Hedasi Barajı'ndan Kızıldeniz'e: Mısır-Etiyopya çatışması nasıl dönüştü

Trump, Nil Nehri dosyasını yeniden açıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
TT

Hedasi Barajı'ndan Kızıldeniz'e: Mısır-Etiyopya çatışması nasıl dönüştü

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 17 Haziran 2026 (AFP)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ile Etiyopya arasındaki Nil anlaşmazlığı dosyasına yeniden el attı. Bu gelişme, söz konusu çatışmanın niteliğinde ve sınırlarında derin bir dönüşümün yaşandığı dönemle eş zamanlı gerçekleşti.

İki ülke arasındaki gerçek savaş artık eskisi gibi yalnızca Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı etrafında dönmüyor. Kademeli olarak çok daha geniş ve tehlikeli bir alana, Kızıldeniz'deki hâkimiyet ve nüfuz mücadelesine taşındı.

Trump, 17 Haziran'da Fransa’nın Evian kentinde G7 Zirvesi'nin aralarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmede, Hedasi Barajı meselesinde Mısır’ın tutumuna açık destek verdi.

Nil Nehri gereğinden fazla kurumaya başladı ve biz bunun hakkında konuşmak için buradayız" diyen Trump, ilk döneminde anlaşmazlığı çözmeye neredeyse ulaştığını da vurguladı ve ikinci döneminde yeniden deneyeceğini taahhüt etti.

Trump’ın Hedasi Barajı dosyasını ele alması ilk kez değil. Daha önce eski Amerikan yönetimlerini barajın finansmanından sorumlu tutmuş, başka bir vesilede de yol açtığı krize son vermek için çalışacağını vaat etmişti.

17 Haziran'da yeniden alevlenen bu ilgi, yönetiminin Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini yeniden biçimlendiren bir anlaşmazlıkta söz sahibi olmak istediğini ortaya koyuyor.

Mısır, barajın inşasının 2011 yılında başlamasından bu yana Etiyopya'yı inşaat ve işletme sürecini düzenleyecek bağlayıcı bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için kapsamlı çabalar harcadı. Kahire’nin, bu yönde bir anlaşmanın önünü açabilecek her türlü Amerikan baskısını memnuniyetle karşılayacağından kuşku yok.

Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.

Etiyopya, barajı fiilen işletmeye açtı; bu durum Mısır'ı, özellikle yağmur mevsimi öncesinde su salınım operasyonlarında koordinasyon eksikliği nedeniyle ciddi zorluklarla yüz yüze bıraktı. Addis Ababa’nın geçen yıl bu operasyonları Kahire ile koordine etmemesi, Mısır ve Sudan'da çeşitli sorunlara yol açtı.

Mısır ise kuraklık dönemlerinde barajdan bırakılması gereken su miktarları konusunda Etiyopya ile net bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. Bu koordinasyon hem Mısırlıları susuzluktan korumak hem de tarım ürünlerini hasar görmekten kurtarmak açısından hayati önem taşıyor. Burada şu daha kapsamlı soru yeniden gündeme geliyor: Baraj meselesinde bir uzlaşıya varmak iki ülke arasındaki gerilimi yatıştırmak için yeterli olur mu?

Nil'den vazgeçiş

Su kıtlığı en yoğun yaşanan ülkeler arasında yer alan Mısır, su ihtiyacının yaklaşık yüzde 97'sini Nil Nehri'nden karşılıyor. Bu nedenle Kuzey Afrika'daki baraj inşaatının yol açacağı herhangi bir doğal akış azalması geçici bir sorun olarak değerlendirilemez; varoluşsal nitelikte tehdit ve derin bir kaygı kaynağı oluşturuyor.

Mısır geçen on yıl boyunca barajın inşası ve işletilmesinin sonuçlarına uyum sağlamak için büyük miktarlarda kaynak harcadı. Bu süreçte sulama sistemlerinin modernize edilmesi, deniz suyu arıtma kapasitesinin genişletilmesi ve her yıl üçlü arıtmadan geçirilen tarımsal atık sulara olan bağımlılığın artırılması gibi çeşitli adımlar atıldı.

dfbgthy
Etiyopya'nın Goba kentinde bulunan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı, 19 Şubat 2022 (AFP)

Ancak Afrika Boynuzu'ndaki güç dengelerinin değişmesi ve Kızıldeniz'deki rekabetin kızışması, Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmayı yeni bir evreye taşıyor. Bu evrede baraj, çok daha derin bir krizin boyutlarından birine ve iki ülke arasındaki çok daha karmaşık ve tehlikeli çatışmaların yüzüne dönüşüyor.

Bu çatışmalar Afrika Boynuzu'ndaki güç dinamiklerini yeniden çiziyor ve bölgenin sınırlarını aşan ittifakların doğuşuna zemin hazırlıyor. Aynı zamanda Kızıldeniz güvenliği, Aden Körfezi'nin denetimi ve Süveyş Kanalı'nın geleceğiyle de sıkı sıkıya bağlantılı.

Etiyopya'nın Kızıldeniz hırsları

Etiyopya, Hedasi Barajı'nı ülkedeki elektrik açığı ve yaygın yoksulluğun çözümü olarak sunuyor. Ancak projenin muazzam boyutu ve dev rezervuarı, Addis Ababa'nın barajı daha geniş jeopolitik hedeflere ulaşmanın aracına dönüştürme arzusunu gözler önüne seriyor.

Baraj, Etiyopya'ya Nil havzasında, özellikle Mısır ve Sudan karşısında daha güçlü bir nüfuz dayatma kapasitesi kazandırıyor. Aynı zamanda Nil'e ortalama yüzde 60 oranında su taşıyan Mavi Nil üzerinde denetim imkânı da sağlıyor.

Mısır, Eritre ve Somali ile sağlam ittifaklar kurarak Afrika Boynuzu'nda önemli kazanımlar elde etti. Bu iki ülke, Etiyopya'nın mevcut dönemdeki en sert rakipleri arasında yer alıyor.

Hedasi Barajı’nın işletmeye açılmasıyla birlikte Etiyopya bir sonraki stratejik hedefine, yani Kızıldeniz’e doğrudan erişime yöneldi. Bunda başarı sağlarsa Mısır'ın iki hayat damarı olan Nil Nehri ve Süveyş Kanalı üzerinde nüfuz kazanmış olacak.

Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki Refah Partisi’nin son genel seçimlerde elde ettiği zafer, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma çabalarına güç kattı. Parti, çatışmaların gölgesinde, muhalefet partilerine yönelik baskı suçlamaları ve sınırlı katılım ortamında yapılan haziran başındaki seçimlerden ezici çoğunlukla çıktı.

Meşru kaygılar

Mısır ile Afrika Boynuzu arasındaki mesafe 2 bin 400 kilometreyi aşıyor. Etiyopya’nın Nil üzerindeki denetimini güçlendirme ve Kızıldeniz'e ulaşma çabaları karşısında Mısır'ın öfkesini ve kaygısını, iki ülke arasındaki çatışmanın derinliğini ve niteliğini bilmeyenler için anlamak güçleşebilir.

fj67
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, genel seçimler sırasında Etiyopya'nın Oromia Bölgesi'ndeki Jima'da bulunan bir oy verme merkezinde oy kullanırken, 1 Haziran 2026 (Reuters)

Etiyopya, Mısır'ın Nil'deki yıllık su kotasına erişimini zorlaştırdığında kalabalık nüfuslu bir devletin istikrarını sarsıyor ve en temel kaynaklarından birine el atıyor. Mısırlı diplomatların bu yıllık kotayı güvence altına alma savaşını sürekli olarak ‘varoluşsal’ bir mesele olarak nitelendirmesinin nedeni de tam budur.

Mısır ile Etiyopya arasındaki tarihsel rekabetten bağımsız olarak Hedasi Barajı deneyimi, Mısırlılarda Addis Ababa'nın niyetlerine derin bir kuşku bıraktı; üstelik bu kuşku, Mısır ekonomisinin hayati dayanaklarından biri olan Süveyş Kanalı'nın bulunduğu Kızıldeniz'de tutunma arayışındaki Etiyopya'nın ardından geliyor.

Dışarıdan bakıldığında Mısır'ın Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki varlığına karşı çıkışı, Kahire ile Addis Ababa arasındaki ikili bir mesele gibi görünebilir. Oysa özünde bu, hayati öneme sahip bir deniz geçidi üzerindeki denetim için sürdürülen uluslararası bir yarışın parçasıdır; bu yarışın sonuçları Mısır'ın stratejik çıkarlarını koruma ya da bu yolda tökezleme kapasitesini belirleyecek.

İki ülkenin odağının Kızıldeniz'e kayması, Afrika Boynuzu’nu çatışma alanı olarak terk ettikleri anlamına gelmiyor. Kızıldeniz, birbiriyle bağlantılı ve süregelen bir savaşın yeni cephesi; bir cephede kazanılan zafer diğerinde kapı aralayabilir ya da ana aktörleri çatışmalarını yeni sahalara taşımaya yönlendirebilir.

Mısır'ın karşı hamlesi

Mısır, Etiyopya'nın bu dönemdeki en sert rakipleri olan Eritre ve Somali ile güçlü ittifaklar kurmayı başararak, Afrika Boynuzu’nda önemli kazanımlar elde etti. Bu ittifaklar Mısır'a Afrika Boynuzu’nda askeri bir dayanak noktası sağlamanın yanı sıra Kahire'nin söz konusu ülkelerin Kızıldeniz kıyısında bulunan limanlarındaki varlığını pekiştirme imkânı tanıyor.

Belki de Amerikalı Başkanı'nın teklifi, Rönesans Barajı'nın geniş çaplı jeopolitik oyunun açılış hamlesi olmaktan ibaret olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi; oysa bu oyun birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çekiyor.

Kahire bunu liman geliştirme ve bu ülkelerle lojistik iş birliği anlaşmaları zinciriyle hayata geçirmeyi hedeflemektedir. Bu varlık Etiyopya'nın Kızıldeniz'e açılan yolunu daraltmakta ve ona ayrılıkçı Somaliland bölgesi de dahil sınırlı seçenekler bırakıyor.

Öte yandan İsrail, Somaliland'ı tanıyarak ve bölgeye Etiyopya kökenli kuvvetler konuşlandırarak bu çatışmanın tam merkezine giriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gelişme Mısır'ın hesaplarını karmaşıklaştırırken, Etiyopya'yı da benzer adımlar atmaya teşvik ediyor; aynı zamanda Kızıldeniz üzerindeki çok taraflı yarışın boyutlarını da gözler önüne seriyor.

cdfg
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Kahire’de Eritreli mevkidaşı Osman Salih Muhammed ve Somalili mevkidaşı Ahmed Ma’lem el-Faki ile birlikte düzenlediği basın toplantısında konuşma yaparken, 11 Ocak 2025 (AFP)

Bu tablo, Mısır-Etiyopya rekabetinin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz ve Kızıldeniz'deki varlık yarışının artık egemenlik, nüfuz ve dünyanın en kritik deniz geçitlerinden biri üzerindeki denetim etrafında dönen çok taraflı ve yüksek riskli bir yüzleşmeye dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Aynı zamanda Sudan'daki iç savaşa Tahran'ın da dahil olmasıyla birlikte, İran'ın Mısır'ın güney sınırındaki bu ülkede büyüyen varlığı tabloyu daha da karmaşık bir hale getiriyor. Bu durum Kızıldeniz üzerindeki çatışmayı daha girift kılıyor ve yeni cephelere yayılma ihtimalini artırıyor.

Bütün bunlar, Başkan Trump'ın Rönesans Barajı anlaşmazlığını çözmeye yönelik teklifinin bölgeye barış getirip getiremeyeceği ya da Mısır ile Etiyopya arasındaki görüş ayrılıklarını sona erdirip erdiremeyeceğine dair sorunun ne denli sınırlı kaldığını gösteriyor.

Belki de ABD Başkanı Trump’ın teklifi, Hedasi Barajı'nın birbirinden farklı çıkar ve hedeflere sahip çok sayıda aktörü kendine çeken daha geniş çaplı jeopolitik oyunun yalnızca açılış hamlesi olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmadan önce bir kırılım sağlayabilirdi.

ABD bu büyük jeopolitik oyunu ele almak için harekete geçmedikçe barajla ilgili herhangi bir anlaşma, Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz'in geleceğinin hızla şekillendiği çatışmada geçici bir ateşkesten öteye geçen anlam taşımaz.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS