Çin, Washington’ın yörüngesinin dışında jeopolitiği yeniden şekillendiriyor

Alternatifsiz yaptırım döneminin sonu

Görsel: Barbara Gibson
Görsel: Barbara Gibson
TT

Çin, Washington’ın yörüngesinin dışında jeopolitiği yeniden şekillendiriyor

Görsel: Barbara Gibson
Görsel: Barbara Gibson

Shirley Ze Yu

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) 25. Zirvesi çerçevesinde Bişkek'e gitti. Burada Çin'in Kırgızistan ile ilişkilerinde ‘altın dönem’ olarak nitelendirdiği süreci öven Şi, Orta Asya'nın kalbinde ev sahibi ülkenin himayesinde gerçekleşen ve dünyanın en çok yaptırıma maruz kalan ekonomilerinden üçünün liderini bir araya getiren sahnede, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile aynı kürsüyü paylaştı.

Avrasya'da hâlâ devam eden iki savaşın gölgesinde bu zirve, Washington'dan izin beklemeden kendi rotasını çizen bir kıta görüntüsü sunmaya hazırlanıyor gibi görünüyor.

Bişkek'teki “Şi” anı

Şanghay İşbirliği Örgütü'nün bu yılki zirvesi, Pekin'in uzun süredir peşinden koştuğu üç jeopolitik hedefi öne çıkarıyor. Bunlar Bişkek Deklarasyonu, Batılı finans sistemlerinden uzakta yerel para birimleriyle takas ve mutabakatların genişletilmesi ve uzun yıllardır askıda kalan örgüte bağlı bir kalkınma bankası projesine yeni kurumsal ivme kazandırılması.

ŞİÖ Kalkınma Bankası bu hedeflerin başında geliyor. Kırgızistan, bu bankanın kurulmasını 2026 yılındaki örgüt başkanlığının önceliklerinden biri haline getirirken, Çin fikrini ilk kez 2010 yılında ortaya atmış, Şi ise projeyi küresel jeopolitik dönüşümlere ayak uydurmak için stratejik bir adım olarak nitelendirerek 2025'teki Tianjin Zirvesi'nde yeniden canlandırmıştı.

Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen ŞİÖ zirvesinin oturumlarından biri öncesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ŞİÖ üye devletlerinin liderleri, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)
Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen ŞİÖ zirvesinin oturumlarından biri öncesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ŞİÖ üye devletlerinin liderleri, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)

Proje, Çin’in hâkim olması beklenen bir kuruma karşı Rusya ve Hindistan’ın çekinceleri nedeniyle bir on yıl boyunca askıda kaldı. Ancak o zamandan beri stratejik ortam değişti. ABD’nin ‘ekonomik çıkarma günü’ olarak adlandırdığı hamleyi ilan etmesinden bu yana, örgüt üyelerinin birçoğunun seçenek alanı daraldı.

Rusya büyük ölçüde Batı sermaye piyasalarının dışına çıkarken, İran geniş çaplı ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalıyor. Diğer bazı üyeler ise İran’la ticarette bulundukları için ABD yaptırımlarına uğrama ihtimaliyle yüzleşiyor. Aynı zamanda Orta Asya ülkeleri, Pekin'in sunduklarıyla yarışabilecek şartlarda hemen hiç kimsenin sağlayamayacağı devasa bir altyapı finansmanına ihtiyaç duyuyor. Buradan hareketle Çin, artan ABD baskısının projesi için pratik olarak bir destekleyici rolü üstleneceğine bahse giriyor.

Çin, yerel para birimleriyle ödemelerin genişletilmesini ve İran ile Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun sağlamlaştırılmasını teşvik ederken, ABD yaptırımları Rusya, İran ve Orta Asya ülkelerinin seçeneklerini daralttığı için bu durum pratikte Pekin'in projesinin lehine çalışmaya başladı.

Merkezi Çin'de bulunan Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası'nın aksine, ŞİÖ Kalkınma Bankası'nın dolar bazlı finansal sistemin dışında faaliyet göstermesi öngörülüyor. Eğer hayata geçirilirse, bankanın rolü çok taraflı borç verme sınırlarını aşarak, yaptırım uygulanan veya yaptırımlardan çekinen ülkelerin dolar takas sisteminin dışında para transfer etmesini sağlayan bir finansal mutabakat altyapısına dönüşebilir.

Şi'nin Kırgızistan'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, deniz yoluyla yaklaşık bir ay süren sevkiyatları Xian'dan Tahran'a 15 günde ulaştıran kıtasal koridorun güney omurgasını oluşturan Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesini güçlendiriyor.

Kırgızistan, mali kırılganlığı ve Moskova'nın güvenlik şemsiyesiyle olan tarihi bağı göz önüne alındığında, bu koridordaki en zayıf halka olmaya devam ediyor. Putin'in de aynı şehirde bulunduğu sırada, uzun süre Rusya’nın nüfuzu altında kalmış bir bölgeye Çin tarafından gerçekleştirilen resmi ziyaret, “Pekin, Orta Asya'daki ekonomik şartları giderek daha fazla belirliyor ve Moskova'nın bu yeni gerçeğe uyum sağlamasını bekliyor” şeklinde net bir mesaj taşıyor.

Şi ile Putin'in masasındakiler arasında, 30 yıl boyunca yılda 50 milyar metreküp gaz taşıması beklenen ve Avrupa’nın ödediğinden daha düşük fiyatlarla tedarik edilecek olan ‘Sibirya’nın Gücü 2’ doğalgaz boru hattı projesi de vardı. Avrupa doğalgaz pazarının büyük bir kısmını kaybettikten sonra Moskova, kayıp gelirleri telafi etmek için Çin büyüklüğünde bir alıcıya ihtiyaç duyuyor. Pekin'in çıkarı ise daha uygun ticari şartlar koparmasına olanak tanılayacak şekilde Rusya'yı daha zayıf bir müzakere konumunda tutuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Kırgızistan'ın Bişkek kentinde ŞİÖ zirvesinin oturumlarından birinde, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Kırgızistan'ın Bişkek kentinde ŞİÖ zirvesinin oturumlarından birinde, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)

Şi'nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile birlikte görünmesi, Tahran'a Batı'nın tecrit edilmiş ve dışlanmış bir devlet olarak zihinlere yerleştirdiği imajdan farklı bir görünüm kazandırıyor ve onu dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ını barındıran bir blokta tam statülü bir üye olarak yeniden konumlandırıyor. Pekin'in Washington'a gönderdiği mesaj açık: Yaptırımlar İran'ı tecrit etmeyi başaramadı, aksine onu Avrasya coğrafyasına daha derinlemesine entegre olmaya itti. Aynı zamanda Çin, Küresel Güney ülkelerine, Amerikan baskısı altındaki hükümetlerin hâlâ güvenilebilecek pratik alternatiflere sahip olduğu yönünde bir mesaj iletiyor.

Üç kıtanın Akdeniz'deki çapa noktası olarak Mısır

Şi'nin, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıl dönümünde gerçekleşen ve bir on yıldır Mısır'a yaptığı ilk ziyaret; Kahire'nin şiddetli mali baskılarla karşı karşıya olduğu, Kızıldeniz savaşının nakliye ve ticaret rotalarını yeniden çizdiği, ayrıca Mısır'ın dolar cinsinden borçların yüksek maliyeti ve enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç bağlamıyla mücadele ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Ziyaret, Pekin'in Washington'un boy ölçüşmekte zorlanacağı bir paket sunduğu zamanda gerçekleşiyor: Uzun vadeli sanayi yatırımları, teknoloji transr, Avrasya sisteminin Akdeniz'deki çapa noktasını oluşturuyor; nitekim Çin, Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ndeki yatırımların yarısını karşılıyor ve Çin'e ait savaş uçakları "Medeniyet Kartalları" tatbikatıyla ilk kez Kuzey Afrika'ya ulaştı.

Çin, son yıllarda Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ne akın eden yaklaşık 11,6 milyar dolarlık yatırımların neredeyse yarısını halihazırda karşıladı. Mısır, Çin tarafından yönetilen sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi CIPS’e entegre edilirken, Kahire Çin piyasalarında yuan cinsinden borç toplamak için Panda Tahvilleri ihraç etti.

İlişki aynı zamanda bir güvenlik boyutu da kazandı. Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’nda, J-16 tipi Çin savaş uçakları ilk kez Akdeniz'e kıyısı olan Kuzey Afrika'ya ulaşmak için 6 bin kilometreden fazla yol kat etti.

Mısır, Çin'in Avrasya projesindeki altyapı ve ticaret halkasını tamamlıyor. Xi'an'dan Orta Asya üzerinden İran ve Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun Avrupa ve Afrika pazarlarına açılan batı ucunda bir noktaya ihtiyacı var. Mısır, Süveyş Kanalı üzerindeki konumuyla tam olarak bu noktayı sağlıyor.

Mısır'ın İsmailiye kentinde, konteyner yüklü Xishi Yongyi nakliye şirketine ait bir gemi Suveyş Kanalı'ndan geçerken, 25 Kasım 2025 (Reuters)
Mısır'ın İsmailiye kentinde, konteyner yüklü Xishi Yongyi nakliye şirketine ait bir gemi Suveyş Kanalı'ndan geçerken, 25 Kasım 2025 (Reuters)

Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz, Washington ve ortaklarının baskı uygulayabileceği iki koridoru temsil ediyorsa, Çin'in yanıtı yolun her iki ucundaki endüstriyel ve finansal altyapıyı güçlendirmek ve aralarındaki ticaret hareketliliğini genişletiyor.

Pekin'in bakış açısına göre Mısır'ın önemi, Çin'in Ortadoğu politikasının sınırlarını aşıyor. Mısır, Amerikan deniz hakimiyetinin etrafından dolaşmak üzere tasarlanmış bir Avrasya lojistik sisteminin Akdeniz'deki çapa noktasını oluştururken, aynı zamanda Çin'in geniş ticari ve yatırım ilişkileriyle bağlı olduğu üç kıtanın kapılarını aralıyor.

Washington'ın önleyici hamlesi neyi başaramıyor?

Bunun için Washington'ın geçtiğimiz hafta eş zamanlı olarak devreye soktuğu rotaları incelemek yeterli. ABD Hazine Bakanlığı, 25 Ağustos'ta İran'a ve ticaret ortaklarına karşı ‘Ekonomik Çıkarma Günü’ adını verdiği hamleyi başlatarak, hiç kimsenin ABD yaptırımlarından muaf olmadığını duyurdu. Onlarca Çinli kurumun hedef alınmasının ardından, Çinli mali kuruluşlar da daha fazla yaptırıma maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Üç gün sonra ise Venezuela ayrıcalığı geldi. ABD güçlerinin Nicolas Maduro'yu gözaltına almasından 8 ay sonra Dışişleri ve Savunma bakanlıklarının müzakere ettiği, ABD'ye, 65 milyar varile varan rezervlerin üretiminden fiilen yüzde 55 pay veren 100 yıllık bir anlaşma yapıldı. Birinci rota erişimden mahrum bırakma siyasetine dayanırken, ikincisi güç yoluyla kontrol dayatmayı esas alıyor.

En derin hata ise finansal alanda yatıyor. Büyük bir Çin bankasının dolar takas sisteminden koparılması, Washington'ın Pekin'e karşı alabileceği en tehlikeli ekonomik önlemlerden biri olacaktır; bu aynı zamanda Hazine Bakanlığı'nın kullanmaktan kaçınmak için son derece ihtiyatlı davrandığı araçlardan biridir. Hazine Bakanı Bessent'e mevcut en güçlü araç neden kullanılmıyor diye sorulduğunda verdiği "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" şeklindeki yanıt dikkat çekiciydi. Sistemik öneme sahip bir Çin bankasına yaptırım uygulanması tam olarak bu sonuca yol açabilir ve bu şok, Şi ile Trump arasında yapılması beklenen zirveden sadece birkaç hafta önce gerçekleşebilir.

Washington, küresel finans sistemini sarsma korkusu ve Çin'in nadir toprak elementleriyle vereceği olası bir karşılıktan çekindiği için büyük bir Çin bankasını dolar sisteminden koparma konusunda tereddüt ediyor. Öyle ki Washington ne zaman yaptırım tehdidinde bulunsa, kendi sisteminin dışında yuan cinsinden alternatif kıtasal sistemin inşası o kadar hızlanıyor.

Önemi az olmayan bir diğer kısıtlama da dikkati çekiyor. Çin, ABD'nin gerçek anlamda açık verdiği noktalarda karşılık verebilir. Zira Pekin, ABD'nin savunma ve teknoloji endüstrilerinin dayandığı nadir toprak elementleri tedarik zincirlerini domine etmeye devam ediyor ve bu kartı kullanmaya hazır olduğunu daha önce göstermişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre büyük bir Çin bankasına yaptırım uygulanması ise bu alanda misillemeyle sonuçlanabilir.

Ayrıca finansal yaptırım tehdidi, Çin'e dolara olan bağımlılığını azaltma sürecini hızlandırması için ek bir motivasyon sağlıyor. Sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi CIPS, bugün yaklaşık bin 800 kuruluşu birbirine bağlarken, geçtiğimiz mart ayı itibarıyla yuan cinsinden 245 trilyon dolar değerinde yıllık işlemi takas etmiş bulunuyor. İran ile ticaret ise halihazırda dolar sisteminin dışında, yuan ve takas yoluyla yürütülüyor.

Orta Asya üzerinden Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin ana aksı olan Kazakistan-Çin sınırındaki Dostık Demiryolu İstasyonu’nun yakınlarındaki bozkırlarda yük konteynerleri taşıyan bir yük treni, 19 Kasım 2025 (AFP)
Orta Asya üzerinden Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin ana aksı olan Kazakistan-Çin sınırındaki Dostık Demiryolu İstasyonu’nun yakınlarındaki bozkırlarda yük konteynerleri taşıyan bir yük treni, 19 Kasım 2025 (AFP)

Hazine Bakanlığı ne zaman SWIFT sistemini bir silah olarak kullanma tehdidinde bulunsa, diğer ülkeler gelecekteki ticaretlerinin bir kısmını Pekin'in sağladığı finansal rotalar aracılığıyla güvence altına almak için ek bir neden buluyor. Eğer Washington en güçlü araçlarını fiilen kullanırsa, sonuç umduğunun tam tersi istikamette gerçekleşebilir; bu durum, Küresel Güney ülkelerinin Amerikan finansal yaptırımlarına katlanabileceğine ve alternatif sistemlerden yararlanarak büyümeye devam edebileceğine dair uzun vadeli bir kanıt sunabilir.

Bişkek'te Pekin'in Washington'a cevabı

1- Alternatifin kurumsallaştırılması

ŞİÖ Kalkınma Bankası, yerel para birimleriyle ödemelerin genişletilmesiyle birlikte, çok sayıda gayri liberal rejimi barındıran gevşek bir Avrasya koalisyonunu, giderek artan bir şekilde dolar sisteminin dışında faaliyet gösteren bölgesel bir ekonomik bloğa dönüştürmeye katkıda bulunuyor. Böylece gelecekteki ABD yaptırımları, bu sistemin kendi tasarımı gereği daha az etkili hale geliyor.

2- Kıtasal koridorun uçtan uca sağlamlaştırılması

Şi'nin Kırgızistan'a yaptığı resmi ziyaret, İran ve Türkiye'ye uzanan demiryolu koridorunun omurgasını güçlendirirken; Mısır Akdeniz'deki bitiş noktasını güvence altına alıyor, İran ise ağın merkezinde yer alıyor. Bu altyapı, deniz yollarının abluka altına alınması durumunda Çin'in ticaretinin ve enerji arzının bir kısmını sürdürmesine yardımcı oluyor.

3- Dolar sonrası dünya anlatısının kazanılması

Washington'ın Ekonomik Çıkarma Günü’nü ilan etmesinden sadece birkaç gün sonra, dünyanın en çok yaptırıma maruz kalan ekonomilerinden üçünün bu şekilde açıkça saf tutması sayesinde Pekin, ABD baskısını, yaptırım uygulanan veya yaptırımlardan çekinen devletleri daha yakın bir birlikteliğe ve hizalanmaya iten güç olarak tasvir edebiliyor.

Bişkek günleri ve bunu izleyen resmi Çin ziyaretleri, finansman ve yuan cinsinden ödemelere olan bağımlılığı artan, altyapısı demiryolları ve boru hatlarına dayanan, rotaları ise ABD Donanması tarafından denetlenen su yollarının etrafından dolaşmak üzere tasarlanan yeni bir kıtasal Avrasya projesinin hatlarını gözler önüne seriyor.

Ancak Avrasya dönüşümü hâlâ tamamlanmaktan uzaktır. Zira Çin petrolünün çoğunu hâlâ deniz yoluyla ithal etmekte olup, ABD Hazine tahvillerini satması doğrudan bir jeopolitik meydan okumadan ziyade riskten korunmaya daha yakın durmaktadır. Yeni Kuzey Kutbu rotaları ve Orta Asya ile İran arasındaki demiryolu koridorları deniz ticaretine kıyasla hâlâ sınırlı hacimler taşıyor. ŞİÖ Kalkınma Bankası ise 15 yıldır ‘yakında kurulacağı’ söylenmesine rağmen halen Hindistan’ın itirazlarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Rusya'nın Uzak Doğu bölgesindeki Svobodny kasabası yakınlarında bulunan Atamanskaya kompresör istasyonunda, şirketin Sibirya'nın Gücü Doğalgaz Boru Hattı’nın bir bölümünün önünde Gazprom logolu montla bir çalışan, 29 Kasım 2019 (Reuters)
Rusya'nın Uzak Doğu bölgesindeki Svobodny kasabası yakınlarında bulunan Atamanskaya kompresör istasyonunda, şirketin Sibirya'nın Gücü Doğalgaz Boru Hattı’nın bir bölümünün önünde Gazprom logolu montla bir çalışan, 29 Kasım 2019 (Reuters)

Öte yandan Washington'ın bazı üye ülkelerin Amerikan sermayesine, dolara ve uluslararası ticarete erişimine getirdiği kısıtlamalar, Çin'in yeni ortaklar kazanma çabalarına hizmet eden en etkili araçlardan birine dönüştü.

Petrol, dolar ve enerji ticareti altyapısının coğrafyasında derin anlam taşıyan bir sonuç öne çıkıyor. 80 yıldır ilk kez küresel ticaret ve finans alanında birbirine paralel iki sistem şekilleniyor. Bunlardan biri deniz yoluyla yapılan, dolar cinsinden olan ve büyük ölçüde ABD tarafından finanse edilen sistem, diğeri ise yerel para birimlerinin kullanımının yayıldığı ve temel olarak Çin finansmanına dayanan kıtasal sistemdir.

Washington birinci sistemin gücünü ne zaman bir baskı aracı olarak kullansa, ikinci sistemin inşası o kadar hız kazandı ki Çin'in enerjiye ve finansal kanallara erişimini ne zaman daraltsa, istemeden de olsa dünyaya Amerikan bağımlılığını azaltabilecek bir ticaret modeli sunuyor. Zaten Pekin kendisi için bundan daha elverişli koşullar da tasarlayamazdı.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
TT

Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)

Sırbistan sivil toplumunun farklı kesimlerinden en az 14 kişi, önceki aylarda gelişmiş casus yazılımların hedefi oldu. 

Share Vakfı, bunun Sırbistan tarihinde belgelenmiş en büyük casus yazılım bulaştırma dalgası olduğunu duyurdu.

Belgrad merkezli dijital hak örgütü, hedef alınanlar arasında 2024'ten beri Aleksandar Vucic yönetiminin başını ağrıtan Sırp öğrenci hareketinin üyelerinin de bulunduğunu açıkladı. 

Çinlilerin başını çektiği konsorsiyumun Novi Sad'daki tren istasyonunu elden geçirmesinden kısa süre sonra Kasım 2024'te 16 kişinin öldüğü kaza, eleştiri oklarının Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic ve 2012'den beri iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi'ne (SNS) yöneltilmesine yol açmıştı. 

Ülke geneline yayılan protestoların içinden, Avrupa'nın en büyük öğrenci hareketlerinden biri doğmuştu.

Casus yazılım saldırıları dalgası, Apple'ın 110 ülkedeki kişilere muhtemelen paralı casus yazılım saldırılarında hedef alındıklarını bildirmesinin ardından ağustosta ortaya çıkarıldı.

Kanada merkezli internet gözlem örgütü The Citizen Lab, casus yazılım saldırılarını adli bilişim yöntemleriyle analiz edip bir rapor hazırladı. 

Çarşamba yayımlanan rapora göre Sırp aktivistlerden en az biri, NSO Group'un Pegasus casus yazılımının hedefi olmuş. Saldırganlar bu yazılımla hedef alınan kişinin cihazına "tam erişim" sağlayabiliyor.

Diğer yandan Pegasus bulaştırılan öğrenciyi doğrudan Vucic yönetiminin hedef aldığına dair herhangi bir kanıt yok. 

Öğrencilere karşı kullanılan NoviSpy adlı casus yazılımsa önceden hükümetle ilişkilendirilmişti. 

SNS'nin önde gelen isimlerinden Meclis Başkanı Ana Brnabic, öğrencilerin casus yazılımlarla izlendiği iddialarını reddetti:

Kesinlikle hayır. Onların [öğrenciler ve Share Vakfı] söylediği tek bir kelimeye bile inanmıyorum.

Share Vakfı marttaki yerel seçimler sırasında casus yazılımlarla prova yapılmış olabileceğini ve benzer eylemlerin bu ekimde düzenlenecek genel seçimlerde de tekrarlanabileceğini öne sürüyor.

Vakıfta politika danışmanı olarak görev yapan Andrijana Ristic, "Bu, şu ana kadar Sırbistan'da belgelenmiş en büyük gözetim dalgası. Yerel seçimlerin iktidar partisinin hem [casus yazılımın] güçlü yönlerini görmeye hem de öğrencilerle muhalefet üzerinde ne ölçüde baskı kurabileceklerini test etmeye yönelik bir deneme olarak kullanıldığını düşünüyoruz" dedi. 

Citizen Lab'in kıdemli araştırmacısı John Scott-Railton ise şunları söyledi: 

Adli bilişim bulgularımız ve Apple'ın yeni tehdit bildirimleri, Sırbistan'daki barışçıl, demokrasi yanlısı hareketin, 2026'daki kritik seçim süreçleri öncesinde paralı casus yazılımlarla agresif biçimde hedef alındığını ortaya koyuyor.

Hedef alınan öğrencilerden Milica Popovic, "acımasız" diye nitelediği saldırıların kendilerini caydırmayacağını ifade etti: 

Birinin bilgim dışında özel alanıma girmiş olabileceğini düşününce, kendimi son derece savunmasız hissettim. Amaçları bizi korkutmak veya durdurmaksa bu işe yaramayacak.

Independent Türkçe, Guardian, AFP


Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
TT

Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)

Maryam Zakir-Hussain 

Mali zorlukların askeriye üzerinde yarattığı baskı nedeniyle Britanya Ordusu'na personel eğitimini durdurması talimatı verildiği bildirildi.

Birleşik Krallık'ta (BK) bulunan ve belirli bir göreve hazırlanmayan birliklere "toplu eğitim" faaliyetlerini durdurma emri verildiği anlaşılıyor.

The Times'ın haberlerine göre, iptal edilen eğitimler arasında Challenger 2 tankları ve ağır silahlı Apache helikopterleriyle yapılan tatbikatlar yer alıyor.

Bu haberler, gelecek yıl gayrisafi milli hasılanın yüzde 2,5'inden daha yüksek bir savunma harcaması yapması yönünde Andy Burnham'ın baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Çarşamba günkü Başbakan'a Sorular oturumunda, Avam Kamarası Savunma Özel Komitesi Başkanı ve İşçi Partisi üyesi Tan Singh Dhesi, silahlı kuvvetlere yatırım yapmanın önemini vurgulamış ve Burnham'ı 2030'a gelindiğinde harcamaları yüzde 3'e çıkarma taahhüdünde bulunmaya çağırmıştı.

Dhesi, Avam Kamarası'ndaki alkışlar eşliğinde, "Gerçekten de savunma, sadece olumlu atmosferin yeterli olmayacağı bir alan" demişti.

The Independent'a konuşan Dhesi, BK'nin "karşısındaki ciddi derecede yükselen tehdit seviyesine dair hiçbir yanılgıya kapılmaması ve bu nedenle daha sonra pişman olmak yerine savunmaya şimdiden gerektiği gibi yatırım yapması gerektiğini" söyledi.

Askeriyeden bir kaynaksa eğitimlerin durdurulması talimatını "kesinlikle yıkıcı" diye niteleyerek şöyle ekledi: 

Ordular eğitim yapar, işleri bu. Artık hiçbir şey olmayacak.

Bu duraklamanın yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor.

Kritik bir konu haline gelen savunma harcamaları, Sör Keir Starmer'ın hükümetin savunma yatırım planı için yeterli finansmanı sağlayamamasının ardından başbakanlığının sonunu getirmişti.

Bu karar, eski Savunma Bakanı Sör John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakan Yardımcısı Al Carns'ın şoke edici istifasına yol açmıştı.

Donald Trump'ın, Arjantin'in Falkland Adaları'nı istila etmesi halinde BK'nin İran savaşındaki tutumuna misilleme olarak Britanya'yı desteklemeyeceğini ima etmesinin ardından belirli birliklerin tatbikatlarının durdurulması kararıyla ilgili haberler çıktı.

Trump, Britanya'nın adalar üzerindeki egemenliğine ilişkin Birleşik Devletler'in tutumunu gözden geçirdiğini söyledikten sadece birkaç gün sonra perşembe GB News'a yaptığı açıklamada "Ülkeniz benim yardımıma gelmedi" demişti. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, adalar konusunda BK'ye yeni bir uyarıda bulunarak "kimin rahatsız olacağına bakmaksızın, dişiyle ve tırnağıyla" ülkesinin çıkarlarını savunacağını söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı da Ukrayna'ya verdiği destek nedeniyle BK hedeflerine yönelik üstü kapalı bir tehditte bulunmuştu.

Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, büyük ölçüde kapsamlı sosyal yardım kesintileri yoluyla savunma harcamaları için yılda 10 milyar sterlin (yaklaşık 65,5 milyar TL) kaynak yaratma planlarını perşembe günü açıklamıştı.

Badenoch, Rusya gibi düşmanca tavır sergileyen devletlerin "sürekli sınırları zorladığı" uyarısı yaparak BK'nin kendini korumak için güçlü olması gerektiğini söylemişti.

The Independent cevap hakkı için BK Savunma Bakanlığı'yla temasa geçti.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
TT

Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)

Arabulucular, görüşmelerin durma noktasına gelmesine rağmen taraflar arasındaki arka kapı diplomasisini açık tutarak ABD ile İran’ın müzakerelere yeniden dönmesini sağlayacak yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen trafiğe açılmasını ve nükleer programın gelecekteki olası bir anlaşmaya dahil edilmesini şart koşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Başkan Donald Trump yönetimi haftalar süren diplomatik girişimlerin ardından arabuluculara, haziran ayındaki mutabakat zaptına dönmeye artık yanaşmadığını bildirdi. ABD tarafı bunun yerine Hürmüz Boğazı ile nükleer dosyayı tek bir pakette birleştiren daha kapsamlı ve yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Gazeteye konuşan ve temaslar hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir diplomat, Washington’ın Tahran kabul etmeye hazır olduğu takdirde bir anlaşma istediğini ancak ‘acele etmediğini’ belirtti. Diplomat, ABD tarafının nükleer dosyayı da sürece dahil etmek istemesi nedeniyle gelecekteki her türlü uzlaşmanın ‘yeni bir anlaşma’ olması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu temaslar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, İslamabad’ın savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran ile temas halinde olduğunu belirterek, her iki ülkenin de ‘müzakere masasına geri döneceğine’ inandığını ifade etti.

Andrabi ayrıca, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Hürmüz Boğazı ile ilgili yürütülen temaslara ‘önemli bir ivme’ kazandırdığını kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Diplomat, ABD’nin tutumunu “Nükleer program ve Hürmüz Boğazı konusunda tek bir nihai anlaşmaya varacağız” sözleriyle özetledi.

Arabulucular haftalardır tarafları, nisan ayında başlayan ateşkesi 60 gün uzatması öngörülen haziran ayındaki mutabakat zaptına döndürmeyi umuyordu. Bu mutabakat, nükleer programı kapsayan nihai bir çözüme yönelik müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli şekilde yeniden açılmasını hedefliyordu.

Ancak söz konusu uzlaşı kısa sürede çöktü ve bunu yeniden canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Trump yönetimi arabuluculara, bu anlaşmaya geri dönmeyeceğini bildirdi.

Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaşmazlık

Paralel bir kulvarda ise İran ve Umman geçen hafta, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğinin yönetilmesine ilişkin geçici bir düzenlemeye varmaya yaklaştıklarını açıkladı. Diplomatlar, bu adımın haziran ayındaki mutabakata geri dönülmesine zemin hazırlamasını umuyordu.

Washington başlangıçta İran ile Umman arasında haftalardır süren görüşmeleri desteklemiş, ancak yönetim yetkilileri daha sonra arabuluculara Tahran ve Maskat’ın varacağı düzenlemelerden bağımsız olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını istediğini iletmişti.

İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)
İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ve Umman’ın ilerleme kaydettiğinin bildirilmesinin ardından Washington’ın ‘şartlarını değiştirdiğini’ söyledi.

Tahran da Umman ile yürütülen görüşmeler sırasında, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabaları kapsamında tutumunu revize etti.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre İran, ABD ablukayı kaldırmadığı, ham petrol satışına izin veren petrol muafiyetini yeniden yürürlüğe koymadığı ve yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bir kısmına erişimine izin vermediği sürece Boğaz’ı yeniden açmayacağı konusunda ısrar ediyor. Bu maddeler, çökmeden önce haziran ayındaki mutabakat zaptında da yer alıyordu.

Vance, çatışmayı ‘savaş’ olarak nitelendirmeyi reddediyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün Washington’da yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında devam eden çatışmayı tanımlamak için ‘savaş’ kelimesini kullanmayı reddetti ve altı aydır süren anlaşmazlığın kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği konusunda tahminde bulunmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, çatışmanın 3 Kasım’da yapılması planlanan Kongre seçimlerinden önce bitip bitmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Vance, “Buna savaş demem. Şu an itibarıyla devam eden silahlı bir çatışma bulunmuyor” dedi.

Vance’in bu açıklamaları, İran’ın hafta başında kendisini hedef alan ABD hava saldırılarına yanıt olarak ABD’nin Körfez’deki müttefiki Kuveyt’i hedef aldığı bir döneme denk geldi.

ABD’li yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri hedef almaya devam etmesi sebebiyle Washington’ın son saldırıları gerçekleştirme konusunda ‘sorumluluk’ taşıdığını ifade etti.

Çatışmanın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir tarih vermekten kaçınan Vance, ‘yapay zaman çizelgeleri’ belirlemek istemediğini söyledi. Vance, “Ancak 'Bu ne zaman bitecek?' diye sorduğunuzda bana 'İranlılar gemilere ateş açmayı ne zaman durduracak?' gibi bir soru sormuş oluyorsunuz. Sanırım gerçek şu ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Vance’in bu açıklamaları, kamuoyunda destek görmeyen çatışmalar, yükselen yakıt fiyatları ve enflasyonun gölgesinde, Trump ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki hassas çoğunluklarını kasım ara seçimlerinde korumaya çalıştığı bir dönemde geldi. Oysa Beyaz Saray, sürecin başında çatışmanın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü.

Yönetim ayrıca temmuz ayında, ABD ile İran arasındaki kısa süreli ateşkesin çökmesinin ardından patlak veren çatışmalarda hayatını kaybeden 4 asker ile onlarca yaralının statüsünü değiştirdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu.

Savunma Bakanlığı yetkililerinin ölü ve yaralı sayıları için defalarca nihai kaynak olarak gösterdiği Savunma Bakanlığı Kayıp Analiz Sistemi’nde, daha önce savaş zayiatı toplamlarına dahil edilen bu kayıplar, ‘Dış Operasyonlar’ adıyla açılan yeni bir kategori altında sınıflandırılmıştı.

Washington, petrol akışlarına güveniyor

Trump yönetimi, fiyatlar yüksek seyretmeye devam etse de Körfez’den daha fazla miktarda petrolün çıkış yaptığını savunuyor. Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından önceki gün yaklaşık 72 dolar seviyesindeyken, dün 95 doların üzerinde dalgalandı.

Trump ve kurmayları, savaştan önce küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın ABD Donanması’nın kontrolünde olduğunu vurgulamaya çalışırken, Körfez petrol akışının çatışma öncesi seviyelere yaklaştığını iddia ediyor.

Vance, ABD’nin çarşamba günü Boğaz’dan geçen yaklaşık 15 milyon varil petrole eşlik ettiğini duyurdu.

Enerji Bakanı Chris Wright da CNBC’ye yaptığı açıklamada, savaştan önce günde yaklaşık 20 milyon varil Körfez petrolünün geçtiği boğazdan, pazartesi günü ABD Donanması’nın yardımıyla 17 milyon varilin taşındığını söyledi.

Ancak bağımsız seyrüsefer takip şirketlerinin verileri, gemi sayısının çatışma öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)
İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)

Lloyd’s List Intelligence, savaştan önce günde 130 veya daha fazla geçiş gerçekleşmesine karşın, geçen hafta 102, bir önceki hafta ise 126 gemi geçişi kaydetti.

TankerTrackers verilerine göre, son 28 gün içinde Boğaz’dan çıkan petrolün günlük ortalaması yaklaşık beş milyon varil olarak gerçekleşirken, yakın tarihli diğer tahminler günlük iki ila altı milyon varil arasında değişti.

Trump, savaş boyunca dalgalı seyreden piyasaları sakinleştirmeye çalıştı; küresel piyasaların gergin olduğu anlarda defalarca müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu veya son anda askeri tehditlerinden geri adım attı.

Defense Priorities Ortadoğu Direktörü Rosemary Kelanic, yönetimin ‘petrol piyasalarına sözlü baskı uygulamaya devam ettiğini’ belirterek, yetkililerin fiyatların aşırı yükselmesini önlemeye ve daha büyük bir artış yaşanmadan önceki süreyi uzatmaya çalıştığını ifade etti.

Ekonomik baskı ve güç kullanımı tehdidi

Tahran’ın ABD’nin askerî harekâtı karşısında geri adım atmayı reddetmesi üzerine Trump, ekonomik baskıyı artırma stratejisini gerektiğinde gücün dozunu yükseltme tehdidiyle birleştirdi.

Trump, ABD-İsrail ortak harekatının İran Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdirdiğini defalarca vurguladı. İranlı yetkililer de ülkenin 270 milyar dolarlık doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını bildirdi.

Savaşın ilk haftalarında düzenlenen İsrail saldırıları, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil olmak üzere rejim kademesindeki üst düzey komuta zincirinin büyük bölümünü etkisiz hale getirmişti.

Diğer yandan İran, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırılarıyla baskı uygulamayı sürdürürken, ABD yönetimi ise içinden geçen petrol miktarını artırarak bu su yolunun İran elinde bir koz olma değerini düşürdüğünü kanıtlamaya çalıştı.

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox News’e verdiği demeçte, bölgede geçit yolunu baypas eden yeni kara boru hatlarının inşa edilmesiyle Hürmüz Boğazı’nın iki yıl içinde ‘değersiz bir su sahasına’ dönüşeceğini belirtti.

Trump ise dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’nı Körfez ihracatçılarını uluslararası pazarlara bağlayan batı yönlü bir güzergaha dönüştürme çabalarına ilişkin bir rapora dikkat çekti.

Seçim öncesi hesaplamalar

ABD yönetimi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) da dahil olmak üzere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma konusunda ilerleme kaydettiğini savunuyor; ancak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, olası bir uzlaşmanın temel anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran politikalarından sorumlu kıdemli danışman olarak görev yapan Richard Goldberg, “Başkan’ın, ellerinden alınan Boğaz kontrolünün en ufak bir parçasını dahi DMO’ya geri verecek bir anlaşmayı onaylayacağına inanmakta güçlük çekiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Aaron David Miller ise ekonomisi ağır baskı altında olmasına rağmen İran’ın ‘Trump’ı bu zor durumdan kurtarmaya’ niyetli görünmediğini ifade etti.

Miller, Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’ı yoğun bombardımana tutmaktan kaçınan, aynı zamanda Hürmüz Boğazı konusunda da Tahran’a taviz vermeyen bir yaklaşımı benimsediğini belirtti.

Miller değerlendirmesini, “Beyaz Saray geniş çaplı bir savaş istemiyor, büyük tavizler veriyor gibi görünmek de istemiyor. İzlediği strateji ise bu iki durumdan da kaçınmasını sağlıyor” sözleriyle tamamladı.