Çin, Washington’ın yörüngesinin dışında jeopolitiği yeniden şekillendiriyor

Alternatifsiz yaptırım döneminin sonu

Görsel: Barbara Gibson
Görsel: Barbara Gibson
TT

Çin, Washington’ın yörüngesinin dışında jeopolitiği yeniden şekillendiriyor

Görsel: Barbara Gibson
Görsel: Barbara Gibson

Shirley Ze Yu

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) 25. Zirvesi çerçevesinde Bişkek'e gitti. Burada Çin'in Kırgızistan ile ilişkilerinde ‘altın dönem’ olarak nitelendirdiği süreci öven Şi, Orta Asya'nın kalbinde ev sahibi ülkenin himayesinde gerçekleşen ve dünyanın en çok yaptırıma maruz kalan ekonomilerinden üçünün liderini bir araya getiren sahnede, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile aynı kürsüyü paylaştı.

Avrasya'da hâlâ devam eden iki savaşın gölgesinde bu zirve, Washington'dan izin beklemeden kendi rotasını çizen bir kıta görüntüsü sunmaya hazırlanıyor gibi görünüyor.

Bişkek'teki “Şi” anı

Şanghay İşbirliği Örgütü'nün bu yılki zirvesi, Pekin'in uzun süredir peşinden koştuğu üç jeopolitik hedefi öne çıkarıyor. Bunlar Bişkek Deklarasyonu, Batılı finans sistemlerinden uzakta yerel para birimleriyle takas ve mutabakatların genişletilmesi ve uzun yıllardır askıda kalan örgüte bağlı bir kalkınma bankası projesine yeni kurumsal ivme kazandırılması.

ŞİÖ Kalkınma Bankası bu hedeflerin başında geliyor. Kırgızistan, bu bankanın kurulmasını 2026 yılındaki örgüt başkanlığının önceliklerinden biri haline getirirken, Çin fikrini ilk kez 2010 yılında ortaya atmış, Şi ise projeyi küresel jeopolitik dönüşümlere ayak uydurmak için stratejik bir adım olarak nitelendirerek 2025'teki Tianjin Zirvesi'nde yeniden canlandırmıştı.

Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen ŞİÖ zirvesinin oturumlarından biri öncesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ŞİÖ üye devletlerinin liderleri, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)
Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen ŞİÖ zirvesinin oturumlarından biri öncesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ŞİÖ üye devletlerinin liderleri, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)

Proje, Çin’in hâkim olması beklenen bir kuruma karşı Rusya ve Hindistan’ın çekinceleri nedeniyle bir on yıl boyunca askıda kaldı. Ancak o zamandan beri stratejik ortam değişti. ABD’nin ‘ekonomik çıkarma günü’ olarak adlandırdığı hamleyi ilan etmesinden bu yana, örgüt üyelerinin birçoğunun seçenek alanı daraldı.

Rusya büyük ölçüde Batı sermaye piyasalarının dışına çıkarken, İran geniş çaplı ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalıyor. Diğer bazı üyeler ise İran’la ticarette bulundukları için ABD yaptırımlarına uğrama ihtimaliyle yüzleşiyor. Aynı zamanda Orta Asya ülkeleri, Pekin'in sunduklarıyla yarışabilecek şartlarda hemen hiç kimsenin sağlayamayacağı devasa bir altyapı finansmanına ihtiyaç duyuyor. Buradan hareketle Çin, artan ABD baskısının projesi için pratik olarak bir destekleyici rolü üstleneceğine bahse giriyor.

Çin, yerel para birimleriyle ödemelerin genişletilmesini ve İran ile Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun sağlamlaştırılmasını teşvik ederken, ABD yaptırımları Rusya, İran ve Orta Asya ülkelerinin seçeneklerini daralttığı için bu durum pratikte Pekin'in projesinin lehine çalışmaya başladı.

Merkezi Çin'de bulunan Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası'nın aksine, ŞİÖ Kalkınma Bankası'nın dolar bazlı finansal sistemin dışında faaliyet göstermesi öngörülüyor. Eğer hayata geçirilirse, bankanın rolü çok taraflı borç verme sınırlarını aşarak, yaptırım uygulanan veya yaptırımlardan çekinen ülkelerin dolar takas sisteminin dışında para transfer etmesini sağlayan bir finansal mutabakat altyapısına dönüşebilir.

Şi'nin Kırgızistan'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, deniz yoluyla yaklaşık bir ay süren sevkiyatları Xian'dan Tahran'a 15 günde ulaştıran kıtasal koridorun güney omurgasını oluşturan Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesini güçlendiriyor.

Kırgızistan, mali kırılganlığı ve Moskova'nın güvenlik şemsiyesiyle olan tarihi bağı göz önüne alındığında, bu koridordaki en zayıf halka olmaya devam ediyor. Putin'in de aynı şehirde bulunduğu sırada, uzun süre Rusya’nın nüfuzu altında kalmış bir bölgeye Çin tarafından gerçekleştirilen resmi ziyaret, “Pekin, Orta Asya'daki ekonomik şartları giderek daha fazla belirliyor ve Moskova'nın bu yeni gerçeğe uyum sağlamasını bekliyor” şeklinde net bir mesaj taşıyor.

Şi ile Putin'in masasındakiler arasında, 30 yıl boyunca yılda 50 milyar metreküp gaz taşıması beklenen ve Avrupa’nın ödediğinden daha düşük fiyatlarla tedarik edilecek olan ‘Sibirya’nın Gücü 2’ doğalgaz boru hattı projesi de vardı. Avrupa doğalgaz pazarının büyük bir kısmını kaybettikten sonra Moskova, kayıp gelirleri telafi etmek için Çin büyüklüğünde bir alıcıya ihtiyaç duyuyor. Pekin'in çıkarı ise daha uygun ticari şartlar koparmasına olanak tanılayacak şekilde Rusya'yı daha zayıf bir müzakere konumunda tutuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Kırgızistan'ın Bişkek kentinde ŞİÖ zirvesinin oturumlarından birinde, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Kırgızistan'ın Bişkek kentinde ŞİÖ zirvesinin oturumlarından birinde, 1 Eylül 2026 (Sputnik/Reuters)

Şi'nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile birlikte görünmesi, Tahran'a Batı'nın tecrit edilmiş ve dışlanmış bir devlet olarak zihinlere yerleştirdiği imajdan farklı bir görünüm kazandırıyor ve onu dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ını barındıran bir blokta tam statülü bir üye olarak yeniden konumlandırıyor. Pekin'in Washington'a gönderdiği mesaj açık: Yaptırımlar İran'ı tecrit etmeyi başaramadı, aksine onu Avrasya coğrafyasına daha derinlemesine entegre olmaya itti. Aynı zamanda Çin, Küresel Güney ülkelerine, Amerikan baskısı altındaki hükümetlerin hâlâ güvenilebilecek pratik alternatiflere sahip olduğu yönünde bir mesaj iletiyor.

Üç kıtanın Akdeniz'deki çapa noktası olarak Mısır

Şi'nin, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıl dönümünde gerçekleşen ve bir on yıldır Mısır'a yaptığı ilk ziyaret; Kahire'nin şiddetli mali baskılarla karşı karşıya olduğu, Kızıldeniz savaşının nakliye ve ticaret rotalarını yeniden çizdiği, ayrıca Mısır'ın dolar cinsinden borçların yüksek maliyeti ve enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç bağlamıyla mücadele ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Ziyaret, Pekin'in Washington'un boy ölçüşmekte zorlanacağı bir paket sunduğu zamanda gerçekleşiyor: Uzun vadeli sanayi yatırımları, teknoloji transr, Avrasya sisteminin Akdeniz'deki çapa noktasını oluşturuyor; nitekim Çin, Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ndeki yatırımların yarısını karşılıyor ve Çin'e ait savaş uçakları "Medeniyet Kartalları" tatbikatıyla ilk kez Kuzey Afrika'ya ulaştı.

Çin, son yıllarda Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ne akın eden yaklaşık 11,6 milyar dolarlık yatırımların neredeyse yarısını halihazırda karşıladı. Mısır, Çin tarafından yönetilen sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi CIPS’e entegre edilirken, Kahire Çin piyasalarında yuan cinsinden borç toplamak için Panda Tahvilleri ihraç etti.

İlişki aynı zamanda bir güvenlik boyutu da kazandı. Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’nda, J-16 tipi Çin savaş uçakları ilk kez Akdeniz'e kıyısı olan Kuzey Afrika'ya ulaşmak için 6 bin kilometreden fazla yol kat etti.

Mısır, Çin'in Avrasya projesindeki altyapı ve ticaret halkasını tamamlıyor. Xi'an'dan Orta Asya üzerinden İran ve Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun Avrupa ve Afrika pazarlarına açılan batı ucunda bir noktaya ihtiyacı var. Mısır, Süveyş Kanalı üzerindeki konumuyla tam olarak bu noktayı sağlıyor.

Mısır'ın İsmailiye kentinde, konteyner yüklü Xishi Yongyi nakliye şirketine ait bir gemi Suveyş Kanalı'ndan geçerken, 25 Kasım 2025 (Reuters)
Mısır'ın İsmailiye kentinde, konteyner yüklü Xishi Yongyi nakliye şirketine ait bir gemi Suveyş Kanalı'ndan geçerken, 25 Kasım 2025 (Reuters)

Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz, Washington ve ortaklarının baskı uygulayabileceği iki koridoru temsil ediyorsa, Çin'in yanıtı yolun her iki ucundaki endüstriyel ve finansal altyapıyı güçlendirmek ve aralarındaki ticaret hareketliliğini genişletiyor.

Pekin'in bakış açısına göre Mısır'ın önemi, Çin'in Ortadoğu politikasının sınırlarını aşıyor. Mısır, Amerikan deniz hakimiyetinin etrafından dolaşmak üzere tasarlanmış bir Avrasya lojistik sisteminin Akdeniz'deki çapa noktasını oluştururken, aynı zamanda Çin'in geniş ticari ve yatırım ilişkileriyle bağlı olduğu üç kıtanın kapılarını aralıyor.

Washington'ın önleyici hamlesi neyi başaramıyor?

Bunun için Washington'ın geçtiğimiz hafta eş zamanlı olarak devreye soktuğu rotaları incelemek yeterli. ABD Hazine Bakanlığı, 25 Ağustos'ta İran'a ve ticaret ortaklarına karşı ‘Ekonomik Çıkarma Günü’ adını verdiği hamleyi başlatarak, hiç kimsenin ABD yaptırımlarından muaf olmadığını duyurdu. Onlarca Çinli kurumun hedef alınmasının ardından, Çinli mali kuruluşlar da daha fazla yaptırıma maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Üç gün sonra ise Venezuela ayrıcalığı geldi. ABD güçlerinin Nicolas Maduro'yu gözaltına almasından 8 ay sonra Dışişleri ve Savunma bakanlıklarının müzakere ettiği, ABD'ye, 65 milyar varile varan rezervlerin üretiminden fiilen yüzde 55 pay veren 100 yıllık bir anlaşma yapıldı. Birinci rota erişimden mahrum bırakma siyasetine dayanırken, ikincisi güç yoluyla kontrol dayatmayı esas alıyor.

En derin hata ise finansal alanda yatıyor. Büyük bir Çin bankasının dolar takas sisteminden koparılması, Washington'ın Pekin'e karşı alabileceği en tehlikeli ekonomik önlemlerden biri olacaktır; bu aynı zamanda Hazine Bakanlığı'nın kullanmaktan kaçınmak için son derece ihtiyatlı davrandığı araçlardan biridir. Hazine Bakanı Bessent'e mevcut en güçlü araç neden kullanılmıyor diye sorulduğunda verdiği "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" şeklindeki yanıt dikkat çekiciydi. Sistemik öneme sahip bir Çin bankasına yaptırım uygulanması tam olarak bu sonuca yol açabilir ve bu şok, Şi ile Trump arasında yapılması beklenen zirveden sadece birkaç hafta önce gerçekleşebilir.

Washington, küresel finans sistemini sarsma korkusu ve Çin'in nadir toprak elementleriyle vereceği olası bir karşılıktan çekindiği için büyük bir Çin bankasını dolar sisteminden koparma konusunda tereddüt ediyor. Öyle ki Washington ne zaman yaptırım tehdidinde bulunsa, kendi sisteminin dışında yuan cinsinden alternatif kıtasal sistemin inşası o kadar hızlanıyor.

Önemi az olmayan bir diğer kısıtlama da dikkati çekiyor. Çin, ABD'nin gerçek anlamda açık verdiği noktalarda karşılık verebilir. Zira Pekin, ABD'nin savunma ve teknoloji endüstrilerinin dayandığı nadir toprak elementleri tedarik zincirlerini domine etmeye devam ediyor ve bu kartı kullanmaya hazır olduğunu daha önce göstermişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre büyük bir Çin bankasına yaptırım uygulanması ise bu alanda misillemeyle sonuçlanabilir.

Ayrıca finansal yaptırım tehdidi, Çin'e dolara olan bağımlılığını azaltma sürecini hızlandırması için ek bir motivasyon sağlıyor. Sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi CIPS, bugün yaklaşık bin 800 kuruluşu birbirine bağlarken, geçtiğimiz mart ayı itibarıyla yuan cinsinden 245 trilyon dolar değerinde yıllık işlemi takas etmiş bulunuyor. İran ile ticaret ise halihazırda dolar sisteminin dışında, yuan ve takas yoluyla yürütülüyor.

Orta Asya üzerinden Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin ana aksı olan Kazakistan-Çin sınırındaki Dostık Demiryolu İstasyonu’nun yakınlarındaki bozkırlarda yük konteynerleri taşıyan bir yük treni, 19 Kasım 2025 (AFP)
Orta Asya üzerinden Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin ana aksı olan Kazakistan-Çin sınırındaki Dostık Demiryolu İstasyonu’nun yakınlarındaki bozkırlarda yük konteynerleri taşıyan bir yük treni, 19 Kasım 2025 (AFP)

Hazine Bakanlığı ne zaman SWIFT sistemini bir silah olarak kullanma tehdidinde bulunsa, diğer ülkeler gelecekteki ticaretlerinin bir kısmını Pekin'in sağladığı finansal rotalar aracılığıyla güvence altına almak için ek bir neden buluyor. Eğer Washington en güçlü araçlarını fiilen kullanırsa, sonuç umduğunun tam tersi istikamette gerçekleşebilir; bu durum, Küresel Güney ülkelerinin Amerikan finansal yaptırımlarına katlanabileceğine ve alternatif sistemlerden yararlanarak büyümeye devam edebileceğine dair uzun vadeli bir kanıt sunabilir.

Bişkek'te Pekin'in Washington'a cevabı

1- Alternatifin kurumsallaştırılması

ŞİÖ Kalkınma Bankası, yerel para birimleriyle ödemelerin genişletilmesiyle birlikte, çok sayıda gayri liberal rejimi barındıran gevşek bir Avrasya koalisyonunu, giderek artan bir şekilde dolar sisteminin dışında faaliyet gösteren bölgesel bir ekonomik bloğa dönüştürmeye katkıda bulunuyor. Böylece gelecekteki ABD yaptırımları, bu sistemin kendi tasarımı gereği daha az etkili hale geliyor.

2- Kıtasal koridorun uçtan uca sağlamlaştırılması

Şi'nin Kırgızistan'a yaptığı resmi ziyaret, İran ve Türkiye'ye uzanan demiryolu koridorunun omurgasını güçlendirirken; Mısır Akdeniz'deki bitiş noktasını güvence altına alıyor, İran ise ağın merkezinde yer alıyor. Bu altyapı, deniz yollarının abluka altına alınması durumunda Çin'in ticaretinin ve enerji arzının bir kısmını sürdürmesine yardımcı oluyor.

3- Dolar sonrası dünya anlatısının kazanılması

Washington'ın Ekonomik Çıkarma Günü’nü ilan etmesinden sadece birkaç gün sonra, dünyanın en çok yaptırıma maruz kalan ekonomilerinden üçünün bu şekilde açıkça saf tutması sayesinde Pekin, ABD baskısını, yaptırım uygulanan veya yaptırımlardan çekinen devletleri daha yakın bir birlikteliğe ve hizalanmaya iten güç olarak tasvir edebiliyor.

Bişkek günleri ve bunu izleyen resmi Çin ziyaretleri, finansman ve yuan cinsinden ödemelere olan bağımlılığı artan, altyapısı demiryolları ve boru hatlarına dayanan, rotaları ise ABD Donanması tarafından denetlenen su yollarının etrafından dolaşmak üzere tasarlanan yeni bir kıtasal Avrasya projesinin hatlarını gözler önüne seriyor.

Ancak Avrasya dönüşümü hâlâ tamamlanmaktan uzaktır. Zira Çin petrolünün çoğunu hâlâ deniz yoluyla ithal etmekte olup, ABD Hazine tahvillerini satması doğrudan bir jeopolitik meydan okumadan ziyade riskten korunmaya daha yakın durmaktadır. Yeni Kuzey Kutbu rotaları ve Orta Asya ile İran arasındaki demiryolu koridorları deniz ticaretine kıyasla hâlâ sınırlı hacimler taşıyor. ŞİÖ Kalkınma Bankası ise 15 yıldır ‘yakında kurulacağı’ söylenmesine rağmen halen Hindistan’ın itirazlarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Rusya'nın Uzak Doğu bölgesindeki Svobodny kasabası yakınlarında bulunan Atamanskaya kompresör istasyonunda, şirketin Sibirya'nın Gücü Doğalgaz Boru Hattı’nın bir bölümünün önünde Gazprom logolu montla bir çalışan, 29 Kasım 2019 (Reuters)
Rusya'nın Uzak Doğu bölgesindeki Svobodny kasabası yakınlarında bulunan Atamanskaya kompresör istasyonunda, şirketin Sibirya'nın Gücü Doğalgaz Boru Hattı’nın bir bölümünün önünde Gazprom logolu montla bir çalışan, 29 Kasım 2019 (Reuters)

Öte yandan Washington'ın bazı üye ülkelerin Amerikan sermayesine, dolara ve uluslararası ticarete erişimine getirdiği kısıtlamalar, Çin'in yeni ortaklar kazanma çabalarına hizmet eden en etkili araçlardan birine dönüştü.

Petrol, dolar ve enerji ticareti altyapısının coğrafyasında derin anlam taşıyan bir sonuç öne çıkıyor. 80 yıldır ilk kez küresel ticaret ve finans alanında birbirine paralel iki sistem şekilleniyor. Bunlardan biri deniz yoluyla yapılan, dolar cinsinden olan ve büyük ölçüde ABD tarafından finanse edilen sistem, diğeri ise yerel para birimlerinin kullanımının yayıldığı ve temel olarak Çin finansmanına dayanan kıtasal sistemdir.

Washington birinci sistemin gücünü ne zaman bir baskı aracı olarak kullansa, ikinci sistemin inşası o kadar hız kazandı ki Çin'in enerjiye ve finansal kanallara erişimini ne zaman daraltsa, istemeden de olsa dünyaya Amerikan bağımlılığını azaltabilecek bir ticaret modeli sunuyor. Zaten Pekin kendisi için bundan daha elverişli koşullar da tasarlayamazdı.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News