Dün hedef alınan İran petrol tankerinden duman yükseliyor (CENTCOM)
ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları’nın iki ABD savaş gemisine yönelik balistik füze saldırısına misilleme olarak, biri Hark Adası açıklarında olmak üzere üç İran ham petrol tankerini vurdu. Saldırılar, Hürmüz Boğazı’ndaki “tanker savaşının” giderek genişlediğini gösterdi.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın petrol ihracatındaki ana merkez olan Hark Adası yakınlarında bir tankeri ve Hürmüz Boğazı’nın doğusunda, Cask açıklarında bulunan “Stark 1” tankerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını açıkladı. CENTCOM ayrıca, mürettebatın tahliye edilmesinin ardından Umman Körfezi’nde bulunan “Kailo” tankerini tamamen imha ettiğini bildirdi.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, iki ABD gemisinin hedef alınmasına karşılık üç İran gemisinin hizmet dışı bırakılmasıyla “daha büyük bir ekonomik bedel” ödetileceğini söyledi. Cooper, İran’ın “sınırlı ve savunmasız petrol filosunun” imha edilebileceği mesajını verdi.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Tahran’ın ABD gemilerine yönelik saldırılarını sürdürmesi halinde Washington’un İran petrol tankerlerini imha edeceğini ve batıracağını söyledi.
İngiltere’nin Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) kurumu, Basra Körfezi’nin kuzeyi ile Umman Körfezi’nde çok sayıda ticari geminin ateşe maruz kaldığını ve saldırılar nedeniyle gemilerin faaliyetlerinin aksadığını bildirdi. Kurum, olaylarda can kaybı veya çevreye yönelik zarar meydana gelip gelmediğini ise doğrulamadı.
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un “Hürmüz’ü kontrol ettiğini” belirterek boğazın gelecekteki önemini küçümsedi. Trump ayrıca, Washington’un endişe verici gelişmeler tespit etmesi halinde Natanz yakınlarındaki “Kazma Dağı”nı “çok yakında” vurabilecekleri mesajını verdi.
Berlin Belediye Başkanı, siber saldırıda hassas verilerin çalındığını kabul ettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5315164-berlin-belediye-ba%C5%9Fkan%C4%B1-siber-sald%C4%B1r%C4%B1da-hassas-verilerin-%C3%A7al%C4%B1nd%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1-kabul-etti
Berlin Belediye Başkanı, siber saldırıda hassas verilerin çalındığını kabul etti
Siber korsanlık (Reuters)
Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner dün yayımlanan bir röportajında, Almanya’nın başkentindeki belediyenin ağustos ayında maruz kaldığı siber saldırı sonucunda hassas verilerin çalındığını kabul etti.
Kamu yayın kuruluşu RBB, bilgisayar korsanlarının fidye talebine yanıt verilmemesinin ardından söz konusu verilerden 1 milyondan fazlasını cuma günü dark web üzerinden yayımladığını doğruladı.
Şarku’l Avsat’ın Der Spiegel dergisinden aktardığına göre çalınan veriler arasında Berlin İtfaiyesi’nin güvenlik ve koruma prosedürleri, maaş bordroları, banka bilgileri, resmi kimlik belgelerinin dijital kopyaları, çalışanlara ilişkin gizli bilgiler ve Almanya Başbakanlık binasının genişletilmesine ilişkin dosyaları da bulunuyor.
Wegner, cumartesi günü Bild gazetesinde yayımlanan röportajında verilerin çalındığını kabul ederken, bilgisayar korsanlarının şantajına boyun eğmeyi yine reddetti.
Wegner, “Fidyeyi ödememiz halinde bu verilerin başka bir yerde uzun süre bulunmayacağını kim garanti edebilir?” diye sordu.
Yerel medya, bilgisayar korsanlarının yaklaşık 2 milyon avro fidye talep ettiğini bildirdi.
Başbakan Friedrich Merz hükümeti, söz konusu veri sızıntısıyla ilgili bilgileri ve yürütülen soruşturmayı yakından takip ediyor.
Yerel basındaki haberlere göre saldırının arkasında, “Rhysida” adıyla bilinen bir bilgisayar korsanı grubu bulunuyor. Grup daha önce de 2023 sonbaharında Londra’daki British Library’ye düzenlenen saldırı da dahil olmak üzere çeşitli siber saldırıları üstlenmişti.
Grup, söz konusu saldırının ardından köklü kütüphaneden 760 bin avroyu aşan fidye talep etmişti. Talebinin karşılanmaması üzerine Rhysida, dark web üzerinden yaklaşık 500 bin dosya yayımlamış; bu dosyalarda ziyaretçilerin, üyelerin ve çalışanların kişisel bilgileri yer almıştı.
14 Ağustos’ta gerçekleşen siber saldırı nedeniyle Almanya’nın başkentindeki çok sayıda kamu kurumu, özellikle konut ve çevre birimleri, bir hafta boyunca ağa erişemedi. Bu durum, konut yardımı başvurularının alınmasını ve ödemelerin yapılmasını günlerce aksattı.
Berlin Eyalet Hükümeti dün, çalınan verilerin bir bölümünü son derece titiz bir şekilde incelemeye aldığını açıkladı. Araştırmacılar ise siber saldırının boyutunu ve etkilerini belirlemeye çalışıyor.
Berlin’in kamu ağına yönelik bu siber saldırı, eyalette 20 Eylül’de yapılacak seçimlerden bir aydan daha kısa süre önce gerçekleşti.
"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5315045-kovid-a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1-tan%C4%B1d%C4%B1%C4%9F%C4%B1m-28-askeri-%C3%B6ld%C3%BCrd%C3%BC-diyen-doktora-abdde-kritik-g%C3%B6rev-verildi
"Kovid aşısı tanıdığım 28 askeri öldürdü" diyen doktora ABD'de kritik görev verildi
Aşı karşıtlığıyla suçlanan Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın atadığı Dr. Long bir yıl içinde soruşturmasını tamamlamayı planlıyor (AP)
ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kovid-19 aşılarına şüpheyle bakmasıyla bilinen Yarbay Theresa Long'u, aşı olan 2 bin 500'ü aşkın Amerikan askerinin öldüğü iddiasını araştırmakla görevlendirdi.
Aşılar veya virüslere dair uzmanlık eğitimi bulunmayan Dr. Long, federal Aşı Sonrası İstenmeyen Etki Raporlama Sistemi'ne (VAERS) kayıtlı 55 bin yan etki bildirimiyle 2 bin 544 ölümü incelemek üzere görevlendirildiğini 14 Ağustos'ta verdiği yeminli ifadede söyledi.
Ne kendisinin ne de çocuklarının Kovid aşısı olduğunu ifade eden Long aşılarla otizm arasında bağlantı kuran tartışmalı iddiaları yineledi ve askerlere aşı yapılmasını toplama kamplarındaki mahkumlar üzerinde deneyler gerçekleştiren Nazi doktorların uygulamalarıyla kıyasladı.
Kovid aşıları nedeniyle hayatını kaybeden 28 askeri şahsen tanıdığını bildiren Long, aşıların yüzde 82'ye varan oranda düşüğe yol açtığını da öne sürdü.
Long, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın kıdemli tıbbi danışmanı olarak görev yaptığını ve aynı zamanda Savunma Bakanı Pete Hegseth'e bağlı olduğunu da belirtti.
New York Times (NYT), iddiaları destekleyen kanıtların sınırlı olmasına rağmen bu soruşturmanın yürütüldüğünü bildiriyor.
Geniş kapsamlı araştırmalar, Kovid aşısının düşük, ölü doğum veya erken doğum riskini artırmadığını ortaya koyuyor.
Pentagon'un Temmuz 2025 ve Mart 2026 tarihli raporlarına göre, Kovid aşılarına bağlı herhangi bir ölüm tespit edilmedi.
ABD askerlerinin yüzde 96'sından fazlası, ordunun koyduğu zorunluluk kaldırılmadan önce Kovid-19 aşısı olmuştu.
Uzmanlar, herkesin VAERS'e bildirimde bulunabildiğini ve bunların doğrulanmadığını, bu nedenle veri tabanının önyargı ve manipülasyona açık olduğunu vurguluyor.
Independent Türkçe, NYT, Politico
Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5315033-avrupa-karar-alma-mekanizmas%C4%B1n%C4%B1n-yetersizli%C4%9Fi-%E2%80%9Cren-grubu%E2%80%9D-k%C4%B1s%C4%B1r-d%C3%B6ng%C3%BCy%C3%BC-k%C4%B1rabilir-mi
Avrupa karar alma mekanizmasının yetersizliği: “Ren Grubu” kısır döngüyü kırabilir mi?
Avrupa... Kendini Arayan Bir Kıta (Google Maps)
Antoine el Hac
“Ren Grubu”, bu yıl Avrupa’da ortaya çıkan en iddialı girişimlerden biri olabilir ve kıtayı daha fazla büyüme, inovasyon ve küresel rekabet gücüne doğru taşıma konusunda etkili bir platforma dönüşebilir. Ancak arkasındaki isimler ne kadar güçlü olursa olsun, başarısı her şeyden önce çözmeye çalıştığı sorunun niteliğini ne ölçüde doğru kavradığına bağlı olacak. Avrupa’nın sorunu fikir, araştırma ya da plan eksikliği değil; bu fikirleri uygulanabilir siyasi kararlara dönüştürme konusunda yaşadığı krizdir.
“Ren Grubu”, Ağustos 2026’da iş dünyası, finans, ekonomi, teknoloji ve medya alanlarından yaklaşık 55 önde gelen ismi bir araya getiren özel girişim olarak kuruldu. Gruba eş başkan olarak Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı ve İtalya eski Başbakanı Mario Draghi ile İrlandalı girişimci Patrick Collison liderlik ediyor. İspanyol akademisyen Luis Garicano ise grubun icra direktörlüğünü üstleniyor.
Girişimin temel fikri açık: Geleneksel Avrupa kurumlarından daha hızlı hareket edebilecek üst düzey bir platform oluşturmak ve Avrupa’nın rekabet gücü krizine ilişkin teşhisleri somut politikalara dönüştürmeleri için karar alıcılar üzerinde baskı oluşturmak.
Mario Draghi (Arşiv - Reuters)
Ancak asıl soru şu: Özel bir girişim, kamu kurumlarının başaramadığını başarabilir mi?
İç içe geçmiş krizler
Avrupa bugün birbiriyle bağlantılı çok sayıda krizle karşı karşıya. Bunlar arasında özellikle iki kriz daha acil görünüyor: Büyüme ve verimlilik krizi ile güvenlik ve stratejik egemenlik krizi.
Draghi’nin 2024 tarihli raporu, Avrupa ekonomisi ile ABD ve Çin ekonomileri arasındaki farkın giderek açıldığına dikkat çekerek sorunun özüne işaret etmişti.
Aslına bakılırsa Avrupa’nın sorunu artık yalnızca büyümenin yavaşlamasından ibaret değil. Kıta, daha dinamik rakipleri karşısında bütün sanayi sektörlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Aynı zamanda savunma, enerji ve teknoloji alanlarında devasa yatırımlara ihtiyaç duyuyor.
Çin’in ekonomik yükselişi ve artan ticaret fazlası da Avrupa’yı küresel ekonomideki konumunu ve rolünü yeniden düşünmeye zorluyor.
Daha da önemlisi, teknolojik devrim artık ulusal güvenlik denklemine dahil olmuş durumda. ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ yarışı yalnızca kimin daha gelişmiş modeller geliştireceğiyle ilgili değil; küresel oyunun kurallarını belirleyebilecek teknolojiye, veriye ve altyapıya kimin sahip olacağıyla da ilgili.
Avrupa, ABD ve Çin tarafından geliştirilen teknolojilerin tüketicisi olmaya devam ederse “dijital egemenlik” söylemi bir stratejiden çok slogandan ibaret kalacak.
Bunlara enerji ve iklim krizi de ekleniyor. Savaşlar ve peş peşe yaşanan jeopolitik gerilimlerin yanı sıra sıcak hava dalgaları ve aşırı iklim olayları, enerji dönüşümünü artık yalnızca çevre politikası olmaktan çıkararak ekonomik ve stratejik bir güvenlik meselesine dönüştürdü.
Bu nedenle Avrupa’nın son derece zor bir denklemi çözmesi gerekiyor: Emisyonları azaltmak, enerji arzını güvence altına almak ve aynı zamanda sanayisinin rekabet gücünü korumak.
Ancak ekonomik, teknolojik ve güvenlik başlıklarını siyasetten ayrı düşünmek mümkün değil.
Yavaş hareket
Avrupa Birliği büyük bir pazara, muazzam bir ticari ağırlığa ve gelişmiş bir sanayi ve bilim altyapısına sahip. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre buna rağmen stratejik krizler söz konusu olduğunda çoğu zaman yavaş hareket ediyor.
Diğer büyük güçler açık jeopolitik hesaplarla hareket ederken Avrupa, karmaşık karar alma mekanizmaları, farklı ulusal çıkarlar ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle sıkışıp kalıyor.
Patrick Collison (Arşiv- Reuters)
İşte “Ren Grubu”nun karşı karşıya olduğu paradoks da burada ortaya çıkıyor: Grup siyasi kurumların yavaşlığını aşmak istiyor, ancak sonuçta yine siyasi kurumları etkilemeye çalışıyor.
Avrupa’nın en iyi ekonomistleri, iş insanları ve teknoloji uzmanlarından oluşan bir grup ne yapılması gerektiğini büyük bir doğrulukla ortaya koyabilir. Ancak bu reçetelerin uygulanması siyasi irade gerektiriyor.
Üstelik bu yeni bir sorun değil.
Avrupa yıllardır ekonomik, siyasi ve toplumsal durumunu tanımlamak için “kriz” kelimesini kullanıyor. Borç krizi, göç krizi, enerji krizi, demokrasi krizi, büyüme krizi ve ardından Ukrayna’daki savaşla birlikte güvenlik krizi...
Her yeni krizle birlikte yeni planlar, raporlar ve girişimler ortaya çıktı. Ancak teşhis ile uygulama arasındaki uçurum varlığını korudu.
Göç krizi bile Avrupa’nın kolektif hareket etme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyarken, demografik dönüşüm çok daha derin bir soruna işaret etti.
Avrupa yaşlanıyor. Düşük doğurganlık oranları, iş gücünün küçülmesi ve emeklilik ile sosyal refah sistemleri üzerindeki yükün artması riskini beraberinde getiriyor.
Bu da gelecekte ekonomik büyümenin yalnızca teknoloji ve yatırıma değil, Avrupa’nın göçü yönetme, yetenekleri çekme ve demografik açığı kapatma kapasitesine de bağlı olacağı anlamına geliyor.
Gücün sınırları
Jeopolitik açıdan ise Ukrayna’daki savaş, Avrupa Birliği’nin önemini ortaya koyduğu kadar, Avrupa’nın gücünün sınırlarını da gösterdi.
Artık Avrupa’nın yalnızca ekonomik ve düzenleyici bir güç olması yeterli değil. Kıtanın aynı zamanda çıkarlarını koruyabilen, enerji arzını güvence altına alabilen, sınırlarını savunabilen ve ticari ile siyasi ağırlığını stratejik hedeflerine ulaşmak için kullanabilen bir güce dönüşmesi gerekiyor.
“Ren Grubu”nun önemi de burada ortaya çıkıyor.
Girişimin potansiyel değeri yalnızca katılımcılarının isimlerinde değil, Avrupa’nın yıllardır içinde bulunduğu kısır döngüyü kırma kapasitesinde yatıyor: Sorunu teşhis etmek, bir rapor hazırlamak, konferans düzenlemek ve ardından yeniden başlangıç noktasına dönmek.
Grup karar alıcılar üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilir ve Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik elitlerinin uzmanlığını örgütlü bir siyasi baskıya dönüştürmeyi başarabilirse, gerçek bir itici güç haline gelebilir.
Ancak Avrupa’nın rekabet gücü konusunda bir rapor daha hazırlamakla yetinirse, teoriler ve teşhislerle zaten dolu olan Avrupa kütüphanesine yalnızca yeni bir eser ilave etmiş olur.
Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Birliği merkezi (DPA)
Bu çerçevede, grubun ilk toplantılarını 20-23 Eylül tarihleri arasında Cenevre’de gerçekleştireceğini de belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla gözlemciler, toplantılarda yapılacak müzakereleri ve katılımcıların ortaya koyacağı sonuçları yakından takip edecek.
Sonuçta Avrupa’nın uzman, para, kurum ya da fikir eksikliği yok.
Eksik olan; hızlı karar alma, bu kararların maliyetini üstlenme ve bunları kıtanın tamamında uygulama kapasitesi.
Özünde bu, ekonomik bir sorun değil...
Bu bir siyasi sorun.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة