DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

Yalnızca bir milis değil, başlı başına bir ekonomi

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran'daki rejime yakın günlük gazete Cumhuriyet-i İslami şubat ayında, İran İslam Cumhuriyeti'nin kırk yıl boyunca kendine yasak saydığı bir soruyu gündeme taşıyarak, ‘Devlet hâlâ iki orduyu, yani düzenli ordu Erteş ile sınırları değil devrimi korumak amacıyla 1979'da kurulan yarı askeri güç İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) maliyetini karşılayabilir mi?’ sorusunu sordu.

Asıl soru iç siyasi çıkmazdan nasıl çıkılacağıyla ilgiliydi ve bunu açıkça dile getiren gazete, DMO’nun ekonomi, siyaset, medya ve diplomaside genişlemesinin bu kurumu iç çatışmalara konu olan mezhepçi bir yapıya ve dışarıdan sürekli baskı için kullanılan bir bahaneye dönüştürdüğünü yazdı. Sorunun kamuoyunun önünde dile getirilmesi neredeyse başlı başına bir yanıt niteliği taşıdı. Çünkü bu ikili yapı özünde bir verimlilik meselesi değildi. Tek bir devletin iki orduya sahip olması, sistemin hayatta kalma stratejisinin bir parçasıydı. Biri ülkeyi savunacak, diğeri o orduyu denetleyecek ve toplumu gözetleyecek ve dengeleri arasında denge kuracak bir bekçi güçtü.

Argümanını stratejik bir mantığa değil tarihe dayandıran gazete, Rafsancani'nin 22 Mart 1989 tarihli hatıra notlarına başvurdu. Bu notlarda Humeyni'nin ordu ile DMO’nun zamanla tek bir güce dönüşmesi gerektiğini kabul ettiğini, ancak dönemin son derece tehlikeli olduğunu ve kuvvetlerin büyük ihtimalle baş kaldırabileceğini düşündüğünü kayıt altına aldığı görülüyordu. Humeyni birleşmeyi reddetmemişti, yalnızca ertelemişti. Onun ölümünün ardından Rafsancani Muhafızlar Bakanlığı'nı Savunma Bakanlığı ile birleştirdi, ancak daha derin bütünleşmenin gerçekleşmesine izin vermedi. Otuz yedi yıl sonra rejimin kendi basını o yarım kalmış cümleyi yeniden hayata geçirdi.

Tepki, meselenin hassasiyetiyle ve bünyesindeki tehlikeyle orantılıydı. Keyhan gazetesi öneriyi kınadı ve bunu DMO’yu tasfiye etmeye yönelik bir proje, Irak'taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) uygulanan bir ABD-İsrail reçetesi olarak değerlendirdi. DMO’ya yakın Civan gazetesi ise bunu ülkenin güvenliğinin temel direğine yöneltilmiş bir darbe olarak nitelendirdi. Katı muhafazakarlık yanlısı ağlar ise müzakerecileri, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ı ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan yönetimini silahlı Muhafızlara karşı darbe düzenlemekle suçluyor. Eş zamanlı olarak Tahran'daki medya kuruluşları birleşme ihtimalini Washington'ın müzakere masasına koyduğu bir koşul olarak tartışıyor. Sistemin kendi içinden gelen sesler tasfiye talep etmeye başladığında bu ayrışma artık dışarıdan yapılan bir muhalif okuma olmaktan çıkar. Bunu kendi açık sözlülükleriyle, kendi kalemleriyle ve kendi gazetelerinde söylüyorlar.

Oligarşik bileşenin ortadan kaybolma niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir.

Bununla birlikte çözülme geçici bir siyasi görüş değil, DMO’nun bizzat kendi yapısının bir parçası. DMO, devlet içinde devlet olarak tanımlansa da gerçekte tek bir üniforma giyen üç devlet kurumundan oluşuyor. Birincisi Velayeti Fakih'e bağlı ideolojik-akidevi bir yapı. Washington ile varılan mutabakat muhtırasında Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından devre dışı bırakılan yeni Rehber bu yapıyı zaten zayıflatmış durumdadır. İkincisi şehitlik söylemi ve felsefesi üzerine kurulu bir askeri teşkilat. Üçüncüsü ise hayatta kalma kültürüne dayanan oligarşik bir yapı.

Son iki bileşen arasında güdü ve hedef açısından derin bir çelişki yatıyor. Şehitlik sonuna kadar direnir, hayatta kalma ise müzakere eder, uyum sağlar ve çıkar gerektirdiğinde taviz verir. Tek bir liderlik altındaki bu iki zıt kültür kaçınılmaz biçimde bir çıkmaza sürükler. Bu kırık aynı baskı aygıtlarına da uzanıyor. On yılı aşkın süre boyunca İstihbarat Bakanlığı ile DMO’nun istihbarat birimi paralel ve rekabet halinde iki aygıt olarak çalıştı, dosyaları birbirinin üzerine yığdı, tutuklamaları tartışmaya açtı ve birbirini gözetledi. Öldürme araçlarının iç içe geçtiği bir aygıt katı bir blok değildir. Tek bir bayrak altındaki bir iç rekabettir. Savaş ve anlaşmanın tabloya eklediği şey teşhis değil, zaman çizelgesidir.

Çözülmenin kendisi başlı başına bir uyarı yapılmasına ihtiyaç duymuyor. Esasen Tahran'ın bu çözülmeyi nasıl yöneteceğinin izlenmesi gerekiyor. Bu bir yeniden adlandırma ve slogan değişikliğinden mi ibaret bilinmiyor. Rejime bağlı medya kuruluşları, hukuki ve uluslararası baskıları hafifletmenin bir yolu olarak İran ordusuyla birleşmeyi açıkça gündemine almış durumda. Manevra aleni biçimde yürütülüyor. Ancak daha da önemlisi, sistemin etrafından dolaşamayacağı nedenlerle tutunması mümkün değil.

Kudüs Gücü'nden başlayalım. Bu gücün savaşları hiçbir zaman açıkça ilan edilmiş devlet eylemleri olarak yürütülmedi. Vekil gruplar, paralel diplomasi ve dört başkentte inkâr edilebilir operasyonlar biçiminde hayata geçirildi. Bunların tamamı mümkün olabildi, çünkü Kudüs Gücü devletlerarası ilişkilerin kurallarının dışında konumlandı. Kudüs Gücü ulusal bir orduya entegre edilirse her silah sevkiyatı, her danışman ve her operasyon hesap sorulabilir resmi bir İran devlet eylemine dönüşür. Düzenli bir ordu direniş ekseni yönetemez. Birleşme, Tahran'ı kırk yıl boyunca kaçındığı ya Kudüs Gücü'nü lağvetmek ya da devleti bizzat savaşan taraf konumuna sokmak arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakır. Her iki durumda da sistem telafi edemeyeceği bir şeyi yitirir.

İran içinde de benzer bir tuzak söz konusu. DMO’nun bir diğer işlevi olarak içe yönelik Besic gücü ve baskı aygıtı. Zorunlu askerliğe dayanan ulusal bir ordu bu türden bir görevi devralamazdı. Ulusal ordunun kurumsal hafızasında 1979 yılındaki tutum yer alıyor. Halklara ateş açarak monarşi rejimini kurtarmayı reddeden ve tarafsızlığını ilan eden bir ordu. Göçe açık ve entegre bir orduya göstericilere ateş açma emri vermek sisteme daha güçlü bir araç kazandırmaz, aksine 1979'u ters yönde çağırır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İdeolojik boyut ise hiçbir biçimde özümsenebilir değil; çünkü bu idari değil anayasal bir boyuttur. Madde 150 DMO’nun devrimi ve onun kazanımlarını korumak amacıyla varlığını sürdüreceğini hükme bağlarken madde 110 onu yalnızca Rehber'e bağlar. DMO’nun yasal olarak feshetmek, anayasaya dokunmak demektir. Bu da rejimin atlatamayacağı bir kırılma olur. İdeoloji bükülmez ya kalır ya da kırılır.

Oligarşik bileşenin ise yok olmaya hiçbir niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir. Hatemu'l-Enbiya ve onun sözleşme imparatorluğu, değeri gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yarısından fazlasına ulaşan yarı resmi şirket ağları, 1404 bütçesinde güvenlik kuvvetlerine ayrılan petrol ihracat gelirlerinin yarısından fazlası ve Dini Liderlik ofisiyle bağlantılı yaklaşık iki yüz milyar dolar değerindeki holdingleri bunun kanıtı. Oligarşik bileşenin planı, ideolojiyi terk ederek onun çöküşünden sağ çıkmak ve sarığın gölgesinden çıkarak kendini sıradan bir ticaret ortağı olarak sunmaktır. İşte izlenmesi gereken manevra budur ve DMO’nun adını yitirirken iktidarını korumasına izin verebilecek tek sonuç da budur.

DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Avrupa'nın kabul etmeye yatkın olabileceği cazip bir senaryo daha var. O da gücü elinde tutup saldırganlıktan vazgeçen değişmiş bir sistem içinde hizmet verecek entegre bir kolordu. Bu anayasal yapı çerçevesinde yanıt ‘hayır’ olacak. Saldırganlık rejimin geçici bir davranışı değil, onun akidesidir. Anayasa metni silahlı kuvvetleri devrimi İran sınırları dışına yaymakla yükümlü kılar ve madde 150 bu yükümlülüğü kalıcı kılar. Bu akideden gerçek anlamda vazgeçen bir devlet artık İran İslam Cumhuriyeti olmaz. Saldırganlık olmadan iktidar bu sistemin reformu değil, onu halef alacak bir başka rejimin başlangıcıdır.

xscdvferbt
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’ın Tahran kentinde düzenlenen bir basın toplantısında, 27 Kasım 2024 (Reuters)

DMO’nun tasfiyesi, Batılı taraflarca ortaya konmuş bir proje değil. Daha ziyade 2009 yılından bu yana beş kez yaşanan ayaklanmalar sırasında İranlıların bizzat talebi bu yönde. Çünkü DMO onların üzerine ateş açan, onları zindanlara tıkan, baskı ve artan yaşam maliyeti nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda bırakan bir araç. Oligarşik bileşenin ticari ortak kılığında geri dönmesine ya da subaylarının ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkmasına izin vermek, halkın cellatlarına pragmatizm adı altında örtülü bir af vermek anlamına gelir.

Genel söylem DMO’nun uzun süre çözülemeyeceğini, kutsal bir misyon üzerine kurulmuş bir gücün çöküş yerine yanmayı tercih edeceğini söyledi. Teslim olmayı reddediyor olmaları doğru; ama ölüyor olmaları iddiası büsbütün yanlış. DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Geriye ise onları yeniden adlandırmayı reddetmek ve mantığı sonuna kadar götürmek kalıyor. DMO madde 150 uyarınca varlığını sürdürüyor. Onları yalnızca isim olarak değil hukuken feshetmek, kendilerini var eden metni yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılar. Devrimci rejimin silahlı garantörünü tasfiye etmek, onu güvence altına alan sistemi yeniden yazmak demektir. Mesele aynı adamları ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkaran bir birleşme değil, anayasal bir devrime kapı aralayan bir tasfiye olması.



ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor
TT

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin bugün, pazartesi günü sona ermesiyle birlikte, ateşkesin uzatılması konusunda anlaşmaya yakın olunduğuna işaret eden herhangi bir gelişme görünmüyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Umman ile görüşmelerin sürdüğünü belirterek, “Umman ile görüşmelerin uzamasının nedeni konunun karmaşıklığı, sürece dahil olan tarafların çokluğu ve bazı ülkelerin süreci baltalama çabalarıdır” dedi.

Veriler, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde, petrol tankerlerini hedef alan saldırıların ardından haftanın başında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin yavaşladığını gösterdi.

Deniz taşımacılığı şirketi Kpler tarafından yayımlanan gemi takip verilerine göre, cumartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan temel emtia taşıyan yalnızca beş yük gemisi geçti. Pazar günü ise hiçbir geminin geçişi kaydedilmedi. Bu sayı, geçen haftanın başında boğazdan geçen 31 geminin oldukça altında kaldı.


Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
TT

Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD ile yürütülen müzakereleri savundu ve savaşı durduran mutabakat zaptının öngördüğü 60 günlük ateşkes süresinin dolmasına saatler kala, savaşın durmasıyla yakalanan ‘istisnai bir fırsatın’ heba edilmesine karşı uyarıdı.

Savaşın durmasının ardından 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad'da gerçekleştirilen müzakereler, Tahran ile Washington arasında yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralamış ve bu süreç daha sonra Cenevre'ye taşınarak 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Reformist basında yer alan haberlere göre Hatemi, bir grup gazeteciyle yaptığı görüşmede “Savaştan sonra ülke ve halk için istisnai bir fırsat doğdu” şeklinde konuştu. Hatemi, bu fırsatın en net göstergesinin iki lider tarafından imzalanan mutabakat zaptı olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha önce kaçırılan fırsatların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Hatemi, “Ne yazık ki daha önce defalarca olduğu gibi, umarım bu kez yakalanan fırsat da heba edilmez. Çünkü bu fırsat kaçırılırsa tehditler daha da şiddetlenecektir” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan'a destek

Hatemi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve askeri yetkililerin uzlaşmaya yönelme kararını takdir ederken, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in de bu karara onay verdiğine işaret etti. Hatemi, “Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, böylesine büyük bir karara imza atan komutanların ve bunu destekleyen liderliğin hakkı teslim edilmeli” dedi.

Hatemi ayrıca, “Mutabakat zaptını imzalayarak İran'a büyük bir onur yaşatan Sayın Cumhurbaşkanı'nın cesareti ve fedakarlığı da takdir edilmeli” ifadelerini kullandı.

Hatemi, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı destekleyen bu açıklamaları, katı muhafazakar güçlerin, müzakere konusundaki ısrarı nedeniyle Pezeşkiyan hükümetine yönelttiği eleştirilerin ardından yaparken mutabakat süresi dolmadan önce bu seçeneğe verilmiş açık bir destek olarak değerlendiriliyor.

Savaşın ardından oluşan tabloyu, İran'a ‘nispi bir onur (itibar) konumu’ kazandıran bir durum olarak nitelendiren Hatemi, yönetimin ‘kendi bekasını ve varlığını’ düşmanlarına kabul ettirmeyi başardığını ifade etti.

ghyju
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

“Bugün bekamızı ve varlığımızı düşmana kabul ettirmiş durumdayız” diyen Hatemi, “Elde edilen bu konumun İran'a gerilimden kaçınma, ülkenin çıkarlarını güvence altına almaya çalışma ve İranlıların durumunu iyileştirme imkanı sunduğu değerlendirmesinde bulundu.

Her iki tarafa da mutabakat zaptına sadık kalma ve yeni bir karşılıklı ihlal döngüsüne sürüklenmeme çağrısı yaptı.

Hatemi, “Taraflardan hiçbiri mutabakat zaptını ihlal etmemelidir. İhlale ihlalle karşılık verilmemeli ve gerilimi artıracak hiçbir eyleme kalkışılmamalıdır” diye konuştu.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya sadece tek bir tarafın tüm taleplerini elde etmesi temelinde yaklaşılmasına da karşı çıkarak “Her mutabakatta tavizler verilir ve tavizler alınır” ifadelerini kullandı.

“Savaşla yaşayamayız”

Mutabakat zaptını ‘onurlu bir barış’ olarak nitelendiren eski Cumhurbaşkanı, savaşı sürdürmenin İran toplumunun katlanabileceği bir seçenek olmadığını savundu.

‘Onurlu barış’ ifadesini ‘pratik alanında aklın hükmüne uymak’ şeklinde açıklayan Hatemi, “Savaş büyük bir kötülük, barış ise büyük bir iyiliktir” diye ekledi.

"Düşmanın karşısında savaşla sonuna kadar durulabileceğini savunan görüş, yanlış bir görüştür” değerlendirmesinde bulundu.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Değerli dostlarım, savaşla yaşayamayız; yani insanlar buna katlanamaz. Savaş ortamında hayatın devam etmesi, geçim gereksinimlerinin sağlanması ve toplumun yönetilmesi mümkün değildir.”

Diplomatik yolu açıkça savunmasına rağmen Hatemi, bunun ABD'ye duyulan güvenden kaynaklanmadığını vurguladı. “Amerika'ya güven yok" diyen Hatemi, İsrail'in ‘gerilimin ve çatışmanın sürmesi için hiçbir eylemden geri durmayacağını’ değerlendirdi.

Ancak bu durumla ‘tedbir ve hesaplanmış diplomasi’ yoluyla yüzleşilmesi, savaşın yeniden başlamasının önüne geçilmesi ve ‘ne savaş ne barış’ halinden çıkılması çağrısında bulunan Hatemi, İran'ın ‘gerilimden kaçınarak’ çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyabileceğini; ayrıca geçim baskılarıyla ve daha iyi bir geleceğe dair umut kaybıyla karşı karşıya kalan İranlılara yeni bir alan açabileceğini belirtti.

Hatemi, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Gerilimden kaçınarak kamu çıkarlarını, toplumun iyiliğini, İran'ın onurunu ve geleceğini güvence altına alabilir, çok ciddi dar boğazlar içinde yaşayan insanların önünde (yeni) yaşam alanları açabiliriz."

Bu yolun ‘müreffeh ve başı dik bir İran'a’ çıkması gerektiğini belirten Hatemi, “İşte onurlu barışın anlamı budur” dedi.

Toplumla devlet arasında “kanlı hat”

Hatemi'nin konuşması yalnızca dış politikayla sınırlı kalmadı; savaşın etkilerinin aşılmasını iç reformların yapılmasına ve devlet ile toplum arasındaki uçurumun giderilmesine bağladı.

“Dışarıdan saldırıların ve topyekûn bir savaşın İran'a diz çöktüremeyeceğini” söyleyen Hatemi, bunun ancak savaş sonrasında yönetim sisteminin, halkın da yardımıyla ‘eksiklikleri, kusurları ve toplumun çoğunluğunun uzaklaşmasına yol açan faktörleri’ çözmekte aciz kalması halinde mümkün olacağını ifade etti.

Mevcut krizin aşılmasının iktidarı çok daha zorlu görevlerle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıda bulunan Hatemi; toplumun durumunu iyileştirmek için ‘yapısal, yöntemsel ve stratejik reformlar’ yapılması çağrısında bulundu.

DFRGTH
İran polisi, Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı gösteride göz yaşartıcı gaz kullandı, 8 Ocak 2026 (Arşiv - AP)

Hatemi, “Bu zor aşamanın atlatılmasıyla birlikte iktidar için asıl zor iş başlıyor” diyerek, bu işin bir boyutunun da artan ‘karşılıklı hoşnutsuzluk ve korkular’ gölgesinde İran'ın dünyayla ve ‘özellikle de komşularla’ ilişkilerini yeniden tanımlamak olduğunu belirtti.

Son yıllarda ülkeyi sarsan protestolara üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunan Hatemi, yönetim kurumları ile İranlılar arasındaki mesafeyi tanımlamak için sert bir ifadeyle “Şunu unutmamalıyız ki; bu yıllar zarfında halk ile hükümet arasında mesafe yaratan kanlı hat artık son derece belirgin bir hale gelmiştir” dedi.

Ayrıca üretim, fiyat artışları, ekonomi, geçim sıkıntısı ve işsizlik konularına da değinerek bunların ‘günden güne daha da kötüleşen’ sorunlar olduğunu belirten Hatemi, bu sorunların halkın katılımıyla ve ‘uygun stratejiler’ belirlenerek çözülmesi çağrısında bulundu.

İnternet kısıtlamaları

Hatemi, Pezeşkiyan hükümetine internet meselesini çözme çağrısında bulunarak, savaştan sonra da devam eden kısıtlamaları sona erdirmek için ciddi adımlar atmasını talep etti.

Bazı kısıtlamaların ‘savaş sırasında anlaşılabilir ve haklı görülebilir’ olabileceğini belirten Hatemi, ancak bunların devam etmesinin artık ‘zararlı, hatta imkansız’ hale geldiğini sözlerine ekledi.

‘Starlink’ ve ‘VPN’ ağlarına yönelik artan ilgiye dikkati çeken Hatemi, İranlılar için internete erişimin tüm yollarını kapatmanın ‘mümkün olmadığını’ ifade etti.

Toplumun büyük bir kesiminin işlerinin internete bağlı hale geldiğini, birçok işletme sahibinin, düşünürün, araştırmacının ve hatta sıradan vatandaşın işlerinin, kısıtlamaların devam etmesi halinde durma noktasına gelebileceğini sözlerine ekledi.

dfrgthy
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, ABD karşıtı bir propaganda afişinin yanında yürüyen iki İranlı kadın (EPA)

Erişim engellerinin kısıtlamaları aşma eğilimini artırdığını belirten Hatemi, internet kullanıcılarının maruz kaldığı zararların, sansür atlatma araçlarının ticaretini yapanlar için kâra dönüştüğünü savundu.

Doğrudan Pezeşkiyan'a seslenen Hatemi, “Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bazı durumlarda kendisinde gördüğümüz aynı cesaret, samimiyet ve kararlılıkla, bu üzücü açmazı çözmek için de inisiyatif alır” ifadelerini kullandı.


Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
TT

Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)

ABD'nin Tennessee eyaletinde sadece Başkan Donald Trump temalı ürünler satan büyük bir mağaza, müşteri kıtlığı nedeniyle kapanıyor.

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerinde bulunan mağazanın önünde devasa bir Trump reklam panosu, afişler ve "Demokrat Süper Mağazası" yazılı tuğladan bir tuvalet var. Bunlar da mağazanın ne tür ürünler sattığını açıkça gösteriyor.

Ancak Slate'in haberine göre mağaza artık kalan stoklarını yüzde 50 indirimle satıyor. İşletme kapanıyor ve sahibi William "Bill" Hays, kapanışın müşteri kıtlığından kaynaklandığını itiraf etti.

Hays, Knox News'da yayımlanan ve emekli olup güneye taşındığı için işletmeyi kapattığı iddiasını çürütmeye çalışırken bu itirafı Slate'e yaptı.

Hays'in şöyle dediği aktarıldı:

Bu haberi yapan kız ne dediğini bilmiyordu. Emekli olmuyorum, güneye taşınmıyorum ama Naples'te iki dairemiz var... Evet, yaşlıyım ve 80 yaşındayım, dairelerim ve başka işletmelerim var. Her neyse, neden 80 yaşında olduğumu belirtme gereği duyduğunu anlamıyorum.

Hays, muhabirin "işlerin azlığından dolayı kapanıyoruz demek istemediğini ancak bu yüzden kapandıklarını" öne sürdü.

Mağazada çalışan ve Slate'e kendisini Dan olarak tanıtan bir çalışan da Hays'in anlattıklarını doğruladı.

"Artık eskisi kadar yoğun değiliz" dedi.

Mağazanın eskiden popüler olduğunu ve en yoğun gününde 86 kişinin geldiğini belirtti. Dan, muhafazakar podcast yayıncısı Charlie Kirk'ün vurularak öldürüldüğü günün ve Trump'ın İran'a savaş ilan ettiği günün ardından işlerin iyi gittiğini söyledi.

Hays, Temmuz 2024'te Trump'a yapılan suikast girişiminden sonraki günleri hatırlayarak, bunun işleri açısından "muazzam" bir dönem olduğunu söyledi.

"İnsanlar kapıda sıra olmuştu. Herkes 'Çuf çuf Trump treni' diye bağırıyordu ve içeride çok canlı bir atmosfer vardı" dedi.

Yani, gerçekten inanılmazdı.

Dan'in alışveriş yapanların neden gelmeyi bıraktığına dair düşüncelerini açıkça dile getirdiği bildirildi. Trump'ın popülaritesinin "azaldığını" kabul etti, Trump'ın uyguladığı gümrük vergileri ve İran'la savaşının yol açtığı yüksek benzin fiyatları yüzünden birçok kişinin mali sıkıntı çektiğini belirtti.

"İnsanlar gerçekten de 'Bu ay market alışverişimin tamamını mı yapacağım yoksa elektrik faturamı kredi kartıyla mı ödeyeceğim bilmiyorum' diyorlar" dedi.

Trump ürünleri, başkan ve destekçileri için devasa bir iş kolu. Trump'ın mitingleri, ürün satan kişilerle dolu ve kendi mağazasında yüzlerce ürün bulunuyor. Daha önce Trump'ın internet mağazasının 2024'te 8 milyon dolar gelir elde ettiği bildirilmişti.

Washington'daki Sorumluluk ve Etik için Yurttaşlar, nisanda yaptığı açıklamada, Trump'ın ikinci döneminin ilk 14 ayında mağazanın en az 600 yeni ürün satışa sunduğunu ve bu ürünlerin toplam maliyetinin yaklaşık 43 bin dolara ulaştığını bildirdi.

Etik grubu, "Bu, Trump'ın ilk dönemindeki ölçütlere göre bile, başkanlık makamının benzeri görülmemiş bir düzeyde ticari amaçlarla kullanılması" dedi.

Independent Türkçe