Ben-Gvir ve İsrail faşizmi çöküş ile zafer arasında

Aşırılık yanlısı eylemleri ve açıklamaları, uluslararası hukuk sistemini kendi ideolojik değerleri açısından bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.

Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
TT

Ben-Gvir ve İsrail faşizmi çöküş ile zafer arasında

Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)

Muhaffe eş-Şehrani

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in her gün onlarca Filistinlinin öldürülmesi çağrısında bulunduğu açıklamaları, birinci derecede aşırı sağcı seçmen tabanını korumayı ve kendisini mevcut ordu komuta kademesinden daha kararlı bir alternatif olarak göstermeyi amaçlayan sistemli ideolojik ve stratejik boyutlara ve hedeflere sahip.

Bazı İsrailli analistler, bu açıklamaları, askeri operasyonların şiddetinin azalması halinde hükümet koalisyonunu dağıtmakla tehdit ederek siyasi şantaj yapmak amacıyla Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yönelik açık bir baskı aracı olarak görüyor.

Ancak her halükârda Tevrat metinleri ile katı İsrail milliyetçiliğini harmanlayan İsrail'de Dini Siyonizm akımının en radikal, aşırı sağ ve aşırı milliyetçi kanadını temsil eden Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) lideri Ben-Gvir'den bu açıklamaların gelmesi kimse için şaşırtıcı değil. Bu akım, tarihi Filistin toprakları üzerinde tam bir Yahudi egemenliği kurmayı amaçlayan, her türlü siyasi çözümü veya bir Filistin devletinin kurulmasını reddeden ve dini ‘kurtarıcının’ yakında geleceğine, yani yeryüzündeki fiili insan eylemi aracılığıyla ilahi kurtuluşun gerçekleşeceğine inanan bir vizyona dayanan bir ideoloji üzerine kuruludur. Bu vizyon, söz konusu akımın özellikle inandığı felsefi temeldir.

“Ben-Gvir'in günlük olarak yaptığı öldürme çağrısı, gönüllü veya zorunlu göç ile yeniden iskan planlarını kolaylaştırmak amacıyla Gazze Şeridi'ni yaşanılamaz bir hale getirmeyi hedefleyen daha geniş bir düşünceyle bağlantılı. Dolayısıyla, Filistinlilerin insani vasıflarını reddeden ve ‘yok etme doktrininin’ benimsendiğini yansıtan terimlerin kullanılması, İsrail kamuoyu nezdinde toplu katliamları meşrulaştırmaya dayanan bir stratejidir. Bu açıklamaların, ‘kesintisiz ve rastgele suikastlar’ fikrini saha koşullarına bağlı istisnai askeri operasyonlar olmaktan çıkarıp kalıcı, rutin bir politika olarak normalleştirmeyi amaçladığına şüphe yok.

İsrail soykırım doktrini ve dünyadaki radikal sağ olgusu

Bazı devletlerin siyasi tarihine ve dışlayıcı milliyetçi veya inançsal eğilimlere sahip partilerin egemenlik kurma sorununa bakanlar, bu süreçlerin nihayetinde çeşitli meselelerde tamamen otokratik bir tutum sergileyen devletlerin oluşumuyla sonuçlandığını ve ilkelerini hayata geçirmek için koşulları her türlü vahşi yolla istismar ettiğini görürler. Günümüzdeki tahakkümcü parti modeli olan Likud Partisi, bu doktrini temsil etmek için ideal bir örnek teşkil ediyor. Barış hareketlerinin ve insan hakları örgütlerinin yasaklanması yönündeki talepler yoluyla iç cepheyi kendi radikal vizyonu arkasında birleştirmek amacıyla, içerideki hesaplaşmalarda ideolojikleştirilmiş siyasi söylemin nasıl istismar edildiğini ve bir meydan okuma aracı olarak kullanıldığını da açıkça gözlemliyoruz.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ben-Gvir'in her gün onlarca Filistinlinin öldürülmesi için yaptığı çağrılar, Gazze Şeridi'ni yaşanılamaz bir hale getirmeyi, gönüllü veya zorunlu göç ile yeniden iskan planlarını kolaylaştırmayı hedefleyen daha geniş bir vizyonla bağlantılıdır. Dolayısıyla, Filistinlilerin insani vasıflarını reddeden ve ‘yok etme doktrininin’ benimsendiğini yansıtan terimlerin kullanılması, İsrail kamuoyu nezdinde toplu katliamları meşrulaştırmaya dayanan bir stratejidir. Bu açıklamaların, ‘kesintisiz ve rastgele suikastlar’ fikrini saha koşullarına bağlı istisnai askeri operasyonlar olmaktan çıkarıp kalıcı, rutin bir politika olarak normalleştirmeyi amaçladığına şüphe yok.

İsrail'deki ilk askerî hazırlık akademisinin (mechina) kurucusu Haham Eli Sadan'ın dilinden dökülen “Tevrat, İsrail'in anayasasıdır, Yahudi devletinin DNA'sıdır” şeklindeki ünlü sözün temelinden hareketle, artık Batı Şeria'nın tamamının ilhak edilmesi, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesi, bir Filistin devletinin kurulmasının kesin olarak reddedilmesi, resmi tam ilhak için bir ön hazırlık olarak Batı Şeria topraklarının kademeli olarak ilhak edilmesi tedbirlerinin uygulanması, bunlara ek olarak Kudüs üzerindeki İsrail kontrolünün pekiştirilmesi ve Mescid-i Aksa'nın Yahudi ibadet edenler için sürekli olarak açılması yönünde gayretli bir çaba görüyoruz.

Bu, İsrail vatandaşı olan Filistinliler (İsrailli Araplar), İsrail’in bir ‘Yahudi devleti’ olarak tanımlanmasına karşı stratejik bir tehdit olarak kabul edilmesiyle ve bu tehditle, her ne olursa olsun partilerin yasaklanması ve silahsızlandırılması, gelecekteki gösterilerle başa çıkmak ve içerideki Filistinli liderleri bastırmak amacıyla İsrail askeri birliklerinin Filistinli kent ve kasabalarına indirilmesi, ‘terör destekçileri’ olarak nitelendirilenlerin (bazı Knesset üyeleri dahil) sınır dışı edilmesi ve devletine sadık olmayan Arapların kovulması gibi şiddet içeren tedbirler yoluyla başa çıkılması çağrısıyla birlikte gerçekleşiyor.

Bu doğrultuda Yahudi Gücü Partisi, ‘küresel radikal sağ’ olgusu çerçevesinde Almanya için Alternatif Partisi’ne (AfD) paralel ve benzer bir model olarak kabul edilebilir; ancak bunlar, kurucu referans ve devlet içindeki eylem mekanizmaları bakımından esastan ayrılıyor.

İki parti arasındaki ortak ve farklı noktalar

Avrupa Popülizm Çalışmaları Merkezi'nin (ECPS) geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği son çalışmaya göre milliyetçi ve inançsal eğilimleri benimseyen partiler arasında, dışlayıcı ideoloji fikrini benimsemeleri bakımından her zaman örtüşme noktaları bulunuyor. Zira her iki parti de devletin tanımını kimliğin saflığı üzerine inşa etmekte (Almanya'da etnik/kültürel, İsrail'de ise dini/milli) her ikisi de azınlıkları -Almanya'daki göçmenler ve Müslümanlar ile İsrail'deki Araplar ve Filistinlileri- devletin varlığına yönelik doğrudan demografik ve kültürel bir tehdit olarak görüyor.

Her iki taraf da geleneksel siyasi ve yargısal elitleri hedef alan bir söylem benimsiyor. Öyle ki AfD, Berlin ve Brüksel'deki Alman elitini ‘halkına ihanet etmekle’ suçlarken, Ben-Gvir ‘ihmal edilmiş kesimi’ temsil ettiğini iddia ederek İsrailli ‘liberal’ eliti, güvenlik teşkilatını ve yargı kurumunu hedef alıyor. Ayrıca her iki parti de siyasi tabuları yıkma stratejisine dayanıyor.

Filistinlilere yönelik dini saiklerle sınır dışı etme, kontrol ve sistematik öldürme hakkındaki provokatif Ben-Gvir açıklamalarının karşısında, Alman tarihini yeniden şekillendirmeye ve tarihi suçluluk kompleksini küçümsemeye çalışan AfD liderlerinin açıklamaları yer alıyor. Ancak referanslar konusunda ayrışıyorlar. Yahudi Gücü Partisi, toprak üzerinde münhasır hak tanıyan Tevrat yorumlarına dayanan ve devleti dini kimlikle boyamaya çalışan teokratik bir partiyken, buna karşılık AfD, dini bir metne dayanmaksızın Batı Avrupa kültürüne ve küreselleşmeye karşı ulusal egemenliğe odaklanan milliyetçi seküler/muhafazakâr bir partidir.

Eylem alanı ve konumlanma açısından, Ben-Gvir'in partisinin doğrudan bir silahlı çatışma ortamında faaliyet gösterdiğini, söylemini silahlanma, saha güvenliği ve silahlı yerleşimlerin desteklenmesi üzerine odakladığını, buna karşın AfD nispeten istikrarlı bir Avrupa demokratik ortamında hareket ettiğini ve parlamenter politikalara, ekonomik yasalara ve Avrupa Birliği (AB) gibi uluslararası bloklara karşı duruşa odaklandığını görüyoruz.

Her halükârda Ben-Gvir'in partisi ile AfD, ‘yükselen aşırı sağ’ olgusunun iki tezahürüdür ve demografik ile güvenlik korkularını körüklemek için aynı popülist araçları kullanır. Bununla birlikte Ben-Gvir'in partisi, varoluşsal ve silahlı bir çatışma ortamında faaliyet göstermesi ve devlet içinde doğrudan yürütme yetkisine sahip olması nedeniyle daha radikal ve şiddet yanlısı bir model olmaya devam ederken, AfD şimdiye kadar devletin yürütme organına liderlik etme kapasitesinden yoksun bir şekilde Almanya parlamentosu içinde kuşatılmış olarak kalmaya devam ediyor.

İsrail koalisyonunda doğan faşizm ve uluslararası tepkiler

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, ‘Filistinli tutukluların sehpalar kurularak veya kafalarına ateş edilerek infaz edilmesi’ yönündeki açık çağrısıyla ve ‘her gece 30 ila 50 sivilin tasfiye edilmesi’ talebiyle zirve yapan art arda açıklamaları ile İsrail'in varlığına direnen bölgesel cepheleri ateşe verme tehditleri, uluslararası ve yerel siyasi kulislerde zıt tepkilere yol açtı.

İsrail asıllı Amerikalı tarihçi ve tarih profesörü Yoav Di-Capua, daha önce yayımlanan tarihi ve siyasi araştırmalarında ‘soykırımcı doktrin’ (Genocidal Ideology) olarak adlandırılan duruma karşı uyarıda bulunarak, söylemsel açıdan yaşanan bu sert çıkışın ‘siyasi çekişme’ sınırlarını aştığını, uluslararası toplumu ve Tel Aviv'in tarihi müttefiklerini ‘İsrail devleti içinde yürütme erkini elinde bulunduran faşist bir zihniyetle doğrudan bir yüzleşmeyle’ baş başa bıraktığını belirtiyor.

Aslına bakılırsa, Ben-Gvir'in açıklamaları, partisinin düşünce yapısından ayrı düşünülemez. Çünkü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in radikal açıklamaları artık yerel seçim seferberliği için sadece birer yakıt olmaktan çıkmış, İsrail devletinin temellerini sarsan ikili bir stratejik krize dönüşmüştür. Ben-Gvir, net sınırlar çerçevesinde hareket etmekte olup parti, ‘ötekini yok etme’ söylemini aşırı sokak marjinlerinden yasam ve hükümet koridorlarına taşımayı başarmıştır. Dolayısıyla Ben-Gvir, “Gazze'deki iki milyon insanı aç bırakmak adil ve ahlaki olabilir" sözlerinin sahibi, Dini Siyonizm Partisi lideri müttefiki Bezalel Smotrich ile aynı  düşünce yapısında birleşerek, hükümet içinde ‘imha ve sistematik sürgün akımını’ oluşturuyor. Bu akım, Filistinlileri haksız ve haksuz köleler olarak yaşamak, zorunlu göç veya sahadaki ölüm şeklinde paralel seçeneklerle baş başa bırakıyor. Bunlar faşizm ilkeleriyle doğrudan örtüşen düşünsel genlerdir.

Tepkilerin analiz edilmesi hususunda, daha önce de belirttiğim gibi, bu tutumlar uluslararası ve yerel alanlarda ile aynı zamanda İsrail'in kendi içinde de derin çatlaklara yol açtı. Şöyle ki; Washington ve Avrupa başkentlerindeki İsrail müttefiklerinin bugün benzeri görülmemiş bir ahlaki ve hukuki ikilemle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Uluslararası çatışmalarda mahkemeler genellikle ‘soykırım niyetini’ kanıtlamakta zorlanırken, Ben-Gvir'in açık söylemleri, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki insan hakları örgütlerini, seyahat yasağı ve mal varlıklarının dondurulmasını içeren doğrudan bireysel yaptırımların Ben-Gvir'e uygulanması yönünde ciddi adımlar atmaya itti. Bu durum, devletin varlığına verilen mecburî desteği koruma ile sağın faşist dürtülerini örtbas etme çabası arasındaki çizgiyi ayırmaya yönelik beyhude bir girişimdir.

İçeride ise gerek sivil gerek askeri geleneksel İsrail kurumları, Ben-Gvir'i ve Filistinli esirler hakkındaki açıklamalarını devletin stratejik tecridini derinleştiren, takas anlaşmalarını engelleyen ve ordu subaylarını savaş suçu işleyenler olarak uluslararası ceza kovuşturması giyotini altına koyan acil bir tehlike olarak değerlendiriyor. Bu durum, Netanyahu'yu Beyaz Saray'ı ve hukuk sistemini yatıştırmak amacıyla birden fazla siyasi görüşmede aşırı uçtaki bakanlarının açıklamalarını reddetmeye itmiş, ancak Ben-Gvir ve Smotrich'in partisinin koalisyon hükümeti içindeki hayati bir damarın bakanları olmaları ve düşmeleri halinde hükümetin de düşecek olması nedeniyle haklarında herhangi bir cezai işlem veya görevden alma kararı almayı reddetmesine yol açtı.

Sonuç olarak Itamar Ben-Gvir ve partisi, güvenlik kavramını etnik temizlik temelinde yeniden biçimlendiren ‘yükselen iktidar faşizmini’ temsil ediyor. Uluslararası tepkiler Ben-Gvir'i diplomatik olarak tecrit etmede ve hukuki açıdan kuşatmada başarılı olsa da bu tedbirler Gazze'nin bugün açık hedef haline geldiği sahadaki pratiklerini dizginlemede yetersiz ve aciz kalıyor. Dolayısıyla Ben-Gvir'in faşizmi konusu yalnızca Filistinlilerin geleceğiyle sınırlı kalmayıp uluslararası hukuk sisteminin tamamını, tam anlamıyla faşist ideolojik değerlerin karşısında çöküş ya da zafer sınavıyla karşı karşıya getiriyor.



Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Prens William'ın kardeşi Prens Harry'yle bir araya gelmeye hiç niyeti olmadığı bildirildi. Bu durum, araları açık kardeşlerin barışma ihtimalini suya düşürebilir.

Sussex Dükü, GQ'nun bu hafta yayımladığı röportajda, eşi Meghan Markle ve çocukları Lilibet ve Archie'yle birlikte Birleşik Krallık'a geri taşınmasında ailesiyle "daha yakın" olma arzusunun da etkili olduğunu ve aralarındaki anlaşmazlığa yol açan sorunları "çözmeyi" umduğunu belirtti.

Öte yandan veliahta yakın kaynaklar The Mirror'a, kraliyet görevlerine odaklanmış durumdaki Galler Prensi'nin kardeşiyle barışabileceği bir senaryoyu gelecekte mümkün görmediğini söyledi.

Prens William'a yakın bir kaynak gazeteye, Prens'in Sussex Dükü tarafından kendisi ve diğer aile üyeleri hakkında kamuoyu önünde söylenen "pek çok şey" nedeniyle hâlâ derin bir kırgınlık duyduğunu ifade etti.

The Mirror, GQ röportajının yayımlandığı dönemde Galler Prensi'nin kraliyet görevleriyle meşgul olduğunu ve bu görevlerin Harry'yle kopukluktan daha öncelikli olduğunu belirtti.

Britanya Kral ve Kraliçesi, Umman Sultanı'nı devlet ziyareti kapsamında ağırladı. Prens William ise babasıyla birlikte Aberfan faciasını 60. yıldönümünde anmak üzere Galler'e gitti.

cdfvg
Kral ve Kraliçe, Umman Sultanı'nı bir devlet ziyareti kapsamında ağırladı (Reuters)

İki kardeşin arası, Sussex Dükü'nün 2020'de kraliyet ailesindeki aktif görevlerinden ayrılarak eşiyle birlikte Kaliforniya'ya yerleşmesinden bu yana açık. Dük, Yedek (Spare) adlı anı kitabında, Meghan'ın davranışlarıyla ilgili bir tartışma sırasında William'ın kendisini iterek bir köpek mama kabının üzerine düşürdüğünü iddia etmişti.

Prens Harry, 2024'te kanser teşhisi konan Kral'la iletişimini sürdürüyor.

GQ'ya konuşan Harry, ailesiyle ilişkisini düzeltme umudunu dile getirerek, "Bazıları düzelmesini istemiyor. Ben ise düzelmesini istiyorum" dedi.

"Yara izleri sonsuza dek kalır" diyen Harry, buna rağmen herkesi geçmişi geride bırakmaya teşvik edeceğini ekledi.
 

xdcvfghyj
Prens Harry, GQ'ya konuştu (GQ)​​

Harry, "Eğer geçmişten gelen ve günlük hayatınızı hâlâ etkileyen bazı şeyler varsa, bunları geride bırakmak daha zordur" ifadelerini kullandı.

Harry, babası ve kardeşiyle ilişkilerinin "yasını" tutup tutmadığı sorulduğunda, "Evet, elbette. Aile ilişkileri açısından bakınca, bu yine pek çok kişinin çok yakından aşina olduğu bir durum" dedi.

Kardeşler arasında anlaşmazlıklar olabilir, çocuklarla ebeveynleri arasında ya da çocuklarla ebeveynlerinden biri arasındaki ilişki kopabilir. Kiminle konuşsam bu konu gündeme geliyor. Dolayısıyla bunun ne kadar yaygın ve anlaşılabilir bir durum olduğunu biliyorum.

Sussex çiftinin sözcüsü, eylülde gerçekleştirilen röportajın salı günü yayımlanmasının GQ dergisinin tercihi olduğunu belirtti. Sözcü, Harry'nin ifadelerinin "kesinlikle kardeşine veya ailesinin başka bir üyesine yönelik bir iğneleme amacı taşımadığını, yorumun genel bir bağlamda yapıldığını ve hiçbir şekilde ailesini hedef almadığını" ifade etti.

Independent Türkçe


Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
TT

Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğrayan Washington Post fotomuhabiri Heidi Levine, Filistinli gençlerin kendisini nasıl kurtardığını anlattı.

İşgal altındaki Batı Şeria'daki Ebu Falah köyünde Filistinlilerin zeytin hasadını takip eden Levine, 16 Ekim'de bölgeye baskın düzenleyen Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğramıştı.

Guardian'ın aktardığına göre gazetecinin omurgasında 4 kırık, kaburgasında iki kırık ve vücudunun çeşitli yerlerinde delici silahlarla açılmış 4 yara var.

64 yaşındaki fotomuhabiri, zeytin hasadının normal şekilde başladığını ancak bir süre sonra bölgeye gelen maskeli kişilerin Filistinli çiftçileri, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini uzaktan izlediğini belirtiyor.

Saldırının ancak İsrail ordusunun olay yerine gelmesinden sonra başladığını söyleyerek, yerleşimcilerin hızla hasat yapılan bölgeye inip etrafa saldırdığını ifade ediyor:

Bir anda ortalık cehenneme döndü. Bazı çiftçiler zeytinlerini koydukları brandalarla çuvalları toplamaya başladı. Sonra birdenbire bir makineli tüfek sesi duydum ve uzaktan gözyaşartıcı gaz atıldığını gördüm. Koşmaya başladım. Tam bir kaos vardı. Birdenbire onlarca kişiyi karşımda gördüm. Bana doğru hücum etmeye başladılar.

Gazeteci, saldırganların yerde kendisine yüzlerce kez sopalarla vurduğunu, hayatta kalmak için ölü taklidi yaptığını ancak bunun da işe yaramadığını belirtiyor.

O sırada Filistinli gençlerin, Yahudi yerleşimcilere sapanlarla saldırarak onları uzaklaştırmaya başladığını söylüyor:

Filistinli gençler kendilerini öne attı ve yerleşimcileri uzaklaştırmaya, etrafta koruyucu bir kalkan oluşturmaya çalıştılar. Gerçekten inanılmazdı. Kitab-ı Mukaddes'ten fırlamış bir savaş sahnesi gibiydi.

Filistinlilerin müdahalesi sayesinde Amerikalı gazeteci arkadaşı Jasper Nathaniel ve diğer kişiler araya girip Levine'i olay yerinden uzaklaştırmış.
 

Nathaniel de saldırıyla ilgili blog'unda kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor:  

Filistinli gençler onu korumak için harekete geçmeseydi muhtemelen ölmüş olacaktı. Yalnızca taşlarla silahlanmış genç Filistinlilerin, Heidi Levine'in hayatını kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye attığını söylemek abartı olmaz.

Amerikalı gazeteci, yazısında İsrail askerlerinin saldırgan yerleşimciler yerine olaya müdahale eden genç Filistinlilerin peşine düştüğüne de dikkat çekiyor.

Yaklaşık 40 yıldır İsrail'de yaşayan Levine, iyileşir iyileşmez Batı Şeria'dan haber yapmaya devam edeceğini belirterek, "Yaptığım iş önemli. Bana zarar verdiler, bazı kemiklerimi kırdılar ama ruhum sağlam" diyor.

İsrail mahkemesi, Levine'e yönelik saldırıyla ilgili yakalanan 4 şüpheliyi, gözaltında tutulmaları için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle dün serbest bırakarak ev hapsine aldı.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
TT

WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)

İran'ın "gölge filosu" tarafından taşınan ham petrolün tükendiği öne sürülüyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Tahran yönetiminin, büyük kısmını Çin'e satarak önemli gelir elde ettiği petrol stokları tükendi. Analiz firması Kpler, ekim ortası itibarıyla Malezya ve Singapur açıklarında tankerlerde tutulan petrolün bittiğini aktarıyor.

İran, ABD yaptırımlarına rağmen yıllardır petrolünü Çin'e ulaştırmak için karmaşık bir sistem kullanıyor. "Gölge filo" diye adlandırılan İran'la bağlantılı tankerler ham petrolü Malezya ve Singapur açıklarına taşıyor, burada başka tankerlere aktarılan petrol Çin'deki rafinerilere gönderiliyor. Bu yöntem, petrol sevkıyatının takip edilmesini zorlaştırırken bölgeyi aynı zamanda önemli bir yüzer depolama alanına dönüştürüyor.

Kpler verilerine göre savaşın başladığı şubat ayında İran'ın yurtdışında yaklaşık 135 milyon varil petrolü bulunuyordu. Bunların çoğunun Malezya ve Singapur açıklarındaki tankerlerde tutulduğu, petrol fiyatlarındaki artışla stokların toplam değerinin 10 milyar doları aştığı tahmin ediliyordu.

Ancak Donald Trump yönetiminin nisanda ilk kez Hürmüz Boğazı'na tam abluka uygulamasıyla stoklar hızla azalmaya başladı. Tahran ve Washington arasında haziranda yapılan ateşkes görüşmeleri kapsamında ablukanın geçici olarak kaldırılması, İran'ın yeniden petrol sevk ederek rezervlerini artırmasını sağladı. Fakat temmuz ortasında ablukanın yeniden uygulanmasıyla stoklar tekrar erimeye başladı. Kpler verilerine göre, yaklaşık 90 milyon varile ulaşan rezerv, 5 Ekim'de 1 milyon varilin altına düştü ve ekim ortasında tamamen tükendi.

Petrol satışları, İran hükümetinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 30 ila 40'ını oluşturuyor ve ülkenin en büyük döviz kaynağı konumunda. Beyaz Saray ise ekonomik ablukayı sıkılaştırarak İran'ı nükleer anlaşmayı kabul etmeye zorluyor.

Enerji analiz şirketi FGE NexantECA'dan Iman Nasseri, İran yönetiminin ekonomik baskılara geçmişte de direndiğini hatırlatıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen ayki açıklamasında İran'ın Çin'e satabileceği petrolünün yakında tükeneceğini, Tahran'ın ekonomik zorluklar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu iddia etmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati ise geçen hafta Bangkok'ta düzenlenen IMF toplantısında İran ekonomisinin çökmenin eşiğinde olduğuna dair iddiaları yalanlayarak, "Tüm baskılara rağmen İran ekonomisi çok iyi bir direnç gösterdi" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Fox News, Mehr News