İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Christopher Phillips

Ulchi Özgürlük Kalkanı, Kuzey Kore tehdidine karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Kore tarafından yıllık olarak düzenlenen ortak bir askeri tatbikattır. Ne var ki bu yıl ağustos ayında başlamadan hemen önce, Washington aniden tatbikatın süresini kısalttı. Başkan Donald Trump, tatbikatların maliyetini, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ilişkilerini geliştirme arzusunu ve Güney Kore'nin İran'a karşı savaşını desteklemeyi reddetmesini gerekçe göstererek, tatbikatların 11 günden beş güne indirilmesi direktifini verdi.

Bu karar Seul'de ve ötesinde şok dalgaları yarattı. ABD'nin Doğu Asya’daki müttefikleri, Trump'ın demokrat ortaklarına taahhütlerine bağlılıktan bu kadar kolay vazgeçmeye istekli gibi görünmesinden endişe duymakla kalmıyor, aynı zamanda İran ile savaş konusundaki tutumlarının Washington ile ilişkilerine daha fazla zarar vermesinden de korkuyorlar. Ancak Kore’nin durumu benzersiz değil. ABD’nin NATO ve Asya'daki diğer müttefikleri, Trump tarafından İran ile uzun süren çatışmasını desteklemedikleri için defalarca eleştirildi ve savaş, zaten baş göstermiş olan gerilimleri daha da büyütmüş gibi görünüyor.

 Savaş öncesindeki gerilimler

Trump'ın, ABD'nin müttefiklerinin İran'daki savaşına yeterince destek vermediği yönündeki şikayetlerine rağmen, çatışmayı Washington'un birçok müttefikiyle ilişkilerinin zaten önemli ölçüde gergin olduğu bir dönemde başlattı. Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında Washington'un Batılı müttefikleri, Amerikan yönetiminden yayılan düşmanlığın yoğunluğu karşısında şaşkına döndüler. Kanada başlangıçtan itibaren bir ticaret savaşı ve örtülü ilhak tehditleriyle karşı karşıya kalırken, Avrupa Birliği (AB) mallarının çoğuna yüzde 15 oranında gümrük vergisi uygulandı. İngiltere'ye ise yüzde 10 oranında temel gümrük vergisi uygulandı.

Trump'ın İran'a karşı savaşı, ABD'nin ittifak ağında zaten genişleyen çatlakları daha da derinleştirdi. Batılı ve Asyalı müttefikleri çatışmayı desteklemeyi reddettikten sonra, Trump Seul ile askeri tatbikatların süresini kısaltarak ve İspanya'yı tehdit ederek misillemede bulundu

Buna rağmen, yönetimin ilk aylarında NATO liderlerinin çoğu, özellikle Ukrayna bağlamında, Amerikan güvenlik şemsiyesine olan sürekli bağımlılıklarının bir göstergesi olarak, Trump'ı olabildiğince yatıştırmaya çalıştılar ve bir dereceye kadar ekonomik bedel ödemeyi kabul ettiler.

Gelgelelim Washington'un devam eden çatışmacı yaklaşımı bu stratejinin sürdürülmesini zorlaştırdı. Aralık ayında yayınlanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın “medeniyetinin yok oluşuyla” karşı karşıya olduğunu iddia etti ve çoğu AB liderinin Birliğe tehdit olarak gördüğü Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi sağcı popülistlere destek çağrısında bulundu.

Bunu, Trump'ın Danimarka'dan Grönland'ı alma kampanyasını tırmandırması ve Kopenhag'ı destekleyen Avrupa ülkelerini gümrük vergileriyle tehdit etmesi izledi. Kısa süre sonra, Davos'ta, NATO'nun ABD için “hiçbir şey yapmadığını” söyledi ve daha sonra da Washington'un müttefiklerinin Afganistan'da iyi savaşmadığını ima etti.

Bu açıklamalar NATO’lu müttefikleri arasında geniş çaplı öfke uyandırdı. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve Finlandiya, Grönland anlaşmazlığında Danimarka'yı desteklerini açıkça ilan ettiler. Hatta Fransız lider Jordan Bardella gibi bazı sağcı popülistler bile Trump'ın eylemlerini “zorlama” olarak nitelendirdi.

cdfgrthyju
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde toplu fotoğraf çekiminde, 25 Haziran 2025 (AFP)

Asyalı müttefikleri ile arasındaki durum da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının arifesinde aynı derecede gergindi. Pete Hegseth de dahil olmak üzere yönetiminin üst düzey yetkililerinin, ABD'nin bölgeye yönelik taahhütlerinin 2025'te en önemli öncelik olduğu ve Çin tehdidinin “gerçek” ve “yakın” olduğu yönündeki güvencelerine rağmen, Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Washington'un bölgeye eskisinden daha az bağlı olduğu endişesine kapıldı.

Nitekim Dış İlişkiler Konseyi'nden Joshua Kurlantzick, Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin büyük ölçüde Batı Yarımküre'ye odaklandığını ve 29 sayfalık belgenin sadece 19. sayfasında Çin'den bahsettiğini belirtti. Bu arada Washington hem Güney Kore'ye hem de Japonya'ya yüzde 15 oranında gümrük vergisi uyguladı.

Washington, Avrupa'nın “medeniyetinin yok oluşu” ile karşı karşıya olduğunu söylerken Grönland meselesinde gerilimi artırdı. Öte yandan Tokyo, Seul ve Taipei ise Çin tehdidini “yakın” olarak sınıflandırmasına rağmen ABD'nin Asya'ya yönelik taahhütlerine bağlılığının azalmasından giderek daha fazla endişe duyuyor

Bu endişe en çok Seul'de belirgindi. Trump, ilk döneminde Kim Jong-un ile kişisel diplomasi yürütmüş ve Güney Kore'yi müzakerelerden dışlamıştı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre 2026'da Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatlarının süresini ve kapasitesini azalttığında bile, “Kim Jong-un ile çok iyi bir ilişkim var” dedi ki, bu da Seul'ü kızdırdı.

Trump ayrıca Güney Kore'de konuşlandırılmış 28 bin 500 ABD askerinin oradaki varlığının yararını da sorguladı. İran'a saldırıdan önce, Kore Yarımadası'ndaki birliklerini Ortadoğu'ya göndererek yeniden konuşlandırdı. Mart ayında savaşın başlamasının ardından, Patriot füze sistemleri ve THAAD önleme füzeleri Güney Kore'den Ortadoğu'ya nakledildi; bu da Seul'ü derinden endişelendirdi.

Savaş korkusu

 Savaş, ilişkileri daha da bozarak kötüleştirdi; Japonya deniz kuvvetleri göndermeyi reddederken, Güney Kore de Beyaz Saray'ın büyük hoşnutsuzluğuna rağmen, Trump'ın daha fazla katılım taleplerine direndi.

16 Mart'ta Trump, iki ülkenin Çin ile birlikte İran'a karşı düzenlenen saldırılar için ABD'ye “teşekkür etmesi gerektiğini” ve Hürmüz Boğazı'na savaş gemisi gönderme konusundaki isteksizliklerine “şaşırdığını” söyledi.

Truth Social platformundaki daha yakın tarihli bir paylaşımındaysa, Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatının süresini azaltma kararını açıklarken, “biraz alakasız” olduğunu söyleyerek, “yakın zamanda Güney Kore Cumhurbaşkanı'na İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer silahlardan arındırılmasında bize katılmak isteyip istemediklerini sorduğunu ve onların 'Hayır, teşekkürler!' dediğini” belirtti.

Bu söylem, İran konusunda kendisiyle aynı fikirde olmayan Batılı müttefiklerine yönelik eleştirilerine de yansıyor. Bir zamanlar yakın ilişkilerine rağmen, Trump eski İngiltere Başbakanı Keir Starmer hakkında savaşı desteklemediği için “Winston Churchill değil” demiş ve İspanya'yı tutumu nedeniyle “kayıp bir dava” olarak tanımlamış ve hatta onunla ticaretin tamamen durdurulmasını önermişti.

Bir zamanlar en yakın müttefiklerinden biri olan İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni bile eleştirilerinden nasibini aldı; Trump, NATO’lu müttefiklerinin İran konusunda yardım sağlamayı reddetmesini “çok aptalca bir hata” olarak nitelendirdi.

cdfgt
Yeoju'da düzenlenen yıllık Ulchi Özgürlük Kalkanı adlı Güney Kore-ABD ortak eğitim tatbikatı sırasında bir ABD Stryker piyade savaş aracı yüzer bir köprü üzerinden nehri geçiyor, 27 Ağustos 2025 (AFP)

Trump'ın hem Güney Kore örneğinde olduğu gibi fiilen gerçekleştirdiği hem de tehdit ettiği misilleme eylemleri, savaştan önce zaten büyüyen Batılı ve Asyalı müttefiklerinin endişelerini daha da büyütüyor.

Asya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin müttefiklerinin güvenliğine yönelik taahhütlerine daha az bağlı olabileceği algısı, uzun süredir kabul edilen varsayımların gözden geçirilmesine neden oluyor. Financial Times gazetesi yakın zamanda, Trump'ın tutarsız davranışlarının, ABD'nin rolündeki potansiyel gerileme göz önüne alındığında, Doğu Asya demokrasileri için bağlarını güçlendirme ve belki de Hindistan ve Güneydoğu Asya demokrasileriyle daha yakın ilişkiler kurma konusunda bir motivasyon olması gerektiğine işaret etti.

Aynı şekilde, bağımsız nükleer güç geliştirme tartışması, özellikle ABD ve daha geniş ölçüde uluslararası toplumun Kuzey Kore'nin nükleer programını dizginleyememesi nedeniyle, Güney Kore ve Japonya'da yoğunlaştı.

NATO veya Asya ittifaklarını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazanç olurken, Washington kendi yarattığı bir stratejinin bedelini ödüyor. Düşmanları, savaşın sonuçlarının kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini izliyorlar

NATO’lu müttefikleri Trump'ın hakaretlerine büyük ölçüde alıştılar ve İran sebebiyle kendilerine yönelik sözlü saldırılarına yanıt vermekte acele etmeyebilirler. Ancak savaşın sonuçlarının, ilişkilerdeki daha geniş bir bozulmanın son belirtisi olduğu konusunda da artan bir farkındalık var.

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki son gümrük vergileri ve Trump'ın Ontario Gölü'nün adını kışkırtıcı bir şekilde değiştirmesi, ABD ile müttefikleri arasındaki gergin ilişkilerin sıradan hale geldiğine dair daha fazla işaret veriyor.

Bu açıdan bakıldığında İran ile savaş, ABD hakkındaki görüşlerini temelden değiştirmeyecektir. Zaten Trump'ı mümkün olduğunca yatıştırma, gerektiğinde onunla yüzleşme ve transatlantik ittifak içindeki karışıklığın 2028'de başkanlığının sona ermesiyle yatışacağını umma, aynı zamanda bunun gerçekleşmeyebileceği ihtimaline de hazırlık yapma stratejisini benimsemişlerdi.

cdf
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, başkent Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşme sırasında, 19 Mart 2026 (Reuters)

İran ile savaşın neden olduğu gerilimlerden en çok faydayı büyük olasılıkla Rusya ve Çin elde ediyor. Zira NATO veya ABD'nin Doğu Asya'daki ittifak ağını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazançtır.

Washington savaşı bizzat kendisi yürütmeyi seçtiğinden ve stratejik maliyetinin büyük bir kısmı kendisinden kaynaklandığından, ABD'nin rakipleri, savaşın sonuçlarının nihayetinde kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini muhtemelen sessiz bir rahatlıkla izliyorlar.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News