ABD'nin çekilmesinden beş yıl sonra: Afganistan Suriye deneyiminden ilham mı alıyor?

NATO şemsiyesi altında ABD’nin liderlik ettiği Afganistan işgalinin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçti

Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
TT

ABD'nin çekilmesinden beş yıl sonra: Afganistan Suriye deneyiminden ilham mı alıyor?

Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026
Taliban güvenlik personeli, hareketin iktidara dönüşünün beşinci yıldönümünden hemen önce, Kabil'in Yeşil Bölgesi'ndeki bir yolda zırhlı Humvee aracının üzerinde, 12 Ağustos 2026

NATO şemsiyesi altında ABD’nin liderlik ettiği Afganistan işgalinin, 15 Ağustos 2021'de sona ermesinin üzerinden beş yıl geçti. O gün, Taliban hareketi ile ilk dönemindeki Başkan Donald Trump yönetimi arasında imzalanan Doha Anlaşması, Taliban'ın ülkeyi kontrol altına almasının önünün açtıktan sonra, hareket Kabil'i fiilen kuşatmıştı.

İslam Emirliği, Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin yerini hızla alırken, eski Afganistan cumhurbaşkanı da kayda değer bir direniş göstermeden Abu Dabi'ye gitti. Dünya genelindeki İslamcı örgütler arasında Taliban'ın iktidarı ele geçirmesi büyük bir sevinçle karşılandı, ancak bu sevinç en çok o dönemde Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın kalesi olan İdlib'de belirgindi. Bölge genelinde tatlılar dağıtıldı ve Suriyeli savaşçılar, Taliban'ın bu deneyimini büyük bir ilgiyle takip ettiler. Bu deneyimi, savaşmaktan tüm bir ülkeyi kontrol etmeye başarılı bir şekilde geçiş yapmış bir İslamcı örgütün modeli olarak gördüler. Kabil'in düşüşünün onlara verdiği mesaj ise açıktı: Eğer Taliban Amerikalıları yenmek için 20 yıl bekleyebiliyorsa, onlar da Esed'e karşı savaşlarında sabırlı olabilirlerdi.

Ancak bugün, beş yıllık uluslararası izolasyondan sonra, durum tersine döndü. Kabil'deki birçok kişi artık Şam ve Ahmed Şara'yı, kendisini yeniden değerlendirebilen veya en azından uluslararası hukukun taleplerine ve modern dünyanın gereklerine uyum sağlayabilen bir İslamcı modelin örnekleri olarak görüyor. Suriye deneyiminin öne çıkması ve ilham kaynağı haline gelmesiyle birlikte, Taliban hareketi içinde ve Afgan muhalefeti safları arasında birçok kişi, Şara'nın uzlaşma ve kalkınmaya yaklaşımını, Suriye'nin yıkıcı 15 yıllık savaşın mirasının üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek bir model olarak görüyor.

Afganistan'da izolasyon ve umutsuzluk

Afganistan, uluslararası ilgiden büyük ölçüde uzaklaştı ve hatta neredeyse unutulmuş bir ülke ve savaş alanı haline geldi. 20 yıllık Batı müdahalesinden sonra, sadece adının anılması bile birçok Batılı diplomat ve lider için hayal kırıklığı ve şok anılarını canlandırıyor. Uluslararası toplumun oradaki deneyimi, Taliban'ın 20 yıllık savaşın ardından geri dönmesiyle, Kabil'e kadar ilerleyip kontrolü ele geçirmesi ve 11 Eylül saldırılarından önceki dönemde geçerli olan Şeriat'ın aynı katı yorumunu yeniden dayatmasıyla tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Birleşmiş Milletler, cumhuriyet yönetiminin devrilmesinden bu yana bölgesel ve uluslararası terör örgütlerinin Afganistan'a geri döndüğünü, her birinin kendi okulları ve faaliyet alanları olduğunu bildiriyor.

Afganistan, belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim

Buna paralel olarak, kadınlar kamusal hayattan tamamen dışlandı, müzik ve diğer eğlence biçimleri yasaklandı ve Peştun olmayanlar bir kez daha ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladı. Bu kasvetli tabloya rağmen, The Economist dergisi bu haftaki sayısı için seçtiği başlıkla net bir mesaj vermeyi tercih etti: “Taliban ile konuşmalıyız.” BBC'nin baş uluslararası muhabiri Lyse Doucet de çok satan kitabı “Kabil'deki En İyi Otel”in yayınlanmasının ardından Kabil'e geri döndü.

Ve böylece, Afganistan belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim. Yetersiz beslenme rekor seviyelere ulaştı, yoksulluk bazı aileleri çocuklarını satmaya itti ve kadınlar, özellikle eğitim ve işgücü piyasasından neredeyse tamamen kayboldu. Bununla birlikte, bazıları hâlâ Taliban ile diyalog kapısını açmanın artık şart olduğuna inanıyor. Bu arada, hareket ülkenin kuzeydoğusunda, Ahmed Mesud liderliğindeki Ulusal Direniş Cephesi'nin kendisi ile giderek büyüyen bir çatışmaya öncülük ettiği bölgede en ciddi meydan okuma ile karşı karşıya. Nitekim Taliban son zamanlarda iki üst düzey komutanını kaybetti ve bu olaylar giderek sıklaşıyor. Mesud, Afganistan İslam Cemiyeti’nden Halid Nur gibi diğer muhalif figürlerle birlikte, diyalog girişimlerinin durmadığını, ancak Taliban'ın gerçekten dinlemeye istekli olmadığını söylüyor. Birçok kişi, hareketin kendini yeniden yapılandırma fırsatını heba ettiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Doha görüşmeleri, kadınların ve Peştun olmayanların iktidar pozisyonlarında yer almasına daha açık, daha ilerici, modernliğe ve hareketin 1990'larda iktidara gelmesinden sonra önemli ölçüde değişen Afganistan gerçeklerine uyum sağlamaya hazır bir “yeni Taliban”ın ortaya çıkmasının önünü açması gerekiyordu.

Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini emirler yayınlandı, ancak Suriye hükümeti bunları uygulamadı

Zamanla, Taliban liderliğinin iç çevresindeki bazı isimler de dahil olmak üzere birçok kişi, Şam'ı İslamcı savaşçıların savaş alanından devleti yönetmeye nasıl geçiş yapabileceğine dair bir model olarak görmeye başladı. Muhafazakâr bir dini ideolojiyi benimsemek, mutlaka en aşırı yorumlarını topluma zorla dayatmak anlamına gelmiyor. Yeni Taliban rejiminin önde gelen isimlerinden Enes Hakkani, Suriye liderliğini ve Şam'ı uluslararası izolasyondan kurtarabilmesini birçok kez övdü. Perde arkasında, rejimin en etkili isimlerinden biri olan İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ve Savunma Bakanı Molla Muhammed Yakup, Şam'ın İslami yönetim deneyimini benimsemek için baskı yapıyorlar. Suudi Arabistan ayrıca, bu yılki Hac mevsimi sırasında Taliban temsilcileri ile Suriye liderliği arasında ilk görüşmeye ev sahipliği yaptı. Peki, Şam modelini Taliban için bu kadar çekici kılan ve Kandahar'daki daha sert görüşlü din adamlarına karşı değişim için bir argüman olarak kullanılmasına neden olan şey nedir?

Afganistan için Şam modeli

Öyleyse, başta Ahmed Mesud olmak üzere Taliban karşıtı muhalefetin, hareketin içindeki önde gelen isimlerle aynı görüşü paylaştığı aşikâr: Suriye, Afganistan'ın kendisinden yararlanabileceği en yakın modeldir. Kandahar'da, gerçek gücün büyük bir kısmı, devlet işlerini dini emirler doğrultusunda yöneten kıdemli din adamlarının elinde yoğunlaşmış bulunuyor; bu durum, İdlib'de Şara tarafından kurulan modeli oldukça anımsatıyor. Ancak, Şam'a gelişinden bu yana, Şara, deneyimi ideal olmaktan çok uzak olsa da daha büyük bir pragmatizm ve esneklik sergiledi.

Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini hükümler yayınlanmış olsa da Suriye hükümeti bunları uygulamadı. Bu metot ile Şam, Şara'nın etrafındaki dini figürleri kontrol altında tutmaya çalışırken, “nabız yoklama” ve toplumun kabul edebileceği sınırları test etme politikası izledi. Aynı şekilde, Suriye liderliğinin İdlib'de ve belki de Halep kırsalında tolere edilebilecek olan ile Şam ve Halep gibi daha renkli, çok çeşitli şehirlerde itirazlar ile karşılanabilecek olan arasındaki farkı anladığı da aşikâr. Bu nedenle Şara, kentsel ve dini açıdan çeşitlilik gösteren bir toplumun doğasına saygı duymak ile aynı zamanda temel destek tabanını kendisine düşmanlaştırmadan korumak arasında hassas bir denge kurmak zorunda kaldı.

Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü

Bu noktada, Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü. Hepsi İdlib'den olmasa da “İdlibli” terimi, o bölgede büyüyen ve sert ideolojisiyle şekillenenler için kullanılmaya başlandı. Aynı durum büyük ölçüde Taliban için de geçerli; üyelerinin çoğu Pakistan'daki mülteci kamplarından veya sınır bölgelerinden geliyor ve bu da onlara, daha geniş Afgan kimliğini yansıtmayan ayrı bir kimlik kazandırıyor. Bu kimlik, Afgan toplumuna entegre olmakta zorlandı ve Taliban'ın ezici askeri üstünlüğüne rağmen tecrit edilmesine katkıda bulundu. Şam'ın lüks Mezze semtinden gelen Şara ise müreffeh Şamlılar ile dini ideolojilere sahip, çoğu savaş ve mülteci kamplarından başka bir şey bilmeyenler arasındaki uçurumun daha çok farkında gibi görünüyor.

Kabil'deki birçok kişinin örnek aldığı Şam modeli işte budur. Kandahar’daki din adamlarından sonra Afganistan'ın en güçlü adamı olan Siraceddin Hakkani, Suriye deneyiminden ders çıkarılması ve İslam'ın katı bir yorumuyla halkın yönetime yabancılaştırılmasından kaçınılması çağrısında bulundu. Afganistan Dışişleri Bakanı'nın, kadınların ve Hristiyanların hükümette görevlendirilmesi de dahil olmak üzere Suriye hükümetinin uygulamalarını övmesi de dikkat çekiciydi. Önümüzdeki yıllarda Suriye ve Afganistan arasında daha fazla yakınlaşma yaşanabilir, ancak şimdilik Kabil'in dikkati Şam modeline odaklanmış durumda.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
TT

Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)

Rusya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki mücadele, Ukrayna’daki savaş alanlarının ve geleneksel askeri caydırıcılık dengelerinin ötesine geçti. Varşova’da bir ABD vatandaşına yönelik olduğu öne sürülen Rus suikast planının engellenmesi, Moskova’nın Starlink’e rakip bir uydu ağı kurma çalışmalarını hızlandırması ve Batı’nın Rusya’yı Avrupa genelinde sabotaj eylemleri ve siber saldırılar düzenlemekle suçlamasının artması, doğrudan savaş eşiğinin altında yürütülen çok boyutlu mücadelenin safhaları olarak öne çıkıyor.

Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)
Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)

Bu gelişmeler, asıl tehlikenin tek olaydan ziyade, kaynağı ve niyeti kısa sürede ortaya konulması zor olan operasyonların birikmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durum NATO’yu sürekli bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Moskova’yı, muğlak operasyonu veya bilinçli bir provokasyonu açık çatışmaya dönüştürmeden nasıl caydırabilir?

Suikast sınırları aşıyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin güvenlik birimlerinin Varşova’da Ukrayna asıllı bir ABD vatandaşına yönelik Rusya bağlantılı bir suikast planını engellediğini açıkladı. Tusk, hedef alınan kişinin Putin rejimini “rahatsız eden” biri olduğunu belirtti.

Polonya makamları, ABD istihbaratıyla yürütülen ortak operasyonun ardından 7 Ağustos’ta, Rus istihbarat servisleri tarafından işe alındığından şüphelenilen bir Rus vatandaşını gözaltına aldı. Varşova, hedef alınan kişinin kimliğini veya faaliyetlerinin niteliğini açıklamadı. Ancak müdahalenin operasyonun gerçekleştirilmesinden hemen önceki son aşamada yapıldığını ifade etti.

Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)
Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)

Tusk, olayı Polonya’nın suçlamalarının doğru olması halinde Rusya’nın başka NATO üyesi ülkede bir ABD vatandaşını öldürmeye yönelik ilk girişimi olarak nitelendirdi. Bu durum, NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesinin otomatik olarak devreye gireceği anlamına gelmiyor. Ancak hedefin ittifakın lider ülkesi olan ABD vatandaşı olması ve eylemin NATO’nun doğu kanadının temel ülkelerinden Polonya’da gerçekleştirilmesinin planlanması, iddia edilen Rus suikast operasyonlarını daha hassas bir duruma sokuyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)

Varşova, olayı demiryolu hatlarına yönelik sabotajlar, siber saldırılar, kundaklamalar ve Rus devletine doğrudan bağlanması zor operasyonlarda suç şebekelerinin kullanılmasını kapsayan daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre üç Batılı istihbarat yetkilisi yaptıkları açıklamada, Kremlin karşıtları ve Ukrayna destekçilerine yönelik tasfiye girişimlerinin 2022’deki geniş çaplı işgalden beri Avrupa’da arttığını belirtti. Moskova ise kamuoyuna açık istihbarat kanıtlarının yetersizliği ve operasyonların kaynaklarını ve yöntemlerini açığa çıkarmanın güç olması nedeniyle bu tür eylemlerdeki sorumluluğu genellikle reddediyor.

Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)
Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)

Mücadele yörüngeye taşınıyor

Daha uzun vadeli bir diğer meydan okuma ise Rusya’nın Starlink’e egemen bir alternatif olarak geliştirdiği “Rasvet” (Şafak) adlı uydu ağı.

Reuters’ın haberine göre Ukrayna Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı Tümgeneral Vadim Skibitski, Moskova’nın bu ağdaki uyduları planlanandan “çok daha hızlı” bir şekilde fırlatmaya başladığını söyledi.

Mart ayında 16 uydudan oluşan bir grup fırlatıldı; bunu temmuz ayında bir başka fırlatma izledi. Ukraynalı bir yetkili, ağ kapsamında yörüngede bulunan araçların sayısını yaklaşık 40 olarak tahmin etti. Ancak fiilen çalışan uydu sayısının bunun altında olduğu değerlendiriliyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)

Rusya, 2027 yılına kadar 292 uyduya, 2035’e kadar ise 924 uyduya ulaşmayı planlıyor. Ağ şu anda uydular Ukrayna üzerinden geçerken yalnızca kesintili iletişim sağlayabiliyor. Ancak ileride uzun mesafelerde insansız hava araçlarının doğrudan kontrol edilmesine, bunların anlık olarak yönlendirilmesine ve karadaki saldırıya açık altyapıya daha az bağımlı, daha güvenli askeri iletişim sağlanmasına imkân tanıyabilir.

Projenin önemi, Kiev’in Rus güçlerinin gri piyasadan elde ettiği Starlink terminallerini devre dışı bırakması konusunda SpaceX’i ikna etmesinin ardından daha da arttı.

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)

Moskova’nın çıkardığı ders açık: Komuta ve kontrol kapasitesi, kritik anda devre dışı bırakabilecek yabancı şirkete ait bir hizmete dayandırılamaz. Bu nedenle Rasvet yalnızca ticari bir proje değil, Rusya’nın operasyonlarını Batı’nın siyasi ve teknolojik kararlarına karşı daha dayanıklı hâle getirme girişimi olarak görülüyor.

Bununla birlikte, Rusya’nın hedefleri; büyük ölçekli fırlatma ihtiyaçları, yaptırımlar ve bazı gelişmiş bileşenlerdeki eksiklikler nedeniyle oldukça iddialı. Dolayısıyla Rasvet giderek büyüyen bir tehdit oluştursa da şu aşamada Starlink’in tam anlamıyla yerini alabilmiş değil.

Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)
Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)

ABD Savaş Bakanlığı Politikalardan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Elbridge Colby, Pentagon’un nükleer stratejiyi gözden geçirdiğini ve başkana Rusya veya Çin’le yaşanabilecek bölgesel bir çatışmada taktik nükleer silahların kullanımına ilişkin daha geniş seçenekler sunulmasını değerlendirdiğini açıkladı.

Ancak NATO’nun acil sınavı nükleer düzeyin altında kalıyor: İHA’ları düşük maliyetle etkisiz hâle getirecek yöntemler geliştirmek, bunların kaynağını daha hızlı belirlemek, karşılık verme kurallarını ortaklaştırmak ve havaalanları ile enerji ve iletişim ağlarını korumak.

Moskova baskı aracı olarak belirsizliğe bel bağladığı ve NATO da doğrudan çatışmaya yol açmayacak bir caydırıcılık arayışını devam ettirdiği sürece, “gri bölge savaşı” iki taraf arasındaki çatışmanın en tehlikeli biçimi olmaya aday. Resmen ilan edilmeyen bu savaş, her an kontrol altına alınması zor bir krize yol açabilir.


Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
TT

Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)

İran Genelkurmay Başkanlığı, yarı resmî Fars Haber Ajansı tarafından bugün yayımlanan açıklamasında, Katar’ın elinde bulunduğunu öne sürdüğü üç İranlı pilotun serbest bırakılmasının sağlanması için Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden yardım talep ettiğini duyurdu.

Genelkurmay Başkanlığı, pilotların mart ayında İran’ın Katar’daki “düşman askeri üssü” olarak nitelendirdiği hedefe yönelik operasyon sırasında uçaklarının vurulmasının ardından alıkonulduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İran tarafı, pilotların Katar tarafından tutulduğunu iddia ediyor.

İran Ordusu Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Mesud Caferi ise geçen hafta İran’ın ISNA haber ajansına yaptığı açıklamada, Katar’daki El Udeyd Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından, cenazesi İran’a getirilen Mecid Kazımi dışında operasyona katılan diğer üç pilotun akıbetinin netlik kazanmadığını söylemişti.

Caferi, söz konusu operasyonun, THAAD ve Patriot hava savunma sistemlerinin yanı sıra ABD ve Katar’a ait hava devriyelerinin bulunduğu bir ortamda, iki adet Su-24 savaş uçağıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Pilotların Körfez üzerinde son derece alçak irtifada uçtuğunu belirtti.

Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı ayrıca İranlı pilotların operasyonu GPS kullanmadan, aldıkları eğitim ve sahip oldukları yerli imkân ve kabiliyetlere dayanarak gerçekleştirdiğini ifade etti.


ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
TT

ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)

ABD'nin İran savaşında kullandığı USS Abraham Lincoln uçak gemisiyle ilgili lojistik sorunlar çatışmanın ilk günlerinde başlamış.

New York Times'ın aktardığına göre gemiyle ilgili ikmal sorunları, İran'ın 28 Şubat'ta Bahreyn'deki ABD üssüne düzenlediği füze ve drone saldırılarının ardından ortaya çıktı.

Tahran yönetimi, bu operasyonu ABD'yle İsrail'in aynı gün savaşı başlattığı saldırılara misilleme olarak yapmıştı.

Haberde, saldırıda ağır hasar gören Bahreyn Deniz Kuvvetleri Destek Üssü'nün ABD donanması için önemli bir lojistik merkez olduğu vurgulanıyor.

Bunun ardından Pentagon, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adasında yer alan ABD üssünü yeni ikmal ve lojistik merkezi olarak belirlemiş. Ancak Britanya Denizaşırı Toprağı olan adadaki üssün, bu konuda yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

Ayrıca İran, adadaki üsse 20 Mart'ta füze saldırısı düzenlemişti. Füzelerden biri Hint Okyanusu'na düşmüş, diğeriyse Amerikan savaş gemisi tarafından havada vurulmuştu.

Yaklaşık 9 aydır karaya yanaşmayan USS Abraham Lincoln'da görev yapan askerlerin ruh sağlığına ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin haberler de ABD kamuoyunda tartışma yarattı.

CNN, 13 Ağustos'taki haberinde iki denizcinin gemiden atlayarak intihar etmeye kalkıştığını öne sürmüştü.

Uzatılan görev süresi boyunca mürettebatın temel malzeme eksikliği, hijyen sorunları, posta dağıtımında aksamalar ve ciddi gıda kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığı iddia edilmişti.

Savunma Bakanı Hegseth ise iddiaları reddederek uçak gemisindeki koşullara ilişkin haberleri "çarpıtma" diye nitelemişti. ABD Senatosu'nun Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer ise gemideki durumla ilgili haberlerin ardından Hegseth'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında iddiaların asılsız olduğunu savunurken, USS Abraham Lincoln'ın yakın zamanda benzer bir savaş gemisiyle değiştirileceğini söyledi.

Amerikan basınına göre USS Abraham Lincoln'ın yerine USS George Washington gönderilecek. Ancak uçak gemisinin bölgeye ne zaman varacağına dair bilgi paylaşılmıyor.

ORtadoğu'da görev yapan ABD donanmasına ait uçak gemisi USS George H.W. Bush da 31 Mart'tan bu yana karaya yanaşmadı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN