‘Kıyamet gününün’ üzerinden çeyrek asır geçti… ABD’yi ve dünyayı değiştiren 11 Eylül saldırıları

Terörizmin ‘şer ekseni’ ile ilişkilendirilmesine sebep oldu… Afganistan, Irak, Suriye ve İran’daki savaşları başlattı

Patlamaların ardından tamamen yanan Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinin iskeletleri (AFP)
Patlamaların ardından tamamen yanan Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinin iskeletleri (AFP)
TT

‘Kıyamet gününün’ üzerinden çeyrek asır geçti… ABD’yi ve dünyayı değiştiren 11 Eylül saldırıları

Patlamaların ardından tamamen yanan Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinin iskeletleri (AFP)
Patlamaların ardından tamamen yanan Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinin iskeletleri (AFP)

11 Eylül 2001 terör saldırıları, Amerikalıların yanı sıra dünyanın birçok yerindeki insanların hafızasında korkunç hatıralar bıraktı. Saldırıların ilk sonuçları, ABD’nin 2001’de Afganistan’ı, 2003’te ise Irak’ı işgal etmesiyle kısa sürede ortaya çıkarken, bazıları bugün İran’a yönelik savaşın da kısmen aynı bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Amerikalılar bu yıl, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerine iki sivil uçağın, başkent Washington’daki Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) ise üçüncü bir sivil uçağın çarpması ve dördüncü uçağın Pensilvanya’da düşürülmesiyle yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği saldırıların 25’inci yıl dönümünü anıyor. Bununla birlikte Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Somali ve Nijerya gibi ülkelerde, o tarihten bu yana ABD ve uluslararası güçlerin El Kaide, DEAŞ ve diğer terör örgütlerine karşı yürüttüğü savaşlarda hayatını kaybeden yüz binlerce kişinin, hatta daha fazlasının nihai bilançosu hâlâ tam olarak ortaya konulabilmiş değil.

Bu saldırılar, ABD’nin ‘kanlı yüzüne’ damgasını vururken, olayların üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen henüz yayımlanmadığı öne sürülen ‘gizli kayıtlar’ konusundaki tartışmalar da sona ermiş değil. Her yıl 11 Eylül günü, yaşananlar anbean, dakika dakika, saat saat ve yıl yıl yeniden hatırlanıyor.

Amerikalılar her yıl bu anları ve dakikaları, yıl dönümünde kayda geçirerek ve bunları 250 yıl önce resmen kurulan ülke için yeni bir tarihin başlangıcı olarak nitelendirerek anıyor. Yas çanları ise şu saatlerde çalıyor:

11 Eylül günü sabah saat 05.45’te, iki hava korsanı Maine eyaletindeki Portland Uluslararası Havalimanı’nda güvenlik kontrol noktalarından geçerek Massachusetts eyaletinin Boston kentindeki Logan Uluslararası Havalimanı’na giden bir uçağa bindi. Ardından saat 07.05’te, American Airlines’ın 11 sefer sayılı uçağı, 76 yolcu, 11 mürettebat ve beş hava korsanıyla Kaliforniya’nın Los Angeles kentine gitmek üzere havalandı.

xc vdfv
11 Eylül 2001’de uçağın Dünya Ticaret Merkezi’ne çarpma anını gösteren arşiv fotoğrafı (Getty Images)

Aynı gün saat 08.15’te United Airlines’ın 175 sefer sayılı uçağı da Boston’dan havalandı. Uçakta Los Angeles’a gitmek üzere 51 yolcu, dokuz mürettebat ve beş hava korsanı bulunuyordu.

Saat 08.20’de ise American Airlines’ın 77 sefer sayılı uçağı başkent Washington’dan havalandı. Los Angeles’a gitmesi planlanan uçakta 53 yolcu, altı mürettebat ve beş hava korsanı vardı.

United Airlines’ın 93 sefer sayılı uçağı da saat 08.42’de New Jersey’deki Newark Havalimanı’ndan, 33 yolcu, yedi mürettebat ve dört hava korsanıyla Kaliforniya’nın San Francisco kentine gitmek üzere havalandı.

Korku dolu dakikalar

Aradan yalnızca birkaç dakika geçmişti ki 11 sefer sayılı uçak, saat 08.46’da New York’un Aşağı Manhattan bölgesindeki Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey kulesine çarptı. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar, saldırganların kendileri dışında hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir olayı ekranlarından izlemek üzere adeta donup kaldı.

Kuzey kulede yaşananların şokunu kimse üzerinden atamadan, birkaç dakika sonra saat 09.03’te 175 sefer sayılı uçak güney kuleye çarptı. Böylece herkes, kent üzerinde rotasını şaşıran uçakların yol açtığı sıradan bir ‘kazadan’ çok daha büyük bir olayla karşı karşıya olduğunu anladı.

İnsanlar uzun süre şaşkınlık içinde ne diyeceklerini bilemedi.

O sırada Florida’daki bir ilkokulun sınıfında bulunan dönemin ABD Başkanı George W. Bush da yaşananlara inanmakta güçlük çekiyordu. Beyaz Saray Genel Sekreteri Andrew Card, saat 09.05’te Bush’un kulağına eğilerek ikinci kuleye yönelik saldırı konusunda bilgi verdi. Bush daha sonra anılarında şöyle yazdı: “Hemen ayağa kalkıp sınıftan ayrılmamaya karar verdim. Çocuklarda paniğe yol açmak istemiyordum. Sakinlik duygusu vermek istiyordum... Yeterince kriz yaşadım ve bir liderin yapması gereken ilk şeyin sakinlik sağlamak olduğunu biliyordum.”

sc vcs
11 Eylül saldırılarının birkaç dakika içinde yol açtığı muazzam yıkım ve küller (AFP)

Ancak ABD Başkanı’nın sağlamaya çalıştığı sükûnet, saat 09.37’de 77 sefer sayılı uçağın Savunma Bakanlığı’nın simge yapısına çarpmasıyla bir yanılsamaya dönüştü. Bu sırada 93 sefer sayılı uçaktaki yolcular, saat 10.02’ye kadar hava korsanlarıyla mücadele etti. Uçak, Pensilvanya eyaletinin Shanksville kentinde boş bir araziye düştü. 93 sefer sayılı uçağı kaçıranların nihai hedefinin ne olduğu bilinmiyordu. Ancak birçok kişi uçağın Beyaz Saray’a ya da Kongre binasına doğru ilerlediğini tahmin etti.

Kıyametvari boyutlar

ABD basını, Dünya Ticaret Merkezi’nin güney kulesinin saat 09.59’da çökmesine, ardından 29 dakika sonra saat 10.28’de kuzey kulenin yıkılmasına ‘kıyametvari’ boyutlar yükledi.

O uğursuz salı günü yaşananlar, yalnızca bazı çevrelerce ABD açısından İkinci Dünya Savaşı’na Japonya İmparatorluğu ve Mihver Devletleri’nin diğer üyeleri olan Nazi Almanyası ile faşist İtalya’ya karşı girmesinin doğrudan nedeni sayılan Pearl Harbor saldırısından daha ağır bir saldırı olarak değerlendirilen olayın kayda geçirilmesinden ibaret değildi.

11 Eylül saldırıları, havalimanlarından dış politikaya ve yerel topluluklara kadar ABD’nin güvenlik anlayışını ve Amerikalılar ile dünyanın diğer bölgelerindeki insanların günlük yaşamını geniş kapsamlı biçimde yeniden şekillendirdi.

Saldırılardan yalnızca birkaç gün sonra Başkan Bush, 22 federal kurumun tek çatı altında birleştirilmesine yönelik önemli kararlar aldı. Kongre, federal makamların gözetim ve soruşturma yetkilerini genişleten Vatanseverlik Yasası’nı kabul etti. Ulaşım Güvenliği İdaresi’nin (TSA) kurulmasıyla havacılık güvenliği de köklü biçimde değişti ve tüm bagajların X-ray cihazlarıyla taranması zorunlu hale getirildi. Ayakkabıların çıkarılması rutin bir uygulamaya dönüştü. Kongre ayrıca havayolu şirketlerine güçlendirilmiş kokpit kapıları kullanma zorunluluğu getirdi, ‘uçuş yasağı listesi’ oluşturuldu ve yurt içi seyahatlerde ‘gerçek kimlik’ kartı zorunlu hale getirildi.

fdvbg

Amerikalıların federal hükümete duyduğu güven, Johnson döneminden bu yana ilk kez yükseldi. Geniş çaplı bir ulusal dayanışma dalgasının yaşandığı Ekim 2001’de yetişkin Amerikalıların yüzde 80’i evlerine ABD bayrağı astı. Ancak saldırılar aynı zamanda ABD’nin farklı bölgelerinde ve dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanlara yönelik İslamofobi dalgasını ve şiddet olaylarını da tetikledi.

Terörizme karşı ‘dünya çapında bir savaş’

Buna ek olarak, 11 Eylül 2001 saldırıları, üçüncü binyılın başında dünyanın tek süper gücü konumundaki ABD’ye karşı ilan edilen bir ‘savaş’ niteliği taşıdı. ABD, saldırıların ardından “Öncesi ve sonrası aynı olmayacak” mesajı vererek, Amerikan ve küresel ölçekte teröre karşı savaşın başladığını ilan etti.

Başkan Bush, yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği ve üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen Amerikalıların yaşam biçimini bugün dahi etkileyen saldırıların yaşandığı gecede yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında bu anlayış doğrultusunda Amerikan halkına hitap etti. Bush, konuşmasında öncelikle Amerikalılara güven vermeye odaklanırken, ilerleyen dönemde dış politikadaki ‘Bush doktrini’ olarak anılacak yaklaşımın ilk işaretlerini de verdi. Bush, “Bu eylemleri gerçekleştiren teröristlerle onları barındıranlar arasında ayrım yapmayacağız” dedi. Bu açıklama, El Kaide lideri Usame bin Ladin’i teslim etmeyi reddeden Taliban yönetimindeki Afganistan’a yönelik daha sonra başlatılacak askerî harekâtın da önünü açtı.

dfvbg
Patlamaların yaşandığı anda New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin iki kulesinden yükselen duman (Getty Images)

ABD öncülüğünde uluslararası bir koalisyonun yürüttüğü Sonsuz Özgürlük Operasyonu’nun başlamasından yaklaşık iki ay sonra ilk Taliban yönetimi devrilmiş olsa da bu ülkedeki teröre karşı savaş 20 yıl boyunca devam etti.

Başkan Bush, 11 Eylül saldırılarının ardından 2002’nin başında Kongre’de yaptığı ilk Birliğin Durumu konuşmasında, ABD’nin kendi bakış açısına göre terörü ve terörü destekleyen devletleri ortadan kaldırmak amacıyla yürüteceği ve ‘on yıllar boyunca sürecek’ savaşın en kapsamlı çerçevesini ortaya koydu. Bush, nihai hedefin Irak, İran ve Kuzey Kore’den oluşan ‘şer ekseni’ olarak adlandırdığı yapıya karşı mücadele olduğunu ilan etti. Ayrıca bu ülkeleri kitle imha silahları üretmekle de suçladı.

‘Şer ekseni’ teriminin ortaya çıkışı

Başkan Bush, David Frum’un kaleme aldığı bu konuşmada, 2003’te Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas rejimini deviren Irak Savaşı’nın temellerini attı. Frum, o dönemde Lübnan’da yayımlanan en-Nehar gazetesine verdiği röportajda, Bush’un daha sonra ‘şer ekseni’ ifadesiyle değiştirdiği ‘nefret ekseni’ tabirini, ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in 7 Aralık 1941’de Japonya’nın Pearl Harbor saldırısının ardından yaptığı ve ‘utançla anılacak bir tarih’ ifadesini kullandığı konuşmasından esinlenerek oluşturduğunu belirtti. Roosevelt’in bu konuşmasının ardından ABD, yalnızca Japonya İmparatorluğu’na karşı değil, Nazi Almanyası’na karşı da savaşma kararı almıştı.

cdvfgb
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 11 Eylül 2001 saldırılarından bir gün sonra Pentagon binasındaki hasarı inceliyor. (Getty Images)

Başkan Bush, Afganistan’daki savaşla yetinmeyerek Amerikan askerlerini Irak’a da gönderdi. Brown Üniversitesi’nin Savaşın Maliyeti projesine göre, bu iki savaşta doğrudan şiddet nedeniyle yaklaşık 940 bin kişi hayatını kaybederken, dolaylı etkiler nedeniyle toplam can kaybı 2023 itibarıyla 4,5 milyonu aştı. Saldırıları izleyen on yılda askeri harcamalar yüzde 50 arttı ve toplam maliyet 2018 itibarıyla 5,6 trilyon doları geçti. Bu süreçte 780 kişinin tutulduğu Guantanamo gözaltı merkezi de kuruldu.

Frum, “Roosevelt için Pearl Harbor yalnızca bir saldırı değildi; daha kötü ve daha tehlikeli başka bir düşmandan gelebilecek gelecekteki saldırılara ilişkin bir uyarı niteliğindeydi” dedi. Frum ayrıca Irak, İran, El Kaide ve Hizbullah’ı, aralarındaki çelişkilere rağmen ABD’ye karşı bir ‘nefret ekseni’ oluşturan unsurlar olarak ilişkilendirdi. Nükleer silah geliştirmesi nedeniyle Kuzey Kore de bu yapıya dahil edildi.

Afganistan’da teröre karşı savaş devam ederken Irak Savaşı, şer eksenine karşı daha geniş kapsamlı bir savaşın başlangıcı oldu. İran yönetimi, Taliban ve Baas yönetimlerinin çöküşünün ardından oluşan büyük jeopolitik boşluğun önemli bir bölümünü doldurmak amacıyla ‘direniş eksenini’ oluşturdu. Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın daha sonra ‘Şii hilali’ olarak adlandırdığı bu yapı, İran’dan Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan coğrafi bir hat oluşturmayı hedefliyordu. ABD’li yetkililer ise Suriye’yi, silahlı gruplarla ilişkileri ve İran'ın vekillerine, özellikle Hizbullah’a yönelik silah ve desteğin aktarılmasında kritik bir geçiş noktası olması nedeniyle yalnızca teröre destek veren ülkeler arasında sınıflandırdı. Bu durum, 2024’ün sonunda Şam’da yaşanan büyük dönüşüme kadar devam etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 7 Ekim 2023 saldırılarını 11 Eylül 2001 saldırılarına benzeterek Hamas ve diğer İran yanlısı gruplara, daha sonra ise Lübnan’daki Hizbullah’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir savaş başlattı. Netanyahu, bu süreçte Filistinliler ve Lübnanlılar arasında on binlerce kişinin hayatını kaybetmesine rağmen savaşı sürdürdü.

İran savaşı... Hiçbir şeyin fayda sağlamadığı bir savaş

Başkan Bush ve onu izleyen ABD başkanları, Washington ile İran arasındaki kökleşmiş düşmanlığa son vermeyi ya da İran yönetiminin bölgesel hedeflerini sınırlandırmayı başaramadı. Bu durum, komşu ülkelerin İran’ın diğer devletlerin içişlerine yönelik müdahalelerinin sürmesinden duyduğu rahatsızlığı defalarca dile getirmesine rağmen değişmedi. Aksine, ABD başkanları, Ortadoğu’yu yeni bir istikrar dönemine taşıyacak bir değişim umuduyla farklı yaklaşımları art arda uygulamaya koydu.

scdvfgbhy
İran’ın Hemşehri ve Cam-ı Cem gazetelerinin bazı nüshalarında ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafı ve ‘Boş yaptırım silahı’ başlığı yer alıyor. (EPA)

Hiçbir girişim sonuç vermedi. ABD Başkanı Donald Trump, ikinci başkanlık dönemine İran’da köklü bir değişim gerçekleştirme kararlılığıyla başladı. Trump ayrıca, eski ve mevcut ABD’li yetkililerin İran’ın ABD yargısı tarafından aranan El Kaide mensuplarına da barınma imkânı sağladığı yönündeki suçlamalarını gündeme getirdi. Bunun yanı sıra İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’ı, Yemen’deki Husileri ve Irak’taki Şii silahlı grupları desteklediğini savundu. Ancak Trump, daha çok İran yönetiminin nükleer silah üretme, daha fazla balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) geliştirme çabalarına odaklandı.

ABD’nin şubat ayının sonundan bu yana İran’la yürüttüğü savaş, Başkan Bush’un ilan ettiği şer eksenine karşı Amerikan savaşları bağlamında değerlendirilebilir. Dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı ve eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da bu yaklaşımı daha sonra, “İran’ın bölgesel ve küresel teröre doğrudan desteği ve kitle imha silahlarına sahip olma yönündeki amansız çabası, tarihin en ağır terör saldırılarının ardından geçen günlerde sergilediği iyi niyetli herhangi bir tutumla çelişiyor” sözleriyle açıklamıştı.

Özetle ABD, İran’ı uzun süredir teröre destek veren, Ortadoğu’da potansiyel ve tehlikeli bir rakip olarak görüyor.



İran’ın yaptırım oyunu: Çin’e petrol, karşılığında milyarlarca dolarlık mal

Tahran’da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
Tahran’da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
TT

İran’ın yaptırım oyunu: Çin’e petrol, karşılığında milyarlarca dolarlık mal

Tahran’da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
Tahran’da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve aralarında askeri teçhizatın da bulunduğu milyarlarca dolarlık Çin malı satın almak için takasa benzer bir mekanizma kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre gizli mekanizma, İran petrolünün Çin’den yapılacak ithalatın finansmanında kullanılmak üzere tahsis edilen bakiyelerle takas edilmesine dayanıyor. Bu yöntem, Washington’ın İran’ın nükleer programı nedeniyle ekonomik ve askeri baskıyı artırdığı bir dönemde Tahran’a önemli bir finansman kanalı sağladı.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin de bu düzenleme sayesinde İran petrolünü indirimli fiyatlarla almaya devam ederken İran’a ihracat yapan banka ve şirketlerin yaptırım riski doğurabilecek doğrudan işlemlerden uzak durmasını sağladı.

ABD, İran petrolü satın alan veya petrolün taşınmasını kolaylaştıran bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uyguladı. Ancak küresel ekonomi üzerinde daha ağır sonuçlar doğurabilecek en sert yaptırım adımlarını atmaktan kaçındı.

Washington, İran’la savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik çabaları kapsamında ekonomik baskıyı artırdı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ağustos ayında ülkelere İran’la ticari ilişkilerini sürdürmeleri halinde dolar merkezli finansal sistemden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu.

Reuters, altı aydır devam eden savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizması üzerindeki etkisini belirleyemediğini bildirdi.

Ajans geçen hafta, 14 Temmuz’da deniz ablukasının yeniden uygulanmasından bu yana hiçbir İran ham petrol sevkiyatının Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşamadığını bildirmişti.

Çin ve İran, Batı’nın tek taraflı ve hukuka aykırı olarak nitelendirdikleri yaptırımlarını defalarca kınarken çıkarlarını koruyacaklarını taahhüt etti. İki ülke uzun süredir ekonomik ve siyasi ortaklık yürütüyor ancak uluslararası kısıtlamalara rağmen aralarındaki ticaretin nasıl sürdürüldüğüne ilişkin kamuoyuna çok az bilgi verdiler.

scdfvgthy
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, geçen pazartesi Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 26. zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ayaküstü sohbet ederken

Kaynakların tamamı İran’ın söz konusu mekanizmayı Çin’den ilaç, araç ve iletişim ekipmanı satın almak için kullandığını belirtti. Üretici şirketler İran’la doğrudan işlem yapmıyordu ve bu şirketlerin yaptırımları ihlal ettiğine ilişkin herhangi bir işaret bulunmuyor.

Kaynaklar ayrıca mekanizmanın geçen yıl en az bir kez İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı tedarik edilmesine yönelik sözleşmeler kapsamında kullanıldığını aktardı.

Kaynaklar, Çinli üretici şirketlerle yapıldığı iddia edilen işlemlere ilişkin ayrıntı vermedi. Reuters da bu işlemlerin gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.

Eylül 2025’te, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin ve Tahran’ın anlaşmanın bazı hükümlerine uymayı bırakmasının ardından İran’a yönelik diğer yaptırımların yanı sıra başlıca konvansiyonel silahların çoğunun ihracatına ilişkin Birleşmiş Milletler yasağı yeniden yürürlüğe konuldu.

İran ve Çin, Avrupa ülkelerinin yaptırımları “snapback” mekanizması yoluyla otomatik olarak yeniden yürürlüğe sokma girişiminin hukuki ve usuli açıdan “kusurlu” olduğunu belirtti.

Reuters’ın takasa benzer ticari düzenlemeye ilişkin sorularını yanıtlayan Çin Dışişleri Bakanlığı, “tarif ettiğiniz durumdan haberdar olmadığını” bildirdi.

Bakanlık açıklamasında “Çin, uluslararası hukuka dayanmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmeyen tek taraflı yaptırımlara her zaman karşı çıkmıştır” ifadelerine yer verdi.

ABD’li bir yetkili ise Trump yönetiminin Avrupa Birliği de dahil olmak üzere ekonomik ortaklarıyla birlikte “İran’ı nükleer hedeflerini ilerletmesi için ihtiyaç duyduğu maddi araçlardan mahrum bırakmak” amacıyla çalıştığını söyledi.

Uluslararası bankacılık kanallarından kaçınma

Söz konusu düzenleme, İran’ın Çin’den mal ve hizmet satın alırken ödemeleri uluslararası bankacılık kanalları üzerinden doğrudan şirketlere aktarmadan kullandığı çeşitli mekanizmalardan biri.

Batılı bir yetkili ve konu hakkında bilgi sahibi iki kişi, Çin devletine ait petrol ticaret şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının en azından bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca doları Çin merkezli ve “Zhoushen” olarak bilinen, niteliği belirsiz bir finans kuruluşuna yatırdığını söyledi.

Kaynaklara göre bu mevduatlar, İran Ulusal Petrol Şirketi ile bağlantılı Hong Kong’da kayıtlı bir şirketle üzerinde anlaşmaya varılan alımları karşılıyordu. Söz konusu bilgiler istihbarat birimleri tarafından derlenen ve kaynakların incelediği belgelerde yer aldı.

sdfgthy
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, cuma günü Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında Çinli mevkidaşı Vang Yi ile görüşürken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Ardından Zhoushen, parayı Çinli ihracatçılara ve İran’daki altyapı projelerini yürüten şirketlere, büyük olasılıkla diğer Çinli finans kuruluşları üzerinden aktarıyordu.

Kaynaklar, Zhoushen üzerinden işlem gören İran petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin altyapı projelerine tahsis edildiğini, geri kalan kısmın ise İran’a mal sağlayan şirketlerin alacaklarını ödemek için kullanılan özel amaçlı bir kuruluşun hesaplarına aktarıldığını belirtti.

Karar alma mekanizmasına yakın iki İranlı kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu kuruluşun varlığını doğruladı. Kaynaklar, geçen yıl bu kuruluş üzerinden 2 milyar ila 2,5 milyar dolar arasında para aktığını tahmin etti.

Kaynaklara göre fonları iki kuruluş yönetiyor: Biri Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir şirket, diğeri ise İran Merkez Bankası ile bağlantılı bir kuruluş.

İran tarafıyla bağlantılı şirket, Merkez Bankası ithalatçıların kuruluşta bulunan fonları kullanmasına izin verdiğinde Çinli muhatabına bildirimde bulunuyor. Ardından ödemeler tedarikçilere aktarılıyor.

Reuters, Çin’deki şirket kayıtlarında “Zhoushen” adlı bir finans kuruluşuna rastlamadı. Kaynaklardan biri ise söz konusu kuruluşun yalnızca bir elektronik tabloda var olabileceğini söyledi.

İnkâr edilebilirlik

Zhuhai Zhenrong, İran’la yaptığı iddia edilen işlemler nedeniyle ABD yaptırımlarına tabi. Bir kaynak, İran Ulusal Petrol Şirketi’nin Çinli şirkete gönderdiği ve ödenmemiş bakiyenin teyit edilmesini isteyen Temmuz 2025 tarihli bir mektubu gördüğünü söyledi. Kaynağa göre bu belge iki şirket arasındaki ticari ilişkinin varlığına işaret ediyor.

Reuters belgenin gerçekliğini doğrulayamadı. İki şirketin yanı sıra İran Merkez Bankası ve Çin Ticaret Bakanlığı da yorum talebine yanıt vermedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı, söz konusu düzenlemeden “haberdar olmadığını” belirtirken Pekin’in uluslararası hukuka dayanmayan veya Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmeyen tek taraflı yaptırımlara karşı olduğunu yineledi.

Kaynaklar, mekanizmanın en az 2021’den bu yana yürürlükte olduğunu ve başlangıçta İran’a ilaç ve Kovid-19 aşıları sağlamak için kullanıldığını söyledi. Washington’ın Tahran’la iş yapan şirketlere yönelik yaptırımlarını sıkılaştırmasıyla mekanizmanın önemi arttı.

Exeter Üniversitesi’nde uluslararası politika alanında öğretim görevlisi olan Andrea Ghiselli, Çin’in bu tür düzenlemeleri ABD baskısına direnmek ancak bankalarını ve şirketlerini uluslararası finans sisteminden dışlanma riskiyle karşı karşıya bırakmamak amacıyla kullandığını söyledi.

Ghiselli, “İnkâr edilebilirlik imkânını korumak istiyorlar” dedi.


Güvenlik Konseyi İran yaptırımlarının uygulanmasını görüşme kararı aldı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bugün (Perşembe) İran'a yönelik BM yaptırımlarının uygulanmasını sağlamak üzere özel bir komitenin yeniden kurulmasını görüşecek (Birleşmiş Milletler)
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bugün (Perşembe) İran'a yönelik BM yaptırımlarının uygulanmasını sağlamak üzere özel bir komitenin yeniden kurulmasını görüşecek (Birleşmiş Milletler)
TT

Güvenlik Konseyi İran yaptırımlarının uygulanmasını görüşme kararı aldı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bugün (Perşembe) İran'a yönelik BM yaptırımlarının uygulanmasını sağlamak üzere özel bir komitenin yeniden kurulmasını görüşecek (Birleşmiş Milletler)
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bugün (Perşembe) İran'a yönelik BM yaptırımlarının uygulanmasını sağlamak üzere özel bir komitenin yeniden kurulmasını görüşecek (Birleşmiş Milletler)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, perşembe günü İran'a yönelik yaptırımların ele alınacağı oturumun gündemini 11 oyla kabul etti. Rusya ve Çin karara karşı çıkarken Pakistan ve Somali çekimser kaldı. Böylece “Snapback” mekanizması kapsamında yeniden yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasının görüşülmesinin önü açıldı.

ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Jennifer Locuta, Washington'ın Rusya ve Çin'in itirazlarını “kesin bir şekilde” reddettiğini belirterek İran'a yönelik yaptırımların uygulanmasını izlemekle görevli 1737 sayılı karar komitesinin yeniden oluşturulduğunu ve “faaliyete geçtiğini” söyledi.

Locuta, Moskova ve Pekin'i, “Güvenlik Konseyi'nin kararlarının uygulanmasını baltalamak” ve İran'ı korumak amacıyla komitenin çalışmalarını engellemeye çalışmakla suçladı. İngiltere ise komitenin çalışmalarını sürdürmesini ve yeniden yürürlüğe girdiğini değerlendirdiği yaptırımların uygulanmasını destekledi.

Rusya ve Çin, yaptırımların yeniden yürürlüğe sokulmasının hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Moskova ve Pekin'e göre 2231 sayılı karar Ekim 2025'te sona erdi. Dolayısıyla 1737 sayılı komitenin çalışmalarını sürdürmesinin veya İran dosyasının “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” gündemi altında tutulmasının hukuki bir dayanağı bulunmuyor.

Washington: İran yükümlülüklerini yerine getirmiyor

Locuta, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile imzaladığı kapsamlı güvence anlaşmasına “hâlâ uymadığını” söyledi.

UAEA Yönetim Kurulu'nun bu hafta söz konusu tutumu yeniden teyit ettiğini belirten Locuta, önceki Birleşmiş Milletler kararlarının yeniden yürürlüğe girmesinin ardından 1737 sayılı komitenin yeniden oluşturulduğuna dikkat çekti.

Komitenin İran'ın nükleer programına yönelik kısıtlamaların uygulanmasını izlemekle görevlendirildiğini belirten Locuta, Washington'ın Eylül 2025'te yeniden yürürlüğe girdiğini değerlendirdiği altı kararın uygulanmasını güvence altına almak için ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini ifade etti.

Uranyum stoku

İngiltere'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Sarah MacIntosh, İran'ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 400 kilogramdan fazla uranyum biriktirdiğini söyledi.

İran'ın, nükleer silaha sahip olmayan ülkeler arasında uranyumu bu seviyeye kadar zenginleştiren tek ülke olduğunu belirten MacIntosh, bu genişlemenin “inandırıcı herhangi bir sivil gerekçeden yoksun” olduğunu ifade etti.

MacIntosh, İran'ın Haziran 2025'ten bu yana UAEA müfettişlerinin nükleer tesislerine girişine izin vermediğini, bunun tek istisnasının Buşehr Nükleer Santrali olduğunu belirtti. Birleşmiş Milletler kuruluşunun, uranyum stoku da dahil olmak üzere nükleer tesislerin ve bunlarla bağlantılı malzemelerin durumunu doğrulayamadığını söyledi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi'nin mevcut durumu nükleer yayılmanın önlenmesi ve güvence anlaşmasına uyum açısından endişe kaynağı olarak değerlendirdiğini belirten MacIntosh, sorunun “azami aciliyetle” ele alınması gerektiğini aktardı.

İran'ın 2021'den bu yana Ek Protokol'ü uygulamadığını belirten MacIntosh, UAEA Yönetim Kurulu'nun Haziran 2025'te İran'ın kapsamlı güvence anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine uymadığı sonucuna vardığını söyledi.

Fransa da bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiride İran'ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 400 kilogramdan fazla uranyuma sahip olmasının ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Fransa'nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Jérôme Bonnafont, söz konusu miktarın UAEA'nın tanımına göre 10'dan fazla “önemli miktara” denk geldiğini söyledi. Bonnafont, bu seviyede nükleer bir cihaz üretme ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini ifade etti.

UAEA'nın, müfettişlerin en hassas tesislere erişememesi ve Tahran'ın tam iş birliği göstermemesi nedeniyle İran'ın nükleer programının yalnızca barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü artık teyit edemediğini belirten Bonnafont, Fransa'nın “Snapback” mekanizmasının geçen yıl eylül ayında 2231 sayılı karar uyarınca devreye sokulduğunu söyledi.

Bonnafont, yeniden yürürlüğe giren yaptırımların İran'ın nükleer silah geliştirme ve bunları taşıma kapasitesini sınırlandırmayı amaçladığını belirterek söz konusu yaptırımların İran'ın balistik füze programıyla bağlantılı kısıtlamaları da içerdiğini ifade etti.

Moskova yaptırımların yeniden yürürlüğe girmesine karşı

Rusya'nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı Anna Evstigneeva, yaptığı açıklamada 2231 sayılı kararın Ekim 2025'te sona erdiğini söyledi. Evstigneeva, Güvenlik Konseyi'nin bu tarihte İran dosyasını “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” gündemi altında ele almayı sona erdirmesi gerektiğini belirtti.

Yaptırımların yeniden yürürlüğe sokulmasına yönelik mekanizmanın “hukuki ve usule ilişkin nedenlerle” doğru şekilde işletilmediğini savunan Evstigneeva, bu nedenle 2015'te imzalanan nükleer anlaşmanın ardından faaliyetleri duran 1737 sayılı komitenin yeniden çalışmaya başlaması için herhangi bir dayanak bulunmadığını ifade etti.

Moskova ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'nin önceki yaptırımların yeniden yürürlüğe girdiği yönündeki değerlendirmelerine dayanılmasına da karşı çıktı.

Dosya yeniden Güvenlik Konseyi'nde

Oturum, UAEA Yönetim Kurulu'nun ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sunulan ve İran'ın güvence anlaşmasına uymadığını belirten kararı kabul etmesinin ardından düzenlendi.

Karar 23 oyla kabul edilirken Rusya, Çin ve Nijer karşı oy kullandı, 8 ülke ise çekimser kaldı.

Kararda Grossi'den İran'ın yükümlülüklerini yerine getirmediği yönünde Güvenlik Konseyi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na bilgi vermesi istendi.

UAEA'nın son raporunda, İran'ın daha önce açıkladığı zenginleştirilmiş uranyum stokları konusunda bir yılı aşkın süredir “bilgi sürekliliğini” kaybettiği ve Haziran 2025'teki saldırılarda hasar gören malzeme ve tesislerin durumunu artık doğrulayamadığı belirtildi.

İngiltere, İran'a müzakerelere dönmesi, UAEA ile tam iş birliği yapması ve nükleer programına ilişkin şeffaflığı yeniden tesis etmesi çağrısında bulundu. Londra, “uzun vadede tek çözümün müzakere edilmiş bir anlaşma” olduğunu belirtti.


İran tanker savaşını genişletiyor, Trump savaşın ara seçimlerin ardından sona ermesini bekliyor

İran tanker savaşını genişletiyor, Trump savaşın ara seçimlerin ardından sona ermesini bekliyor
TT

İran tanker savaşını genişletiyor, Trump savaşın ara seçimlerin ardından sona ermesini bekliyor

İran tanker savaşını genişletiyor, Trump savaşın ara seçimlerin ardından sona ermesini bekliyor

ABD ile İran arasındaki çatışma giderek büyüyen bir tanker savaşına dönüşürken ABD Başkanı Donald Trump, savaşın kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından sona ermesini beklediğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu çarşamba günü yaptığı açıklamada, Körfez'de iki ABD gemisi ile 8 petrol tankerine saldırdığını duyurdu. Devrim Muhafızları, saldırıların ABD'nin 5 İran petrol tankerini hedef alan saldırısına misilleme olarak gerçekleştirildiğini bildirdi.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), “Arap (Basra) Körfezi'nin kuzeyi ve Umman Körfezi'nde” çok sayıda ticari gemide, bölgede devam eden askeri faaliyetler kapsamında “yangın çıktığını” açıkladı.

Deniz trafiğinde ilave karmaşaya yol açabilecek bir adım atan Devrim Muhafızları, Tahran ile koordinasyon sağlanmadan gemilerin girişinin yasak olduğu “yasak bölgenin” kapsamını genişlettiğini duyurdu.

Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhabbi, söz konusu bölgenin “Çabahar taraflarından, yani İran'ın güneyinden başlayarak Umman Denizi'nin bir bölümünü ve Hürmüz Boğazı'na giden güzergâh boyunca Arap Denizi'nin bir bölümünü kapsadığını” söyledi.