DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

Yalnızca bir milis değil, başlı başına bir ekonomi

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran'daki rejime yakın günlük gazete Cumhuriyet-i İslami şubat ayında, İran İslam Cumhuriyeti'nin kırk yıl boyunca kendine yasak saydığı bir soruyu gündeme taşıyarak, ‘Devlet hâlâ iki orduyu, yani düzenli ordu Erteş ile sınırları değil devrimi korumak amacıyla 1979'da kurulan yarı askeri güç İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) maliyetini karşılayabilir mi?’ sorusunu sordu.

Asıl soru iç siyasi çıkmazdan nasıl çıkılacağıyla ilgiliydi ve bunu açıkça dile getiren gazete, DMO’nun ekonomi, siyaset, medya ve diplomaside genişlemesinin bu kurumu iç çatışmalara konu olan mezhepçi bir yapıya ve dışarıdan sürekli baskı için kullanılan bir bahaneye dönüştürdüğünü yazdı. Sorunun kamuoyunun önünde dile getirilmesi neredeyse başlı başına bir yanıt niteliği taşıdı. Çünkü bu ikili yapı özünde bir verimlilik meselesi değildi. Tek bir devletin iki orduya sahip olması, sistemin hayatta kalma stratejisinin bir parçasıydı. Biri ülkeyi savunacak, diğeri o orduyu denetleyecek ve toplumu gözetleyecek ve dengeleri arasında denge kuracak bir bekçi güçtü.

Argümanını stratejik bir mantığa değil tarihe dayandıran gazete, Rafsancani'nin 22 Mart 1989 tarihli hatıra notlarına başvurdu. Bu notlarda Humeyni'nin ordu ile DMO’nun zamanla tek bir güce dönüşmesi gerektiğini kabul ettiğini, ancak dönemin son derece tehlikeli olduğunu ve kuvvetlerin büyük ihtimalle baş kaldırabileceğini düşündüğünü kayıt altına aldığı görülüyordu. Humeyni birleşmeyi reddetmemişti, yalnızca ertelemişti. Onun ölümünün ardından Rafsancani Muhafızlar Bakanlığı'nı Savunma Bakanlığı ile birleştirdi, ancak daha derin bütünleşmenin gerçekleşmesine izin vermedi. Otuz yedi yıl sonra rejimin kendi basını o yarım kalmış cümleyi yeniden hayata geçirdi.

Tepki, meselenin hassasiyetiyle ve bünyesindeki tehlikeyle orantılıydı. Keyhan gazetesi öneriyi kınadı ve bunu DMO’yu tasfiye etmeye yönelik bir proje, Irak'taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) uygulanan bir ABD-İsrail reçetesi olarak değerlendirdi. DMO’ya yakın Civan gazetesi ise bunu ülkenin güvenliğinin temel direğine yöneltilmiş bir darbe olarak nitelendirdi. Katı muhafazakarlık yanlısı ağlar ise müzakerecileri, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ı ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan yönetimini silahlı Muhafızlara karşı darbe düzenlemekle suçluyor. Eş zamanlı olarak Tahran'daki medya kuruluşları birleşme ihtimalini Washington'ın müzakere masasına koyduğu bir koşul olarak tartışıyor. Sistemin kendi içinden gelen sesler tasfiye talep etmeye başladığında bu ayrışma artık dışarıdan yapılan bir muhalif okuma olmaktan çıkar. Bunu kendi açık sözlülükleriyle, kendi kalemleriyle ve kendi gazetelerinde söylüyorlar.

Oligarşik bileşenin ortadan kaybolma niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir.

Bununla birlikte çözülme geçici bir siyasi görüş değil, DMO’nun bizzat kendi yapısının bir parçası. DMO, devlet içinde devlet olarak tanımlansa da gerçekte tek bir üniforma giyen üç devlet kurumundan oluşuyor. Birincisi Velayeti Fakih'e bağlı ideolojik-akidevi bir yapı. Washington ile varılan mutabakat muhtırasında Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından devre dışı bırakılan yeni Rehber bu yapıyı zaten zayıflatmış durumdadır. İkincisi şehitlik söylemi ve felsefesi üzerine kurulu bir askeri teşkilat. Üçüncüsü ise hayatta kalma kültürüne dayanan oligarşik bir yapı.

Son iki bileşen arasında güdü ve hedef açısından derin bir çelişki yatıyor. Şehitlik sonuna kadar direnir, hayatta kalma ise müzakere eder, uyum sağlar ve çıkar gerektirdiğinde taviz verir. Tek bir liderlik altındaki bu iki zıt kültür kaçınılmaz biçimde bir çıkmaza sürükler. Bu kırık aynı baskı aygıtlarına da uzanıyor. On yılı aşkın süre boyunca İstihbarat Bakanlığı ile DMO’nun istihbarat birimi paralel ve rekabet halinde iki aygıt olarak çalıştı, dosyaları birbirinin üzerine yığdı, tutuklamaları tartışmaya açtı ve birbirini gözetledi. Öldürme araçlarının iç içe geçtiği bir aygıt katı bir blok değildir. Tek bir bayrak altındaki bir iç rekabettir. Savaş ve anlaşmanın tabloya eklediği şey teşhis değil, zaman çizelgesidir.

Çözülmenin kendisi başlı başına bir uyarı yapılmasına ihtiyaç duymuyor. Esasen Tahran'ın bu çözülmeyi nasıl yöneteceğinin izlenmesi gerekiyor. Bu bir yeniden adlandırma ve slogan değişikliğinden mi ibaret bilinmiyor. Rejime bağlı medya kuruluşları, hukuki ve uluslararası baskıları hafifletmenin bir yolu olarak İran ordusuyla birleşmeyi açıkça gündemine almış durumda. Manevra aleni biçimde yürütülüyor. Ancak daha da önemlisi, sistemin etrafından dolaşamayacağı nedenlerle tutunması mümkün değil.

Kudüs Gücü'nden başlayalım. Bu gücün savaşları hiçbir zaman açıkça ilan edilmiş devlet eylemleri olarak yürütülmedi. Vekil gruplar, paralel diplomasi ve dört başkentte inkâr edilebilir operasyonlar biçiminde hayata geçirildi. Bunların tamamı mümkün olabildi, çünkü Kudüs Gücü devletlerarası ilişkilerin kurallarının dışında konumlandı. Kudüs Gücü ulusal bir orduya entegre edilirse her silah sevkiyatı, her danışman ve her operasyon hesap sorulabilir resmi bir İran devlet eylemine dönüşür. Düzenli bir ordu direniş ekseni yönetemez. Birleşme, Tahran'ı kırk yıl boyunca kaçındığı ya Kudüs Gücü'nü lağvetmek ya da devleti bizzat savaşan taraf konumuna sokmak arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakır. Her iki durumda da sistem telafi edemeyeceği bir şeyi yitirir.

İran içinde de benzer bir tuzak söz konusu. DMO’nun bir diğer işlevi olarak içe yönelik Besic gücü ve baskı aygıtı. Zorunlu askerliğe dayanan ulusal bir ordu bu türden bir görevi devralamazdı. Ulusal ordunun kurumsal hafızasında 1979 yılındaki tutum yer alıyor. Halklara ateş açarak monarşi rejimini kurtarmayı reddeden ve tarafsızlığını ilan eden bir ordu. Göçe açık ve entegre bir orduya göstericilere ateş açma emri vermek sisteme daha güçlü bir araç kazandırmaz, aksine 1979'u ters yönde çağırır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İdeolojik boyut ise hiçbir biçimde özümsenebilir değil; çünkü bu idari değil anayasal bir boyuttur. Madde 150 DMO’nun devrimi ve onun kazanımlarını korumak amacıyla varlığını sürdüreceğini hükme bağlarken madde 110 onu yalnızca Rehber'e bağlar. DMO’nun yasal olarak feshetmek, anayasaya dokunmak demektir. Bu da rejimin atlatamayacağı bir kırılma olur. İdeoloji bükülmez ya kalır ya da kırılır.

Oligarşik bileşenin ise yok olmaya hiçbir niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir. Hatemu'l-Enbiya ve onun sözleşme imparatorluğu, değeri gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yarısından fazlasına ulaşan yarı resmi şirket ağları, 1404 bütçesinde güvenlik kuvvetlerine ayrılan petrol ihracat gelirlerinin yarısından fazlası ve Dini Liderlik ofisiyle bağlantılı yaklaşık iki yüz milyar dolar değerindeki holdingleri bunun kanıtı. Oligarşik bileşenin planı, ideolojiyi terk ederek onun çöküşünden sağ çıkmak ve sarığın gölgesinden çıkarak kendini sıradan bir ticaret ortağı olarak sunmaktır. İşte izlenmesi gereken manevra budur ve DMO’nun adını yitirirken iktidarını korumasına izin verebilecek tek sonuç da budur.

DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Avrupa'nın kabul etmeye yatkın olabileceği cazip bir senaryo daha var. O da gücü elinde tutup saldırganlıktan vazgeçen değişmiş bir sistem içinde hizmet verecek entegre bir kolordu. Bu anayasal yapı çerçevesinde yanıt ‘hayır’ olacak. Saldırganlık rejimin geçici bir davranışı değil, onun akidesidir. Anayasa metni silahlı kuvvetleri devrimi İran sınırları dışına yaymakla yükümlü kılar ve madde 150 bu yükümlülüğü kalıcı kılar. Bu akideden gerçek anlamda vazgeçen bir devlet artık İran İslam Cumhuriyeti olmaz. Saldırganlık olmadan iktidar bu sistemin reformu değil, onu halef alacak bir başka rejimin başlangıcıdır.

xscdvferbt
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’ın Tahran kentinde düzenlenen bir basın toplantısında, 27 Kasım 2024 (Reuters)

DMO’nun tasfiyesi, Batılı taraflarca ortaya konmuş bir proje değil. Daha ziyade 2009 yılından bu yana beş kez yaşanan ayaklanmalar sırasında İranlıların bizzat talebi bu yönde. Çünkü DMO onların üzerine ateş açan, onları zindanlara tıkan, baskı ve artan yaşam maliyeti nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda bırakan bir araç. Oligarşik bileşenin ticari ortak kılığında geri dönmesine ya da subaylarının ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkmasına izin vermek, halkın cellatlarına pragmatizm adı altında örtülü bir af vermek anlamına gelir.

Genel söylem DMO’nun uzun süre çözülemeyeceğini, kutsal bir misyon üzerine kurulmuş bir gücün çöküş yerine yanmayı tercih edeceğini söyledi. Teslim olmayı reddediyor olmaları doğru; ama ölüyor olmaları iddiası büsbütün yanlış. DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Geriye ise onları yeniden adlandırmayı reddetmek ve mantığı sonuna kadar götürmek kalıyor. DMO madde 150 uyarınca varlığını sürdürüyor. Onları yalnızca isim olarak değil hukuken feshetmek, kendilerini var eden metni yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılar. Devrimci rejimin silahlı garantörünü tasfiye etmek, onu güvence altına alan sistemi yeniden yazmak demektir. Mesele aynı adamları ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkaran bir birleşme değil, anayasal bir devrime kapı aralayan bir tasfiye olması.



Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
TT

Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Korku, açlık ve susuzlukla geçen uzun bir yolculuğa çıkan çok sayıda Sudanlı aile, çatışmaların yeniden şiddetlendiği Kuzey Kordofan eyaletindeki kent ve kasabalardan Omdurman’a doğru göç ediyor.

Çocuklarını, yakınlarını ve hatta tüm mal varlıklarını kaybeden aileler, evlerini terk ederek dağlar ve vadiler üzerinden uzanan zorlu güzergâhlara yönelmek zorunda kaldı. Bazıları yolları yaya kat ederken, bazıları hayvanların çektiği arabalarla ya da yük kamyonlarıyla ilerledi. Bazıları ise güvenli bölgelere ulaşamadan yollarda mahsur kaldı. Yerel ve yabancı kuruluşların raporlarına göre, Kuzey Kordofan’ın farklı bölgelerinde askeri operasyonların yeniden başlamasının ardından son dönemde yüzlerce aile yerinden edildi. Bazı raporlarda bu ailelerin sayısının 3 bini aştığı belirtilirken, bölgedeki insani koşulların ‘son derece kötü’ olduğu bildirildi.

dnhytn
Omdurman’a gelen yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Haftalar süren zorlu yolculuğun ardından bu aileler, ‘aç ve bitkin’ halde Omdurman’ın en batısına ulaştı. Yanlarında geride bıraktıkları evlerden kalan son eşyalarını ve anılarını taşıyan ailelerin bazıları ise ağır göç yolculuğu sırasında yakınlarından bazılarını kaybetti. Ancak bölgeye ulaşmak da yaşadıkları sıkıntıları sona erdirmedi. Yerinden edilen aileler gıda ve içme suyu sıkıntısının yanı sıra insani yardımların yetersizliğiyle karşı karşıya. Çocuklar arasında ishal, ateş ve çeşitli enfeksiyon vakaları yayılırken, savaştan kaçış yolculuğu sonu görünmeyen bir çileye dönüşüyor.

Zorlu yolculuk

Sudan Silahlı Kuvvetleri ve müttefik güçleri, Kuzey Kordofan’daki kontrol alanlarını genişletmeye ve eyaletin başkenti el-Ubeyd’in çevresini güvence altına almaya çalışırken, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) bağlı birlikler kentin batısı ve güneyindeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Halime Davülbeyt, “Dokuz kişiden oluşan ailemle birlikte, Kuzey Kordofan eyaletindeki Sudri ilçesine bağlı el-Cemame bölgesinden göç etmek zorunda kaldım. Silah zoruyla evlerimizi terk etmeye mecbur bırakıldık” dedi.

fvrgthyj
Yerinden edilmiş kadın Halime Davülbeyt, yerinden edilme yolculuğunun acılarını anlattı. (Şarku’l Avsat)

Yük kamyonlarıyla günler süren yolculuğu, oldukça zorlu ve yorucu geçti. Bazı bölge sakinleri ve komşular ise dağlarda ve ağaçların arasında mahsur kaldı. Sudanlı kadın, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Omdurman’a ulaştığımızda son derece bitkin durumdaydık. İlk günlerde aralarında yağ, şeker ve unun da bulunduğu bazı gıda malzemeleri aldık, ancak bunlar daha sonra kesildi” dedi.

Bir başka yerinden edilmiş kadın ise, “Göç yolculuğu sırasında çocuklarımdan üçü açlık, susuzluk ve yolun zorluğu nedeniyle hastalandı” dedi. “Evlerimizi, mallarımızı ve sahip olduğumuz her şeyi geride bıraktık. Üzerimizdeki kıyafetlerden başka hiçbir şey almadan çıktık” diyen kadın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda koşullarımız son derece zor ve bize hiçbir insani yardım ulaşmıyor.”

“Ölümü kendi gözlerimizle gördük”

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden savaş, insani krizi daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi veya mülteci durumuna düştü. El-Cemame kasabasından yerinden edilen Seyyide Hamis, zorlu yolculuğunun ayrıntılarını anlattı. Hamis, “Yolculuğumuz yaklaşık 13 gün sürdü. Bu süre boyunca kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da eşeklerin çektiği arabalarla ilerledik… Güvenlik durumunun kötüleşmesi, ihlaller ve sivillerin mallarının yağmalanması nedeniyle evlerimizi terk ettik” ifadelerini kullandı. Yerinden edilen kadın, ailesinin bu günler boyunca karşılaştığı yolculuğun zorluklarını ve ağır koşulları da anlattı.

sgthyjdfv
Memleketinden göç etmek zorunda kalan Abdurrahman Muhammed, eşi ve iki çocuğuyla birlikte (Şarku’l Avsat)

Cebra eş-Şeyh ilçesine bağlı Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Abdurrahman Muhammed ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Güvenlik ve insani durum büyük ölçüde kötüleşti. Aileler, kadınlar ve çocuklar için güvenli bir yer arayışıyla göç etmek zorunda kaldı. Yolculuk sırasında ölümü kendi gözlerimizle gördük. Yaralanan ve yolculuğa devam edemeyen bazı yakınlarımızı kaybettik” dedi.

Yeni gerçeklik

Daha önce Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerel makamlara dayandırdığı açıklamasında, Kordofan’daki çatışma cephelerinde Sudan ordusu ile HDK arasında yeniden başlayan çatışmalardan kaçan yüzlerce ailenin Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e sığındığını, bazı ailelerin ise başkent Hartum’a doğru ilerlediğini bildirmişti. Ancak yerinden edilme hareketi el-Ubeyd’le sınırlı kalmadı. Beyaz Nil eyaletindeki Kosti kenti ile başkent Hartum’un batısındaki Omdurman, savaş bölgelerinden kaçan giderek daha fazla sayıda aileyi kabul etmeye devam ediyor. Böylece her iki kent de güvenlik arayışındaki yerinden edilmiş kişiler için yeni sığınma noktalarına dönüşüyor. Örgüt, son aylarda Kuzey Darfur’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edildiğini belirtirken, hükümetin bir raporuna göre, Etiyopya sınırındaki eyalette çatışmaların başlamasından bu yana Güney Mavi Nil bölgesinden de yaklaşık aynı sayıda kişinin göç etmek zorunda kaldığını açıkladı.

frgthyuı
Kuzey Kordofan’dan Omdurman’a göç eden bir grup yerinden edilmiş insan (Şarku’l Avsat)

Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Muhammed Ali, “Silahlı çatışmalar bizi bölgeyi terk etmeye zorladı. Dağlar ve vadiler üzerinden uzanan yolları kullandık. Hamrat el-Vez bölgesine ulaşmamız yaklaşık iki hafta sürdü” dedi. Muhammed Ali sözlerini şöyle sürdürdü: “Farklı ulaşım araçlarını kullandık. Bazen ağır çevre koşulları, böcekler ve hastalıkların ortasında açıkta uyumak zorunda kaldık. Yolculuk sırasında ailemizin bazı fertlerini kaybettik. Şimdi ise özellikle sineklerin yayılması ve çok sayıda çocuğun hastalanmasına yol açması nedeniyle acilen gıda ve temiz içme suyuna ihtiyacımız var.”

Bu aileler açısından Omdurman’a yönelik yerinden edilme yolculuğu sona ermiş olabilir ancak evlerini, mallarını ve ulaşmayı başaramayan yakınlarını geride bıraktıkları için çileleri bitmedi. Önlerinde, yaşamlarını sürdürmek için gerekli imkânların son derece sınırlı olduğu yeni bir hayat var. Hastalık nedeniyle bitkin düşen çocuklar ve gıda ile su temin etmek için mücadele eden aileler arasında, şiddet sona erene kadar memleketlerine dönme umudu ertelenmiş durumda. Ölümden kaçışla başlayan hayatta kalma yolculuğu ise günlük bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.


Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği gerilimlere rağmen arttı

Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda, İran'ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında görülen gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı'ndan geçen deniz trafiği, ABD ile İran arasındaki jeopolitik gerilimin sürmesine rağmen hafif artış gösterdi. Piyasalar, İran ile Umman arasında su yolunun geleceğine ilişkin devam eden görüşmeleri de yakından izliyor.

Şarku’l Avsat’ın Kpler şirketinden aktardığı verilere göre  Hürmüz Boğazı'ndan izlenebilen emtia gemilerinin geçiş sayısının çarşamba günü 10'a yükseldiğini gösterdi. Salı günü bu sayı 8 olarak kaydedilmişti. Ancak geçiş sayısı, yaklaşık 15 gemi olan 10 günlük hareketli ortalamanın altında kalmayı sürdürdü.

Umman Körfezi yönünden boğaza iki orta ölçekli yakıt tankeri, bir sıvılaştırılmış petrol gazı tankeri, bir Panamax sınıfı gemi ve üç Handymax sınıfı gemi giriş yaptı.

Ters yönde ise Körfez tarafından boğazdan bir orta ölçekli yakıt tankeri, bir bitüm tankeri ve bir kuru yük gemisi geçti.

Üst düzey bir İranlı kaynak, çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran ile Umman'ın Hürmüz Boğazı'na ilişkin bir anlaşmanın ayrıntıları üzerinde çalışmayı sürdürdüğünü söyledi. Bu açıklama, İran Devrim Muhafızları'nın iki ülkenin su yolunun yönetimi ve gelirlerinin paylaşımına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardığını duyurmasının ardından geldi.

Öte yandan, bir diğer önemli deniz geçiş noktası olan Babülmendep Boğazı'ndaki gemi trafiği de ikinci gün üst üste yavaşladı.

Kpler verilerine göre, çarşamba günü Babülmendep'ten toplam 19 emtia gemisi geçti. Bunların 6'sını, aralarında çok büyük bir ham petrol tankerinin de bulunduğu, geçiş noktasından ayrılan tankerler oluşturdu. Bir önceki gün ise toplam 24 geminin geçiş yaptığı kaydedilmişti.

Bazı gemilerin kimlik ve konum bilgilerini ileten vericilerini kapalı tutarak ana deniz geçiş noktalarından geçmiş olabileceği, bu nedenle izlenebilen gemi sayılarının gerçek trafik hacmini tam olarak yansıtmayabileceği belirtildi.


ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
TT

ABD'li general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere Kolombiya'ya gitti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan, Kolombiya’ya ulaştığı sırada (SOUTHCOM)

ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) Komutanı General Francis Donovan, Başkan Donald Trump'ın müttefiki olan sağcı Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella yönetimiyle uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonları görüşmek üzere dün Kolombiya'yı ziyaret etti.

7 Ağustos'ta göreve başlayan De la Espriella, Washington'ın da desteğiyle ülkesinde uyuşturucu kaçakçılığına karışan silahlı gruplara karşı kararlı bir operasyon başlatma sözü vermişti.

Kolombiya, dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda.

Trump ile gergin bir ilişkisi olan eski solcu Başkan Gustavo Petro'nun halefi olan De la Espriella’nın seçilmesinin ardından Kolombiya, uyuşturucu kartelleriyle mücadele etmek amacıyla Trump tarafından başlatılan ‘Amerika Kıtası Kalkanı’ ittifakına katıldı.

SOUTHCOM tarafından dün sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, Komutan General Francis Donovan'ın ‘ülkenin yeni askeri liderleriyle görüşmek, terörle bağlantılı uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadelede ortak çabaları ele almak ve ABD ile Kolombiya arasındaki güvenlik ortaklığını güçlendirmek’ üzere Bogota'ya gittiği duyuruldu.

dsfvedb
Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Esperia (Reuters)

SOUTHCOM, ABD'nin Latin Amerika ve Karayipler'deki askeri operasyonlarını Florida'dan koordine ediyor.

Fransız haber ajansı AFP’nin Kolombiya Savunma Bakanlığı'ndan bir kaynağa dayandırdığı haberine göre hükümet, son derece tehlikeli olarak gördüğü suçluları alıkoymak için açık denizde demirli hapishane gemileri kullanmayı planlıyor.

De la Espriella seçim kampanyası sırasında ayrıca, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'nin hapishane modeline benzer ‘mega hapishaneler’ inşa etme taahhüdünde bulunmuştu.

Aynı kaynak, devlet başkanının bir güvenlik konseyi toplantısında hapishane gemileri önerisinin hayata geçirilmesini talep ettiğini belirterek daha fazla ayrıntı vermeksizin Kolombiya Donanması'nın projeyi gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendiğini sözlerine ekledi.