Rüstem Mahmud
Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.
Dört güven verici olay
Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.
Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.
Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.
Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.
İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda
Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.
Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.
Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.
Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.
Yeni hareketler ve organizasyon
Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.
İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar
Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.
Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.
Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.
Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.
Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.
Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor
Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.
Üç zorluk
Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.




