İran Kürtleri ve çözüm bekleyen aralıklı savaşlar

Günlük çatışmalar ve kırmızı çizgiler

Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
TT

İran Kürtleri ve çözüm bekleyen aralıklı savaşlar

Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Rustem Mahmud

ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, ülkenin batısında Kürt nüfusun yoğun olduğu Kirmanşah, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde, Kürt silahlı grupları ve hareketleri ile güvenlik güçleri ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında neredeyse her gün yaşanan çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Al Majalla, geçtiğimiz günlerde bu çatışmalardan dördünün gerçekleştiğini teyit etti. Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi kaynak, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, Kürt bölgelerinin genelinde halkın hoşnutsuzluğunun kontrol altına alınamadığını belirtti. Kaynağa göre güvenlik birimleri ve DMO, ateşkes ilanından bu yana sürekli tarama operasyonları yürütüyor ve herhangi bir hukuki gerekçe veya dayanağa dayanmadan, Kürt bölgelerinde genel bir korku ortamı yaratmak amacıyla sivil halka yönelik gözaltı, arama ve şiddet uygulamaları gerçekleştiriyor.

Gece savaşları

İnsan hakları kuruluşları ve İranlı Kürt partilerinin yayımladığı bilgilere ve DMO’nun ana karargahı Hatemü'l Enbiya tarafından yapılan bazı açıklamalara göre çatışmaların haziran ayında, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) sınırı yakınlarında Kürdistan eyaletindeki Bane kentinde başladı. Doğu Kürdistan Savunma Birimleri (YRK) örgütü üyeleri, kentin kuzeybatı girişindeki bir DMO güvenlik merkezine saldırı düzenledi. Olayın ardından İran televizyonu, Devrim Muhafızları'na bağlı Mardin Ahmedi ve Muhammed Hüseyin Beyci adlı iki güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü duyurdu ve aralarında bir kadının da bulunduğu dört örgüt üyesinin fotoğraflarını yayımlayarak, bunların Kürdistan Özgür Yaşam Partisi'ne (PJAK) mensup olduklarını iddia etti. Ancak PJAK, bu iddiayı ne doğruladı ne de yalanladı.

Bane-Sakız yolu çevresi sakinleri Al Majalla'ya yaptıkları açıklamada, DMO’nun köylülerin evlerine sürekli gece baskınları düzenliyor.

Olaydan bir gün sonra, Meriwan bölgesine bağlı Havmirabad beldesi yakınlarında, DMO’ya bağlı bir devriye ile aynı örgüte mensup silahlı Kürt unsurlar arasında şiddetli bir çatışma yaşandı. Yerel haber ajansları, bu çatışmalarda üst rütbeli subay Daniyal Nurian'ın öldürüldüğünü aktardı. Olaydan iki gün sonra ise Kürt silahlı unsurlar, Bane ve Sakız kentleri arasındaki dağlık ve zorlu yolda bir kontrol noktasına saldırı düzenledi. Al Majalla, bölgede yaşayan bir dizi sakinle iletişime geçti. Bölge sakinleri, güvenlik güçlerinin dağlık bölgenin farklı eksenlerindeki yoğun olarak konuşlandığını, bölge sakinlerinin sürekli gece aramalarına maruz kaldığını ve iki belde arasındaki yolun her iki yakasındaki köylülerin evlerine yönelik arama kampanyaları düzenlendiğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre çatışmalar, PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK’a bağlı birimlerle sınırlı kalmadı. Kendisini ‘Xwri Hîwa’ (Umut Güneşi) olarak adlandıran bir grup, ülkenin batısındaki Piranşehr kentinde iki suikast gerçekleştirdiğini duyurdu. İlk suikast, kentteki DMO’ya bağlı güvenlik biriminde yerel bir üye olan Halid Halidi'yi hedef alırken, ikincisi kentteki Kürt sivillere yönelik sorgulama ve işkence vakalarına karıştığından şüphelenilen Burhan Karisani adlı görevliyi hedef aldı. Grup, kentin yerleşim mahalleleri ortasında gerçekleştirilen bu iki suikast operasyonuna ait bir video kaydı yayımladı.

En şiddetli çatışmalar, Mahabad ve Piranşehr arasındaki otoyol yakınlarında bulunan Şarıstan bölgesinde yaşandı. İki gün boyunca süren çatışmalar, Duvalu, Kal'e-i Veran ve Mamşal beldelerinde de yayıldı. Kürt gruplara yakın medya kaynakları, DMO’nun, otoyolun kuzeyindeki Veli Cade madeni yakınlarında konuşlu Kürt örgütleri tarafından kullanılan dağlık bölgedeki üslere 200'den fazla Katyuşa roketi fırlattığını, onlarca keşif uçağı gönderdiğini ve iki gün boyunca kesintisiz olarak ağır topçu atışları gerçekleştirdiğini belirtti.

Buna karşın DMO, Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye eyaletinde bulunan Kürt partilere ait kamplara yoğun bir saldırı düzenledi. Saldırı, çoğunluğu sol milliyetçi Komele Partisi üyelerinden oluşan dokuz savaşçının hayatını kaybetmesine ve onlarcasının yaralanmasına yol açtı.

xcdvfgbh
IKBY’nin başkenti Erbil yakınlarındaki üslerine düzenlenen bir İran insansız hava aracı saldırısının ardından, hasar görmüş bir duvarın önünde İran Kürt Mücadele Örgütü'nün (Xebat) Kürt üyesi,  9 Mart 2026 (Reuters)

Doğu Kürdistan Savunma Birimleri, son olaylara ilişkin özel bir açıklama yayımlayarak DMO güçlerini bu çatışmalara neden olmakla suçladı ve şunları belirtti:

“Hiçbir tarafın yanında yer almadık, İran'a karşı herhangi bir saldırı düzenlemedik. İran rejiminin en zayıf döneminde bile bağımsız kapasitelerimize ve politikalarımıza bağlı kaldık. Ancak son anlaşmanın ardından, DMO güçleri ile güvenlik ve istihbarat birimleri halkımıza ve güçlerimize yönelik saldırılarını belirgin şekilde artırdı. Mevcut durumdan yararlanarak güçlerimizi haksız saldırılarının hedefi haline getirdiler. Daha önce, bu saldırıların sürmesi halinde tutumumuzun değişeceğini açıklamıştık. Şimdi bir kez daha teyit ediyoruz ki, bu saldırılar karşılıksız kalmayacak.”

Üç Kürt hareketi ideolojik olarak farklılık gösterse de İran’ın batısında yerel yönetim talebinde birleşiyor.

Öfke ve Kürt bölünmüşlüğü

İran'daki Kürt siyasi güçleri, ideolojik olarak, bölgesel ilişkileri ve siyasi vizyonları açısından birbirinden farklı olsa da İran'ın batısında, Iraklı Kürtlerin 2005 yılından sonra IKBY ve mevcut otoritelerinin kendisini federal bir bölge olarak ilan etmesiyle elde ettiği federalizme benzer bir tür yerel Kürt bölgesel yönetimi kurulması konusunda hemfikir.

Bu üç güç, silahlı kanatlara sahip ve kampları İran ile Irak arasındaki zorlu dağlık bölgelere yayılmış durumda. Ayrıca ülkenin batısındaki Kürt bölgelerinde ve İran'ın büyük kentlerindeki Kürt mahallelerinde aktif gizli iç örgütlenmeleri bulunuyor.

scdyuk
Irak-İran sınırına yakın Rawanuz Nehri kıyısında, Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi'ndeki Soran kasabası civarında konuşlu silahlı Kürt unsurlar (AFP)

Çapraz kaynaklardan doğrulanan bilgilere göre PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK İran'daki Kürtler arasında en geniş etkiye sahip Kürt hareketi konumunda. Silahlı kanadı Doğu Kürdistan Savunma Birimleri ise İran güvenlik merkezleri ve DMO’ya ani saldırılar düzenleme konusunda en iyi eğitilmiş ve en yetenekli güç olarak öne çıkıyor. Hatta İranlı güvenlik yetkilileri ve komutanlar, PJAK’ı rejime karşı gelecekte karadan gerçekleştirilebilecek herhangi bir ABD veya İsrail girişimine dahil olmaya en hazır taraf olarak değerlendiriyor.

PJAK, siyasi vizyonunu, PJAK Sözcüsü Riwar Abdulhannan'ın resmi bir açıklamada söylediği şu sözlerle özetliyor:

 “İran, Kürt meselesi de dahil olmak üzere çözülmemiş tarihsel krizlerle karşı karşıya. Yapısal ve tarihsel meseleler, demokratik bir perspektif, çoğulcu bir bakış açısı ve yeni bir teorik ile kavramsal çerçeve olmadan çözülemez. İran muhalefeti bu meselelerle uğraşmaktan kaçınıyor ve bunları çözmek için doğru yaklaşımdan yoksun; hatta bazı durumlarda bu meselelerin tırmanmasına katkıda bile bulundu. Özgür Yaşam Partisi, Kürtlerin siyasi statüsünün, siyasi, kültürel-dilsel, ekonomik ve toplumsal haklarının tanınması dışında, muhalefetin projelerine katılmayı reddediyor.”

Bunun aksine, Kürt milliyetçi görüşleri sol seçeneklerle harmanlayan, ülke içinde silahlı kanatlara ve gizli birimlere sahip olan, Irak'taki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) yakın İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele), yurt dışındaki İranlı muhalif güçlerle, özellikle de Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) ile geniş ve sağlam bir ilişkiler ağına sahip. Komele, bu örgütle, İranlı Kürtlerin açık bir nüfus çoğunluğu oluşturdukları bölgelerde siyasi ve coğrafi adem-i merkeziyetçilik hakkını tanıyan bir siyasi ittifak paylaşıyor. Ayrıca İran güvenlik birimleri Komele’ye çeşitli suçlamalarda bulunuyor. İran güvenlik birimleri, birçok yabancı istihbarat ağı ve servisinin Komele Partisi örgütleri üzerinden İran içine sızdığını açıklamıştı, ancak parti bu iddiaların hiçbirini doğrulamadı ve reddetti.

Al Majalla'ya konuşan İranlı Kürt lider: Kürt güçleri, çatışmadan kaçınmak amacıyla bir ateşkes durumunu kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etme konusundaki ısrarı, açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor.

PJAK ve Komele’nin yanı sıra, Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) yakın İran Kürdistanı Demokratik Partisi de bulunuyor. Bu parti, İran'daki Kürt milliyetçi hareketinin geleneksel akımını temsil ediyor ve 1979'da Şah rejiminin çöküşünün ardından uzun yıllar boyunca ülkenin batısındaki Kürt çoğunluklu bölgeleri kontrol altında tuttu. Bu son partinin, kamplarının ve karargâhlarının büyük bölümü Kürdistan Bölgesi içinde bulunduğu için Irak-İran güvenlik anlaşmasına bağlı kaldığı doğru. Ancak gözlemciler, özellikle bölgedeki güvenlik ve yaşam koşulları kötüleşirse, partinin İran içindeki Kürt toplumsal tabanı üzerinde, özellikle kültürel, toplumsal ve ekonomik elitler üzerinde etkili olma kapasitesine dikkat çekiyor.

İşte bizim kırmızı çizgilerimiz

Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi lider kaynak, Al Majalla'ya verdiği özel bir röportajda, İran'da yaşananlara karşı Kürt siyasi güçleri ve silahlı grupların tepki mekanizması olarak nitelendirdiği hususu açıkladı ve farklı Kürt tarafları arasında ‘üzerinde mutabık kalınan kırmızı çizgiler’ olarak adlandırdığı sınırları belirledi. Bu sınırların aşılması halinde İran rejimiyle açık bir silahlı çatışmanın alevleneceğini belirtti.

Kaynak sözlerine şöyle devam etti:

“İran'ın çeşitli bölgelerindeki tüm Kürt bölgeleri ve şahsiyetleri, son derece ağır güvenlik, hukuki ve yaşamsal baskılara maruz kalıyor. Rejim, bir yandan Kürtleri bastırarak itibarını yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu yolla diğer bölgelerdeki kendisine öfkeli kesimlere gücünü kanıtlamaya çalışıyor. Bir yandan da Kürtlerin İran devletini hedef alan ve devleti bölmeyi amaçlayan bir komployla ilişkilendirildiğine dair sahte bir izlenim yaratarak, tüm İranlılar için işlevsel bir düşman yaratmaya çalışıyor. Kürt örgütlerine Amerikan silahları gönderilmesine dair son dedikodular, bunu yapmak için uygun bir araç niteliği taşıyordu. Ancak Kürt güçleri, son savaş nedeniyle İran'ın askeri ve güvenlik makinesinin uğradığı yıkımın boyutunu biliyor ve bunu yapabilecek kapasiteye sahip olmalarına rağmen, 1980’li yılların başlarında yaşananlara benzer kanlı bir çatışmadan kaçınmak amacıyla İran'la açık bir çatışmaya girmek istemiyor. Kürt güçleri bunu asla istemiyor. Çünkü iktidardaki rejimin geleceğinin ve İran devletinin gelecekteki şeklinin başkent Tahran'da belirleneceğine, başka herhangi bir yerde değil, inanıyorlar."

Aynı kaynak sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak bu, bölgelerimizi hedef alan askeri ve güvenlik operasyonlarının genişlemesi, gençlerimize yönelik idam uygulamaları veya Kürt bölgelerinin komşu ülkelere ve bölgeye füze fırlatma platformuna dönüştürülmesi karşısında sessiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Kürt güçleri, resmi bir anlaşma olmaksızın iki tarafın çatışmayı durdurması anlamına gelen bir ateşkes durumunu, açık bir çatışmadan kaçınmak amacıyla kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etmeye devam etme konusundaki ısrarı, kendisinden gelen açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor ve bu bizi kuşkusuz karşılık vermeye itecektir.”



Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
TT

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)

Ömer Önhon

Halihazırda çatışmaların odağı Yemen'e kaydı; İran destekli Husiler, İran'ın enerji akışını aksatmaya ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bir dönemde Suudi Arabistan'daki havaalanlarına, şehirlere, petrol tesislerine ve altyapıya saldırılar düzenliyor.

Krizle ilgili ana taraflar, dikkate alınması gereken çok sayıda faktörün iç içe geçmiş olduğu göz önüne alındığında, yükselen tansiyonu kontrol altına almanın ve durumu yönetmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkan Donald Trump, ara dönem kongre seçimlerine sadece birkaç hafta kalmışken, kendisi için iyiye işaret etmeyen göstergeler arasında, tehlikeli bir konumda bulunuyor.

ABD güçlerinin Irak ve Suriye'den çekilmesine rağmen, Trump ülkesini Ortadoğu'daki çatışmalardan kurtaramadı. Zira Amerika Birleşik Devletleri zaten bir savaşın içinde ve diğer savaşlara da sürüklenme riskiyle karşı karşıya. Trump’ın zafer duyurusuna ve İran aldığı ağır darbelere rağmen, yenilgiyi kabul etmeyi reddetmeye devam ediyor.

Trump, Husilerin davranışlarını son derece kötü olarak nitelendirdi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını unutmayacağını vurguladı, ancak şimdiye kadar ABD birliklerini göndermekten veya Krallığı desteklemek için askeri operasyonlara dahil etmekten kaçındı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Suudi Arabistan'ı desteklemek için müdahale etmesini isteme olasılığına işaret etti, ancak Ankara'dan buna açık bir cevap gelmedi.

Trump'ın bu politikaları, Amerika Birleşik Devletleri'ne olan güvensizliği derinleştirecek ve ona olan güveni zedeleyecektir.

Yeni ittifaklar ve Mekke Anlaşması

Bölgedeki artan gerilimler ve gelişmeler, mekanizmaları ve rollerinin sınırları belirsiz kalsa da yeni ittifakların veya farklı iş birliği biçimlerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta imzalanan “Mekke Anlaşması”, özellikle Kuzey Atlantik Antlaşması'nın (NATO) 5. maddesine benzeyen ve üç ülkeden birine yapılan herhangi bir saldırının üçüne de yapılmış sayılacağını öngören bir madde içermesi nedeniyle geniş yankı uyandırdı.

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda

Türkiye'de ise anlaşma, amaçları, hedef kitlesi, niteliği ve karşı koymayı amaçladığı tehditler hakkında soruları gündeme getirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu adım için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıklamasının ardından, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” 20 Ekim Salı günü onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.

Durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla Fidan, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve saldırı hedefleri içermediğini vurguladı, ancak açıklamaları endişeleri gidermedi veya eleştirilere son vermedi.

cvfthy
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İstanbul'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde kurulan komitenin toplantısında, 31 Ağustos 2026 (Reuters)

Hükümete yakın kaynaklar, Türk rolünün savunma desteği sağlamakla sınırlı olacağını öngörüyor. Haberler, bu amaçla bazı Türk askeri personelinin ve teçhizatının zaten konuşlandırıldığına işaret ediyor.

Netanyahu'nun siyasi geleceği ve Türk-İsrail ilişkileri

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda.

Kamuoyu yoklamaları, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimleri öncesinde adayların birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Binyamin Netanyahu, kendisini İsrail'i bütün tehditlerden koruyabilecek en güçlü lider olarak tanıtarak kampanya yürütüyor ve zaferi garantilemek için elindeki tüm araçlara başvuracağı beklentisi hâkim. Eski bir Şin Bet başkanı, bir röportajında ​​Netanyahu'nun seçimlerin arifesinde İsrail'in güvenlik cephelerinden birinde gerilimi kasıtlı olarak artırabileceği konusunda uyardı.

İsrail'in Suudi Arabistan ile diplomatik ilişkiler kurma konusundaki uzun süredir devam eden arzusu bir sır değil; Krallık ise Arap Barış Girişimi'nde belirtilen şartlara bağlılığını sürdürüyor.

Husi saldırıları, ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ı diğer taraflarla birlikte bu saldırılar konusunda pozisyonlarını birleştirmeye itti. Hepsi saldırıları kınadı ve her biri kendi yöntemleriyle Suudi Arabistan'a desteklerini ifade etti.

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü

Aynı zamanda, İsrail ve diğer taraflar mevcut gelişmeleri ikili ilişkileri ve bölgesel siyasi hesaplarıyla ilgili hedeflere ulaşmak için bir fırsat olarak görüyor.

Bu bağlamda Türk-İsrail ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Netanyahu'nun politikalarını soykırımcı olarak nitelendirerek, en sert eleştirmenleri arasında yer alıyor. Netanyahu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Yahudi karşıtı ve diktatör olarak nitelendirdi ve onu terörist olarak adlandırdığı Hamas liderlerini barındırmakla suçladı.

İki ülke arasındaki artan gerilim, doğrudan bir çatışmaya dönüşme olasılığı konusunda endişeleri artırıyor, ancak bu olasılık şimdilik uzak olmayı sürdürüyor. Her iki taraf da doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken, diplomatik, ekonomik ve diğer yollarla karşılıklı baskı uygulamaya devam etmeyi tercih ediyor gibi görünüyor.

Mevcut koşullar altında, Türk-İsrail ilişkilerinde yakın vadede herhangi bir atılım olası görünmüyor. İki ülke lideri arasında el sıkışma bir yana, gerilimlerin basit bir şekilde azaltılması bile mümkün görünmüyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde gerilim

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü.

cdvf
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (sağda) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı (CICA) çerçevesinde yaptıkları görüşmeler öncesinde, Perşembe, 15 Ekim 2026 (AP)

İlişkileri daha da hassalaştıran bir diğer konu ise Azerbaycan'ın İsrail'e yönelik tutumudur. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Bakü, Filistinlilere ve diğerlerine yönelik İsrail politikalarını eleştirmekten kaçınırken, aynı zamanda İsrail ile bağlarını güçlendirmeye devam etti.

İki ülke arasındaki yakın ilişki, öncelikle İsrail'in işgal altındaki topraklarını geri almak için verdiği savaş sırasında Azerbaycan'a verdiği desteğe, İran'a duydukları ortak güvensizliğe ve “aşırıcılık” ile bağlantılı tehditler olarak algıladıkları konulardaki benzer tutumlarına dayanıyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un geçen hafta Bakü'nün ev sahipliğinde düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı'nın (CICA) yedinci zirvesine katılımı, gerilimleri yeniden alevlendirdi. Herzog konuşmasına başladığında, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'dan gelenlerin de bulunduğu birçok heyet protesto amacıyla toplantı salonundan ayrıldı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'deki yaklaşan seçimlerin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir; gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir

İstanbul'daki Azerbaycan diplomatik misyonlarının önünde muhafazakâr gruplar tarafından düzenlenen protestolar ve bazı Türk yetkililerin açıklamaları da Bakü'de hoşnutsuzluğa yol açtı ve Bakü de bunlara benzer karşılıklar verdi.

Ankara şu anda krizi kontrol altına almaya ve Azerbaycan ile gerilimleri azaltmaya çalışıyor.

Türkiye’nin başkenti Ankara, Ekim ayı sonlarında Türk Devletleri Örgütü toplantısına ev sahipliği yapacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılıp katılmaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin alacağı yönün önemli bir göstergesi olacaktır.

Türkiye'nin Libya'daki atılımı

20 Ekim'de Tobruk'taki Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ve Libya arasında 2019'da imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasını onayladı. Bu gelişme, Ankara ve bölgesel nüfuzu için önemli bir kazanımı temsil ediyor.

Yakın zamana kadar Tobruk'a karşı Trablus'un yanında yer alan ve mevcut Libya sahnesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan Türkiye, son zamanlarda Tobruk ile de ilişkilerini geliştirerek Ankara'da her iki taraftan temsilcileri ağırladı.

Libya parlamentosunun anlaşmayı onaylaması, Ankara'ya karşı birleşik bir cephe oluşturan İsrail, Yunanistan ve GKRY için olumsuz bir gelişme. Bu üç ülkenin bu gelişmeye karşılık adımlar atması, Doğu Akdeniz'de yeni gerilimlerin habercisi olması ve Türkiye'nin zaten gergin olan ilişkilerine bir zorluk katmanı daha eklemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Libya parlamentosunun Türkiye ile mutabakat zaptını onaylaması Mısır'da da itirazlara yol açtı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının onaylanmasını reddettiğini ve “hukuki etkisi olmayan, hükümsüz” bir anlaşma olduğunu belirterek, uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Mısır'ın egemenlik haklarını çiğnediğini savundu.

Mısır, açık deniz sınırlarına aykırı herhangi bir adımı reddettiğini teyit ederek, mutabakat zaptının Mısır için hiçbir hukuki etkisi olmadığını vurguladı.

cvfgbhyju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (solda), Bağdat'ta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin 52. oturumu sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, 17 Ekim 2026 (AFP)

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne şöyle; Ortadoğu'nun genelinde çatışmalar alevlenmiş ve iç içe geçmiş durumda; bu da ittifakları ve rekabetleri kamuoyuna yansıyan açıklamalardan çok daha karmaşık hale getiriyor. Rakip devletler belirli bir konuda aynı tarafta yer alabilirken, müttefik devletler başka bir konuda karşıt taraflarda yer alabiliyorlar.

Körfez bölgesindeki son gelişmeler ve Türk-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimler, bu paradoksların iki önemli örneğini oluşturuyorlar.

Yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir, gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.

Her durumda, barış ve istikrarın sağlanabilmesi için bölgedeki krizleri ele alma yöntemine hâkim olan mevcut yaklaşımların ve düşünce biçimlerinin gözden geçirilmesi şart görünüyor.

İsrail saldırgan politikalarına devam ederse, İran vekilleri aracılığıyla çatışmanın kapsamını genişletmeye devam ederse ve ABD tereddütlü ve belirsiz politikalar izlemeyi sürdürürse, bölge kaos tehdidi altında kalacak ve mevcut çatışmaların üzerine yeni çatışmaların çıkma olasılığı yüksek olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki milyarder Elon Musk, Demokratların gelecek ay yapılacak ara seçimlerin ardından Kongre’de yeniden çoğunluğu elde etmeleri hâlinde, ABD yönetimindeki rolü de dâhil olmak üzere yolsuzluk iddiaları kapsamında kendisi hakkında soruşturma açabilecekleri yönündeki açıklamalarına dün tehditkâr bir cevap verdi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Musk, sahibi olduğu X platformunda, Politico internet sitesinin Demokratların ara seçimleri kazanmaları durumunda faaliyetlerini soruşturmayı planladıklarına ilişkin haberine şu ifadelerle karşılık verdi: “Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.”

Komplo teorilerini yaymak için de sık sık kullandığı platform üzerinden açıklamalarını sürdüren Musk, “Benimle mücadele etmeyi seçenler, asıl ipleri kimin elinde tuttuğunu ortaya çıkaracağımı ve yalnızca onların kullandığı kuklaların değil, kendilerinin de peşine düşeceğimi anlamalı” ifadelerini kullandı.

ABD’de serveti 1 trilyon dolara ulaşan ilk kişi olarak anılan Musk, Trump’ın da mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçıları arasında yer alıyor. Aynı zamanda Trump’ın sürekli danışmanlığını yapan Musk, sahibi olduğu SpaceX imparatorluğu aracılığıyla kamu ihalelerinden de yararlanıyor.

Musk, elektrikli otomobil sektörünün önde gelen şirketlerinden Tesla’nın da kontrolünü elinde bulunduruyor.

2024 seçimlerinde Trump’ın yeniden iktidara gelmesini finanse etmeye katkıda bulunan Musk, daha sonra ABD hükümet harcamalarını azaltmayı amaçlayan ve yaklaşık 300 bin kamu çalışanının işten çıkarılmasına yol açabilecek tartışmalı bir projeyi yönetti.

Cumhuriyetçiler hâlihazırda Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisinde de çoğunluğu elinde bulunduruyor. Ancak beklentiler, Demokratların 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü yeniden ele geçirebileceğine işaret ediyor.

Böyle bir gelişme, Demokratlara geniş yetkilere sahip soruşturma komisyonlarını kontrol etme imkânı verecek. Bu yetkiler arasında kişileri ifade vermeye zorlama hakkı da bulunuyor. Dolayısıyla Musk, yürütülecek olası soruşturmaların hedefindeki isimlerden biri hâline gelebilir.

Politico, Demokrat Partili etkili Temsilciler Meclisi üyesi Zoe Lofgren’in şu sözlerine yer verdi: “Buradaki çıkar çatışmasının boyutu gerçekten şaşırtıcı.”


Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
TT

Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)

ABD’nin New Mexico eyaletinde bir yargıç, teknoloji devi Meta’ya, Facebook kullanıcılarının verilerinin gizliliğinin ihlal edildiği ve Cambridge Analytica skandalı olarak bilinen olay kapsamında eyalet yasalarını çiğnediği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası ödemesi kararı verdi.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Yargıç Francis Mathew, eyalet yönetiminin 35 ila 40 milyar dolar arasında tazminat talep ettiği davada bu kararı verdi.

Eylül ayında jüri, Meta’yı New Mexico’nun tüketiciyi koruma yasalarını ihlal etmekten sorumlu tutmuştu. Karara göre şirket, 43 milyondan fazla kullanıcının verilerinin istismar edilmesine yol açtı. Meta, siyasi danışmanlık şirketi Cambridge Analytica’nın Facebook kullanıcılarına ait verileri toplamasına izin vermiş, bu veriler 2016 ABD başkanlık seçimleri için hedefli siyasi reklamlar oluşturmak amacıyla kullanılmıştı.

Ülke genelinde yürütülen davada 48 eyalet Facebook ile uzlaşmaya varırken, New Mexico sosyal medya şirketine karşı tek başına dava açmayı tercih etti.