşın sona erdirilmesine ilişkin birinci maddeyi ihlal olarak değerlendireceği her adıma aynı şekilde karşılık vereceğini söyleyen Kalibaf, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler ile Hizbullah'ın İsrail saldırılarına verdiği karşılıkların "adım adım karşılık" ilkesine dayandığını belirtti.

İran'ın gerilimin arttığı dönemde Lübnan'daki operasyonlara karşılık olarak iki kez İsrail'e füze saldırısı düzenlediğini öne süren Kalibaf, bunun savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakatın ihlal edildiği gerekçesiyle yapıldığını söyledi.

Kalibaf, "Mutabakat dili sonuç verdiği sürece görüşmeleri sürdüreceğiz. Ancak karşı taraf anlaşmaya uymazsa güç dilini kullanacağız" ifadelerini kullandı.

Fotoğrafın solunda yer alan Garibabadi, başmüzakereci ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın elindeki belgeyi incelerken, yanında İran Merkez Bankası Başkanı Abdulnasır Hemmati görülüyor. (İran Meclisi)Fotoğrafın solunda yer alan Garibabadi, başmüzakereci ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın elindeki belgeyi incelerken, yanında İran Merkez Bankası Başkanı Abdulnasır Hemmati görülüyor. (İran Meclisi)

Füze programı ve uranyum zenginleştirme kırmızı çizgimiz

Kalibaf, İran'ın füze ve saldırı kapasitesinin "kesinlikle müzakere konusu olmadığını" belirterek, bunun anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alan en önemli güç unsurlarından biri olduğunu söyledi.

İran toplumunun farklı siyasi eğilimlerine rağmen bu konuda devletin arkasında durduğunu savunan Kalibaf, "direniş cephesi" ve "direniş hücreleri" olarak nitelendirdiği müttefik yapıları da bu çerçevede değerlendirdi.

Tahran'ın müttefiki silahlı gruplar hakkında hiçbir müzakere yürütmediğini belirten Kalibaf, ikinci ya da üçüncü bir nükleer anlaşmanın artık gündemde olmadığını öne sürdü.

ABD'nin geçmişte İran rejimini devirmeye çalıştığını ve "direniş cephesini" tanımayı reddettiğini iddia eden Kalibaf, mutabakatla birlikte Washington'un artık bu yapının Lübnan'daki varlığının garantörü konumuna geldiğini ileri sürdü.

Nükleer program konusunda ise İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nın (NPT) tarafı olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yaptığını belirten Kalibaf, uranyum zenginleştirmenin ülkesinin vazgeçilmez hakkı ve değişmez kırmızı çizgisi olduğunu söyledi.

Kalibaf, İran'ın NPT kapsamındaki yükümlülüklerine bağlı kalacağını ancak uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyeceğini ifade etti. Nükleer program, füze kapasitesi ve bölgesel ittifakların birlikte değerlendirildiğinde İran'ın en önemli caydırıcılık unsurlarını oluşturduğunu savundu.

Tahran'ın mutabakatın sonraki maddelerini görüşmeye başlamadan önce ilk beş maddenin tam olarak uygulanmasını bekleyeceğini belirten Kalibaf, bunun İran'ın ABD'nin ilk aşamadaki taahhütlerini test etme yaklaşımını yansıttığını söyledi.

Lübnan, ortak komite ve Hürmüz Boğazı

Kalibaf, mutabakatın birinci maddesi kapsamında ABD'nin Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesi, sivillerin evlerine dönüşü ve Lübnan devletinin ülke genelinde egemenliğinin sağlanmasını taahhüt ettiğini öne sürdü.

Bunu "çok büyük bir kazanım" olarak nitelendiren Kalibaf, İran'ın süreci yakından takip ettiğini söyledi. Lübnan'daki durumun İran'dan farklı olduğunu belirten Kalibaf, İsrail'in Güney Lübnan'da bazı bölgeleri işgal ettiğini ve çatışmaların burada daha yoğun yaşandığını ifade etti.

İsrail'in İslamabad mutabakatına karşı çıktığını ve imzanın ardından Lübnan'a geniş çaplı saldırılar düzenleyerek anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalıştığını öne süren Kalibaf, bu nedenle İran heyetinin İsviçre'de özellikle Lübnan'daki ateşkes dosyasını takip ettiğini kaydetti.

Mutabakatı "ABD ve İsrail'in yenilgi belgesi" olarak nitelendiren Kalibaf, İsviçre görüşmelerinden sonra Lübnan'a yönelik saldırıların önemli ölçüde azaldığını savundu.

Kalibaf ayrıca İran, ABD ve Lübnan temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kurulduğunu, bu komitenin savaşın sona erdirilmesi ve Lübnan'ın egemenliğinin tesis edilmesini takip edeceğini, İran'ın Beyrut Büyükelçisi'nin de komitede Tahran'ı temsil edeceğini açıkladı.

Hürmüz Boğazı konusunda ise İran'ın deniz trafiğinin mutabakat çerçevesinde ve "İran'ın belirlediği düzenlemeler" doğrultusunda yürütülmesini istediğini belirten Kalibaf, bazı tarafların bu düzenlemeleri kabul etmeyerek anlaşma dışı adımlar attığını iddia etti.

Boğazdaki son olayların da savaşın sona erdirilmesine ilişkin birinci maddenin ihlali kapsamında değerlendirildiğini söyleyen Kalibaf, İran'ın son ihlale karşılık olarak Bahreyn ve Kuveyt'teki "ABD hedeflerini" vurduğunu öne sürdü.

Kalibaf, İran'ın anlaşmanın diplomatik yollarla uygulanmasını tercih ettiğini, ancak karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmezse askeri seçeneğin masada kalacağını vurgulayarak, "Görüşmeleri sürdürüyoruz. Eğer bu süreçte taahhütlerini yerine getirmek istemezlerse, biz savaşa hazırız" ifadelerini kullandı.



Kim Jong Un, Şi’ye gönderdiği mesajda Çin ile ilişkileri derinleştirme sözü verdi

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
TT

Kim Jong Un, Şi’ye gönderdiği mesajda Çin ile ilişkileri derinleştirme sözü verdi

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşıyor (Reuters)

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, bugün Çin ile ilişkileri güçlendirmeye devam edeceklerini belirterek, son dönemde Pyongyang’da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği zirveyi “tarihi bir vesile” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Kuzey Kore resmi Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 105. yıldönümü dolayısıyla Şi Cinping’e bir kutlama mesajı gönderdi ve Pekin ile ilişkilerin geliştirilmesinin Pyongyang için “sabit bir politika” olduğunu vurguladı.

Kim mesajında, “Tarihe ve sağlam temellere dayanan Kore–Çin dostluk ilişkilerinin, sosyalizmi temel alan yapısıyla birlikte sürekli geliştirilmesi, partimizin ve hükümetimizin değişmez tutumudur” ifadelerini kullandı.

Pyongyang’daki son zirvenin iki ülke arasındaki dostluk ve yoldaşlık güvenini derinleştiren “tarihi bir fırsat” olduğunu belirten Kim, iki liderin geleneksel ikili ilişkileri daha da ilerletme konusundaki “sarsılmaz iradelerini” yeniden teyit ettiğini söyledi.

Kim ayrıca, Kuzey Kore’nin Çin ile “dostluk ve iş birliği ilişkilerini” geliştirmeye hazır olduğunu ve bu ilişkilerin iki halkın “ortak serveti” olduğunu ifade etti.

Söz konusu mesaj, Şi Cinping’in nadir gerçekleşen Pyongyang ziyaretinden haftalar sonra geldi. Ziyaret sırasında iki lider, Kuzey Kore’nin Rusya ile giderek güçlenen askeri ilişkileri de dahil olmak üzere ikili bağların daha da güçlendirilmesi konusunda mutabakata varmıştı.


Trump, ara seçimler öncesi ilk Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi’nin düzenleneceğini açıkladı

Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
TT

Trump, ara seçimler öncesi ilk Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi’nin düzenleneceğini açıkladı

Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)
Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin tarihinde ilk kez ara seçimler öncesinde ulusal kongre düzenleyeceğini açıkladı. Söz konusu adımın, seçmen katılımını artırmayı ve partinin Kongre’deki kontrolünü sürdürmesini hedeflediği belirtildi.

Trump, kongrenin 9-10 Eylül tarihlerinde Dallas kentinde gerçekleştirileceğini duyurdu.

ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler geleneksel olarak başkanlık seçim kampanyaları sırasında büyük ulusal kongreler düzenlerken, Trump’ın önerdiği bu yeni uygulama, ara seçim sürecinde seçmenlerin Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarına odaklanmasını amaçlıyor.

Demokratların Kongre’nin herhangi bir kanadında çoğunluğu elde etmesi durumunda, Trump’ın yasama gündemini engelleyebilecekleri ve görev süresinin son iki yılında yönetimi hakkında soruşturmalar başlatabilecekleri ifade ediliyor.


Lübnan-İsrail anlaşması için “iyimser, kötümser, makul ve tehlikeli” olmak üzere 4 senaryo

Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
TT

Lübnan-İsrail anlaşması için “iyimser, kötümser, makul ve tehlikeli” olmak üzere 4 senaryo

Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)
Sahadaki durum ve işgalci İsrail ordusunun planları göz önüne alındığında, İsrail’in Trump’ın barış sürecini açıkça engellediği görülüyor (AFP)

Emel Şehade

ABD, Lübnan cephesinde yatıştırma anlaşmasını duyurmayı henüz bitirmişti ki İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Beyrut-Tel Aviv çerçeve anlaşmasının kuzey cephesindeki gerilimi yumuşatacağını bekleyen İsrailliler arasında hemen kaygıya yol açan tehditler savurdu.

Katz ve ondan önce İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İran'ın İsrail'e saldırısının her an beklenir hale geldiğine dair güvenlik değerlendirmeleri olduğunu öne sürdü. Bu değerlendirmeler, Binyamin Netanyahu hükümetinin acil ve hızlı bir toplantı yapmaya itti. Toplantıda çeşitli kararlar alındı, düzenlemelere gidildi. Bunların başında farklı bölgelerde savaş kaynaklı olağanüstü halin bir buçuk ay daha uzatılması geliyordu.

Toplantıya katılanlara göre bu karar, yetkililere vatandaşları güvenli alanlardan uzaklaşmaktan alıkoymak ya da toplanma yasakları ve her ne kadar bu kurumların büyük çoğunluğu yaz tatiline girmiş olsa da eğitim kurumlarına yönelik kısıtlamalar uygulamak dahil her türlü acil tedbiri alma yetkisi tanıdı.

Katz bu kez önceki basın toplantılarından ve açıklamalarından farklı olarak kameralardan uzaktı. Az sayıda muhabire yayını yasak gizli bilgiler aktardı. Bununla birlikte bazı muhabirler aracılığıyla İsrail'in her türlü İran saldırısına hazır olduğunu söyleyerek "Yarın İran'la savaşta olabiliriz. İsrail'e füze fırlatırlarsa güçlü biçimde karşılık vereceğiz” mesajı verdi.

Katz tehditlerini şu sözlerle sürdürdü:

"İran'ın İsrail'e ateş açmasını kabul edeceğimiz bir denklem yok. Bunu ABD’lilere de açıkça ilettik. İsrail ordusu buna hazır ve teyakkuz halinde. Hedefler belirlenmiş. Başkan Donald Trump'ın yürüttüğü sürecin önünü tıkamak istemiyoruz. Ancak ne Lübnan'da ne de İran'da kendimizi savunmada taviz vermeyiz.”

Lübnan'daki sahadaki tabloya ve İsrail ordusunun planladıklarına bakıldığında ise İsrail'in Trump'ın bölgede barışı ve neredeyse üç yılını doldurmak üzere olan savaşı sona erdirme sürecini açıkça engellediği görülüyor.

‘Dahiye karşılığında kuzey kasabaları’ denkleminin yeniden tehdit olarak öne sürülmesi, İsrail'deki çeşitli kesimler için başlı başına bir engel niteliği taşıyor. Hatta, önümüzdeki seçim kampanyasına hazırlanan Likud Partisi içinde bile bu politikaya karşı çıkan sesler artmaya başladı. Netanyahu, partisi içinde önceki dönemlerde karşılaşmadığı bir muhalefetle karşı karşıya. Bununla birlikte birden fazla kamuoyu araştırmacısının aktardığına göre genel anketler, Netanyahu'nun Lübnan'a yönelik tehditlerinin ardından Likud Partisi’ne desteğin arttığını gösteriyor.

Lübnan ‘bataklığına’ dair uyarılara karşın Katz, "İsrail bataklığa gitmiyor. Herhangi bir sorunun bedeli bizim tarafımızdan değil, karşı tarafça ödenir. Zorluklar var ve sürtüşmeler olacak" dedi.

Öte yandan ABD Ordusu Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Brad Cooper ile görüşen Katz, İsrail'in Lübnan'daki güvenlik kuşağından, Suriye'den ya da Gazze'den çekilmeyi düşünmediğini vurguladı.

Pek çok kesim Lübnan'daki gerilimin tırmandığını düşünüyor. Bu kesimlere göre tablonun 7 Ekim 2023 öncesine dönmesi artık mümkün değil. İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde konuşlu askerlere yeni talimatlar verdiğinin ortaya çıkması da bu değerlendirmeyi destekler nitelikte. Bu talimatlara göre askerler, bulundukları konuma yaklaşan ve güvenlikleri için tehdit olarak nitelendirdikleri herkese derhal ateş açma yetkisine sahip.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Lübnan'da uzun süre kalma kararlılığı çerçevesinde İsrail askeri komuta kademesinin ‘hayır’ listesi genişledi. Buna göre ‘Hizbullah'ın silahsızlandırılması değil, zayıflatılması sağlanmadan güvenlik kuşağından çekilmeye ‘hayır’, Lübnan ordusu ve hükümeti anlaşmanın uygulandığını kanıtlamadan deneme bölgelerinin ikinci aşamasına geçilmesine ‘hayır’, bu aşamada Lübnan’ın güney sakinlerinin evlerine dönüşüne izin verilmesine ‘hayır’, İran ve Hizbullah'tan beklenen güvenlik tırmanması gözetilerek bölgede konuşlu asker sayısının azaltılmasına ‘hayır’, anlaşmada orduyu uygulamaya zorlayana bağlayıcı bir takvim bulunmadığından elverişli koşullar şekillenene kadar deneme bölgelerinden henüz çekilmeye ‘hayır’.

Tüm bu ‘beş hayır’ın karşısında, anlaşmanın ihlalinin sorumluluğunu Lübnan hükümetine ve Lübnan ordusunun görevini anlaşma çerçevesinde yerine getirmemesine yüklemeyi de kapsayan güvenlik tavsiyeleri karar alıcılara sunuldu. Tüm bunlar Lübnan cephesini tırmanan bir konumda tutuyor. Hatta bazı güvenlik isimleri, İsrail'in ateşkes ihlali saydığı durumlar için Lübnan devletini de kapsayan pratik bir uygulama formülü oluşturulmasının zorunlu olduğunu savunuyor.

Geniş çaplı karşılık

İsrail ordusunda Gazze Tümeni muharebe direktörü dahil çeşitli görevler üstlenmiş Yedek Albay Oren Salmon, karar alıcılara küçük de olsa her ihlale belirli bir uygulama çerçevesiyle karşılık verilmesini tavsiye etti. Salmon, "Yerel değil geniş çaplı karşılık verilmeli ve saldırıyı gerçekleştirenlere ağır bedel ödetilmeli" dedi.

Salmon, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Lübnan anlaşmasının iyi niyetle ve ortak çıkarları ilerletmek amacıyla yapıldığı açıkça belirtilmeli. Ancak ihlaller yaşanırsa İsrail'in Litani Nehri’ni kendi hattı olarak ilan ettiği ve buradan başlatılacak her türlü müzakereye anında ateşle ya da tehdit oluşturan her unsura karşılık verileceği stratejik bir fırsat yaratılmalı. En önemlisi ise Lübnan hükümetinin anlaşmanın ihlalinden sorumlu tutulması. Çünkü Lübnan, ihlal edilen anlaşmanın tarafı.”

İsrail hava savunma sisteminin eski komutanı Yedek Tuğgeneral Ilan Biton ise "Lübnan'daki çözüm yalnızca Hizbullah'la sınırlı değil. Dolayısıyla İsrail hem operasyonlarını sürdürmeli hem de Lübnan devleti üzerindeki baskısını artırmalı" görüşünü paylaştı.

Biton şöyle devam etti:

"Lübnan anlaşmayı imzaladı. Bu da bugün bu anlaşmayı uygulamakla yükümlü olduğu anlamına geliyor. Çoğumuz ‘Sonunda Hizbullah'ın tüm silahları sökülebilecek mi?’ diye soruyor. Elbette bu olasılık çok düşük. Bu yüzden silahsızlandırmaya ulaşmak istiyorsak İsrail ordusunun aktif biçimde çalışması ve Lübnan'ı bu sürece dahil etmesi şart. Bu son derece önemli."

Öne sürülen senaryolar

Savunma sisteminin eski başkanı Zvika Hayimovich dört senaryo ortaya koydu. Bunların ilki iyimser olan senaryo. Buna göre ‘ilkeler anlaşması kalıcı hale gelir, Lübnan hükümeti ve ordusu görevlerini başarıyla yerine getirir ve makul bir süre içinde (birkaç ay ya da yıl) Hizbullah'ı silahsızlandırırsa bu da İsrail ordusunun uluslararası sınırlara çekilmesini beraberinde getirir.’

Hayimovich kötümser senaryoyu ise ‘sahadaki gelişmeler kalıcı sürtüşmeye yol açar. Zaman boyutu her türlü Lübnan girişimini sekteye uğratan bir etken haline gelir; belirlenen alanlardaki deneme projesi sürünerek ilerler ve ivme kazanamaz’ şeklinde tanımladı.

Hayimovich üçüncü senaryoyu ‘makul senaryo’ olarak nitelenirdi ve ‘İsrail ve Lübnan hükümetleri kalıcı bir anlaşmaya doğru ilerler ve güvenlik bölgesini koruyarak güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı koordineli operasyonlarda işbirliği yapar. İsrail'in çekilmesi, operasyonel bir zorunluluktan ya da sahadaki yeni bir gerçeklikten değil, yalnızca uluslararası baskı adımıyla gerçekleşir’ şeklinde tanımladı.

Son olarak ‘tehlikeli senaryoyu’ ise ‘durum, İran gözetimindeki Hizbullah nedeniyle bozulur ve Lübnan'ı şiddetli bir çatışmaya, hatta iç savaşa sürükler; bu durum devleti İsrail'in güvenliğini doğrudan etkileyen bir kargaşanın içine çeker’ diye özetledi.

Hayimovich’e göre ilkeler anlaşmasının hangi yönde gelişeceğini öngörmek için henüz çok erken olsa da İsrail, değişimleri kavrayıp tespit edebilmek için süreci yakından izlemeli, kontrolü kaybetmekten kaçınmalı ve Lübnan hükümetiyle fırsatı en iyi biçimde değerlendirmelidir.

Bağımsız kararlar için bir fırsat

Birden fazla İsrailli yetkilinin İran ve Lübnan'a yönelik tehditlerine karşın güvenlik servisleri, ABD'ye bağımlılıktan ortaklığa geçiş ve ‘Amerikan askeri yardımı çağına son verme’ olarak nitelendirdikleri dönemi kapatmayı hedef olarak önlerine koymuş durumda. Askeri hedef ise Lübnan'ın işgalinin sürdürülmesi ve güvenlik kuşağının korunmasının yanı sıra Tel Aviv'in Orta Doğu ülkeleri karşısında ‘saldırı ve savunmada askeri denge’ sağlama çabası ve bu, Donald Trump ABD başkanlığında kaldığı sürece elde tutulması arzu edilen bir kazanım.

Mavi ve beyaz renkleri İsrail'de yerel sanayi için kullanılan ve İsrail bayrağının renklerini yansıtan bir kavramdır. Yisrael Katz'ın sunduğu ve talimatlarını verdiği bu plan, İsrail genelinde farklı türde cephane üretim hatları gibi yerel üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor ve bu hatlar giderek yükselen bir üretim kapasitesiyle çalışıyor.

Planı hayata geçirmek üzere uzman bir ekibin başına Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Yedek Tuğgeneral Amir Baram getirildi. Baram, gelecekte Genelkurmay Başkanlığı için adı geçen önemli isimlerden biri. Baram, ilişkiler çerçevesini yeniden tanımlama hedefiyle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ekibi ve İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile yakın koordinasyon içinde çalışacak.

Planı bilen güvenlik çevrelerine göre bu adımın, daha yüksek yerel üretim maliyetlerini karşılanması gerekiyor ve dolayısıyla İsrail’in güvenlik bütçesi üzerinde etkisi olması bekleniyor. Bununla birlikte uzun vadede bu adım, İsrail'e daha geniş bir operasyonel serbestlik tanıyacak. Zira yerli üretim, ABD'nin silah kullanımına getirdiği siyasi kısıtlamaları aşmanın önünü açıyor.

Güvenlik yetkilileri, oluşmakta olan politikaya göre İsrail'in çeşitli silah sistemleri ve mühimmat ile henüz kamuoyuna açıklanmamış ya da daha önce gündemde yer almayan işbirlikleri de dahil olmak üzere teknolojik kapasitelerin satın alınmasını talep etmeyi planladığını belirtti.

Sonuç olarak İsrail, bu plan çerçevesinde bir güvenlik yetkilisinin ifadesiyle bölgedeki ülkelerle ‘dengeyi kırma’ ve çeşitli bölge orduları ve devletleri karşısında göreli askeri üstünlüğü güvence altına alma hedefine ulaşmayı bekliyor.