Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

İran kontrolü dışında

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
TT

Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026

Rüstem Mahmud

Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.

Dört güven verici olay

Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.

Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.

Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.

Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.

İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda

Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.

Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

sdfrgth
Göstericiler, İran yanlısı örgütleri de içeren Haşdi Şabi Güçleri'nden üst düzey bir yetkilinin tutuklanmasının ardından Bağdat'taki Filistin Caddesi'nde Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'yi protesto ediyor, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.

Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.

Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.

Yeni hareketler ve organizasyon

Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.

İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar

Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.

Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.

Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.

Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

zc
Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi Başkanı Muhammed Halbusi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Bağdat'ta Haşdi Şabi Güçlerinin bir fraksiyonu olan Asaib Ehlil Hak'ın kuruluşunun 21. yıldönümünü anma etkinliği sırasında, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.

Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.

Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor

Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.

Üç zorluk

Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

yh
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından düzenlenen sembolik cenaze töreninde içlerinden biri İran Lideri Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyan Iraklı Şii erkekler, 1 Mart 2026, Bağdat’taki Sadr bölgesi (AFP)

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
TT

Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

Bekayi 28 Şubat’tan bu yana devam eden çatışmayı İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirdi. Çatışmanın boyutunu küçümseyen veya bunu savaş olarak tanımlamaktan kaçınan ABD açıklamalarını reddetti.

ABD’nin askeri çatışmayı başlattığını ve daha sonra deniz ablukası ile “ekonomik savaş” da dahil olmak üzere farklı biçimlerde sürdürdüğünü söyleyen Bekayi mevcut durumun değiştirilmesinden Washington’ın sorumlu olduğunu belirtti.

Bekayi ABD’nin bölgedeki güvenlik krizini ve Hürmüz Boğazı meselesini çözmek istemesi halinde “tüm saldırgan ve müdahaleci uygulamalara, ekonomik yaptırımlara ve deniz ablukasına” son vermesi gerektiğini söyledi.

Bekayi müzakerenin “kendi başına ne kötü ne de iyi” olduğunu belirterek Tahran’ın bunu çıkarlarına ve ulusal güvenliğine hizmet ettiği zaman kullandığı bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

İran diplomasisinin “rejimin diğer unsurlarıyla uyum içinde” ve “silahlı kuvvetleri destekleyecek şekilde” hareket ettiğini belirten Bekayi Dışişleri Bakanlığının ulusal güvenlik kurumları tarafından alınan kararlara bağlı kalacağını söyledi.

Tanker savaşı

Bekayi özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde yaşanan deniz gerilimini tanımlamak için kullanılan “tanker savaşı” ifadesini reddetti. ABD’nin savaşın başlamasından bu yana gemileri hedef almaya başladığını savunan Bekayi son dönemde İran tankerlerinin vurulmasının ise İran’ın ABD’ye ait askeri unsurlara yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini söyledi.

Son gelişmelerin İran’ın ABD savaş gemilerine karşı savunma tedbirleri açısından “belirleyici bir dönüşüm” oluşturduğunu belirten Bekayi Washington’ın bu gelişmeleri İran’a ait ticari gemileri hedef almak için bahane olarak kullandığını ifade etti.

İran’ın iki ABD savaş gemisine füze fırlattığı ve ardından Washington’ın üç İran tankerini hedef aldığı yönündeki ABD anlatımına ilişkin Bekayi “ABD’nin anlatısı kesinlikle doğru değil” dedi.

Bununla birlikte İran’ın ABD’ye ait üs ve askeri gemilere “savunma amaçlı saldırılar” düzenlediğini kabul eden Bekayi bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu söyledi.

Ticari gemilerin hedef alınmasını “uluslararası hukuka aykırı” ve “terör eylemi” olarak nitelendiren Bekayi ABD Savunma Bakanının bu operasyonlarla övünmesinin “ticari gemilere karşı savaş suçu işlendiğinin itirafı” anlamına geldiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) cumartesi günü İran Devrim Muhafızları’nın bir ABD uçak gemisi ile bir destroyere doğru balistik füzeler fırlatmasının ardından üç İran tankerinin hedef alındığını açıklamıştı.

CENTCOM iki savaş gemisinin saldırılardan herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı şekilde kaçındığını ve ABD güçlerinin “Downey” ve “Stark 1” tankerlerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını, “Kailo” tankerini ise Umman Körfezi’nde imha ettiğini bildirmişti.

Devrim Muhafızları daha sonra Hürmüz Boğazı’nda “izin verilmeyen bir güzergâh” kullandığını söylediği üç tankerin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç geminin hedef alındığını duyurmuştu.

Son saldırılar

Bekayi Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasından İran’ın sorumlu tutulmasını reddetti. Boğazın İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasının ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki ülkelerin topraklarının kullanılmasının ardından güvensiz hale geldiğini söyledi.

İran’ın boğazdaki güvenlik sorununun kaynağı olarak gösterilmesini “açık bir yalan” olarak nitelendiren Bekayi “Mevcut durum devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanmasından söz etmek temelden mümkün değil” dedi.

Bekayi geçen hafta yaşanan gelişmeler arasında kıyı kenti Sirek’e yönelik ABD saldırısını en önemli gelişme olarak değerlendirdi. ABD’nin deniz ablukası ve “İran’ın ticari gemilerine yönelik saldırılar” yoluyla çatışmayı sürdürdüğünü söyleyen Bekayi bunun devam etmesinin İran’a kendisini savunmak için tedbirler alma imkânı verdiği uyarısında bulundu.

cvdfukınjh
ran hükümetinin medya kuruluşu tarafından yayımlanan fotoğrafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi basın toplantısı sırasında görülüyor.

ABD’nin ekonomik tedbirlerini askeri çatışmanın devamı olarak nitelendiren Bekayi mevcut “ekonomik savaşın” yalnızca İran’ı değil “uluslararası toplumu” ve egemenlik ile ticaret özgürlüğü ilkelerini de hedef aldığını söyledi.

Bekayi Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakatı savunarak anlaşmanın müzakereleri çevreleyen koşullar dikkate alınarak hazırlandığını ve “İran’ın ulusal çıkarlarını güvence altına aldığını” söyledi.

ABD’nin mutabakatı imzalanmasından 22 veya 23 gün sonra ihlal ettiğini belirten Bekayi “bazı ABD’li yetkililerin anlaşmaya en başından beri ikna olmadığını” söyledi.

“Anlaşmayı ilk bozan taraf hiçbir zaman biz olmadık” diyen Bekayi Washington’ın mutabakatı ihlal etmesinin Tahran’ı yürüttüğü diplomatik sürecin sonuçlarını sorgulamaya itmemesi gerektiğini ifade etti.

Mutabakatın ilk maddesinin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasını içerdiğini belirten Bekayi Tahran açısından anlaşmaların isimleri veya formüllerinin değil İran’ın çıkarlarının güvence altına alınmasının temel mesele olduğunu vurguladı.

Umman ile Hürmüz mutabakatı

Bekayi İran ve Umman’ın kıyıdaş iki ülke olarak Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği için güvenli güzergâhların belirlenmesine yönelik “ciddi ve ileri düzeyde” müzakereler yürüttüğünü söyledi.

Müzakerelerin “son aşamaya” ulaştığını belirten Bekayi önümüzdeki günlerde deniz trafiği için “geçici ve güvenli bir güzergâh” oluşturulmasına yönelik İran-Umman mutabakatının Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayda geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Önceki aşamalarda müzakerelerin tıkanmasına “üçüncü tarafların” müdahalesinin yol açtığını söyleyen Bekayi sürecin yeni müdahalelere maruz kalmamasını umduğunu belirtti.

Bekayi gerilimin düşürülmesine yönelik bölgesel temaslar kapsamında Katarlı bir heyetin pazar günü Tahran’ı ziyaret ettiğini doğruladı. Heyetin Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile “iyi görüşmeler” gerçekleştirdiğini söyleyen Bekayi Katar’ın girişimlerinin son haftalarda Umman ve Pakistan tarafından yürütülen benzer çabaların devamı olduğunu belirtti.

İran ile bölge ülkeleri arasındaki temasların sürdüğünü söyleyen Bekayi Tahran’ın çıkarlarını korumak amacıyla diplomasiyi kullanmaya devam edeceğini ifade etti.

Bekayi İran Genelkurmay Başkanlığından teknik bir heyetin son günlerde üç İranlı pilotun durumunu takip etmek üzere Katar’ı ziyaret ettiğini ve pilotlarla ilgili teknik görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Söz konusu konunun Tahran’ın Katar tarafıyla “her ziyarette ve her temasta” gündeminde yer aldığını belirten Bekayi İran’ın bu konunun takibini bırakmayacağını vurguladı.

İran’ın Kuveyt’te gözaltında bulunan İran vatandaşlarının durumunu da takip etmeyi sürdürdüğünü belirten Bekayi İran Büyükelçiliğinin geçen hafta gerçekleştirilen konsolosluk ziyaretinin ardından konuyla ilgilenmeye devam ettiğini söyledi.

Avrupa’ya uyarı

Nükleer dosya konusunda ise Bekayi ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’yı UAEA Guvernörler Kurulu’nda İran dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yeniden taşınmasının önünü açabilecek bir karar tasarısını ilerletmemeleri konusunda uyardı.

Söz konusu dört ülkeyi “durumu tırmandırmaya” çalışmakla suçlayan Bekayi Tahran’ın böyle bir adım atılması halinde “gerekli tedbirleri” alacağını söyledi.

Bekayi UAEA’nın raporunu ve Genel Direktörü Rafael Grossi’yi eleştirerek Batılı tarafları ajansı İran’a siyasi baskı uygulamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

İran’dan nükleer tesislerine erişim izni verilmesinin istenmesinin ABD ve İsrail’in bu tesislere yönelik saldırılarının İran’ın anlatımına göre mevcut duruma yol açtığı gerçeğini göz ardı ettiğini söyleyen Bekayi bu talebin mevcut koşulları dikkate almadığını belirtti.

Bekayi Avrupa’nın üç büyük ülkesinin daha önce İran’la gerilimi tırmandırma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda Washington tarafından “marjinalleştirildiklerini” savundu.

Avrupalı şirketlerin ABD’nin ikincil yaptırımlarına uymasının Avrupa yasalarıyla çeliştiğini belirten Bekayi Avrupa’ya kendi çıkarları ile “ABD’yi memnun etme” politikasını sürdürmek arasında seçim yapması çağrısında bulundu.

Çin ile ilişkiler

Tahran ile Pekin arasındaki ilişkilere dair soruları yanıtlayan Bekayi İran’ın Çin ile “çok iyi” ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında iki ülke liderleri arasında uzun süreli bir görüşme yapılmamış olmasının siyasi bir anlam taşıdığını reddetti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın zirve kapsamında Çinli mevkidaşıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi iki liderin bu görüşmede “önemli konular” hakkında fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki temasların farklı düzeylerde sürdüğünü belirten Bekayi önümüzdeki BRICS toplantılarının Tahran ile Pekin arasında istişare için ilave fırsatlar sunacağını ifade etti.

Bekayi Güney Kore’yi Hürmüz Boğazı’yla bağlantılı herhangi bir ABD operasyonuna katılmaması konusunda uyardı. Bu uyarı Seul’ün muhtemel olarak çatışmaya muharip olmayan ve istihbarat alanında katkı sunabileceğine ilişkin haberlerin ardından geldi.

Güney Kore’nin ABD operasyonlarına herhangi bir şekilde katılmasının Tahran tarafından “açık bir askeri saldırıya ortaklık” olarak değerlendirileceğini belirten Bekayi bunun deniz yollarının daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamayacağını söyledi.

İran’ın Seul Büyükelçiliğinin konuyla ilgili Güney Koreli yetkililerle temas kurduğunu belirten Bekayi daha geniş kapsamda diğer ülkeleri de bölgedeki ABD operasyonlarının “aracı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.


Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe
TT

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girdi. Denizcilik verileri bugün (pazartesi) Hürmüz Boğazı’ndan geçen temel emtia taşıyan gemilerin günlük ortalama sayısının son 10 günde 10’a gerilediğini gösterdi. Bu rakam mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Bekayi haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada Umman Sultanlığı ile yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için geçici ve güvenli bir güzergâh konusunda mutabakata varılmasının beklendiğini söyledi. Bekayi söz konusu mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayıt altına alınabileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ajansın son dönemde İran’dan ilan edilmiş nükleer maddelerinin ve tesislerinin durumuna ilişkin herhangi bir bilgi almadığını ve saha denetimleri gerçekleştirmek amacıyla bunların hiçbirine erişemediğini söyledi.

Grossi bu durumu “nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı” olarak nitelendirerek mevcut durumun “azami aciliyetle” ele alınması çağrısında bulundu.


ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
TT

ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlere çocuk bakım sübvansiyonu verilmesini öngören yeni bir politikayı değerlendiriyor.

The New York Times, konu hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde, taslak plana göre belirli gelir gruplarındaki evli çiftlerin, eşlerden biri haftada en az 35 saat çalışırken diğeri evde kalıp çocuğa bakıyorsa ödemelerden yararlanabileceğini aktardı. Evli olmayan çiftler ve çalışmayan bekar ebeveynler bu haktan yararlanamayacak.

Finansman, 1990'larda düşük ve orta gelirli ebeveynlere yardımcı olmak için kurulan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı 12 milyar dolarlık Çocuk Bakımı ve Geliştirme Fonu'ndan sağlanacak. Fon, çocuk başına yılda yaklaşık 9 bin dolar destek sağlıyor ve halihazırda yaklaşık 1,3 milyon çocuğu kapsıyor. Bu çocukların büyük çoğunluğu, genellikle annelerin geçimini sağladığı, çalışan bekar ebeveynlerin bulunduğu hanelerde yaşıyor.

Bu teklif, Beyaz Saray'ın geleneksel aileleri teşvik etme ve doğum oranını artırma yönündeki daha geniş kapsamlı çabalarının bir parçası. Bu çabaya öncülük eden Başkan Yardımcısı JD Vance, daha fazla annenin çocuklarına bakmak için evde kalmasını savunuyor.

Başkan Yardımcısı, bir keresinde X'te "normal" Amerikalıların, çocuklarını ücretli iş gücünde daha fazla "özgürlüğün" tadını çıkarabilmeleri için berbat kreşlere göndermeye zorlamayan bir "aile politikasını" arzuladığını yazmıştı.

2021 tarihli bir makalesinde de "Küçük çocuklar, günlerini bir ebeveynle evde geçirdiklerinde açıkça daha mutlu ve sağlıklıdırlar" demişti.

Plan, değişiklikler sonucunda çalışan bekar ebeveynlerin daha kötü durumda kalabileceği uyarısında bulunan uzmanlar tarafından eleştirildi.

Düşünce kuruluşu Niskanen Center'ın sosyal politika direktörü Joshua McCabe, Times'a "Evde kalan ebeveynlere daha fazla destek verilmesinin büyük bir savunucusuyum. Ancak bunu bu şekilde yapmayı tercih etmezdim" diye konuştu.

Ayrılan kaynağı artırmadan uygunluk kriterlerini genişletmek, daha fazla ebeveynin aynı fondan pay almak için rekabet etmesi ve özellikle çalışan bekar ebeveynler olmak üzere daha fazla kişinin daha kötü durumda kalması anlamına gelir.

Gazetenin haberine göre Trump yönetiminde görev yapan bazı hukukçular, çocuk bakım sübvansiyonlarından yararlananların evli olmalarının zorunlu kılınmasının yasal olup olmayacağını da tartıştı.

Önerilen değişiklik için Kongre'nin onayı gerekmiyor. Beyaz Saray'ın onay vermesi halinde teklif internette kamuoyunun görüşüne sunulacak ve nihai hale getirilirse 2027'de yürürlüğe girebilecek.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Independent Türkçe