ABD'nin çekilmesinden beş yıl sonra: Afganistan Suriye deneyiminden ilham mı alıyor?

NATO şemsiyesi altında ABD’nin liderlik ettiği Afganistan işgalinin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçti

Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
TT

ABD'nin çekilmesinden beş yıl sonra: Afganistan Suriye deneyiminden ilham mı alıyor?

Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026

NATO şemsiyesi altında ABD’nin liderlik ettiği Afganistan işgalinin, 15 Ağustos 2021'de sona ermesinin üzerinden beş yıl geçti. O gün, Taliban hareketi ile ilk dönemindeki Başkan Donald Trump yönetimi arasında imzalanan Doha Anlaşması, Taliban'ın ülkeyi kontrol altına almasının önünün açtıktan sonra, hareket Kabil'i fiilen kuşatmıştı.

İslam Emirliği, Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin yerini hızla alırken, eski Afganistan cumhurbaşkanı da kayda değer bir direniş göstermeden Abu Dabi'ye gitti. Dünya genelindeki İslamcı örgütler arasında Taliban'ın iktidarı ele geçirmesi büyük bir sevinçle karşılandı, ancak bu sevinç en çok o dönemde Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın kalesi olan İdlib'de belirgindi. Bölge genelinde tatlılar dağıtıldı ve Suriyeli savaşçılar, Taliban'ın bu deneyimini büyük bir ilgiyle takip ettiler. Bu deneyimi, savaşmaktan tüm bir ülkeyi kontrol etmeye başarılı bir şekilde geçiş yapmış bir İslamcı örgütün modeli olarak gördüler. Kabil'in düşüşünün onlara verdiği mesaj ise açıktı: Eğer Taliban Amerikalıları yenmek için 20 yıl bekleyebiliyorsa, onlar da Esed'e karşı savaşlarında sabırlı olabilirlerdi.

Ancak bugün, beş yıllık uluslararası izolasyondan sonra, durum tersine döndü. Kabil'deki birçok kişi artık Şam ve Ahmed Şara'yı, kendisini yeniden değerlendirebilen veya en azından uluslararası hukukun taleplerine ve modern dünyanın gereklerine uyum sağlayabilen bir İslamcı modelin örnekleri olarak görüyor. Suriye deneyiminin öne çıkması ve ilham kaynağı haline gelmesiyle birlikte, Taliban hareketi içinde ve Afgan muhalefeti safları arasında birçok kişi, Şara'nın uzlaşma ve kalkınmaya yaklaşımını, Suriye'nin yıkıcı 15 yıllık savaşın mirasının üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek bir model olarak görüyor.

Afganistan'da izolasyon ve umutsuzluk

Afganistan, uluslararası ilgiden büyük ölçüde uzaklaştı ve hatta neredeyse unutulmuş bir ülke ve savaş alanı haline geldi. 20 yıllık Batı müdahalesinden sonra, sadece adının anılması bile birçok Batılı diplomat ve lider için hayal kırıklığı ve şok anılarını canlandırıyor. Uluslararası toplumun oradaki deneyimi, Taliban'ın 20 yıllık savaşın ardından geri dönmesiyle, Kabil'e kadar ilerleyip kontrolü ele geçirmesi ve 11 Eylül saldırılarından önceki dönemde geçerli olan Şeriat'ın aynı katı yorumunu yeniden dayatmasıyla tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Birleşmiş Milletler, cumhuriyet yönetiminin devrilmesinden bu yana bölgesel ve uluslararası terör örgütlerinin Afganistan'a geri döndüğünü, her birinin kendi okulları ve faaliyet alanları olduğunu bildiriyor.

Afganistan, belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim

Buna paralel olarak, kadınlar kamusal hayattan tamamen dışlandı, müzik ve diğer eğlence biçimleri yasaklandı ve Peştun olmayanlar bir kez daha ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladı. Bu kasvetli tabloya rağmen, The Economist dergisi bu haftaki sayısı için seçtiği başlıkla net bir mesaj vermeyi tercih etti: “Taliban ile konuşmalıyız.” BBC'nin baş uluslararası muhabiri Lyse Doucet de çok satan kitabı “Kabil'deki En İyi Otel”in yayınlanmasının ardından Kabil'e geri döndü.

Ve böylece, Afganistan belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim. Yetersiz beslenme rekor seviyelere ulaştı, yoksulluk bazı aileleri çocuklarını satmaya itti ve kadınlar, özellikle eğitim ve işgücü piyasasından neredeyse tamamen kayboldu. Bununla birlikte, bazıları hâlâ Taliban ile diyalog kapısını açmanın artık şart olduğuna inanıyor. Bu arada, hareket ülkenin kuzeydoğusunda, Ahmed Mesud liderliğindeki Ulusal Direniş Cephesi'nin kendisi ile giderek büyüyen bir çatışmaya öncülük ettiği bölgede en ciddi meydan okuma ile karşı karşıya. Nitekim Taliban son zamanlarda iki üst düzey komutanını kaybetti ve bu olaylar giderek sıklaşıyor. Mesud, Afganistan İslam Cemiyeti’nden Halid Nur gibi diğer muhalif figürlerle birlikte, diyalog girişimlerinin durmadığını, ancak Taliban'ın gerçekten dinlemeye istekli olmadığını söylüyor. Birçok kişi, hareketin kendini yeniden yapılandırma fırsatını heba ettiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Doha görüşmeleri, kadınların ve Peştun olmayanların iktidar pozisyonlarında yer almasına daha açık, daha ilerici, modernliğe ve hareketin 1990'larda iktidara gelmesinden sonra önemli ölçüde değişen Afganistan gerçeklerine uyum sağlamaya hazır bir “yeni Taliban”ın ortaya çıkmasının önünü açması gerekiyordu.

Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini emirler yayınlandı, ancak Suriye hükümeti bunları uygulamadı

Zamanla, Taliban liderliğinin iç çevresindeki bazı isimler de dahil olmak üzere birçok kişi, Şam'ı İslamcı savaşçıların savaş alanından devleti yönetmeye nasıl geçiş yapabileceğine dair bir model olarak görmeye başladı. Muhafazakâr bir dini ideolojiyi benimsemek, mutlaka en aşırı yorumlarını topluma zorla dayatmak anlamına gelmiyor. Yeni Taliban rejiminin önde gelen isimlerinden Enes Hakkani, Suriye liderliğini ve Şam'ı uluslararası izolasyondan kurtarabilmesini birçok kez övdü. Perde arkasında, rejimin en etkili isimlerinden biri olan İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ve Savunma Bakanı Molla Muhammed Yakup, Şam'ın İslami yönetim deneyimini benimsemek için baskı yapıyorlar. Suudi Arabistan ayrıca, bu yılki Hac mevsimi sırasında Taliban temsilcileri ile Suriye liderliği arasında ilk görüşmeye ev sahipliği yaptı. Peki, Şam modelini Taliban için bu kadar çekici kılan ve Kandahar'daki daha sert görüşlü din adamlarına karşı değişim için bir argüman olarak kullanılmasına neden olan şey nedir?

Afganistan için Şam modeli

Öyleyse, başta Ahmed Mesud olmak üzere Taliban karşıtı muhalefetin, hareketin içindeki önde gelen isimlerle aynı görüşü paylaştığı aşikâr: Suriye, Afganistan'ın kendisinden yararlanabileceği en yakın modeldir. Kandahar'da, gerçek gücün büyük bir kısmı, devlet işlerini dini emirler doğrultusunda yöneten kıdemli din adamlarının elinde yoğunlaşmış bulunuyor; bu durum, İdlib'de Şara tarafından kurulan modeli oldukça anımsatıyor. Ancak, Şam'a gelişinden bu yana, Şara, deneyimi ideal olmaktan çok uzak olsa da daha büyük bir pragmatizm ve esneklik sergiledi.

Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini hükümler yayınlanmış olsa da Suriye hükümeti bunları uygulamadı. Bu metot ile Şam, Şara'nın etrafındaki dini figürleri kontrol altında tutmaya çalışırken, “nabız yoklama” ve toplumun kabul edebileceği sınırları test etme politikası izledi. Aynı şekilde, Suriye liderliğinin İdlib'de ve belki de Halep kırsalında tolere edilebilecek olan ile Şam ve Halep gibi daha renkli, çok çeşitli şehirlerde itirazlar ile karşılanabilecek olan arasındaki farkı anladığı da aşikâr. Bu nedenle Şara, kentsel ve dini açıdan çeşitlilik gösteren bir toplumun doğasına saygı duymak ile aynı zamanda temel destek tabanını kendisine düşmanlaştırmadan korumak arasında hassas bir denge kurmak zorunda kaldı.

Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü

Bu noktada, Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü. Hepsi İdlib'den olmasa da “İdlibli” terimi, o bölgede büyüyen ve sert ideolojisiyle şekillenenler için kullanılmaya başlandı. Aynı durum büyük ölçüde Taliban için de geçerli; üyelerinin çoğu Pakistan'daki mülteci kamplarından veya sınır bölgelerinden geliyor ve bu da onlara, daha geniş Afgan kimliğini yansıtmayan ayrı bir kimlik kazandırıyor. Bu kimlik, Afgan toplumuna entegre olmakta zorlandı ve Taliban'ın ezici askeri üstünlüğüne rağmen tecrit edilmesine katkıda bulundu. Şam'ın lüks Mezze semtinden gelen Şara ise müreffeh Şamlılar ile dini ideolojilere sahip, çoğu savaş ve mülteci kamplarından başka bir şey bilmeyenler arasındaki uçurumun daha çok farkında gibi görünüyor.

Kabil'deki birçok kişinin örnek aldığı Şam modeli işte budur. Kandahar’daki din adamlarından sonra Afganistan'ın en güçlü adamı olan Siraceddin Hakkani, Suriye deneyiminden ders çıkarılması ve İslam'ın katı bir yorumuyla halkın yönetime yabancılaştırılmasından kaçınılması çağrısında bulundu. Afganistan Dışişleri Bakanı'nın, kadınların ve Hristiyanların hükümette görevlendirilmesi de dahil olmak üzere Suriye hükümetinin uygulamalarını övmesi de dikkat çekiciydi. Önümüzdeki yıllarda Suriye ve Afganistan arasında daha fazla yakınlaşma yaşanabilir, ancak şimdilik Kabil'in dikkati Şam modeline odaklanmış durumda.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
TT

Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)

Refik Huri

Kendini güçlükle tanıyan eski Ortadoğu'da, yeni Ortadoğu başlığı altında hazırlanan senaryolar az sayıda değil. Her senaryo mantar gibi karanlıkta doğuyor ve büyük bir olay, kendisini doğuran başka bir büyük olayı kopyaladığında ışıkta ölüme yaklaşıyor, böylece diğer senaryoların yanında sıralanıyor ve hiçbiri tamamlanmıyor.

Defter uzun. Oslo Anlaşması sonrası, Camp David Barışı ve Vadi Araba Anlaşması basımından İran'daki İslam Devrimi sonrası ve İmam Humeyni'nin “devrimi ihraç etme” iddiası basımına kadar. Keza Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Amerikan tek kutupluluğunun dünyanın zirvesine yükselişi sonrası basımından, “Arap Baharı” devrimleri ve Çin'in yükselişi, Rusya'nın rolünü yeniden kazanmasıyla çok kutupluluğun geri dönüşü sonrası basımına kadar. Bugünkü yeni basım ise “Büyük İsrail”, “Büyük İran” ve “Yeni Osmanlıcılık Türkiyesi” hayallerinin ortasında, İran'a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşı sonrasını kapsıyor.

Herkes stratejilerin çatışmasının sonucuna boyun eğmeye mahkumdur, çünkü Başkan Donald Trump, sonuna kadar tek bir karta odaklanmadan bütün kartları aynı anda oynuyor. Robert Keohane ve Joseph Nye'nin “Uzun Amerikan Yüzyılının Sonu” kitabında söyledikleri gibi, anlaşma uğruna savaş, savaş gerektiren barış, “çekme ve itme” olmaksızın güç yoluyla hakimiyet kartlarını oynuyor. Bütünleşik bir stratejisi ya da çıkış stratejisi olmadan İran'la savaş halinde ve bugün yardımcılarından savaş öncesinde ve savaş sırasında görmezden geldiği bir şeyi yapmalarını istiyor: İran'a karşı savaşın “ertesi günü” için bir strateji hazırlamak. Genel hatlarından bu stratejinin aşamalı çalışmak olduğu görülüyor.

İlk önce, 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı ile Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşların ardından yaşanan karışıklıkların sona erdirilmesi aşaması geliyor. Bunu Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki planının hayata geçirilmesi, Suriye ile İsrail arasında güvenlik anlaşmasına varılması, Lübnan ile İsrail arasında üçlü çerçeve anlaşmasının hayata geçirilmesi, İsrail ile Arap ülkeleri arasında İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi, ABD'nin bölgedeki müttefikleri arasında İran'ı kontrol altında tutacak bölgesel bir güvenlik sisteminin inşa edilmesi aşamaları takip ediyor. Ancak Amerikalı strateji uzmanı Anthony Cordesman'a göre “savaş sonrası savaş, savaştan daha zordur.” Trump'ın “ertesi gün” stratejisi de kaçışı olmayan dört meydan okumayla karşı karşıya ve sorunlarına çözüm bulmak da kolay değil.

İlk meydan okuma denklemdeki “eksik” Filistin rakamıdır. Filistin devletini içermeyen herhangi bir bölgesel güvenlik sistemi bir güvenlik sistemi değil, çatışma ve savaşların reçetesidir.

İkincisi ise İsrail'in oyundaki “aşırı” rolüdür. Büyük İsrail’i inşa eden bölgesel bir süper güç gibi davranan ülke, Gazze ve Batı Şeria'da genişlemekte, Güney Lübnan ve Güney Suriye'de “tampon bölge” kurmakta ısrar ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre

sınırları içinde kendisini güvende görmeyen ve bunun için ilave Arap toprakları işgal etmesi gerektiğini düşünen İsrail, İbrahim Anlaşmaları’ndaki ortaklarına güvenlikleri konusunda nasıl güvence verebilir? İsrail'in ulusal güvenlik stratejisi yalnızca somut tehditlerle yüzleşmeyi değil aynı zamanda herhangi bir Arap gücünün askeri yeteneklerini geliştirmesini önlemek için önleyici savaşlar yürütmeyi gerektiriyorsa, bölgesel güvenlik sistemine nasıl güvenilebilir?

Üçüncü meydan okuma, İran savaşının bir sonuca ulaşamadan durması ve hesaplanmamış bir savaşın ertesi günü için senaryo çizme çabasının beyhudeliğidir. Ya Tahran zafer kazandığını ilan edip, Arap dünyasının tek sahnesi olduğu bölgesel projesini hegemonya, güç ve şantajın ötesine geçen bir çerçevede tamamlamakta ısrar ederse? Peki, ya denklem savaşlara yabancı bir denklemse, yani ABD İran'ı vururken, Tahran da Körfez ülkeleri ve Ürdün'ü vuruyorsa?

Dördüncüsü, ABD'de ekonomik savaş ve ablukanın yanı sıra İran savaşı ve bu savaşta bugüne kadar yaşananlar ile ilgili tartışmalardır. Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nde Dış ve Savunma Politikaları Çalışmaları Direktörü meslektaşımız Corey Schack, Foreign Affairs tarafından yayınlanan bir makalede “Trump'ın hatası”ndan ve ilk çizgileri General Colin Powell tarafından çizilen Savunma Bakanı Caspar Weinberger'in savaş yürütme ilkesini göz ardı etmesinden bahsediyor. George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve küresel sorunlar profesörü Mark Lynch, aynı dergide yayınlanan makalesinde “Amerikan Ortadoğusu'nun bittiğini” söylüyor ve “1991'den bu yana başarılı olan bölgesel sistemin, ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının kurbanı haline geldiğini” belirtiyor.

Hiçbir şey Devrim Muhafızları'ndaki radikallerin Amerikan kuvvetlerine ve Körfez ülkelerine geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlemeyi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın ABD'ye “oyunun kuralları değişti” demeyi düşünmesini engellemiyor. Elbette Trump ve Netanyahu’nun İran'ın sonunun yaklaştığını ve İran savaşının ardından yeni bir Ortadoğu'nun başlayacağını düşünmelerini de engellemiyor. Ancak gerçek şu ki bölge, tamamlanmamış savaşlar, çatışan stratejiler ve çözümü olmayan krizlerden muzdarip. Stratejilerin çatışmasındaki her yeni Ortadoğu, bizi eski Ortadoğu'ya, onun eksikliklerine ve felaketlerine geri götürüyor. Kimse hangisinin daha tehlikeli olduğunu bilmiyor; eski mi yeni mi?


Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
TT

Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere’de yolcular bugün de büyük mağduriyet yaşarken, ülke genelinde yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi. İngiliz hava trafik kontrol kurumu, kaosa yol açan teknik arızayı gidermek için çalışmalarını hızlandırdı.

Uçuş trafiğini takip eden uzman platform Flightradar24, bugün yapılması planlanan 177 uçuşun iptal edildiğini bildirdi. Bu sayı, dün İngiltere havalimanlarından kalkan veya bu havalimanlarına yapılması planlanan yaklaşık bin 300 uçuşun iptal edilmesinin ardından geldi.

 Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere Ulusal Hava Trafik Hizmetleri (NATS), dün gece yaptığı açıklamada, “sistemde yaşanan bir sorun” nedeniyle meydana gelen aksaklıkların giderilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.

NATS, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Havayolları ve havalimanlarının bugün yaşanan aksaklıkların ardından normale dönmesine yardımcı olmak için çalışmalar sürüyor.” ifadelerini kullandı. Açıklamada, toparlanma sürecinin “son derece karmaşık” olduğu ve bunun bütün hava ulaşım ağında sorunlara yol açtığı, normale dönüşün zaman alacağı belirtildi.

NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)
NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)

Heathrow Havalimanı da dün geces yaptığı açıklamada, teknik arıza nedeniyle salı günü askıya alınan inişlerin ardından kalkışların yeniden başladığını duyurdu.

Ancak havalimanı, “aksaklıkların devam etmesini beklediği” uyarısında bulundu ve yolculardan havalimanına gitmeden önce havayolu şirketleriyle uçuş durumlarını kontrol etmelerini istedi.

Arıza, geçen yıl temmuz ayında yaşanan ve İngiltere’ye yönelik ve İngiltere’den yapılan onlarca uçuşun iptal edilmesine yol açan benzer bir teknik sorunun ardından geldi. Söz konusu olay havayolu şirketlerinin yöneticilerinin tepkisine neden olmuştu.

 İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)
İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)

İngiltere’de 2023 yılında da yaklaşık 10 yılın en ciddi hava trafik kontrol sistemi arızası yaşanmış, yüzlerce uçuş gecikmiş veya iptal edilmiş ve 700 binden fazla yolcu etkilenmişti.

Londra’nın batısında bulunan ve İngiltere’nin en büyük ve en yoğun havalimanı olan Heathrow, dün yaşanan arızadan etkilenen havalimanları arasında yer aldığını açıkladı. Başkentin güneyindeki Gatwick Havalimanı da aksaklıktan etkilendi.

Gatwick Havalimanı’ndaki durumu anlatan sağlık sektöründe çalışan Josie Donohue, “Gerçek bir kâbus” ifadesini kullandı.

İrlanda’ya gitmek üzere uçağa binen Donohue, uçakta üç saat boyunca pistte mahsur kaldıktan sonra uçaktan inmek zorunda kaldı.

İngiliz haber ajansı Press Association’a konuşan Donohue, “O havalimanından çıkmak, Alcatraz Hapishanesi’nden kaçmaya çalışmak gibiydi” dedi.

 Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)

Liverpool, Birmingham ve Edinburgh havalimanları da aksaklıklardan etkilendi. İrlanda’daki Dublin Havalimanı ise onlarca uçuşun iptal edildiğini açıkladı.

British Airways, aksaklıklar nedeniyle 100’den fazla uçuşu iptal etmek veya başka güzergâhlara yönlendirmek zorunda kaldığını, bunun on binlerce yolcuyu etkilediğini bildirdi.

İrlandalı düşük maliyetli havayolu şirketi Ryanair ise 65 binden fazla yolcusunun aksaklıklardan etkilendiğini ve 50’den fazla uçuşu iptal ettiğini açıkladı.

Şampiyonlar Ligi’nde çarşamba günü İtalya’nın güneyindeki Napoli kentinde Napoli ile karşılaşacak Arsenal da takım uçağının gecikmesi nedeniyle maç öncesinde düzenlenmesi planlanan basın toplantısını iptal etmek zorunda kaldı.

 Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)
Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)

İngiltere Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu olaydan gerekli derslerin çıkarılması ve havacılık sektörünü destekleyen sistemlerin kendilerinden beklenen görevleri yerine getirebilecek durumda olduğuna dair güvence almak için çalıştığını” söyledi.

Buna karşılık Ryanair Operasyon Direktörü Neil McMahon, hava trafik kontrol kurumu NATS’ın Üst Yöneticisi Martin Rolfe’un görevden alınması yönündeki çağrısını yineledi. McMahon, Rolfe’u İngiltere’deki yolcuları bir kez daha “hayal kırıklığına uğratmakla” suçladı.

McMahon, “Artık bardağı taşıran son damla oldu. İngiliz hükümetinin müdahale etmesinin ve bu görevi yerine getirebilecek birini görevlendirmesinin zamanı geldi” dedi.


Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
TT

Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail'in geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ı tanıma kararı almasının ardından Kızıldeniz'de stratejik bir limana sahip olan ayrılıkçı bölge için yeni bir statü arayışını sürdüren Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (İrro), Washington'a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlara göre geçtiğimiz cumartesi başlayan ve ayın 19'una kadar sürecek olan bu ziyaret, ABD'nin kısa sürede Somaliland’ı tanıma kararı almasa bile diplomatik ve ekonomik kazanımlar elde etmeyi amaçlıyor.

Aden Körfezi'nde 740 kilometre uzunluğunda bir sahile sahip olan ve Afrika Boynuzu bölgesinde Hint Okyanusu'nun Kızıldeniz ile birleştiği stratejik noktada yer alan ayrılıkçı bölge, aynı zamanda stratejik Berbera Limanı'nı barındırıyor. Bölge, 1991 yılında Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana, Mogadişu'nun Arap desteğiyle tamamen reddettiği İsrail'in tanıması haricinde hiçbir uluslararası tanınma elde edemedi.

Somaliland Başkanlığı tarafından cumartesi günü yapılan açıklamaya göre 2024 yılının aralık ayında göreve gelen İrro'nun Washington ziyareti, üst düzey ABD'li yetkililerle görüşmeyi, ABD ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi ve uluslararası tanınma sağlamaya çalışmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray’ın gözüne girmek için ilk kez çaba sarf edilmiyor. Zira 2022 yılının mart ayında, dönemin Bölge Başkanı Musa Bihi Abdi de tanınma elde etmek amacıyla Washington'a bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Somalilandlı siyasi analist Abdülkerim Said Salih, ziyaretin diplomatik kazanımlar elde etmeyi amaçladığını belirterek, ‘ABD'nin Somaliland’ı tanımasının nihai hedef olduğunu’ söyledi. Salih, ziyaretin ayrıca Somaliland'ın başta Berbera Limanı, deniz güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel istikrar olmak üzere Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de ABD'nin stratejik bir ortağı olarak konumunu pekiştirmeyi amaçladığını ekledi.

Salih'e göre İrro'nun önünde iki hedef var. Bunlardan birincisi resmi bir tanımayla dönmek, ikincisi ise resmi tanıma hemen gelmese bile Washington’ın Tayvan ile olan ilişkisine denk; güvenlik, istihbarat, ticaret, yatırım, teknoloji ve diplomatik iletişimi kapsayan bir ortaklık koparmak.

Ulusal Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nden Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Behairy ise ziyaretin temel olarak bölgenin ABD tarafından net ve açık bir şekilde tanınmasını amaçladığını, bölgeyi tanıması ışığında İsrail'in de aynı yönde çabalarının bulunduğunu ifade ederek, ziyaretin şu anda veya yakın gelecekte bir tanınmaya yol açmasa bile bazı diplomatik ve siyasi kazanımlar elde etmesini beklediğini kaydetti.

vfghyju
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçtiğimiz haziran ayında Hargeisa’da ABD Misyonu Başkan Yardımcısı ile yaptığı görüşme sırasında (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail Yayın Kurumu, eylül ayının başlarında bu ziyaretten önce İrro'nun, Washington'ı bölgeyi tanımaya ikna etmek amacıyla ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmek üzere Washington'a varacağını duyurmuştu.

Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında İrro, İngiliz dergisi The Economist’e yaptığı açıklamada, Washington'ın yanı sıra İsrail'e de güvenlik avantajları sunmaktan bahsederek, bölge yönetiminin ‘eğer ilgileniyorlarsa’ İsrail ve ABD'ye sahil kenti Berbera'da askeri üsler sağlamaya hazır olduğunu söyledi. ABD'den bu teklife ilişkin herhangi bir yorum gelmedi.

Özellikle Haziran 2025'te ABD'nin bölgedeki varlığı dikkat çekiciydi. Somaliland Cumhurbaşkanlığı, X platformundaki hesabından, bölge yönetiminin ‘Büyükelçi Richard Riley başkanlığında ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı Michael Langley'in katılımıyla ABD'den üst düzey bir heyeti kabul ettiğini, ortak güvenlik, denizcilik ve savunma çıkarlarının ele alındığını, ayrıca güvenlik iş birliği ve savunma kabiliyetlerini artırmak için gerekli altyapı kapasitesini değerlendirmek üzere Berbera sahil kenti ziyaret edildiğini" açıklamıştı.

İrro, geçtiğimiz haziran ayında ABD Misyon Başkan Yardımcısı ve Maslahatgüzar Justin Davies'i kabul etmiş güvenlik, ticaret ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesinin yanı sıra ortak stratejik çıkarlara odaklanan görüşmeler gerçekleştirmişti.

Mogadişu daha önce Etiyopya'nın bölgedeki Berbera Limanı'nı kiralamasını reddetmişti. Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud, 2024 şubatında The Washington Post gazetesine verdiği bir röportajda, Trump'a yakın bazı kişilerin onu Somaliland'ı resmi olarak tanıması için yönlendirmeye çalıştığı konusunda uyararak, "Bu durum Afrika kıtasının sınırlarını değiştirmek için bir tehdit oluşturabilir" vurgusunu yapmıştı.

Bu liman kartının önemi ışığında Salih, Washington'un bölgeyi açıkça tanımaya veya bunu görüşmeye olan hazırlığının, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki Amerikan çıkarları açısından artan stratejik önemi yansıttığını kabul ediyor. Somaliland de bunu idrak ederek diplomatik kazançlar elde etmek için bu doğrultuda harekete geçiyor.

Bu karta rağmen Behairy, ABD yönetiminin şu anda bölgeyi tanımasının önünde bazı zorluklar olabileceği görüşünde. Bunların başında, mevcut yönetimin Eş-Şebab Hareketi’nin terörüne karşı verdiği destek gölgesinde Somali devletiyle dengeli ilişkiler kurmayı amaçlayan bir dış politika benimsemesi ve Washington'un şu anda Somali'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen Arap ve Müslüman ülkelerini kızdıracak tutumlar uyandırmak istememesi geliyor.