Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

İran kontrolü dışında

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
TT

Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026

Rüstem Mahmud

Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.

Dört güven verici olay

Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.

Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.

Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.

Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.

İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda

Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.

Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

sdfrgth
Göstericiler, İran yanlısı örgütleri de içeren Haşdi Şabi Güçleri'nden üst düzey bir yetkilinin tutuklanmasının ardından Bağdat'taki Filistin Caddesi'nde Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'yi protesto ediyor, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.

Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.

Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.

Yeni hareketler ve organizasyon

Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.

İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar

Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.

Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.

Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.

Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

zc
Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi Başkanı Muhammed Halbusi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Bağdat'ta Haşdi Şabi Güçlerinin bir fraksiyonu olan Asaib Ehlil Hak'ın kuruluşunun 21. yıldönümünü anma etkinliği sırasında, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.

Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.

Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor

Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.

Üç zorluk

Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

yh
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından düzenlenen sembolik cenaze töreninde içlerinden biri İran Lideri Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyan Iraklı Şii erkekler, 1 Mart 2026, Bağdat’taki Sadr bölgesi (AFP)

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
TT

Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)

ABD yönetimi içinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yeni saldırılar düzenlenmesini savunurken Başkan Donald Trump’ın danışmanlarının çoğu ekonomik baskının ve yaptırımların sürdürülmesinden yana.

Görüş ayrılığı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta gerçekleştirdikleri temaslarda İran’ın askerî hedeflerini ve nükleer tesislerini hedef alan ortak bir ABD-İsrail operasyonu ihtimalini ele aldıklarına ilişkin haberlerin ardından gündeme geldi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi ABD’li ve İsrailli yetkililer ile bir başka kaynak, bu olasılığın değerlendirildiğini belirtti.

Netanyahu, bugün çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın İsrail açısından oluşturduğu tehlikelere ilişkin uyarılarını yineledi. İsrail ordu radyosuna konuşan Netanyahu, “İran’ın kolları bu günlerde füze fırlatmaya ve saldırı operasyonları düzenlemeye çalışıyor” dedi.

fbg
ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına doğru ilerlerken (AP)

Netanyahu, seçimler öncesinde mevcut aşamada Tahran’a önleyici saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu öne sürdü. “Bana göre bu zamanlama bizim için uygun değil” diyen Netanyahu, önümüzdeki iki yıl içinde Hamas’ı ve Hizbullah’ı ortadan kaldıracağını, İran rejimini ise devireceğini savundu.

Askerî çatışmaya dönüş seçeneği masada

Görüşmeler, Trump’ın İsrail’deki seçimlerden bir hafta sonra yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a saldırmayacağını açıklamasına rağmen askerî tırmanış seçeneğinin hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

ABD’li bir yetkili, Netanyahu’nun tutumuna ilişkin değerlendirmesinde İsrail Başbakanı’nın çatışmaya yeniden dönmek istiyor gibi göründüğünü söyledi. Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya hazırlık yapabileceğini ifade ettiğini ancak saldırı düzenleneceğine ilişkin somut bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

dfg
İranlı bir kadın, 14 Ekim 2026’da Tahran sokaklarından birinde İran bayrağının yer aldığı bir tabelanın yanından geçiyor (AP)

Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya “Buyur, hazırlan” dediğini aktardı. Bu ifadenin hemen harekete geçmek ya da daha sonraki bir tarihte hazırlık yapmak anlamına gelebileceğini belirten yetkili, operasyonun hiçbir zaman gerçekleştirilmemesi ihtimalinin de bulunduğunu kaydetti.

Buna karşılık Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump ile Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatmayı görüştüklerine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Yetkili, ABD Başkanı’nın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtti.

Netanyahu’nun ofisi ise başbakanın Trump ve yönetiminin üst düzey yetkilileriyle düzenli temaslarda bulunduğunu, ancak görüşmelerin içeriğine ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.

Tırmanışın zamanlaması konusunda görüş ayrılığı

Kaynaklara göre Trump başlangıçta saldırıların yeniden başlatılmasına daha sıcak bakarken zamanla daha tereddütlü bir tutum sergilemeye başladı. ABD’li bir yetkili, yönetim içinde bir sonraki adım konusunda farklı görüşler bulunması nedeniyle Trump’ın askerî seçeneği desteklemek ile bundan vazgeçmek arasında gidip geldiğini söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM, saldırıların yeniden başlatılmasını en güçlü biçimde savunan isimler ve kurumlar arasında yer alıyor. Buna karşılık Trump’ın danışmanlarının çoğu, ekonomik yaptırımların ve diğer baskı araçlarının sürdürülmesini tercih ediyor. Bu çevreler, söz konusu politikanın giderek daha fazla sonuç verdiğini düşünüyor.

ABD’li bir yetkili, bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti:

“Ekonomik boğmanın giderek daha iyi sonuç verdiğini söylüyorlar. Öyleyse bu politikayı sürdürelim.”

Görüş ayrılığı, Tahran’la mücadelenin yönetilmesinde iki farklı seçeneği öne çıkarıyor. Bunlardan ilki İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan yeni bir askerî tırmanış, diğeri ise yeni bir savaş turuna girmeden Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskının sürdürülmesi.

ghj
İranlılar, 14 Ekim 2026’da Tahran’daki Vanak Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden araçlarıyla geçiyor (AP)

Askerî hazırlıkların devam etmesi, çatışmaların yeniden başlatılmasına ilişkin kesin bir karar alındığı anlamına gelmiyor. Kaynaklara göre ABD ve İsrail orduları teyakkuz durumunu koruyor ve Trump’ın tutumunu değiştirmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmesinden endişe ediliyor

İsrail, İran’ın nükleer programının çeşitli bileşenlerini yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığına işaret eden ve endişe yaratan istihbarat bulguları elde ettiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun son temaslarında bu bilgileri Trump’a aktardığı belirtiliyor.

Görüşmelere ilişkin bilgilere göre İsrail, özellikle İran’ın Kuh-ı Tığ adlı tesisi uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanma ihtimalinden endişe duyuyor.

Trump yönetiminin üst düzey üyeleri, savaşta atılacak sonraki adımları ve saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini görüşmek üzere 2 Ekim’de Camp David’de saatler süren bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantı, askerî seçeneklerin ABD yönetiminin en üst düzeyinde değerlendirilmeye devam ettiğini gösterdi.

Görüşmeler yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmadı. Kaynaklara göre İran’ın askerî hedeflerini de kapsayacak ortak bir operasyon ihtimali ele alındı.

Söz konusu istihbarat endişelerinin yakın zamanda bir askerî karara yol açıp açmayacağı ya da devam eden müzakerelerde Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Görüşmelerin zamanlaması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. İsrail’de seçimler 27 Ekim’de, ABD’deki ara seçimlerden bir hafta önce yapılacak. Bu nedenle geniş çaplı çatışmaların yeniden başlaması, her iki ülkedeki seçmenlerin tercihlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kaynakların aktardığı değerlendirmelere göre yeni bir saldırı, İran’ın İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme çatışmayı genişletebilir ve İsrail’deki seçimlerin zamanlamasını da etkileyebilir.

Müzakereler henüz çıkmaza girmiş değil

Askerî hazırlıklar sürerken diplomatik girişimler de devam ediyor. Bununla birlikte bir anlaşmaya varılması ihtimali henüz belirsizliğini koruyor.

Katar arabulucuları, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve nükleer program konusunda tavizler verilmesini öngören ABD’nin son karşı önerisine İran’ın yanıtını bekliyor.

yju
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus dizeli satın alınmasına yönelik duyurduğu anlaşma, ABD’de tepkiyle karşılandı (Reuters)

ABD’li bir yetkili, müzakerelerin tamamen sona ermediğini ancak somut bir ilerleme de kaydedilmediğini söyledi. Washington’un baskıyı artırmayı sürdürdüğünü belirten yetkili, İran içinde uzlaşmaya daha açık seslerin ağırlık kazanacağı beklentisiyle hareket edildiğini ifade etti.

Yetkili, Tahran’ın savaşın yarattığı baskı ve yaklaşan ABD ara seçimleri nedeniyle Trump’ın geri adım atacağını düşündüğünü belirtti. Ancak Trump’ın İranlılara bu hesaplamanın yanlış olduğunu gösterdiğini savundu.

Trump, salı günü İran’a yönelik eleştirilerini yineleyerek ülkeyi “başarısız bir devlet” olarak nitelendirmiş ve Washington’un İran konusunda “çok yakında” bir karar vereceğini söylemişti.


ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.