Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

İran kontrolü dışında

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
TT

Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026

Rüstem Mahmud

Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.

Dört güven verici olay

Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.

Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.

Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.

Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.

İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda

Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.

Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

sdfrgth
Göstericiler, İran yanlısı örgütleri de içeren Haşdi Şabi Güçleri'nden üst düzey bir yetkilinin tutuklanmasının ardından Bağdat'taki Filistin Caddesi'nde Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'yi protesto ediyor, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.

Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.

Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.

Yeni hareketler ve organizasyon

Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.

İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar

Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.

Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.

Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.

Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

zc
Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi Başkanı Muhammed Halbusi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Bağdat'ta Haşdi Şabi Güçlerinin bir fraksiyonu olan Asaib Ehlil Hak'ın kuruluşunun 21. yıldönümünü anma etkinliği sırasında, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.

Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.

Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor

Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.

Üç zorluk

Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

yh
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından düzenlenen sembolik cenaze töreninde içlerinden biri İran Lideri Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyan Iraklı Şii erkekler, 1 Mart 2026, Bağdat’taki Sadr bölgesi (AFP)

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.