J.D. Vance'in entelektüel yolculuğu: Sessiz bir devrime neden olur mu?

Başkan Yardımcısı fikirlerini ciddi biçimde yeniden değerlendiriyor gibi görünüyor
Başkan Yardımcısı fikirlerini ciddi biçimde yeniden değerlendiriyor gibi görünüyor
TT

J.D. Vance'in entelektüel yolculuğu: Sessiz bir devrime neden olur mu?

Başkan Yardımcısı fikirlerini ciddi biçimde yeniden değerlendiriyor gibi görünüyor
Başkan Yardımcısı fikirlerini ciddi biçimde yeniden değerlendiriyor gibi görünüyor

Bryn Haworth

J.D. Vance'in kamuoyunda yer edinmesi kolay olmadı. Donald Trump'ın Joe Biden'ın başkanlığının son günlerinde onu başkan yardımcısı adayı olarak seçmesi, destekçilerinin çoğunu şaşırttı. Zira Vance'in şöhreti büyük ölçüde, yoksul bir kırsal ortamdaki çocukluğunu ve Sanayi Kuşağı (Pas Kuşağı) krizlerine ilişkin analizlerini anlatan kitabını okuyan bir kitleyle sınırlıydı; milyarder Peter Thiel ile olan yakın dostluğu ise nispeten gözlerden uzak kaldı.

O zamandan beri, Vance siyasi sahnede kendini kabul ettirmeye çalıştığı her seferinde agresif ve memnuniyetsiz bir tavır sergiledi. Bu durum, Ukrayna Cumhurbaşkanına yönelik meşhur nankörlük suçlamasında ve ifade özgürlüğünü ihlal etmek olarak gördüğü politikaları için Avrupa’yı eleştirmesinde açıkça görüldü. Son olarak Katolikliğe yeni geçtikten sonra eleştirileri Roma’nın iki papasına kadar uzandı.

Vance'in kişiliğinin neşeli tarafını gösterme girişimleri de çok başarılı değildi. Bilhassa Trump'ın karizması sahneye hâkim olduğunda, kitleler karşısında tam anlamıyla rahat görünmüyor, bu nedenle kendi bağımsız varlığını desteklemek için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalıyor.

Bunlara rağmen Vance gölgede duran bir başkan yardımcısından ibaret değil, özellikle başından beri karşı çıktığı İran savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik çabalarda, seleflerinin çoğundan daha etkili bir rol oynadı. Ancak en önemli soru şu: Beyaz Saray'a girdikten sonra fikirleri ne ölçüde değişti?

Bu dönüşümü açığa çıkaran son hadise, uzunluğu ve sayısız sürprizleriyle Christopher Nolan'ın “Odyssey” filmine rakip olan Joe Rogan ile yaptığı uzun röportaj olabilir. Bir konudan diğerine atlayan röportaj, sınırsız spontanelikten, fikirleri ve ayrıntıları derinlemesine inceleyen ciddi, elit tartışmalara kadar değişen bir tona sahipti.

Röportaj, seçim kampanyalarının gürültüsünden ve çekişmelerinden çok uzaktı. Rogan, konuğunun söylediklerinin çoğuna katıldığı için Vance gerçek bir tartışmaya girmek veya pozisyonlarını savunmak zorunda hissetmedi. Bu nedenle, konuşma çok rahat bir atmosferde, her ikisinin de Beyaz Saray bahçesinde izledikleri karma dövüş sanatları müsabakası hakkında sıradan yorumlarla ilerledi. Ancak bu samimiyet bazen sınırlarını aşıyordu. Vance, “Kesinlikle çılgıncaydı, gerçekten inanılmazdı” dediğinde, kullandığı dil, kendisine gerçek bir doğallık katmaktan ziyade, üstlendiği makamın saygınlığını ihlal ediyor gibi göründü. O anda, Yale mezunu imajına pek uymayan gençlik argosunu bilerek kullanıyor gibi görünüyordu. Ardından popülizm hakkındaki yorumu, bu üsluptaki belli bir yapmacıklığı ortaya çıkarıyordu: “Bakın, çok desteklediğim gerçek bir popülizm var, çünkü insanın halka kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bir de sahte popülizm var ki, bu da insanları aptal olduklarını varsayarak ve onlara öyle davranarak kazanmaya çalışmaya dayanıyor.”

Görünüşe göre Vance'in diplomasi dünyasındaki doğrudan deneyimi, savaşın ancak İran'a Körfez yatırımlarının akışı da dahil olmak üzere birçok senaryoya kapı açabilecek anlaşmalarla sona ereceğine onu ikna etmiş

Rogan'ın “Sosyal medya kamusal tartışmaları birçok yönden yozlaştırdı” diye yakınması ve Vance’in de bu görüşe kolayca katılması, bir başka ironiyi ortaya çıkarıyordu. Bu, Silikon Vadisi elitleriyle yakın bağları olan bir adam için oldukça tuhaf bir duruştu ve bir parçası olduğu yönetim bağlamında ele alındığında daha da çelişkili hale geliyor. Zira birlikte çalıştığı başkan, bütün seleflerinin aksine, neredeyse akla gelebilecek her şey hakkında yorum yapmak için kullandığı kendi sosyal medya platformuna sahip ve bu yorumlar, başkanlık makamından beklenen nezaket ve saygınlığı her zaman yansıtmayan bir dille yapılıyor.

Röportajın birçok bölümünde, J.D. Vance Amerikan Başkanının en sevdiği retorik alışkanlıklarından birini benimsemiş gibi görünüyordu. O alışkanlık da düşüncelerinin birbirinden kopuk ve bağlantısız yönlere dağılmasına izin vermek. Ve böylece Epstein dosyaları hakkında uzun uzun konuştu, ancak yeni bir şey sunmadı. Ardından, fırsat bulduğunda, tanımlanamayan uçan cisimlerle ilgili belgeleri inceleyeceğine söz verdi. Oradan, uzaylı varlıkların doğası ve bunların doğaları gereği şeytanlara daha yakın olup olmadıkları üzerine neredeyse teolojik derin düşüncelere geçiş yaptı.

 J.D. Vance, İsviçre'deki Bürgenstock Otel kompleksinde ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında gerçekleşen dörtlü toplantının gelişmelerini takip ediyor, 21 Haziran 2026 (AFP)
J.D. Vance, İsviçre'deki Bürgenstock Otel kompleksinde ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında gerçekleşen dörtlü toplantının gelişmelerini takip ediyor, 21 Haziran 2026 (AFP)

Bu yeni görünüm, Vance'in eski, katı ve gösterişli imajına pek benzemiyor. Bu röportajda görünen adam, daha çok arkadaş canlısı, kendiliğinden konuşan, doğal, temkinli veya yapmacık olmayan bir insan gibi görünüyor. Ancak bu destansı konuşma ortasına ulaştığında, konuşmacının yaklaşık bir saat önce coşkusunu ifade etmek için gençler gibi “çılgın” kelimesini- “fantastik” veya “şaşırtıcı”- anlamında kullanan aynı kişi olduğuna inanmak neredeyse zordu.

Ancak en önemli değişim sadece konuşma tarzıyla sınırlı kalmayıp; ifade ettiği vizyona da uzandı. Muhafazakâr vaiz tonu azaldı, yerini daha esnek ve açık bir söylem aldı. Örneğin, din konusunu tartışırken, her sınıfta On Emir'in asılmasının yararlılığını sorguladı ve bunun yerine Kuran'dan alıntıların asılmasında bir sakınca görmeyeceğini ebelirtti. Ardından, çarpıcı bir paradoksla, din özgürlüğünün liberal düşüncenin bir icadı olmadığını, aksine, ona göre “özgür irade ve insan onuruna dayalı bir Hristiyan anlayışından” kaynaklandığını vurguladı.

Ortadoğu'da görev yapan askerlere orada verdikleri savaşın kutsal bir savaş olduğunun söylendiğini öğrendiğinde Vance’in yüzündeki şok açıkça görülüyordu. Katolik inancı hakkında yeni bir kitap yazmış olmasına rağmen, meslektaşı Pete Hegseth'i karakterize eden korkunç coşkuyu sergilemiyor ve dünyanın dönüşümlerini ahir zamanla ilgili kehanetler merceğinden bakmıyor.

Vance, selefi Mike Pence'in benimsediği sert yaklaşımı da reddediyor. Diplomasi dünyasındaki doğrudan deneyimi, savaşın ancak İran'a Körfez yatırımlarının akışı da dahil olmak üzere birçok senaryoya kapı açabilecek anlaşmalarla sona ereceğine onu ikna etmiş görünüyor.

Vance, “yağmacı baronlar” döneminin “faşizmin yükselişine ve komünizmin yayılmasına” katkıda bulunduğunu ve “genç Amerikalıların bir şeye sahip olmalarına izin verecek yol bulmadığımız sürece, sosyalizmin kaçınılmaz sonuç olacağını” düşünüyor

 Bu duruşlar, soyut teorileştirmeden ziyade pratik deneyimle şekillenmiş bir olgunluğu ortaya koyuyor. Vance, gençlerin demokratik sosyalizme yönelmesinden duyduğu endişeyi dile getirirken, katı ideolojik söylemlere hapsolmuş gibi görünmüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre aksine, röportajın son çeyreğine gelindiğinde, siyasetin gerçeklerinin önceden sahip olduğu coşkuyu dizginlediği açıkça ortaya çıkıyor. Vance ayrıca, Cumhuriyetçi meslektaşlarını, servet dağılımında büyüyen uçurumun ve sıradan insanların sisteme duyduğu güvenin kaybolmasının kaçınılmaz olarak sosyalizmin önünü açacağı konusunda uyarıyor ve ekliyor: “Geçmişe, özellikle Sanayi Devrimi dönemine giderseniz, temel sorunun büyük bir işgücü talebi olmasına rağmen, ülke içinde servet düzeylerindeki eşitsizliğin tamamen dengesiz hale gelmesi olduğunu görürsünüz.”

Vance, Avrupa ve ABD'de yaşanan “yağmacı baronlar” döneminin “faşizmin yükselişine ve komünizmin yayılmasına” katkıda bulunduğunu düşünüyor. Gençler arasındaki kızgınlık ve yabancılaşma duygularına ilişkin olarak şunları söylüyor: “Genç Amerikalılara bir şeye sahip olmalarına izin verecek yol bulmadığımız sürece, sosyalizm kaçınılmaz sonuç olacaktır. Bunu iyi bir şey olarak mı görüyorum? Hayır. Ama gerçekten endişeliyim ve açıkçası bu sorunu diğer partiden çok kendi partimde görüyorum. Sosyalizme karşı tamamen haklı bir nefret var, ancak bizi buraya getiren nedenler hakkında yeterince düşünülmeden. Eğer bunu ele almazsak ve bence Hristiyanlığa daha yakın bir ekonomi anlayışına geri dönmezsek, o zaman sosyalizm alternatif olacaktır.”J.D. Vance, Vatikan'da Papa Leo 14. Leo ile yaptığı özel görüşme sırasında, 19 Mayıs 2025 (AFP)

J.D. Vance, Vatikan'da Papa Leo 14. Leo ile yaptığı özel görüşme sırasında, 19 Mayıs 2025 (AFP)
J.D. Vance, Vatikan'da Papa Leo 14. Leo ile yaptığı özel görüşme sırasında, 19 Mayıs 2025 (AFP)

Vance, bu argümanı desteklemek için Charlie Kirk'ü örnek gösteriyor ve sınıf eşitsizliğinin etkilerini hafifletmede Hristiyan rolüne dair anlayışını bir papalık genelgesine bağlıyor. Vance, yapay zekâ üzerine mevcut Papa Leo'nun yayınladığı genelgeye değil, 19. yüzyılda İskenderiye'nin 12. Papası tarafından yazılan ve “bir Hristiyan lider tarafından yazılmış en güzel metinlerden biri” olarak tanımladığı genelgeye atıfta bulunuyor. Vance, “...temel argümanı, endüstriyel yıkım çağında, altı yaşındaki çocukları fabrikalarda çalıştırmak ile sosyalizm arasında bir orta yol bulunması gerektiğidir. Çözümün bir parçası, işçilere karar almada söz hakkı vermek, sıradan insanlara bu sistem içinde bir miktar güç vermektir” diyor.

Şaşırtıcı bir şekilde, bu argüman onu daha güçlü bir işçi hareketi çağrısı yapmaya ve yapay zekâ sektöründeki artan tekelci eğilimlere karşı uyarmaya yöneltiyor. Amerikan sağından bir politikacı ve Silikon Vadisi temsilcisi için fikirleri dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor ve bunlar sessiz bir devrimle sonuçlanabilir.

*”Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.”