Samir İlyas
Rusya ordusunun cephe hatlarında ilerlemesinin önlenmesinde Ukrayna'nın direniş kapasitesinin gelişmesi ve Rusya içine yönelik insansız hava aracı (İHA) ile füze saldırılarının nicelik ve nitelik açısından artmasıyla birlikte Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşının bir yıpratma savaşına dönüştüğü kanaatinin güçlenmesi üzerine Avrupa'nın önde gelen güçleri, fiilen uygulayabilecekleri azami düzeye ulaşmış ve istenen etkiyi yaratmamış olan yaptırımlar ve karşı yaptırımlar diyaloğunun ardından Rusya ile siyasi diyalogu yeniden başlatmaya yönelik fikirler oluşturmaya girişti.
Öte yandan Rusya, Avrupa’dan diyaloga ilişkin verilen sinyalleri erkenden yakaladı ve tercih ettiği Avrupalı muhatapları belirlemeye çalışırken olası bir çözüme ilişkin önceki tutumlarını yineleyerek Avrupalıların arabuluculuk sürecine dahil olmasının Brüksel'in Moskova ve Kiev'e yaklaşımında köklü bir dönüşümü ve Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatma çabalarından vazgeçilmesini gerektirdiğini vurguladı.
Yakın zamana kadar Berlin, Londra ve Paris Kremlin ile ilişki kurmanın anlamlı olup olmadığı konusunda farklı görüşlere sahipti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçtiğimiz sonbahardan bu yana diyalog kanallarının açılması çağrısında bulunurken Alman Başbakanı Friedrich Merz ve eski İngiliz Başbakanı Keir Starmer daha temkinli bir tutum sergiledi.
Bu yılın başlarından itibaren diyalog girişimini olgunlaştıran çeşitli etkenler bir araya geldi. Bunların en önemlisi, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy'nin bu girişimi desteklemesiydi. Bunun yanı sıra Ukrayna ve Avrupa'nın, ABD'nin Avrupa'nın güvenlik çıkarlarına yeterli önem vermeksizin Rusya ile ilişkisini yeniden tanımlamaya çalışmasına ilişkin kaygıları derinleşti. ABD’nin desteğinin kesilmesinin ardından Avrupa'nın tam sorumluluğu üstlenmesiyle Ukrayna'ya sağlanan askeri yardımın uzun vadeli finansmanı etrafındaki belirsizlik de bu etkenlere eklendi. Tüm bunlar, Avrupalı NATO üyelerinin kendi savunma kapasitelerini hızla geliştirme zorunluluğuyla eş zamanlı yaşandı.
Tam olarak Ukrayna tarafıyla zamanlama ve hedefler açısından koordineli biçimde gerçekleştiği izlenimi uyandıran bir adımla ‘E3’ ülkelerinin liderleri -Macron, Merz ve Starmer- 7 Haziran'da Londra'da Zelenskiy ile bir araya geldi. Görüşmenin amacı Ukrayna'ya desteği koordine etmek ve Rusya ile barış görüşmelerinin gidişatının yanı sıra Avrupa'nın gelecekteki müzakerelerde üstlenmesi gereken rolü tartışmaktı. Liderler hem Avrupa'nın hem de ABD'nin bu sürece etkin biçimde katılmasının zorunluluğunu vurguladı. Olası bir uzlaşı için, derhal ateşkes, mevcut çatışma hattının müzakere için esas alınması, Ukrayna için bağlayıcı güvenlik garantileri (Ukrayna'ya uluslararası barış gücü konuşlandırılması dahil) savaşın bitimine ve Ukrayna'ya tazminat ödenmesine kadar Rusya’nın fonlarının dondurulmasına devam edilmesi ve Avrupa'nın güvenlik çıkarlarının korunması şeklinde beş temel koşul belirledi.
Ekonomisini savaş rayına oturtarak ve Küresel Güney’den müttefik desteği alarak yaptırımlara uyum sağlayan Moskova, ültimatom diline boyun eğmeyi reddederek Avrupa'nın önce çığlık atacağı bir ‘parmak ısırma’ oyununa güveniyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Londra toplantısı, Zelenskiy'nin 4 Haziran'da Vladimir Putin'e gönderdiği açık mektubun ardından gerçekleşti. Zelenskiy bu mektupta İsviçre, Türkiye ya da Arap ülkelerinden birinde, ‘duruma etki edebilecek ülkelerden’ Avrupalı katılımcılar ve ABD ile birlikte bir zirve düzenlenmesini önerdi. Zirvenin amacının savaşa son verilmesine ilişkin tartışmaları başlatmak olduğunu, bunun öncesinde mevcut çatışma hattı boyunca ateşkes sağlanması gerektiğini de vurguladı. Zelenskiy, bu görüşmelerin Rusya'nın karşılaştığı ekonomik güçlükler ve Ukrayna'nın Rus topraklarındaki hedeflere yönelik hava saldırılarının giderek artan etkinliği göz önüne alındığında zorunlu olduğunu belirtti.
Avrupa'nın motivasyonları
Avrupa'nın önde gelen güçlerinin Rusya ile müzakereleri başlatma çağrısı çeşitli gerekçelere dayanıyor. Bunların başında Avrupa güvenlik politikasının şekillenmesinde belirleyici bir rol üstlenme ve Moskova ile Washington arasında Ukrayna ve AB aleyhine varılabilecek olası bir anlaşmanın önüne geçme isteği geliyor. Buna Baltık denizi ya da Moldova'da Rusya ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenmeyi engelleme ve ABD'ye daha az bağımlı bir Avrupa güvenlik ve savunma mimarisini inşa etmek için zaman kazanma çabası da eklenebilir. Yaptırım politikasını ülkelerin farklı tutumları ve yeni paketlerin Avrupa ekonomisi üzerindeki etkileri nedeniyle sürdürmenin giderek güçleşmesi de bu motivasyonlar arasında sayılabilir. Bu bağlamda bu ay kabul edilen 21. yaptırım paketine ilişkin müzakerelerin aylarca sürdüğüne ve çeşitli ülkelerin itirazlarını önlemek amacıyla defalarca değişiklik yapıldığına dikkati çekmek yeterli olacaktır.

Avrupalıların kendi girişimlerini öne sürmekte cesaret bulmasının büyük olasılıkla Zelenskiy'nin mektubuyla eş zamanlı gerçekleşmesi tesadüf değil. Bu cesareti besleyen etkenler arasında Rusya'nın cephe hatlarında ilerleme güçlükleri yaşadığına dair raporlar, Ukrayna'nın Rusya derinliklerindeki askeri ve ekonomik hedeflere ulaşma kapasitesinin artması ve önümüzdeki eylül ayındaki önemli parlamento ve bölgesel seçimler öncesinde Devlet Başkanı Putin ile iktidar partisinin popülaritesinin gerilediğine işaret eden kamuoyu yoklamaları sayılabilir. Buna Rusya'daki büyüme gerileme verileri, yükselen enflasyon ve işgücü kıtlığı da eklenebilir.
Ültimatom diline ret
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa'nın diyalog girişimlerine verdiği en son yanıtta Batılı ülkelerin Rusya'ya ‘stratejik yenilgi’ yaşatmaya ve onu parçalamaya çalıştığını söyledi.
Rusya haber ajansı TASS'a verdiği röportajda Batı'nın müzakereler başlamadan önce Ukrayna'da ateşkes sağlanması yönündeki talebini ‘son ültimatom’ olarak nitelendirdi.
Moskova'nın önceki koşullarında ısrar ettiğinin göstergesi olarak Lavrov, temas hatları boyunca mevcut durumun korunmasının ‘Ukrayna'daki Nazi rejiminin varlığını sürdürmesine yol açacağını’ ileri sürdü. Lavrov, Ukrayna'nın savaş seyrinde köklü değişimler yaşandığı değerlendirmesini reddederek “Zelenskiy, Donbas ve diğer cephe bölgelerinde sürekli geri çekilirken çaresizlik içinde terör eylemleri gerçekleştirmeye başladı. Onlar (Batılılar) Zelenski'nin uzun menzilli füzelerinin hedeflere ulaştığını görüp yaşananları dönüm noktası olarak sunmaya başladılar” dedi. Lavrov, “ABD ve Avrupa, Rusya ile eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde ilişkiler kurmaya hazır değil" diye ekledi.
Ekonomisini savaş rayına oturtarak ve Küresel Güney’den müttefik desteği alarak yaptırımlara uyum sağlayan Moskova'nın ültimatom diline boyun eğmeyi reddettiği ve Avrupa'nın önce çığlık atacağı bir ‘parmak ısırma’ oyununa güvendiği görülüyordu.
Farklı kademelerdeki Rus yetkililerin açıklamaları Moskova'nın siyasi bir uzlaşı için müzakereye açık olduğunu ortaya koydu, ancak bu tavır temel hedeflerden taviz verilmeksizin benimseniyor. Bu hedeflerin başında Ukrayna'nın Kırım ve Luhansk'tan vazgeçtiğini kabul etmesi, Donetsk vilayetinin geri kalanından çekilmesi, Ukrayna'nın NATO'ya katılmaması ve topraklarına herhangi bir yabancı kuvvetin konuşlandırılmaması geliyor. Bazı açıklamalarda Rus yetkililer taleplerini daha da sertleştirdi. Birkaç hafta geçmiyor ki bir Rus yetkili Ukrayna'nın yapay bir yapı olduğunu ve çöküşe mahkûm olduğunu dile getirmesin. Rusya Deniz Kuvvetleri Günü kutlama töreninde Putin, Bolşevik liderlerin Rus toprakları pahasına Ukrayna'yı kurduğunu ve ardından ona Polonya, Macaristan ve başka ülkelerden topraklar kattığını yineledi. Rusya'nın Ukrayna'nın varlığının tek güvencesi olduğunu vurgularken Putin, Ukrayna'nın gelecekte parçalanmasını da dışlamadı.
Rusya'nın hedeflerini gerçekleştirene kadar savaşı sürdürmeye hazır olduğunun göstergesi olarak ordu büyüklüğünü artırmaya ve ek teçhizat sağlamaya devam ediyor. Putin, 27 Haziran'da Rus ordusunun büyüklüğünü aralarında 1 milyon 535 bin savaşan bulunmak üzere 2 milyon 426 bine çıkaran bir kararname imzaladı. Bu kararname, Ukrayna'ya yönelik savaşın başından bu yana yaklaşık yarım milyonluk artışla gerçekleştirilen kademeli askeri kadro genişletme sürecinin bir parçasını oluşturuyor.
Baskılara rağmen, Putin'in Ukrayna'daki mevcut savaşın Rusya'nın geleceğini ve yeni dünya düzeninde büyük güç olarak rolünü belirlediğini gördüğü için herhangi bir esaslı taviz vermesi pek mümkün görünmüyor.
Amaçlananın aksine Avrupalı liderlerin ve Ukrayna'nın Rusya ile diyalog kurma girişimlerinden Rusya'nın yararlanması ihtimal dışı değildir. Bu girişimler Putin rejiminin Rus seçkinler nezdindeki itibarını pekiştirebilir. Aynı zamanda Moskova'nın olası bir uzlaşının koşulları konusundaki tutumunu sertleştirmesi de kuvvetle muhtemel. Söz konusu temaslar ayrıca Kremlin'in hem Avrupa'nın hem de Ukrayna'nın halen ABD'ye bağımlı olduğu yargısını güçlendirebilir. Öte yandan bu temaslar olası müzakereleri güçleştirebileceği gibi Kiev'e sağlanan Batılı askeri yardımın kapsamının genişletilmesini ya da Rusya'ya yönelik yaptırım baskısının artırılmasını da zorlaştırabilir. Diplomatik ilişkilerin yeniden canlanması ise Moskova'ya Batılı müttefikler arasındaki ve Ukrayna ile ortakları arasındaki bölünmeleri istismar etmek için ek fırsatlar sunabilir.
Rusya Avrupa'nın kararsızlığını ve kaygılarını çok iyi biliyor ve bu çekingen tutumu azami ölçüde sömürüyor. Rusya, zayıf siyasi iradeyi, değişen kamuoyu eğilimlerini ve sağ partilerin iktidara yükselişini izlerken Avrupalı devletlerin ve Ukrayna'nın önerilerini ciddiye alması pek olası görünmüyor.
Beklentiler
Avrupalılar, savaşı güç pozisyonundan yürütülecek olası müzakereler için zemin hazırlamak amacıyla son G7 Zirvesi’ni Évian'da, NATO Zirvesi’ni Türkiye'de ve İstekli Ülkeler Koalisyonu toplantısını Ukrayna'ya yönelik askeri, ekonomik ve siyasi desteği artırmak için fırsata çevirdi.
Ukrayna’daki savaşın son aylarda her biri yıpratma temeline dayanan birbiriyle rekabet eden iki zafer teorisi arasındaki bir yarışa dönüştüğü açıkça görülüyor. Ukrayna İHA üretimini azami düzeye çıkarmaya, yapay zekânın yenilikçi kullanımına ve siber savaş ile elektronik harpla bütünleşik düşük maliyetli yüksek etkili uzun menzilli saldırılara odaklanıyor. Bu stratejinin amacı cephelerde Rusya'ya en ağır insan kayıplarını yaşatmak, Rus petrol ve gaz sektörlerini dolayısıyla Rus ekonomisini tehdit altında tutmak ve daha fazla Rusun savaşa karşı cephe almasını sağlıyor. Buna karşın Rusya, Kiev gibi kilit siyasi ve ekonomik merkezler de dahil kritik altyapıyı hedef alarak yürüttüğü cezalandırma kampanyasını yoğunlaştırarak Kremlin'in çıkarlarına hizmet edecek müzakere koşullarını dayatmayı deniyor. Savaş alanı hâlâ belirleyici bir etken olmayı sürdürürken birbiriyle yarışan bu ağır darbe kampanyaları, tüm tarafların savaşı olabildiğince hızlı sona erdirme ihtiyacına karşın önümüzdeki aylarda bir uzlaşıyı zorlamaya en yatkın faktör olarak öne çıkıyor.
Baskılara rağmen Putin’in herhangi bir temel taviz vermesi olası görünmüyor. Zira o, Ukrayna’daki mevcut mücadelenin Rusya’nın geleceğini ve Putin’in 2012’ yılında üçüncü dönemine başlamasından bu yana Kremlin’in ortaya koyduğu yeni dünya düzeninde bir süper güç olarak rolünü belirleyeceğini düşünüyor. Moskova, ‘Donroe Doktrini’ni (Eski ABD Başkanı James Monroe ilkesinin mevcut Başkan Trump tarafından güncellenmiş hali) desteklemek karşılığında, Avrupa’nın da kendi payına düşen kısmı içinde yer alacağı, nüfuz paylaşımına dayalı ikili bir anlaşmayı hâlâ tercih ediyor.
Rusya’nın Avrupa’nın tarafsız arabulucu rolünü sorgulamasının yanı sıra, Rus yetkililerin Almanya ve Fransa’nın 2015 yılında Rusya ile Ukrayna arasında Minsk Anlaşmaları’nın imzalanmasında rol oynadıklarına işaret etmelerine rağmen, zaman kazanmak, Kiev’in gücünü artırmak ve Rusya’yı zayıflatmak amacıyla hareket ettiklerine dair iddialar bir yana, Avrupa’nın değerlendirmelerine göre Putin, yanlış bir savaşın hedeflerine ulaşmadan önce ateşkese razı olabilir.
Avrupa’nın Kremlin ile müzakereler başlatma girişimlerinin, Ukrayna’nın elinde güçlü kozlar olduğu ve güç dengesini değiştirebileceği yönündeki değerlendirmelerden kaynaklandığı aşikar.
Savaş, Rusya’da siyaset ve ekonominin odak noktası haline geldi. Putin’in aniden bir ateşkes ilan etmesi ya da net bir zaman sınırı belirleyerek müzakerelere girmesi mümkün değil. Savaşın hedeflerinin tam olarak gerçekleştirilemeden sona ermesi durumunda Putin rejiminin bir beka tehdidiyle karşı karşıya kalacağı kesin. Bu durumda rejim, Ukrayna’nın bir devlet olarak varlığını reddeden aşırı milliyetçiler, savaşa karşı çıkan liberaller ve hatta Ukrayna’nın derinliklere yönelik etkili saldırılarını başarıyla gerçekleştirmesinin bir sonucu olarak yorgunluk, bitkinlik ve hayal kırıklığı belirtileri göstermeye başlayan vatandaşlar için kolay bir hedef haline gelecektir.
Avrupa’nın Kremlin ile müzakereler başlatma girişimlerinin, Ukrayna’nın elinde güç kartları olduğu ve güç dengesini değiştirebileceği yönündeki değerlendirmelerden kaynaklandığı açık. Bu değerlendirmeler, Ukrayna saldırılarının Rusya’nın zaferini engelleyeceği varsayımına dayanıyor. Bu da ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yaklaşımından farklı, kabul edilebilir şartlarda siyasi bir uzlaşma için müzakerelerin önünü açıyor.

Avrupa’nın Rusya ile diyalog ve müzakere girişiminin sonuçlarını öngörmeye kalkışmadan, Avrupa’nın diyalog ve müzakerelerin hedeflerini ve ufkunu belirlemek için yanıtlaması gereken acil soruların başında ‘Olası müzakerelerde Avrupa’nın rolü nedir? Ukrayna üzerinde baskı uygulanabilir mi? Ukrayna ile savunma iş birliğine kısıtlamalar getirilmesini kabul eder mi? Avrupa Birliği içinde Moskova ile gelecekteki ilişkilerin niteliği konusunda var olan anlaşmazlıkları sona erdirebilir mi? Rusya ile müzakereler yoluyla Ukrayna’nın bağımsızlığı nasıl korunabilir, Avrupa’da barış ve güvenlik nasıl sağlanabilir ve yıllar sonra savaşın tekrarlanmaması nasıl garanti edilebilir?’ soruları geliyor.