İran Kürtleri ve çözüm bekleyen aralıklı savaşlar

Günlük çatışmalar ve kırmızı çizgiler

Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
TT

İran Kürtleri ve çözüm bekleyen aralıklı savaşlar

Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)
Irak'ın Erbil kentinin yakınlarındaki bir üssünde düzenlenen tatbikata katılan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Rustem Mahmud

ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, ülkenin batısında Kürt nüfusun yoğun olduğu Kirmanşah, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde, Kürt silahlı grupları ve hareketleri ile güvenlik güçleri ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında neredeyse her gün yaşanan çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Al Majalla, geçtiğimiz günlerde bu çatışmalardan dördünün gerçekleştiğini teyit etti. Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi kaynak, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, Kürt bölgelerinin genelinde halkın hoşnutsuzluğunun kontrol altına alınamadığını belirtti. Kaynağa göre güvenlik birimleri ve DMO, ateşkes ilanından bu yana sürekli tarama operasyonları yürütüyor ve herhangi bir hukuki gerekçe veya dayanağa dayanmadan, Kürt bölgelerinde genel bir korku ortamı yaratmak amacıyla sivil halka yönelik gözaltı, arama ve şiddet uygulamaları gerçekleştiriyor.

Gece savaşları

İnsan hakları kuruluşları ve İranlı Kürt partilerinin yayımladığı bilgilere ve DMO’nun ana karargahı Hatemü'l Enbiya tarafından yapılan bazı açıklamalara göre çatışmaların haziran ayında, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) sınırı yakınlarında Kürdistan eyaletindeki Bane kentinde başladı. Doğu Kürdistan Savunma Birimleri (YRK) örgütü üyeleri, kentin kuzeybatı girişindeki bir DMO güvenlik merkezine saldırı düzenledi. Olayın ardından İran televizyonu, Devrim Muhafızları'na bağlı Mardin Ahmedi ve Muhammed Hüseyin Beyci adlı iki güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü duyurdu ve aralarında bir kadının da bulunduğu dört örgüt üyesinin fotoğraflarını yayımlayarak, bunların Kürdistan Özgür Yaşam Partisi'ne (PJAK) mensup olduklarını iddia etti. Ancak PJAK, bu iddiayı ne doğruladı ne de yalanladı.

Bane-Sakız yolu çevresi sakinleri Al Majalla'ya yaptıkları açıklamada, DMO’nun köylülerin evlerine sürekli gece baskınları düzenliyor.

Olaydan bir gün sonra, Meriwan bölgesine bağlı Havmirabad beldesi yakınlarında, DMO’ya bağlı bir devriye ile aynı örgüte mensup silahlı Kürt unsurlar arasında şiddetli bir çatışma yaşandı. Yerel haber ajansları, bu çatışmalarda üst rütbeli subay Daniyal Nurian'ın öldürüldüğünü aktardı. Olaydan iki gün sonra ise Kürt silahlı unsurlar, Bane ve Sakız kentleri arasındaki dağlık ve zorlu yolda bir kontrol noktasına saldırı düzenledi. Al Majalla, bölgede yaşayan bir dizi sakinle iletişime geçti. Bölge sakinleri, güvenlik güçlerinin dağlık bölgenin farklı eksenlerindeki yoğun olarak konuşlandığını, bölge sakinlerinin sürekli gece aramalarına maruz kaldığını ve iki belde arasındaki yolun her iki yakasındaki köylülerin evlerine yönelik arama kampanyaları düzenlendiğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre çatışmalar, PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK’a bağlı birimlerle sınırlı kalmadı. Kendisini ‘Xwri Hîwa’ (Umut Güneşi) olarak adlandıran bir grup, ülkenin batısındaki Piranşehr kentinde iki suikast gerçekleştirdiğini duyurdu. İlk suikast, kentteki DMO’ya bağlı güvenlik biriminde yerel bir üye olan Halid Halidi'yi hedef alırken, ikincisi kentteki Kürt sivillere yönelik sorgulama ve işkence vakalarına karıştığından şüphelenilen Burhan Karisani adlı görevliyi hedef aldı. Grup, kentin yerleşim mahalleleri ortasında gerçekleştirilen bu iki suikast operasyonuna ait bir video kaydı yayımladı.

En şiddetli çatışmalar, Mahabad ve Piranşehr arasındaki otoyol yakınlarında bulunan Şarıstan bölgesinde yaşandı. İki gün boyunca süren çatışmalar, Duvalu, Kal'e-i Veran ve Mamşal beldelerinde de yayıldı. Kürt gruplara yakın medya kaynakları, DMO’nun, otoyolun kuzeyindeki Veli Cade madeni yakınlarında konuşlu Kürt örgütleri tarafından kullanılan dağlık bölgedeki üslere 200'den fazla Katyuşa roketi fırlattığını, onlarca keşif uçağı gönderdiğini ve iki gün boyunca kesintisiz olarak ağır topçu atışları gerçekleştirdiğini belirtti.

Buna karşın DMO, Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye eyaletinde bulunan Kürt partilere ait kamplara yoğun bir saldırı düzenledi. Saldırı, çoğunluğu sol milliyetçi Komele Partisi üyelerinden oluşan dokuz savaşçının hayatını kaybetmesine ve onlarcasının yaralanmasına yol açtı.

xcdvfgbh
IKBY’nin başkenti Erbil yakınlarındaki üslerine düzenlenen bir İran insansız hava aracı saldırısının ardından, hasar görmüş bir duvarın önünde İran Kürt Mücadele Örgütü'nün (Xebat) Kürt üyesi,  9 Mart 2026 (Reuters)

Doğu Kürdistan Savunma Birimleri, son olaylara ilişkin özel bir açıklama yayımlayarak DMO güçlerini bu çatışmalara neden olmakla suçladı ve şunları belirtti:

“Hiçbir tarafın yanında yer almadık, İran'a karşı herhangi bir saldırı düzenlemedik. İran rejiminin en zayıf döneminde bile bağımsız kapasitelerimize ve politikalarımıza bağlı kaldık. Ancak son anlaşmanın ardından, DMO güçleri ile güvenlik ve istihbarat birimleri halkımıza ve güçlerimize yönelik saldırılarını belirgin şekilde artırdı. Mevcut durumdan yararlanarak güçlerimizi haksız saldırılarının hedefi haline getirdiler. Daha önce, bu saldırıların sürmesi halinde tutumumuzun değişeceğini açıklamıştık. Şimdi bir kez daha teyit ediyoruz ki, bu saldırılar karşılıksız kalmayacak.”

Üç Kürt hareketi ideolojik olarak farklılık gösterse de İran’ın batısında yerel yönetim talebinde birleşiyor.

Öfke ve Kürt bölünmüşlüğü

İran'daki Kürt siyasi güçleri, ideolojik olarak, bölgesel ilişkileri ve siyasi vizyonları açısından birbirinden farklı olsa da İran'ın batısında, Iraklı Kürtlerin 2005 yılından sonra IKBY ve mevcut otoritelerinin kendisini federal bir bölge olarak ilan etmesiyle elde ettiği federalizme benzer bir tür yerel Kürt bölgesel yönetimi kurulması konusunda hemfikir.

Bu üç güç, silahlı kanatlara sahip ve kampları İran ile Irak arasındaki zorlu dağlık bölgelere yayılmış durumda. Ayrıca ülkenin batısındaki Kürt bölgelerinde ve İran'ın büyük kentlerindeki Kürt mahallelerinde aktif gizli iç örgütlenmeleri bulunuyor.

scdyuk
Irak-İran sınırına yakın Rawanuz Nehri kıyısında, Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi'ndeki Soran kasabası civarında konuşlu silahlı Kürt unsurlar (AFP)

Çapraz kaynaklardan doğrulanan bilgilere göre PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK İran'daki Kürtler arasında en geniş etkiye sahip Kürt hareketi konumunda. Silahlı kanadı Doğu Kürdistan Savunma Birimleri ise İran güvenlik merkezleri ve DMO’ya ani saldırılar düzenleme konusunda en iyi eğitilmiş ve en yetenekli güç olarak öne çıkıyor. Hatta İranlı güvenlik yetkilileri ve komutanlar, PJAK’ı rejime karşı gelecekte karadan gerçekleştirilebilecek herhangi bir ABD veya İsrail girişimine dahil olmaya en hazır taraf olarak değerlendiriyor.

PJAK, siyasi vizyonunu, PJAK Sözcüsü Riwar Abdulhannan'ın resmi bir açıklamada söylediği şu sözlerle özetliyor:

 “İran, Kürt meselesi de dahil olmak üzere çözülmemiş tarihsel krizlerle karşı karşıya. Yapısal ve tarihsel meseleler, demokratik bir perspektif, çoğulcu bir bakış açısı ve yeni bir teorik ile kavramsal çerçeve olmadan çözülemez. İran muhalefeti bu meselelerle uğraşmaktan kaçınıyor ve bunları çözmek için doğru yaklaşımdan yoksun; hatta bazı durumlarda bu meselelerin tırmanmasına katkıda bile bulundu. Özgür Yaşam Partisi, Kürtlerin siyasi statüsünün, siyasi, kültürel-dilsel, ekonomik ve toplumsal haklarının tanınması dışında, muhalefetin projelerine katılmayı reddediyor.”

Bunun aksine, Kürt milliyetçi görüşleri sol seçeneklerle harmanlayan, ülke içinde silahlı kanatlara ve gizli birimlere sahip olan, Irak'taki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) yakın İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele), yurt dışındaki İranlı muhalif güçlerle, özellikle de Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) ile geniş ve sağlam bir ilişkiler ağına sahip. Komele, bu örgütle, İranlı Kürtlerin açık bir nüfus çoğunluğu oluşturdukları bölgelerde siyasi ve coğrafi adem-i merkeziyetçilik hakkını tanıyan bir siyasi ittifak paylaşıyor. Ayrıca İran güvenlik birimleri Komele’ye çeşitli suçlamalarda bulunuyor. İran güvenlik birimleri, birçok yabancı istihbarat ağı ve servisinin Komele Partisi örgütleri üzerinden İran içine sızdığını açıklamıştı, ancak parti bu iddiaların hiçbirini doğrulamadı ve reddetti.

Al Majalla'ya konuşan İranlı Kürt lider: Kürt güçleri, çatışmadan kaçınmak amacıyla bir ateşkes durumunu kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etme konusundaki ısrarı, açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor.

PJAK ve Komele’nin yanı sıra, Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) yakın İran Kürdistanı Demokratik Partisi de bulunuyor. Bu parti, İran'daki Kürt milliyetçi hareketinin geleneksel akımını temsil ediyor ve 1979'da Şah rejiminin çöküşünün ardından uzun yıllar boyunca ülkenin batısındaki Kürt çoğunluklu bölgeleri kontrol altında tuttu. Bu son partinin, kamplarının ve karargâhlarının büyük bölümü Kürdistan Bölgesi içinde bulunduğu için Irak-İran güvenlik anlaşmasına bağlı kaldığı doğru. Ancak gözlemciler, özellikle bölgedeki güvenlik ve yaşam koşulları kötüleşirse, partinin İran içindeki Kürt toplumsal tabanı üzerinde, özellikle kültürel, toplumsal ve ekonomik elitler üzerinde etkili olma kapasitesine dikkat çekiyor.

İşte bizim kırmızı çizgilerimiz

Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi lider kaynak, Al Majalla'ya verdiği özel bir röportajda, İran'da yaşananlara karşı Kürt siyasi güçleri ve silahlı grupların tepki mekanizması olarak nitelendirdiği hususu açıkladı ve farklı Kürt tarafları arasında ‘üzerinde mutabık kalınan kırmızı çizgiler’ olarak adlandırdığı sınırları belirledi. Bu sınırların aşılması halinde İran rejimiyle açık bir silahlı çatışmanın alevleneceğini belirtti.

Kaynak sözlerine şöyle devam etti:

“İran'ın çeşitli bölgelerindeki tüm Kürt bölgeleri ve şahsiyetleri, son derece ağır güvenlik, hukuki ve yaşamsal baskılara maruz kalıyor. Rejim, bir yandan Kürtleri bastırarak itibarını yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu yolla diğer bölgelerdeki kendisine öfkeli kesimlere gücünü kanıtlamaya çalışıyor. Bir yandan da Kürtlerin İran devletini hedef alan ve devleti bölmeyi amaçlayan bir komployla ilişkilendirildiğine dair sahte bir izlenim yaratarak, tüm İranlılar için işlevsel bir düşman yaratmaya çalışıyor. Kürt örgütlerine Amerikan silahları gönderilmesine dair son dedikodular, bunu yapmak için uygun bir araç niteliği taşıyordu. Ancak Kürt güçleri, son savaş nedeniyle İran'ın askeri ve güvenlik makinesinin uğradığı yıkımın boyutunu biliyor ve bunu yapabilecek kapasiteye sahip olmalarına rağmen, 1980’li yılların başlarında yaşananlara benzer kanlı bir çatışmadan kaçınmak amacıyla İran'la açık bir çatışmaya girmek istemiyor. Kürt güçleri bunu asla istemiyor. Çünkü iktidardaki rejimin geleceğinin ve İran devletinin gelecekteki şeklinin başkent Tahran'da belirleneceğine, başka herhangi bir yerde değil, inanıyorlar."

Aynı kaynak sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak bu, bölgelerimizi hedef alan askeri ve güvenlik operasyonlarının genişlemesi, gençlerimize yönelik idam uygulamaları veya Kürt bölgelerinin komşu ülkelere ve bölgeye füze fırlatma platformuna dönüştürülmesi karşısında sessiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Kürt güçleri, resmi bir anlaşma olmaksızın iki tarafın çatışmayı durdurması anlamına gelen bir ateşkes durumunu, açık bir çatışmadan kaçınmak amacıyla kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etmeye devam etme konusundaki ısrarı, kendisinden gelen açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor ve bu bizi kuşkusuz karşılık vermeye itecektir.”



Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi
TT

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girerken bugün (Pazartesi) yayımlanan deniz taşımacılığı verileri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen emtia taşıyan gemilerin ortalama sayısının son 10 günde günlük 10’a gerilediğini ortaya koydu. Bu, mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Şarku’l Avsat’ın Kpler şirketinden aktardığı verilere göre 10 günlük hareketli ortalama pazar günü 10 gemiye geriledi. Bu sayı cuma günü 15 geminin üzerindeyken cumartesi günü yaklaşık 13 olarak kaydedildi.

ABD’nin petrol ihracatına yönelik yaptırımları ve ablukası nedeniyle İran ekonomisi üzerindeki baskı giderek artıyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, döviz kurundaki sert dalgalanmalar, enflasyon, işsizlik ve piyasaların yönetiminin başlıca sorunlar arasında yer aldığını söyledi. Ekonomi Bakanlığı ise savaşın yol açtığı sorunların ele alınması amacıyla çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı.

Gelişmeler, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçmesinin ardından yaşanıyor. Savaş, diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve ateşkes için varılan ön anlaşmanın çökmesiyle çıkmaza girmiş görünürken iki taraf arasındaki karşılıklı saldırılar ve tehditler devam ediyor.


KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
TT

KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)

Samir İlyas

Almanya'nın Leipzig-Halle Havaalanı’ndaki patlayıcılardan Rusya'yı sorumlu tutması üzerine Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki gerilim tırmandı. Avrupa Birliği (AB), Berlin ile dayanışma içinde olduğunu açıklarken, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı, Ukrayna'yı askerî ve ekonomik olarak destekleyen öncü ülkelerden biri olan Danimarka'daki şirketlere yönelik Rusya'nın sabotaj eylemleri düzenlemek amacıyla hazırladığı somut planlar konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre teşkilatın karşı casusluk birimi başkanı Emil Grisholm geçtiğimiz perşembe günü Danimarka gazetesi Berlingske’ye yaptığı açıklamada, teşkilatın şimdiye kadar gerçekleşmiş herhangi bir saldırıdan haberdar olmadığını, ancak savunma sanayiyle bağlantılı ve Ukrayna'ya destek veren şirketlere karşı kundaklama eylemleri de dahil olmak üzere somut sabotaj hazırlıkları tespit ettiklerini belirtti. Güvenlik yetkilisi, Rusya'nın, arkalarındaki gücün kimliğinden çoğunlukla habersiz olan yerel sakinleri fabrikaların fotoğraflarını çekmek de dahil olmak üzere çeşitli görevleri yerine getirmeleri için yönlendirmeye çalıştığına dikkati çekti.

Son gelişmeler, Rusya istihbaratının Avrupa'daki hedeflere karşı yürüttüğü ‘hibrit savaş’ hakkındaki son yıllardaki bir dizi Batılı suçlama ve istihbarat raporu kapsamında yer alıyor. Bu gelişmeler, Rusya'nın, Soğuk Savaş sırasında Batı ile mücadele stratejisinin bir parçası olarak Sovyet istihbarat teşkilatı (KGB) tarafından gerçekleştirilen operasyonlar olan ‘aktif tedbirleri’ geliştirmek için geleneksel olmayan araçlar kullanmasından duyulan endişeleri artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçtiğimiz yılın mart ayında Rusya’nın faaliyetlerine ilişkin hazırladığı bir rapora göre Rusya, Rus askeri istihbaratının öncülüğünde Avrupa'daki Avrupa ve ABD çıkarlarına karşı gerilimi tırmandırıcı ve şiddetli bir sabotaj kampanyası yürütüyor. Rapor, Rus saldırılarının sayısının 2023 ile 2024 yılları arasında yaklaşık üç katına çıktığına dikkati çekti.

Raporda, sabotaj eylemlerinin yüzde 27'sinin ulaştırma sektörünü (trenler, araçlar ve uçaklar gibi), diğer yüzde 27'sinin hükümet hedeflerini (askeri üsler ve yetkililer gibi), yüzde 21'inin kritik altyapıyı (boru hatları, deniz altı fiber optik kablolar ve elektrik şebekesi gibi) ve yüzde 21'inin sanayiyi (savunma şirketleri gibi) hedef aldığı belirtildi. Bu hedeflerin birçoğunun, Ukrayna'ya silah ve diğer malzemeleri üreten veya sevk eden şirketler gibi Batı'nın Ukrayna'ya yaptığı yardımlarla bağlantıları bulunuyordu.

Ukrayna'daki savaşın ardından Rusya'nın odak noktası, Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupa hükümetlerinin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydı.

Ukrayna savaşının ardından Avrupa'da Rusya'ya atfedilen istihbarat ve sabotaj faaliyetlerine ilişkin raporların artmasına rağmen, Rus istihbaratı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yüzyılın başında iktidara gelmesinden bu yana Batı ile mücadelede kanıtlanmış mekanizmalar olmaları ve Rusya'nın küresel bir süper güç olarak rolünü yeniden kazanmasına yönelik dış politikasını desteklemeleri temelinde ‘aktif tedbirler’ yaklaşımını yeniden benimsemeye ve geliştirmeye yöneldi.

Rus istihbarat teşkilatları bilgi alanındaki faaliyetlerini artırırken raporlara göre uzmanlaşmış ekipler aracılığıyla yanıltıcı bilgileri yaydı ve Rusya'ya yakın siyasetçilerin ağırlığını artırmak ve kendilerine düşman olanların şansını zayıflatmak için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etti. Ayrıca Batı'daki seçimlere ve iktidar kurumlarına olan güveni sarstı.

Batılı istihbarat teşkilatları, 2015 yılından bu yana Rus istihbarat teşkilatlarını Norveç, Finlandiya ve Baltık ülkeleri sınırlarında ‘göç krizleri tetiklemekle, bölünmeler yaratmakla ve ulus devletlerin geri dönüşünü ve AB’nin mevcut yapısıyla sona erdirilmesini savunan sağ popülist akımların yükselişine katkıda bulunacak toplumsal krizler oluşturmak amacıyla göçmenler ile mülteciler tarafından işlenen suçlar ve tecavüz vakaları hakkında sahte haberler yaymakla’ suçladı. Ayrıca çevrim içi oyunlar ve Telegram gibi sosyal medya platformları kullanılarak siber uzayda casusluk ve ajan kazanma operasyonları da artırıldı.

Yeni terminoloji ve hedefler

Putin dönemindeki resmi Rus stratejik belgelerinde ‘aktif tedbirler’ terimi kullanılmıyor. Rusya’nın 2000 yılına tarihli askeri doktrininde ‘destek tedbirleri’ ve ‘özel etki araçları’ gibi terimler görülmeye başlanmış ve daha sonra ise ‘askeri olmayan araçlar’, ‘dolaylı eylem’, ‘bilgi çalışması’, ‘bilgi-psikolojik çalışma’ ve ‘bilgi-teknolojik çalışma’ gibi terimler öne plana çıkmıştır. 2014 yılının sonlarında yayımlanan askeri doktrin versiyonunda ise ‘bilgi teknolojisi’ terimine yer verilmiştir. Terminolojinin ötesinde, Rusya'nın yurt dışındaki eylemlerinin doğası, Kremlin'in strateji ve politikalarına hizmet etmek amacıyla ekonomik, istihbarat, sosyal, diplomatik ve elektronik araçları harmanlayan gelişmiş Rus ‘aktif tedbirleriyle’ birlikte Sovyet istihbarat teşkilatlarının geçmiş yaklaşımının sürdürüldüğünü teyit ediyor.

cdfgrth
1981 yılının kasım ayında Moskova'da çekilen bu fotoğrafta, KGB’nin kurucusu Felix Dzerjinski'nin anıtı ve arka planda KGB binası görülüyor (AFP)

İletişim ve teknoloji devriminin Rus istihbarat araçlarında köklü değişikliklere yol açtığına şüphe yok. Hedefler ve amaçlar da Soğuk Savaş dönemine kıyasla değişip genişleyerek 2022 yılındaki Ukrayna savaşından bu yana ‘hibrit savaş’ biçimine dönüştü.

Ukrayna savaşından önce Avrupa'daki ‘aktif tedbirler’, Avrupalı siyasi ve ekonomik elitleri etkilemek suretiyle Rusya'nın siyasi ve ekonomik nüfuz alanını korumayı ve bunu Orta ve Doğu Avrupa'da genişletmeyi amaçlıyordu. Rusya, Belarus üzerindeki kontrolünü sürdürmek ve her iki ülkenin Rusya'nın Slav halklarının birliğine dair tarihi anlatısında ifade ettiği anlam ile Batı'ya karşı bir tampon bölge rolü gereği, 2004'teki Turuncu Devrim'den sonra Ukrayna üzerindeki kontrolü her türlü yolla yeniden sağlamaya çalıştı. Eski Sovyet Baltık ülkelerinin; Rusya'nın kuzeybatısında, en büyük insan ve askeri yığınaklara, Moskova ve St. Petersburg'a yakın stratejik konumlarıyla NATO'ya katılmasıyla birlikte Rusya, bu ülkelerin istikrarını bozmaya ve eş zamanlı olarak NATO'nun doğu kanadını zayıflatmaya yöneldi. Rusya'nın Avrupalı aşırı sağ parti liderlerini ağırlaması ve bazı partilere mali destek sağlandığı yönündeki raporlar, Rusya'nın AB’yi zayıflatmak veya parçalamak amacıyla ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmeye odaklandığını ortaya koydu. Çünkü güvenlik ve ekonomi konularında küçük devletlerle müzakere etmek, birleşmiş bir blokla müzakere etmekten çok daha iyidir. Rus medya organları bir yandan Avrupalı liderlerin yetkinlik ve dürüstlüğünü hedef alıp küçümserken, diğer yandan çeşitli Avrupa ülkelerinde ve bizzat AB kurumlarında Rusya yanlısı bir ‘lobi’ inşa etme gayreti güttü. Öte yandan Rusya, bir taraftan Atlantik'in iki yakasında Avrupa ile ABD arasında bir gedik açmaya çalışırken diğer taraftan NATO üyesi ülkelerin sınırları yakınlarındaki askeri tatbikatlar, bölgedeki NATO güçlerine karşı Rus askeri üstünlüğünün sergilenmesi, ittifak üye devletlerindeki genel moralin düşürülmesi ve savunma kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan projelerin küçümsenmesi dahil olmak üzere askeri-psikolojik faktörü ve güç gösterisini devreye soktu.

cdfvg
Norveç Başbakanı Jonas Gar Stuer, Almanya Başbakanı Friedrich Mierz ve Kanada Başbakanı Mark Carney, 13 Mart’ta Norveç’in Kuzey Kutbu bölgesindeki Bardufoss yakınlarında düzenlenen NATO’nun Cold Response Tatbikatı kapsamında gerçekleştirilen bir askeri manevra sırasında konuşuyorlar (Reuters)

Rus saldırılarına ilişkin Batılı raporlar ve suçlamalar zinciri gözden geçirildiğinde, Ukrayna'daki savaştan sonra Rusya'nın odak noktasının Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupalı hükümetlerin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydığı açıkça görülüyor.

Çeşitli araçlar

Rusya, önceki amaçlarına ulaşmak için bir kısmı resmi kılıflar altında, bir kısmı ise Rus istihbaratı tarafından yürütülen farklı araçlardan oluşan bir cephanelik kullandı. En önemli projelerden biri; Rusya'nın tutumuna güvenilirlik kazandıran elektronik portallar kurmak, etkili medya kuruluşlarıyla iletişim kurmak ve bilgi kargaşası yaratmak amacıyla yanıltıcı bilgileri dolaşıma sokmak suretiyle bilgi alanında etki kuruyor. Ayrıca Rusya, hedef ülkelerdeki durumu ve karşı casusluk alanındaki kapasitelerini tespit etmeyi, bu kapasiteleri sekteye uğratmaya çalışmayı ve savunma hazırlığından sorumlu kurum ile yapılara sızmayı amaçlayan istihbarat faaliyetleri yürütmeye koyuldu.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya’nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.

Rusya, NATO'yu eleştiren taraflarla iletişim kurarak ve aşırı sağ ile aşırı soldaki radikal partileri destekleyerek, bilerek ya da bilmeyerek Rusya'nın siyasi hedeflerinin hayata geçirilmesini destekleyen sosyal, siyasi ve entelektüel bir zemin hazırlamaya çalıştı. Ayrıca eski siyasetçileri Rus şirketlerinde istihdam etmeye ve NATO, AB ve benzeri konularda Rusya ile aynı görüşü paylaşan partileri destekleyen bazı şirketlere ticari sözleşmeler vermeye yöneldi.

İstihbarat ve araştırma raporlarına göre Rus servisleri, yerel halk arasında panik yaratmak ve kritik altyapıyı devre dışı bırakmak amacıyla siber saldırılar ve sabotaj eylemleri gibi özel yerel operasyonlar gerçekleştirdi.

Rus istihbaratının kullandığı araçlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Moskova ile olan ilişkilerin niteliğine, siyasi, sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak istenen etki; Rus ve yabancı siyasi partiler, Rusya yanlısı çevreler, Rus Evi gibi sivil toplum kuruluşları, kültürel merkezler, kilise veya Kremlin'e bağlı sermaye grupları aracılığıyla sağlanıyor.

Düşük maliyetli stratejik caydırıcılık

Rusya Savunma Bakanlığı Askerî Ansiklopedik Sözlüğü ‘stratejik caydırıcılığı’, mevcut tüm devlet araçlarını kullanarak her türlü tehdidi bertaraf etmek amacıyla askeri ve askeri olmayan önlemlerden oluşan, askeri-siyasi durumu istikrara kavuşturmayı hedefleyen koordine bir sistem olarak tanımlamaktadır. Kullanılabilir araçların sayımındaki belirsizliğe rağmen bu tanım, ‘hibrit savaş’ ve sınır ötesi savaş terimleriyle örtüşüyor. İster fiziki ister elektronik olsun sabotaj, Rus hibrit cephaneliğindeki en önemli caydırıcılık araçlarından biri olarak görülebilir. Sabotaja başvurmak etkili ve düşük maliyetli bir seçenek olup düşmanı sürekli bir kargaşa halinde tutar; zira bu, geleneksel bir savaş olarak kabul edilmez, aynı zamanda hedef ülkenin kapasitelerini tüketir ve uygun araçlar seçilerek kusursuz bir şekilde icra edilmesi durumunda ispatlanamaz.

gbhyju
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ve Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin'de, Leipzig havalimanındaki İHA olayının ardından basın toplantısı düzenlerken, 1 Eylül 2026 (Reuters)

Soğuk Savaş dönemine ilişkin çeşitli sızıntılara göre -ki bunların en dikkat çekicisi, 1990'larda Batı'ya iltica eden Sovyetler Birliği Dış İstihbarat Servisi arşiv memuru Vasili Mitrohin'in sızdırdığı belgelerdir-KGB, ‘tüm aktif tedbirlerin temel değerinin, aktarılan bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin ve gerçek kaynağı belirlemenin zor olmasında yattığı’ ilkesinden yola çıkarak hareket etti. Aktif tedbirler, asgari harcama ve çaba ile azami nihai sonuçlar elde edildiğinde etkinliklerini ve faydalarını kanıtlıyor.

Son yıllarda Rusya'ya yöneltilen suçlamaların incelenmesi, Rusya'ya atfedilen gözdağı ve sabotaj olaylarının Sovyetler Birliği dönemindekilerden kökten bir farklılığı olmadığını gösteriyor. Zira bu eylemler NATO üyelerini ortak bir yanıta mecbur bırakan 5. madde eşiğinin altında kalırken Moskova'nın sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınan, makul düzeyde inkâr edilebilirlik sağlayan yöntem ve araçlara dayanıyor. İstihbarat ağları, Rusya devletiyle doğrudan bağlar kurmaksızın bu operasyonları gerçekleştirebilecek ajanlar yetiştirdi.

Son olaylar, vekil aktörlerin, özellikle de Rus istihbaratının sabotaj eylemleri düzenlemek üzere görevlendirdiği yabancı uyrukluların ve suç şebekelerinin artan rolünü teyit ediyor. Avrupa genelinde gerçekleştirilen tutuklamalar, Belarus ve diğer ülkelerden aracılar vasıtasıyla saldırıları icra etmek üzere Balkan kökenli ajanların ve yerel muhbirlerin kullanıldığını ortaya koyuyor. Yerel ve diğer ülkelerden ajanlara başvurulmasının, Avrupalı hükümetlerin diplomatik kisve altında casusluk yaptıklarını belirttiği Rus büyükelçilik personelinin son yıllarda toplu olarak sınır dışı edilmesinin bir sonucu olarak gerçekleştiği aşikar.

Batılı taraflarca hazırlanan raporlara dayanarak, son yıllardaki Rus istihbarat operasyonları; ekonomik istikrarın temel altyapısının hedef alınması, silah fabrikalarına veya lojistik merkezlerine yönelik saldırılar yoluyla silah üretimini, nakliyatı ve askeri hazırlığı aksatan askeri sabotajlar ve sürekli bir sabotaj tehdidi yaratarak sosyal ve siyasi bölünmeleri büyütmek ve yerel halk arasında korku yaymak suretiyle siyasi istikrarsızlık yaratılması olmak üzere üç temel gruba ayrılıyor.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya'nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği düşünülüyor. Rapor, Rusya’nın saldırılarının, hedef ülkeye verilen desteği caydırmak, 4. ve 5. maddeler kapsamındaki taahhütler de dahil olmak üzere NATO'nun birliğini ve direncini test etmek, ulusal seçimlere çeşitli biçimlerde müdahale etmek, kritik altyapıyı ifşa etmek ve zarar vermek, panik yaratmak ve Batılı hükümetler ile ittifaklara olan güveni sarsmak amacıyla bilişsel bir savaş yürütmek gibi çeşitli amaçlara ulaşmak için Ukrayna'yı en çok destekleyen ülkeleri hedef aldığına dikkati çekti.

Kullanılan taktikler arasında askeri lojistiğin aksatılması, kundaklama, siber saldırılar, kritik enerji altyapısına zarar verilmesi ve vekil grupların desteklenmesi yer aldı. Güncel operasyonlar, Sovyet dönemi uygulamalarına benzer şekilde enerji şebekelerini, ulaştırma ağlarını ve kamusal altyapıyı hedef almayı sürdürüyor.

Avrupa, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana askeri üslerin, havalimanlarının ve kritik enerji tesislerinin yakınlarında beliren insansız hava aracı (İHA) sürüleriyle başlayıp topraklarında gerçekleşen ve Rusya'nın parmağı olduğu şüphe uyandıran hava sızma operasyonlarının sayısında keskin bir artışa tanık oldu.

Siber saldırılar, dezenformasyon, sabotaj, gizli operasyonlar ve diğer aktif eylemler, Moskova'ya, Batı'nın istikrarına ve dayanışmasına meydan okumak için yüksek etkiye sahip, düşük maliyetli ve inkâr edilebilir bir yöntem sunuyor. Bu taktikler, Rusya'nın NATO ile doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken zayıf noktaları istismar etmesine olanak tanıyor. Bu operasyonlar, maliyetli geleneksel savaş eşiğinin altında sınıflandırıldığı için önemli ve cazip bir seçenek teşkil ediyor. Devletler genellikle geleneksel savaş eşiğinin altında kalan bu tür eylemlere, faile savaş ilan ederek karşılık vermezler. NATO anlaşmasının kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesi, ittifak üyelerinden birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı kabul edileceğini öngörmesine rağmen, NATO hükümetleri genellikle aktif tedbirleri kolektif meşru müdafaa gerektiren silahlı bir saldırı olarak değerlendirmiyor. Rusya'nın Avrupa'daki eylemlerini ayırt edici kılan husus, nispeten ucuz olmaları ve geleneksel savaşın aksine genel olarak büyük miktarlarda para gerektirmemesi. Siber saldırılar ve elektronik harp gibi bu eylemlerin bazıları hedef ülkenin topraklarından, üçüncü bir ülkeden veya sanal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu da kaynağının tespit edilmesini zorlaştırır.


Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
TT

Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)

ABD'li özel temsilci Steve Witkoff dün), Rusya ve Ukrayna'ya 2022'de başlayan Rusya işgalinden bu yana devam eden çatışmaya çözüm bulunabilmesi için “taviz vermeleri” çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Witkoff, ABD'li temsilci Jared Kushner'ın Kiev'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği ilk görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Her iki tarafın da taviz vermesi ve aralarındaki anlaşmazlıkları azaltması gerekiyor. Bunun sağlanması için gerekli koşullara sahip olduğumuza inanıyoruz” dedi. Witkoff, “Bu son derece zor bir süreç ancak kararlılığımız ve ilgimiz var. Bütün bunların diplomatik bir çözüme ulaşmasını umuyoruz” diye konuştu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlığın merkezinde yer alan toprak meselesinin yalnızca devlet başkanları arasındaki görüşmeler yoluyla çözülebileceğini söyledi.

Zelenskiy, ABD Başkanı'nın temsilcileriyle Kiev'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Bu tür karmaşık meselelerin (toprakla ilgili) yalnızca liderler düzeyinde çözülebileceği yönündeki tutumumu koruyorum” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy uzun süredir Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme çağrısında bulunuyor. Ancak Kremlin bu görüşmeye karşı çıkıyor.