ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

İsrail genelinde acil savaş durumu hali ay sonuna kadar uzattı

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
TT

ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)

Emel Şehade

İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte İsrail, kendisini de olası bir İran saldırısının hedeflerinden biri olarak değerlendiriyor. İran'ın Hayfa Limanı ve Hayfa Körfezi'ni bombalamakla tehdit ettiğine dair haberler basında yer alırken İsrailli yetkililer, Tel Aviv'in, İran saldırısına maruz kalması durumunda anında karşılık verebilmek için Washington'dan yeşil ışık talep ettiğini açıkladı. Yetkililer, güvenlik değerlendirme toplantılarında İran ile Lübnan dosyalarını birbirine bağlayarak, İsrail ile İran arasında yaşanacak herhangi bir tırmanışın Lübnan cephesini yeniden alevlendirebileceğini öne sürdü.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde İsrail hükümeti dün düzenlediği toplantıda İran ve Lübnan dosyalarındaki gelişmeleri ele aldı ve bakanların çoğunluğunun desteğiyle, İsrail genelindeki savaş acil durum halinin bu ayın 28'ine kadar ve gelişmelerin netleşmesine değin uzatılmasını onayladı. Karar, süresinin sona ermesinden kısa bir süre önce, güvenlik durumundaki gelişmelere göre yeniden değerlendirilmek üzere Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi'ne sunulacak.

Hükümet kararında yer alan ifadeye göre İran ve Lübnan cephelerindeki durumun belirsizliği ve gelişmelerin öngörülememesi, güvenlik birimlerini, İsrail'in nüfusu ve iç cepheyi hedef alan bir saldırıya maruz kalabileceği ani bir tırmanma ihtimaline karşı bu ilanı sürdürmeye itiyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  İsrail hükümeti, iç cepheye geniş yetkiler tanıdı. Bu yetkiler arasında halka yönelik talimatlar verilmesi, korunaklı alanlarda kalınmasının zorunlu kılınması, önleyici tedbirlerin alınması ve acil durum birimlerine yönergeler verilmesi yer alıyor. Bu yetkiler, tehdidin niteliğine ve güncellenen güvenlik değerlendirmelerine göre, iç cephe komutanlığının halkın ve mülklerin korunması açısından gerekli gördüğü ek talimatların uygulanmasına da imkân tanıyor.

ABD seçimleri ve karar alma sürecindeki rolü

Aksa Tufanı Operasyonu ile başlayan savaş sırasında birçok görevde bulunan eski Deniz Kuvvetleri komutanı yedek Albay Eliezer Marom, İsrail'de tartışılan senaryoları olası görmüyor. Marom, İranlıların ‘İsrail'e saldırmanın, İsrail'i savunma amaçlı bir karşılık vermeye zorlayacağının farkında olduklarını, dolayısıyla saldırıya geçmelerinin mantıklı olmadığını’ belirtiyor. Marom'a göre İranlılar, İsrail'in İran'a düzenleyeceği bir saldırının ABD çıkarlarıyla çelişeceğini ve İsrail ile ABD arasında bir çatlak oluşmasına yol açabileceğini de biliyor.

Marom aynı zamanda İsrail'in İran tarafındaki mantığa güvenemeyeceğini, aksine ‘İran ile güçlü bir çatışmaya geri dönmeye hazır olması gerektiğini’ söylüyor. Marom'a göre İsrail'deki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı, İran'daki altyapı ve enerji hedeflerine yönelik güçlü bir İsrail karşı saldırısına yol açabilir. Bu da İran ekonomisine büyük zarar ve ağır hasar verecek, hatta rejimin istikrarını tehdit edip düşmesine kadar varabilecek boyutta olabilir. Marom, İsrail'in İran'da bu tür güçlü bir saldırı gerçekleştirebilecek araç ve kapasiteye sahip olduğunu belirtiyor.

Marom, İran ile ABD arasındaki durumun bir yandan, İsrail ile İran arasındaki karşılıklı tehditlerin de öte yandan, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere ABD seçimlerinin ardına kadar mevcut haliyle devam edeceğini öngörüyor. Marom’un değerlendirmesine göre, ABD çıkarları, ara seçimlerde kazanma şansını artırmak amacıyla petrol fiyatlarının düşürülmesini gerektiriyor. Marom'a göre ‘bu durum, petrodoların (petrol ihraç eden ülkelerin ham petrol satışından kazandığı ABD doları gelirleri) İran'ın hazinesine akmasıyla birlikte, ateşkesi destekleyen iki temel neden arasında yer alıyor. Bunun yanında, günümüzde genellikle Katar aracılığıyla yürütülen nükleer müzakerelerin devam etmesi de bir diğer etken. Dolayısıyla taraflar arasındaki her karşılıklı darbe alışverişi dengeli seyrediyor ve ateşkesin çöküşüne ya da yoğun bir çatışmaya işaret etmiyor. Bu nedenle Amerikalılar, gelecek Kasım ayına kadar bu durumun sürmesini umuyor.

Marom, en azından o zamana kadar tarafların, ordularını yeniden toparlayıp bir sonraki tura hazırlanabilmeleri için hazinelerine daha fazla dolar girmesini engellemekle ilgilendiklerini belirtiyor.

Çekilme mi, kalıcılık mı?

Tel Aviv ile Beyrut arasında Roma'da gerçekleştirilecek müzakere oturumu yaklaşırken, Lübnan dosyası İsrail'in gündeminin başında yer almaya devam ediyor. Bu oturuma hazır olunduğunun açıklanmasına ve ordunun güvenlik kuşağı bölgesi ile Lübnan'ın güneyindeki diğer bölgelerde konuşlu kalmasını öngören İsrail önerilerine rağmen, bazı siyasetçilerin değerlendirmesine göre, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyaretiyle çakışması nedeniyle oturumun ertelenmesi ihtimali bulunuyor.

Görüşmelerin seyrini ve Tel Aviv ile Washington arasındaki koordinasyonu yakından gözlemleyen İsrailli bir yetkiliye göre ABD, Başkan Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında üçlü bir görüşme düzenlenmesi için çabalarını sürdürüyor. Ancak Lübnan ve Cumhurbaşkanı Avn’ın, Netanyahu'nun da katılacağı böyle bir görüşmeyi reddetmesinin ardından, bu çabanın başarı şansının düşük olduğu belirtiliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun Washington'da Başkan Trump ile görüşeceği tarih henüz belirlenmemişken, Netanyahu'ya yakın bir kaynak, Netanyahu'nun, İsrail'i destekleyen bir Amerikan siyasi figürü olarak nitelendirip taziyelerini ilettiği ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılma ihtimalini değerlendirdiğini ve bu vesileyle Trump ile görüşmeye çalışacağını aktardı.

Öte yandan İsrail, Lübnan ordusunun İsrail ordusunun çekileceği bölgelerde konuşlanmaya hazır olduğuna dair ABD'ye ilettiği bildirimin ciddiyetten uzak olduğunu değerlendirdi ve Lübnan ordusunun ABD ordusu tarafından eğitilmesi ile bir askeri yetkilinin ‘Hizbullah'tan arındırılmış liste’ olarak nitelendirdiği listenin hazırlanması, yani Lübnan ordusu içinde Hizbullah'a yakın unsurların bulunmadığının garanti altına alınması yönündeki ısrarcı tutumunu bir kez daha teyit etti. Bu süreçte, İsrail ordusunun Lübnan'daki ‘istisnai ve hassas’ operasyonlarının, ‘Tel Aviv'in İran ile mevcut çatışma ve tırmanışa sürüklenmesi endişesiyle’ dondurulması yönündeki bir ABD talebine ilişkin İsrail açıklamaları birbiriyle çelişti.

Güvenlik yetkilileri, siyasi kanadın, ABD'nin talebi üzerine Lübnan'ın güneyinde operasyon hedef bankasında ‘hassas ve istisnai’ olarak sınıflandırılan tüm operasyonların dondurulmasını orduya emrettiğini belirtti. Ancak Washington ile Tel Aviv arasındaki koordinasyona vakıf kaynaklar bu haberler karşısında şaşkınlıklarını dile getirerek, ordunun böyle bir talep almadığını ve Hizbullah unsurlarını takip etme ile örgütün yer üstü ve yer altındaki altyapılarını tahrip etme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti. Aynı kaynaklar, İsrail ordusunun, Litani Nehri'nden ‘Sarı Hat’ olarak adlandırılan sınıra kadar uzanan Ali Tahir Tepeleri’nde geniş ve uzun bir yeraltı bölgesi tespit ettiğini iddia etti.

Güvenlik birimlerine ait bir rapor, İsrail ordusunun hakim noktalardaki varlığının sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesinin, İsrail’in farklı bölgeler üzerinde kontrol sağlanması açısından gerekli olduğunu vurguladı. Rapor özellikle, Hizbullah için önemli bir ağırlık merkezi olarak değerlendirdiği ve en önemli hedefleri arasında saydığı Nebatiye bölgesine dikkati çekti.

Öte yandan birden fazla İsrailli yetkili, açıklamalardaki çelişkilere rağmen, ordunun Lübnan ile yapılan çerçeve anlaşması uyarınca önümüzdeki hafta, Roma müzakerelerinin yapılmasıyla eş zamanlı olarak deneme niteliğinde tek bir bölgeden çekilmeye başlayabileceğini teyit etti. ABD'li bir yetkili, İsrailli yetkililerin açıklamalarının aksine, çekilecek bölgeye Lübnan Ordusu'nun derhal gireceğini belirterek, Washington'ın bu cephede sükûneti sağlamanın bir yolu olarak başka deneme bölgelerini de kapsayan haritalar hazırlamak için yoğun çaba sarf ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail Büyükelçisi Michael Mann, ‘Herzliya Konferansı’ sırasında, AB’nin, Lübnan ordusunun bölgelerin sorumluluğunu devralması ve durumu kalıcı hale getirmesi için yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı. Mann, Lübnan dosyası hakkındaki açıklamaları arasında, AB'nin gerek insani destek alanında önemli bir katkı sunduğunu belirtirken ‘AB’nin Lübnan'daki yerinden edilmiş kişilere insani yardım olarak 100 milyon avro tahsis ettiğini’ kaydetti.

Mann sözlerine şöyle devam etti:

“Daha da önemlisi, şu anda Lübnan ordusunun eğitimi ve gerekli teçhizatlarla donatılmasına yardımcı olmak için 200 milyon euronun üzerinde bir rakama ulaştık. Bunların tamamı, Hizbullah'ı denklemin dışına çıkarmaya yönelik genel çabanın bir parçası; böylece Lübnan Ordusu fiilen sorumluluğu üstlenebilecek ve Lübnan'da silah taşıma tekelini elinde bulundurabilecek. Ayrıca Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) adını verdiğimiz misyonlarımızdan birinden de söz ediyoruz. Önümüzdeki aylarda -ki bu konu hâlâ Brüksel'de tartışılıyor- Avrupa Birliği'nin bir tür polis operasyonu ve askeri operasyon yürütmesini umuyoruz."

Mann, askeri veya polis operasyonunu açıklarken, ‘bunun doğrudan sahada konuşlu güçler anlamına gelmediğini, aksine Lübnan ordusunun ve aynı zamanda Lübnan'daki sivil polis güçlerinin donatılması, eğitilmesi ve izlenmesine yardımcı olmayı amaçladığını’ belirtti. Mann, bunun Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) yerini almayacağını, aksine UNIFIL sonrası döneme tamamlayıcı nitelikte olacağını, yani Avrupa Birliği'ne bağlı bir izleme ve eğitim misyonu olacağını vurguladı.



ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor
TT

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin bugün, pazartesi günü sona ermesiyle birlikte, ateşkesin uzatılması konusunda anlaşmaya yakın olunduğuna işaret eden herhangi bir gelişme görünmüyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Umman ile görüşmelerin sürdüğünü belirterek, “Umman ile görüşmelerin uzamasının nedeni konunun karmaşıklığı, sürece dahil olan tarafların çokluğu ve bazı ülkelerin süreci baltalama çabalarıdır” dedi.

Veriler, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde, petrol tankerlerini hedef alan saldırıların ardından haftanın başında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin yavaşladığını gösterdi.

Deniz taşımacılığı şirketi Kpler tarafından yayımlanan gemi takip verilerine göre, cumartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan temel emtia taşıyan yalnızca beş yük gemisi geçti. Pazar günü ise hiçbir geminin geçişi kaydedilmedi. Bu sayı, geçen haftanın başında boğazdan geçen 31 geminin oldukça altında kaldı.


Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
TT

Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD ile yürütülen müzakereleri savundu ve savaşı durduran mutabakat zaptının öngördüğü 60 günlük ateşkes süresinin dolmasına saatler kala, savaşın durmasıyla yakalanan ‘istisnai bir fırsatın’ heba edilmesine karşı uyarıdı.

Savaşın durmasının ardından 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad'da gerçekleştirilen müzakereler, Tahran ile Washington arasında yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralamış ve bu süreç daha sonra Cenevre'ye taşınarak 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Reformist basında yer alan haberlere göre Hatemi, bir grup gazeteciyle yaptığı görüşmede “Savaştan sonra ülke ve halk için istisnai bir fırsat doğdu” şeklinde konuştu. Hatemi, bu fırsatın en net göstergesinin iki lider tarafından imzalanan mutabakat zaptı olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha önce kaçırılan fırsatların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Hatemi, “Ne yazık ki daha önce defalarca olduğu gibi, umarım bu kez yakalanan fırsat da heba edilmez. Çünkü bu fırsat kaçırılırsa tehditler daha da şiddetlenecektir” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan'a destek

Hatemi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve askeri yetkililerin uzlaşmaya yönelme kararını takdir ederken, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in de bu karara onay verdiğine işaret etti. Hatemi, “Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, böylesine büyük bir karara imza atan komutanların ve bunu destekleyen liderliğin hakkı teslim edilmeli” dedi.

Hatemi ayrıca, “Mutabakat zaptını imzalayarak İran'a büyük bir onur yaşatan Sayın Cumhurbaşkanı'nın cesareti ve fedakarlığı da takdir edilmeli” ifadelerini kullandı.

Hatemi, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı destekleyen bu açıklamaları, katı muhafazakar güçlerin, müzakere konusundaki ısrarı nedeniyle Pezeşkiyan hükümetine yönelttiği eleştirilerin ardından yaparken mutabakat süresi dolmadan önce bu seçeneğe verilmiş açık bir destek olarak değerlendiriliyor.

Savaşın ardından oluşan tabloyu, İran'a ‘nispi bir onur (itibar) konumu’ kazandıran bir durum olarak nitelendiren Hatemi, yönetimin ‘kendi bekasını ve varlığını’ düşmanlarına kabul ettirmeyi başardığını ifade etti.

ghyju
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

“Bugün bekamızı ve varlığımızı düşmana kabul ettirmiş durumdayız” diyen Hatemi, “Elde edilen bu konumun İran'a gerilimden kaçınma, ülkenin çıkarlarını güvence altına almaya çalışma ve İranlıların durumunu iyileştirme imkanı sunduğu değerlendirmesinde bulundu.

Her iki tarafa da mutabakat zaptına sadık kalma ve yeni bir karşılıklı ihlal döngüsüne sürüklenmeme çağrısı yaptı.

Hatemi, “Taraflardan hiçbiri mutabakat zaptını ihlal etmemelidir. İhlale ihlalle karşılık verilmemeli ve gerilimi artıracak hiçbir eyleme kalkışılmamalıdır” diye konuştu.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya sadece tek bir tarafın tüm taleplerini elde etmesi temelinde yaklaşılmasına da karşı çıkarak “Her mutabakatta tavizler verilir ve tavizler alınır” ifadelerini kullandı.

“Savaşla yaşayamayız”

Mutabakat zaptını ‘onurlu bir barış’ olarak nitelendiren eski Cumhurbaşkanı, savaşı sürdürmenin İran toplumunun katlanabileceği bir seçenek olmadığını savundu.

‘Onurlu barış’ ifadesini ‘pratik alanında aklın hükmüne uymak’ şeklinde açıklayan Hatemi, “Savaş büyük bir kötülük, barış ise büyük bir iyiliktir” diye ekledi.

"Düşmanın karşısında savaşla sonuna kadar durulabileceğini savunan görüş, yanlış bir görüştür” değerlendirmesinde bulundu.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Değerli dostlarım, savaşla yaşayamayız; yani insanlar buna katlanamaz. Savaş ortamında hayatın devam etmesi, geçim gereksinimlerinin sağlanması ve toplumun yönetilmesi mümkün değildir.”

Diplomatik yolu açıkça savunmasına rağmen Hatemi, bunun ABD'ye duyulan güvenden kaynaklanmadığını vurguladı. “Amerika'ya güven yok" diyen Hatemi, İsrail'in ‘gerilimin ve çatışmanın sürmesi için hiçbir eylemden geri durmayacağını’ değerlendirdi.

Ancak bu durumla ‘tedbir ve hesaplanmış diplomasi’ yoluyla yüzleşilmesi, savaşın yeniden başlamasının önüne geçilmesi ve ‘ne savaş ne barış’ halinden çıkılması çağrısında bulunan Hatemi, İran'ın ‘gerilimden kaçınarak’ çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyabileceğini; ayrıca geçim baskılarıyla ve daha iyi bir geleceğe dair umut kaybıyla karşı karşıya kalan İranlılara yeni bir alan açabileceğini belirtti.

Hatemi, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Gerilimden kaçınarak kamu çıkarlarını, toplumun iyiliğini, İran'ın onurunu ve geleceğini güvence altına alabilir, çok ciddi dar boğazlar içinde yaşayan insanların önünde (yeni) yaşam alanları açabiliriz."

Bu yolun ‘müreffeh ve başı dik bir İran'a’ çıkması gerektiğini belirten Hatemi, “İşte onurlu barışın anlamı budur” dedi.

Toplumla devlet arasında “kanlı hat”

Hatemi'nin konuşması yalnızca dış politikayla sınırlı kalmadı; savaşın etkilerinin aşılmasını iç reformların yapılmasına ve devlet ile toplum arasındaki uçurumun giderilmesine bağladı.

“Dışarıdan saldırıların ve topyekûn bir savaşın İran'a diz çöktüremeyeceğini” söyleyen Hatemi, bunun ancak savaş sonrasında yönetim sisteminin, halkın da yardımıyla ‘eksiklikleri, kusurları ve toplumun çoğunluğunun uzaklaşmasına yol açan faktörleri’ çözmekte aciz kalması halinde mümkün olacağını ifade etti.

Mevcut krizin aşılmasının iktidarı çok daha zorlu görevlerle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıda bulunan Hatemi; toplumun durumunu iyileştirmek için ‘yapısal, yöntemsel ve stratejik reformlar’ yapılması çağrısında bulundu.

DFRGTH
İran polisi, Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı gösteride göz yaşartıcı gaz kullandı, 8 Ocak 2026 (Arşiv - AP)

Hatemi, “Bu zor aşamanın atlatılmasıyla birlikte iktidar için asıl zor iş başlıyor” diyerek, bu işin bir boyutunun da artan ‘karşılıklı hoşnutsuzluk ve korkular’ gölgesinde İran'ın dünyayla ve ‘özellikle de komşularla’ ilişkilerini yeniden tanımlamak olduğunu belirtti.

Son yıllarda ülkeyi sarsan protestolara üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunan Hatemi, yönetim kurumları ile İranlılar arasındaki mesafeyi tanımlamak için sert bir ifadeyle “Şunu unutmamalıyız ki; bu yıllar zarfında halk ile hükümet arasında mesafe yaratan kanlı hat artık son derece belirgin bir hale gelmiştir” dedi.

Ayrıca üretim, fiyat artışları, ekonomi, geçim sıkıntısı ve işsizlik konularına da değinerek bunların ‘günden güne daha da kötüleşen’ sorunlar olduğunu belirten Hatemi, bu sorunların halkın katılımıyla ve ‘uygun stratejiler’ belirlenerek çözülmesi çağrısında bulundu.

İnternet kısıtlamaları

Hatemi, Pezeşkiyan hükümetine internet meselesini çözme çağrısında bulunarak, savaştan sonra da devam eden kısıtlamaları sona erdirmek için ciddi adımlar atmasını talep etti.

Bazı kısıtlamaların ‘savaş sırasında anlaşılabilir ve haklı görülebilir’ olabileceğini belirten Hatemi, ancak bunların devam etmesinin artık ‘zararlı, hatta imkansız’ hale geldiğini sözlerine ekledi.

‘Starlink’ ve ‘VPN’ ağlarına yönelik artan ilgiye dikkati çeken Hatemi, İranlılar için internete erişimin tüm yollarını kapatmanın ‘mümkün olmadığını’ ifade etti.

Toplumun büyük bir kesiminin işlerinin internete bağlı hale geldiğini, birçok işletme sahibinin, düşünürün, araştırmacının ve hatta sıradan vatandaşın işlerinin, kısıtlamaların devam etmesi halinde durma noktasına gelebileceğini sözlerine ekledi.

dfrgthy
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, ABD karşıtı bir propaganda afişinin yanında yürüyen iki İranlı kadın (EPA)

Erişim engellerinin kısıtlamaları aşma eğilimini artırdığını belirten Hatemi, internet kullanıcılarının maruz kaldığı zararların, sansür atlatma araçlarının ticaretini yapanlar için kâra dönüştüğünü savundu.

Doğrudan Pezeşkiyan'a seslenen Hatemi, “Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bazı durumlarda kendisinde gördüğümüz aynı cesaret, samimiyet ve kararlılıkla, bu üzücü açmazı çözmek için de inisiyatif alır” ifadelerini kullandı.


Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
TT

Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)

ABD'nin Tennessee eyaletinde sadece Başkan Donald Trump temalı ürünler satan büyük bir mağaza, müşteri kıtlığı nedeniyle kapanıyor.

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerinde bulunan mağazanın önünde devasa bir Trump reklam panosu, afişler ve "Demokrat Süper Mağazası" yazılı tuğladan bir tuvalet var. Bunlar da mağazanın ne tür ürünler sattığını açıkça gösteriyor.

Ancak Slate'in haberine göre mağaza artık kalan stoklarını yüzde 50 indirimle satıyor. İşletme kapanıyor ve sahibi William "Bill" Hays, kapanışın müşteri kıtlığından kaynaklandığını itiraf etti.

Hays, Knox News'da yayımlanan ve emekli olup güneye taşındığı için işletmeyi kapattığı iddiasını çürütmeye çalışırken bu itirafı Slate'e yaptı.

Hays'in şöyle dediği aktarıldı:

Bu haberi yapan kız ne dediğini bilmiyordu. Emekli olmuyorum, güneye taşınmıyorum ama Naples'te iki dairemiz var... Evet, yaşlıyım ve 80 yaşındayım, dairelerim ve başka işletmelerim var. Her neyse, neden 80 yaşında olduğumu belirtme gereği duyduğunu anlamıyorum.

Hays, muhabirin "işlerin azlığından dolayı kapanıyoruz demek istemediğini ancak bu yüzden kapandıklarını" öne sürdü.

Mağazada çalışan ve Slate'e kendisini Dan olarak tanıtan bir çalışan da Hays'in anlattıklarını doğruladı.

"Artık eskisi kadar yoğun değiliz" dedi.

Mağazanın eskiden popüler olduğunu ve en yoğun gününde 86 kişinin geldiğini belirtti. Dan, muhafazakar podcast yayıncısı Charlie Kirk'ün vurularak öldürüldüğü günün ve Trump'ın İran'a savaş ilan ettiği günün ardından işlerin iyi gittiğini söyledi.

Hays, Temmuz 2024'te Trump'a yapılan suikast girişiminden sonraki günleri hatırlayarak, bunun işleri açısından "muazzam" bir dönem olduğunu söyledi.

"İnsanlar kapıda sıra olmuştu. Herkes 'Çuf çuf Trump treni' diye bağırıyordu ve içeride çok canlı bir atmosfer vardı" dedi.

Yani, gerçekten inanılmazdı.

Dan'in alışveriş yapanların neden gelmeyi bıraktığına dair düşüncelerini açıkça dile getirdiği bildirildi. Trump'ın popülaritesinin "azaldığını" kabul etti, Trump'ın uyguladığı gümrük vergileri ve İran'la savaşının yol açtığı yüksek benzin fiyatları yüzünden birçok kişinin mali sıkıntı çektiğini belirtti.

"İnsanlar gerçekten de 'Bu ay market alışverişimin tamamını mı yapacağım yoksa elektrik faturamı kredi kartıyla mı ödeyeceğim bilmiyorum' diyorlar" dedi.

Trump ürünleri, başkan ve destekçileri için devasa bir iş kolu. Trump'ın mitingleri, ürün satan kişilerle dolu ve kendi mağazasında yüzlerce ürün bulunuyor. Daha önce Trump'ın internet mağazasının 2024'te 8 milyon dolar gelir elde ettiği bildirilmişti.

Washington'daki Sorumluluk ve Etik için Yurttaşlar, nisanda yaptığı açıklamada, Trump'ın ikinci döneminin ilk 14 ayında mağazanın en az 600 yeni ürün satışa sunduğunu ve bu ürünlerin toplam maliyetinin yaklaşık 43 bin dolara ulaştığını bildirdi.

Etik grubu, "Bu, Trump'ın ilk dönemindeki ölçütlere göre bile, başkanlık makamının benzeri görülmemiş bir düzeyde ticari amaçlarla kullanılması" dedi.

Independent Türkçe