İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Christopher Phillips

Ulchi Özgürlük Kalkanı, Kuzey Kore tehdidine karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Kore tarafından yıllık olarak düzenlenen ortak bir askeri tatbikattır. Ne var ki bu yıl ağustos ayında başlamadan hemen önce, Washington aniden tatbikatın süresini kısalttı. Başkan Donald Trump, tatbikatların maliyetini, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ilişkilerini geliştirme arzusunu ve Güney Kore'nin İran'a karşı savaşını desteklemeyi reddetmesini gerekçe göstererek, tatbikatların 11 günden beş güne indirilmesi direktifini verdi.

Bu karar Seul'de ve ötesinde şok dalgaları yarattı. ABD'nin Doğu Asya’daki müttefikleri, Trump'ın demokrat ortaklarına taahhütlerine bağlılıktan bu kadar kolay vazgeçmeye istekli gibi görünmesinden endişe duymakla kalmıyor, aynı zamanda İran ile savaş konusundaki tutumlarının Washington ile ilişkilerine daha fazla zarar vermesinden de korkuyorlar. Ancak Kore’nin durumu benzersiz değil. ABD’nin NATO ve Asya'daki diğer müttefikleri, Trump tarafından İran ile uzun süren çatışmasını desteklemedikleri için defalarca eleştirildi ve savaş, zaten baş göstermiş olan gerilimleri daha da büyütmüş gibi görünüyor.

 Savaş öncesindeki gerilimler

Trump'ın, ABD'nin müttefiklerinin İran'daki savaşına yeterince destek vermediği yönündeki şikayetlerine rağmen, çatışmayı Washington'un birçok müttefikiyle ilişkilerinin zaten önemli ölçüde gergin olduğu bir dönemde başlattı. Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında Washington'un Batılı müttefikleri, Amerikan yönetiminden yayılan düşmanlığın yoğunluğu karşısında şaşkına döndüler. Kanada başlangıçtan itibaren bir ticaret savaşı ve örtülü ilhak tehditleriyle karşı karşıya kalırken, Avrupa Birliği (AB) mallarının çoğuna yüzde 15 oranında gümrük vergisi uygulandı. İngiltere'ye ise yüzde 10 oranında temel gümrük vergisi uygulandı.

Trump'ın İran'a karşı savaşı, ABD'nin ittifak ağında zaten genişleyen çatlakları daha da derinleştirdi. Batılı ve Asyalı müttefikleri çatışmayı desteklemeyi reddettikten sonra, Trump Seul ile askeri tatbikatların süresini kısaltarak ve İspanya'yı tehdit ederek misillemede bulundu

Buna rağmen, yönetimin ilk aylarında NATO liderlerinin çoğu, özellikle Ukrayna bağlamında, Amerikan güvenlik şemsiyesine olan sürekli bağımlılıklarının bir göstergesi olarak, Trump'ı olabildiğince yatıştırmaya çalıştılar ve bir dereceye kadar ekonomik bedel ödemeyi kabul ettiler.

Gelgelelim Washington'un devam eden çatışmacı yaklaşımı bu stratejinin sürdürülmesini zorlaştırdı. Aralık ayında yayınlanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın “medeniyetinin yok oluşuyla” karşı karşıya olduğunu iddia etti ve çoğu AB liderinin Birliğe tehdit olarak gördüğü Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi sağcı popülistlere destek çağrısında bulundu.

Bunu, Trump'ın Danimarka'dan Grönland'ı alma kampanyasını tırmandırması ve Kopenhag'ı destekleyen Avrupa ülkelerini gümrük vergileriyle tehdit etmesi izledi. Kısa süre sonra, Davos'ta, NATO'nun ABD için “hiçbir şey yapmadığını” söyledi ve daha sonra da Washington'un müttefiklerinin Afganistan'da iyi savaşmadığını ima etti.

Bu açıklamalar NATO’lu müttefikleri arasında geniş çaplı öfke uyandırdı. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve Finlandiya, Grönland anlaşmazlığında Danimarka'yı desteklerini açıkça ilan ettiler. Hatta Fransız lider Jordan Bardella gibi bazı sağcı popülistler bile Trump'ın eylemlerini “zorlama” olarak nitelendirdi.

cdfgrthyju
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde toplu fotoğraf çekiminde, 25 Haziran 2025 (AFP)

Asyalı müttefikleri ile arasındaki durum da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının arifesinde aynı derecede gergindi. Pete Hegseth de dahil olmak üzere yönetiminin üst düzey yetkililerinin, ABD'nin bölgeye yönelik taahhütlerinin 2025'te en önemli öncelik olduğu ve Çin tehdidinin “gerçek” ve “yakın” olduğu yönündeki güvencelerine rağmen, Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Washington'un bölgeye eskisinden daha az bağlı olduğu endişesine kapıldı.

Nitekim Dış İlişkiler Konseyi'nden Joshua Kurlantzick, Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin büyük ölçüde Batı Yarımküre'ye odaklandığını ve 29 sayfalık belgenin sadece 19. sayfasında Çin'den bahsettiğini belirtti. Bu arada Washington hem Güney Kore'ye hem de Japonya'ya yüzde 15 oranında gümrük vergisi uyguladı.

Washington, Avrupa'nın “medeniyetinin yok oluşu” ile karşı karşıya olduğunu söylerken Grönland meselesinde gerilimi artırdı. Öte yandan Tokyo, Seul ve Taipei ise Çin tehdidini “yakın” olarak sınıflandırmasına rağmen ABD'nin Asya'ya yönelik taahhütlerine bağlılığının azalmasından giderek daha fazla endişe duyuyor

Bu endişe en çok Seul'de belirgindi. Trump, ilk döneminde Kim Jong-un ile kişisel diplomasi yürütmüş ve Güney Kore'yi müzakerelerden dışlamıştı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre 2026'da Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatlarının süresini ve kapasitesini azalttığında bile, “Kim Jong-un ile çok iyi bir ilişkim var” dedi ki, bu da Seul'ü kızdırdı.

Trump ayrıca Güney Kore'de konuşlandırılmış 28 bin 500 ABD askerinin oradaki varlığının yararını da sorguladı. İran'a saldırıdan önce, Kore Yarımadası'ndaki birliklerini Ortadoğu'ya göndererek yeniden konuşlandırdı. Mart ayında savaşın başlamasının ardından, Patriot füze sistemleri ve THAAD önleme füzeleri Güney Kore'den Ortadoğu'ya nakledildi; bu da Seul'ü derinden endişelendirdi.

Savaş korkusu

 Savaş, ilişkileri daha da bozarak kötüleştirdi; Japonya deniz kuvvetleri göndermeyi reddederken, Güney Kore de Beyaz Saray'ın büyük hoşnutsuzluğuna rağmen, Trump'ın daha fazla katılım taleplerine direndi.

16 Mart'ta Trump, iki ülkenin Çin ile birlikte İran'a karşı düzenlenen saldırılar için ABD'ye “teşekkür etmesi gerektiğini” ve Hürmüz Boğazı'na savaş gemisi gönderme konusundaki isteksizliklerine “şaşırdığını” söyledi.

Truth Social platformundaki daha yakın tarihli bir paylaşımındaysa, Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatının süresini azaltma kararını açıklarken, “biraz alakasız” olduğunu söyleyerek, “yakın zamanda Güney Kore Cumhurbaşkanı'na İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer silahlardan arındırılmasında bize katılmak isteyip istemediklerini sorduğunu ve onların 'Hayır, teşekkürler!' dediğini” belirtti.

Bu söylem, İran konusunda kendisiyle aynı fikirde olmayan Batılı müttefiklerine yönelik eleştirilerine de yansıyor. Bir zamanlar yakın ilişkilerine rağmen, Trump eski İngiltere Başbakanı Keir Starmer hakkında savaşı desteklemediği için “Winston Churchill değil” demiş ve İspanya'yı tutumu nedeniyle “kayıp bir dava” olarak tanımlamış ve hatta onunla ticaretin tamamen durdurulmasını önermişti.

Bir zamanlar en yakın müttefiklerinden biri olan İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni bile eleştirilerinden nasibini aldı; Trump, NATO’lu müttefiklerinin İran konusunda yardım sağlamayı reddetmesini “çok aptalca bir hata” olarak nitelendirdi.

cdfgt
Yeoju'da düzenlenen yıllık Ulchi Özgürlük Kalkanı adlı Güney Kore-ABD ortak eğitim tatbikatı sırasında bir ABD Stryker piyade savaş aracı yüzer bir köprü üzerinden nehri geçiyor, 27 Ağustos 2025 (AFP)

Trump'ın hem Güney Kore örneğinde olduğu gibi fiilen gerçekleştirdiği hem de tehdit ettiği misilleme eylemleri, savaştan önce zaten büyüyen Batılı ve Asyalı müttefiklerinin endişelerini daha da büyütüyor.

Asya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin müttefiklerinin güvenliğine yönelik taahhütlerine daha az bağlı olabileceği algısı, uzun süredir kabul edilen varsayımların gözden geçirilmesine neden oluyor. Financial Times gazetesi yakın zamanda, Trump'ın tutarsız davranışlarının, ABD'nin rolündeki potansiyel gerileme göz önüne alındığında, Doğu Asya demokrasileri için bağlarını güçlendirme ve belki de Hindistan ve Güneydoğu Asya demokrasileriyle daha yakın ilişkiler kurma konusunda bir motivasyon olması gerektiğine işaret etti.

Aynı şekilde, bağımsız nükleer güç geliştirme tartışması, özellikle ABD ve daha geniş ölçüde uluslararası toplumun Kuzey Kore'nin nükleer programını dizginleyememesi nedeniyle, Güney Kore ve Japonya'da yoğunlaştı.

NATO veya Asya ittifaklarını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazanç olurken, Washington kendi yarattığı bir stratejinin bedelini ödüyor. Düşmanları, savaşın sonuçlarının kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini izliyorlar

NATO’lu müttefikleri Trump'ın hakaretlerine büyük ölçüde alıştılar ve İran sebebiyle kendilerine yönelik sözlü saldırılarına yanıt vermekte acele etmeyebilirler. Ancak savaşın sonuçlarının, ilişkilerdeki daha geniş bir bozulmanın son belirtisi olduğu konusunda da artan bir farkındalık var.

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki son gümrük vergileri ve Trump'ın Ontario Gölü'nün adını kışkırtıcı bir şekilde değiştirmesi, ABD ile müttefikleri arasındaki gergin ilişkilerin sıradan hale geldiğine dair daha fazla işaret veriyor.

Bu açıdan bakıldığında İran ile savaş, ABD hakkındaki görüşlerini temelden değiştirmeyecektir. Zaten Trump'ı mümkün olduğunca yatıştırma, gerektiğinde onunla yüzleşme ve transatlantik ittifak içindeki karışıklığın 2028'de başkanlığının sona ermesiyle yatışacağını umma, aynı zamanda bunun gerçekleşmeyebileceği ihtimaline de hazırlık yapma stratejisini benimsemişlerdi.

cdf
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, başkent Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşme sırasında, 19 Mart 2026 (Reuters)

İran ile savaşın neden olduğu gerilimlerden en çok faydayı büyük olasılıkla Rusya ve Çin elde ediyor. Zira NATO veya ABD'nin Doğu Asya'daki ittifak ağını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazançtır.

Washington savaşı bizzat kendisi yürütmeyi seçtiğinden ve stratejik maliyetinin büyük bir kısmı kendisinden kaynaklandığından, ABD'nin rakipleri, savaşın sonuçlarının nihayetinde kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini muhtemelen sessiz bir rahatlıkla izliyorlar.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."



Alman yapımı denizaltı İsrail'e doğru yola çıktı

İsrail donanması personeli, “INS Drakon” denizaltısının üzerinde. (İsrail ordusu)
İsrail donanması personeli, “INS Drakon” denizaltısının üzerinde. (İsrail ordusu)
TT

Alman yapımı denizaltı İsrail'e doğru yola çıktı

İsrail donanması personeli, “INS Drakon” denizaltısının üzerinde. (İsrail ordusu)
İsrail donanması personeli, “INS Drakon” denizaltısının üzerinde. (İsrail ordusu)

Alman yapımı denizaltının birkaç gün içinde İsrail donanmasına katılması bekleniyor. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığı habere göre söz konusu denizaltı İsrail donanmasının filosuna dahil edilecek.

Alman TKMS şirketi tarafından inşa edilen “INS Drakon” denizaltısı, salı günü Kiel'deki tersaneden ayrılarak Kiel Kanalı'nı geçti ve İsrail'e doğru ilerliyor.

Denizaltı, İsrail için üretilen bu sınıftaki altı denizaltının sonuncusu. 68 metre uzunluğundaki denizaltı, 10 torpido tüpüyle donatıldı.

İsrail'in Berlin Büyükelçisi Ron Prosor, teslimatın Alman donanmasının İsrail yapımı “LORA” füzesine yönelik gerçekleştirdiği ilk testle eş zamanlı olduğuna dikkat çekti.

Prosor, DPA'ya yaptığı açıklamada, “Bu bir tesadüf değil; yıllar içinde gelişen yakın stratejik iş birliği ve ortaklığın bir sonucu. Eşit ortaklar olarak yan yana duruyor ve bizi ortaklaşa etkileyen zorluklarla mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Alman donanması, daha önce kamuoyuna açıklanmayan bir test kapsamında, İsrail yapımı “LORA” füze sistemini Kuzey Atlantik'te başarıyla test etti. Deniz Kuvvetleri Komutanı Jan Christian Kaack'ın açıklamasına göre test, füzenin Alman gemilerinde konuşlandırılabileceğini gösterdi. Füzenin menzilinin ise benzeri görülmemiş seviyede olduğu ifade edildi.

Almanya şimdi menzili 500 kilometreyi aşan bu füzelerin satın alınmasına yönelik hazırlıkları ilerletmeyi planlıyor.


Trump: Harry ve Meghan'ın ABD'den ayrılmasından memnunum

Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
TT

Trump: Harry ve Meghan'ın ABD'den ayrılmasından memnunum

Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump Prens Harry ve ailesinin ABD'den ayrılarak İngiltere'ye dönmesinden “memnuniyet duyduğunu” söyledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Trump dün, Harry ve Meghan'ın ülkeden ayrılma kararına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Harry ve Meghan'ın, Sussex Dükü ve Düşesi olarak, son dönemde altı yılın ardından Kaliforniya'dan ayrılma niyetlerini açıklamalarının hatırlatılması üzerine Trump, “Bundan memnunum. Onların hayranı değildim” ifadelerini kullandı.

Trump sözlerini şöyle sürdürdü: “Kraliyet ailesine karşı son derece saygısız davrandıklarını düşünüyorum. Bu hoşuma gitmedi. Kraliyet ailesinin yerinde olsaydım onları bir daha kabul etmezdim.”

Kraliyet ailesindeki görevlerinden çekilmelerinin ve ABD'ye taşınmalarının üzerinden altı yıldan fazla bir süre geçtikten sonra Prens Harry ve eşi Meghan Markle, 28 Ağustos'ta İngiltere'ye döndü.

Harry ve Meghan, 2020'den beri kraliyet ailesinin aktif üyeleri arasında yer almıyor. Çiftin herhangi bir resmi görev üstlenmesi de beklenmiyor.


Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
TT

Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)

Konuya hâkim dört kaynak, ABD Başkanı Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarının, Cumhuriyetçilerin olası seçim kayıplarını sınırlamak amacıyla kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde İran’la savaşın tırmanmasını önleme yönünde baskı yaptığını söyledi. Ancak bu strateji, ABD ile İran’ın gece boyunca karşılıklı saldırılarını yeniden başlatmasıyla şimdiden baskı altına girdi.

Reuters’a konuşan ve iç değerlendirmeleri paylaşmak için isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Beyaz Saray yetkililerinin 3 Kasım’da yapılması planlanan seçimlerin ardından askeri operasyonları tırmandırmayı değerlendirebileceğini belirtti. Bununla birlikte, geniş çaplı bir savaşa dönülmesinin kesinleşmiş bir karar olmadığı ifade edildi.

ABD ordusu, son saldırılarının bölgede ABD güçlerini ve deniz taşımacılığını hedef alan son saldırılara karşılık olarak düzenlendiğini açıkladı.

Kaynaklara göre ABD yönetimi şu anda İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırmaya odaklanıyor. Washington, aylardır sürdürülen askeri operasyonların İran’dan taviz koparma hedefinde başarısız olmasının ardından, gelecekte yapılabilecek müzakerelerde Tahran’ı taviz vermeye zorlamaya çalışıyor.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, “İran üzerindeki baskımızı sürdürüyoruz, ancak kasım ayı bir öncelik” dedi. Aralarında üç Beyaz Saray yetkilisinin de bulunduğu kaynaklar, savaşın kapsamının seçimlere kadar büyük ölçüde sınırlı tutulmasının, kamuoyunda geniş destek görmeyen çatışmanın siyasi gündeme hâkim olmasını engelleyebileceğini belirtti.

Cumhuriyetçiler, Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki kıl payı çoğunluklarını koruma hedefiyle seçime gidiyor.

Reuters/Ipsos tarafından ağustos ayı sonunda yapılan bir ankete göre, Amerikalıların yalnızca yüzde 31’i savaşı desteklerken, yaklaşık yüzde 63’ü savaşa karşı çıkıyor. Bunun yanı sıra benzin fiyatlarındaki artış da ülkede geniş çaplı bir memnuniyetsizliğe yol açıyor.

Kaynaklar, taktiksel bir duraklamanın ABD ordusuna bazı mühimmat stoklarındaki eksiklikleri gidermesi için de zaman kazandırabileceğini söyledi.

Gerginliğin artması, sükûneti zorluyor

Ancak çatışmaların yeniden karşılıklı saldırılara dönüşmesi, bu stratejinin uygulanmasını daha da zorlaştırdı. Çatışmaların seviyesi ilkbahardaki zirve döneminin ve yaz ortasındaki tırmanışın oldukça altında kalmasına rağmen, taraflar son günlerde yeniden saldırılara başladı.

Analistler, İran yönetiminin, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aylar boyunca aksatmasına rağmen ülkede geniş çaplı bir iç karışıklıkla karşılaşmamasının ardından, ABD’nin bölgedeki üslerini ve müttefikleriyle bağlantılı hedefleri aralıklı olarak vurmaya devam edebileceğini düşünüyor.

Analistlere göre bu hedefler arasında askeri üsler, gemiler ve enerji tesisleri bulunabilir.

Buna karşılık ABD de misilleme yapma baskısıyla karşı karşıya kalacak. Bu durum, Trump yönetimi istemese dahi iki tarafın yeniden geniş çaplı bir savaşa sürüklenmesine yol açabilecek bir tırmanma sarmalına girme riskini artırıyor.

ergthy
Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor, 2 Eylül 2026 (Reuters)

ABD, haftanın başında, yaklaşık bir aylık göreli sakinliğin ardından İran’ın Lark Adası’ndaki iki füze fırlatma platformunu vurdu. Tahran ise buna Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönüne füze fırlatarak karşılık verdi. ABD güçleri salı günü Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran hedeflerine yönelik daha geniş çaplı saldırılar düzenlemeye yeniden başladı.

Eski Başkan Joe Biden döneminde Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak görev yapan Barbara Leaf, İran yönetiminin ‘gerilimi azaltma sürecini bozmak için her türlü teşvike sahip olduğunu’ söyledi.

Leaf, ABD yönetiminin İran üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi biçimde artırmayı hedeflemesi nedeniyle mevcut durumun ‘nihayetinde gerçek bir sükûnet olmadığını’ da sözlerine ekledi.

Trump öngörülemeyen bir faktör

Savaşın seyri açısından Trump’ın kendisi de öngörülmesi zor bir faktör olmayı sürdürüyor.

Reuters/Ipsos anketi, Trump’ın kamuoyundaki desteğinin savaşın başlamasından bu yana yüzde 40’tan yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu. Kaynaklar, Trump’ın şu aşamada gerilimi tırmandırmak istemediğini, ancak gelişmelere bağlı olarak tutumunun değişebileceğini belirtti.

Trump, salı günü İran’ın son ABD saldırılarına karşılık vermesi halinde çatışmayı tırmandırma tehdidinde bulundu. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran başarısız devleti bu son derece haklı saldırıya karşılık verirse, çok daha şiddetli ve güçlü bir başka saldırıya maruz kalacak” ifadesini kullandı.

Trump ayrıca söz konusu saldırının ‘şimdiye kadarki en büyük saldırı olmayacağını’ belirterek, ‘en büyük saldırının hâlâ gizlice hazırlandığını’ söyledi.

Lojistik ve siyasi kısıtlamalar

Trump, kasım seçimlerinin İran’a yönelik stratejisinde bir etken olduğunu kamuoyu önünde reddediyor. Ancak yedinci ayına giren savaş, giderek artan siyasi ve askeri kısıtlamalarla karşı karşıya.

Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, “Takvim değişti” derken, bir başka yetkili ise “İran savaşının seyrini önemli gelişmelerin zamanlaması belirliyor” ifadesini kullandı.

Reuters, ağustos ayında ABD ordusunun bazı güdümlü hassas füzelerden oluşan stokunun ‘neredeyse tamamını’ kullandığını bildirmişti.

ghyju
Tahran’ın merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ı yakıt tankının içinde gösteren bir reklam panosunun önünden geçen sürücüler, 31 Ağustos 2026 (AFP)

Washington Post gazetesi de pazar günü, ordu, donanma ve hava kuvvetleri komutanlarının yazılı bir değerlendirmede Savunma Bakanı Pete Hegseth’i savaşın uzamasının sürdürülemez hâle gelebileceği ve güçlerin diğer cephelerdeki hazırlık durumunu etkileyebileceği konusunda uyardığını bildirdi.

ABD Savunma Bakanlığı ise ordunun görevini yerine getirmek için ‘ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olduğunu’ açıkladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells ise Trump’ın “İran’ın askeri kapasitesini yok ettiğini ve dünyanın tarihindeki en güçlü deniz ablukası ile ezici yaptırımlar aracılığıyla ülke ekonomisinin geri kalanını felce uğrattığını” söyledi.

Wells, Başkan’ın “ABD’nin yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarını güçlendirmek için çalışmayı sürdüreceğini ve İran’ın asla nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğini” de sözlerine ekledi.

Gerginliği azaltmaya yönelik baskılar

Bölgedeki diplomatlar, Körfez’deki ABD müttefiklerinin temmuz ayı sonundaki son saldırı dalgasının ardından Beyaz Saray’a gerilimi düşürmesi yönünde baskı yapmaya başladığını söyledi.

Bu müttefiklerden bazıları savaşın başında, bölgesel rakip olarak gördükleri İran’ı zayıflatmak amacıyla ABD’nin daha güçlü bir adım atması yönünde girişimlerde bulunmuştu.

Beyaz Saray’dan iki yetkili, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da İran savaşını kasım ayına kadar ‘sakin’ tutmaya çalışan üst düzey danışman ve yetkililere katıldığını belirtti.

Son haftalarda yönetim, İran’ı ekonomik açıdan izole etmeye yönelik kampanyasını yoğunlaştırdı. Washington, İran’la ticari ve finansal ilişkileri bulunan ülke ve kuruluşlara geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamakla tehdit ederken, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran limanlarına yönelik abluka da sürüyor.

Ancak analistler ve yetkililer, ekonomik baskıya odaklanmanın da uygulamada bazı sınırlarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

İran, onlarca yıldır ABD ve uluslararası toplumun çeşitli düzeylerde uyguladığı ve ekonomisine zarar veren yaptırımlara maruz kaldı. Ancak bu yaptırımlar, ülke yönetimini politikasını kesin biçimde değiştirmeye ikna edemedi.

ghnjkuıl
 ABD Başkanı Donald Trump, 7 Mart 2026 tarihinde Air Force One uçağında Steve Witkoff ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte gazetecilere konuşuyor. (New York Times)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazar günü yaptığı açıklamada, ekonomik baskı kampanyasının Tahran’ı askeri karşılık vermeye itebileceğini ve bunun da söz konusu kampanyanın kendisinin çatışmanın kapsamını genişletmesine yol açabileceğini belirtmişti.

Başta Çin olmak üzere büyük güçlerin Washington’ın İran’ı ekonomik açıdan izole etme çabalarına katılmaması da kampanyanın hedeflerine ulaşma kapasitesine ilişkin soru işaretlerine yol açıyor.

Atlantik Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Alex Plitsas, yeni yaptırımların, ablukanın yol açtığı sıkıntılara ekonomik baskı eklemeyi ve İran’ı geniş çaplı askeri operasyonlara yeniden başlamak yerine müzakerelere dönmeye zorlamayı amaçladığını söyledi.

Plitsas, “İran bu konuda endişeli ancak Çin, bu ekonomik baskı kampanyasında rol almaya istekli olmadığını zaten gösterdi. Bu da kampanyanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda soru işaretleri doğuruyor” dedi.