ABD, Çin uydu görüntülerini 3 askerinin ölümüne yol açan İran saldırısıyla ilişkilendiriyor

Ürdün hava savunma sistemleri İran'dan fırlatılan füzeleri engelledi, 9 Eylül 2026. (EPA)
Ürdün hava savunma sistemleri İran'dan fırlatılan füzeleri engelledi, 9 Eylül 2026. (EPA)
TT

ABD, Çin uydu görüntülerini 3 askerinin ölümüne yol açan İran saldırısıyla ilişkilendiriyor

Ürdün hava savunma sistemleri İran'dan fırlatılan füzeleri engelledi, 9 Eylül 2026. (EPA)
Ürdün hava savunma sistemleri İran'dan fırlatılan füzeleri engelledi, 9 Eylül 2026. (EPA)

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin dün konuyla ilgili bilgi sahibi ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre İran, temmuz ayında 3 Amerikan askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı düzenlemeden önce Çinli kuruluşlardan Ürdün'deki bir üsse ait yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri elde etti.

Haberde, ABD'li yetkililerin İran'a görüntü sağlayan Çinli kuruluşların kimliklerini açıklamayı reddettikleri ve Pekin'in saldırıya doğrudan katıldığı yönünde bir iddiada bulunmadıkları belirtildi.



Trump İran savaşı içi pişman değil... Pezeşkiyan "kritik ve tehlikeli bir aşama" olduğunu kabul etti

Trump İran savaşı içi pişman değil... Pezeşkiyan "kritik ve tehlikeli bir aşama" olduğunu kabul etti
TT

Trump İran savaşı içi pişman değil... Pezeşkiyan "kritik ve tehlikeli bir aşama" olduğunu kabul etti

Trump İran savaşı içi pişman değil... Pezeşkiyan "kritik ve tehlikeli bir aşama" olduğunu kabul etti

İran'a yönelik savaşın etkileri üzerindeki baskılar artarken devam ediyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, ülkesine yönelik baskıların "kritik ve tehlikeli bir aşamaya" ulaştığını kabul etti.

Hindistan'da düzenlenen BRICS Zirvesi'ne katıldığı sırada konuşan Pezeşkiyan, savaşın devam etmesini desteklemediğini ifade etti; ancak İran'ın zayıf bir konumdan müzakere etmek zorunda kalmaması adına direnmek zorunda olduğunu vurguladı.

Eş zamanlı olarak Tahran, gerilimi düşürmek amacıyla diplomatik temaslarını yoğunlaştırıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile müzakerelerin yeniden başlama ihtimalini görüştü. Ayrıca Tahran, Ortadoğu'daki durum ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliği konusunda Güney Kore ile temaslarda bulundu.

İran, stratejik boğazın güvenliğini görüşmek üzere pazartesi günü Umman Sultanlığı'nda Arap ve Körfez ülkeleriyle görüşmeler gerçekleştireceğini duyurdu.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump yönetimi İran'a yönelik ekonomik baskıyı artırmaya devam ediyor. Hazine Bakanı Scott Bessent büyük bir bankayı hedef alan yeni yaptırımları açıklarken, Trump savaşı başlatmaktan pişmanlık duymadığını belirtti ve İran'ın nükleer silaha erişimini engelleme taahhüdünü yineledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği son derece aksamış durumda; boğazdan geçen gemi sayısı önemli ölçüde düşük seviyelere gerilemiş bulunuyor.


Amerikalılar 11 Eylül'ü yeniden andı; Trump terör ve İran’ı hedef aldı

Başkan Trump ve First Lady Melania, 11 Eylül günü Pentagon’da düzenlenen saygı duruşunda. (AFP)
Başkan Trump ve First Lady Melania, 11 Eylül günü Pentagon’da düzenlenen saygı duruşunda. (AFP)
TT

Amerikalılar 11 Eylül'ü yeniden andı; Trump terör ve İran’ı hedef aldı

Başkan Trump ve First Lady Melania, 11 Eylül günü Pentagon’da düzenlenen saygı duruşunda. (AFP)
Başkan Trump ve First Lady Melania, 11 Eylül günü Pentagon’da düzenlenen saygı duruşunda. (AFP)

Amerikalılar, dün tarihlerinin en kötü ve en trajik günlerinden birini yeniden andı. Bundan çeyrek asır önce, 11 Eylül 2001’de ABD’nin kalbi, El Kaide terör örgütüne mensup 19 teröristin gerçekleştirdiği eşi benzeri görülmemiş saldırıların hedefi oldu. Saldırılarda New York’ta ABD’nin ekonomik ve finansal gücünü, Washington’da ise askeri gücünü simgeleyen yapılar hedef alındı.

Önceki yıllardaki geleneklerin aksine, ABD Başkanı Donald Trump bu yılki anma törenini, o gün saldırıya uğrayan ve ABD’nin askeri gücünün simgesi olan “ikonik” Savunma Bakanlığı binası Pentagon’da gerçekleştirmeyi tercih etti. Pentagon’a bir yolcu uçağının çarptırılmasıyla düzenlenen saldırı, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin iki ayrı yolcu uçağıyla hedef alınmasına benziyordu. Kulelerin çökmesiyle ortaya çıkan “kıyametvari” görüntüler, aralarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile eski başkanlar George W. Bush, Bill Clinton, Barack Obama ve Joe Biden’ın da bulunduğu binlerce kişinin katıldığı anma töreninde yeniden hatırlandı.

 New York’ta terör saldırılarının kurbanları için oluşturulan anma alanını çiçekler ve bayraklar süsledi. (AFP)
New York’ta terör saldırılarının kurbanları için oluşturulan anma alanını çiçekler ve bayraklar süsledi. (AFP)

New York’taki anma alanında çiçekler ve bayraklar

Dehşet verici saldırıların yıl dönümünde, kurbanların anısına çelenkler bırakıldı, ABD bayrakları göndere çekildi ve saldırıların gerçekleştiği saatlerde eş zamanlı olarak dakikalarca saygı duruşunda bulunuldu. Hayatını kaybedenlerin isimleri tek tek okundu. Pennsylvania eyaletinin Shanksville kentinde de ayrı bir anma töreni düzenlendi. Burada, Beyaz Saray veya Kongre binasını hedef almak üzere ilerlediğine inanılan dördüncü yolcu uçağı düşmüştü.

ABD Başkanı, Pentagon'da 11 Eylül 2001 saldırılarının kurbanlarını anmak üzere konuşma yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı, Pentagon'da 11 Eylül 2001 saldırılarının kurbanlarını anmak üzere konuşma yapıyor (Reuters)

Saldırılar, ABD’nin ekonomik ve finansal gücünün simgesi kabul edilen Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin çökmesine yol açtı. Kuleler, Wall Street’teki “Charging Bull” heykelinin yakınında bulunuyor ve dünyanın en yüksek yapıları arasında yer alıyordu. Saldırılar ayrıca Washington yakınlarındaki ABD askeri gücünün sembolü Pentagon’da büyük bir hasara neden oldu.

Saldırılarda yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti.

Mücadeleye devam

Başkan Trump, Pentagon’da yaptığı konuşmada, “Tarih boyunca zamanın öncesi ve sonrası diye ayrıldığı çok az an vardır” dedi. ABD’nin 11 Eylül 2001’i unutmayacağını vurgulayan Trump, “Bugün, çeyrek asır önce onların adına ilk kez ettiğimiz kutsal yemini yeniliyoruz. Asla, hiçbir zaman unutmayacağız. İşte bugün bunun için mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Trump, “Başka seçeneğimiz yok. Kazanmak zorundayız. Şiddetle mücadele ediyoruz. Kazanmak için mücadele ediyoruz” dedi.

ABD Başkanı, “İlk müdahale ekiplerini ve kolluk kuvvetlerini selamlıyoruz; onlara karşı sevgimiz ve takdirimiz sonsuz” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, “Dünyanın teröre en fazla destek veren ülkesi İran İslam Cumhuriyeti’nin asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için bugün görev yapan silahlı kuvvetler mensuplarını” da selamladı.

Başkan Trump ve konuşma yapan Savunma Bakanı Pete Hegseth, konuşmalarında İran’a yönelik savaşı savundu. İki isim, savaşın Tahran’ın nükleer silahlara sahip olmasını engellemek açısından gerekli olduğunu ileri sürdü. Trump konuşmasında başka hiçbir ülkenin adını anmadı.

New York’taki anma töreni

Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu alanda saldırıların kurbanları için yeni bir anıt açıldı. Geleneksel olarak törende siyasi konuşmalara yer verilmedi. Konuşmacılar ilk müdahale ekipleri ile ordu mensuplarına teşekkür ederken, hayatını kaybeden yakınlarının yaşamlarından ve onların katılamadığı önemli aile günlerinden söz etti.

George Bush ve Joe Biden, New York’ta 11 Eylül saldırılarının yıl dönümü anma törenine katılıyor. (Reuters)
George Bush ve Joe Biden, New York’ta 11 Eylül saldırılarının yıl dönümü anma törenine katılıyor. (Reuters)

Anma törenlerinde saldırıların seyrindeki önemli anlarla örtüşecek şekilde yıllardır saygı duruşlarında bulunuluyor. Bu yıl organizatörler, ikiz kulelerin çökmesi sonucu ortaya çıkan zehirli toz bulutuna maruz kalan ve ilerleyen yıllarda kanser ile diğer hastalıklar nedeniyle hayatını kaybedenleri anmak için bir saygı duruşu daha gerçekleştirdi. Toz nedeniyle sağlık sorunları yaşayan kişilerin sayısına ilişkin soru işaretleri ise halen devam ediyor.

11 Eylül saldırılarının etkisi bugün de varlığını sürdürüyor. Saldırılar, olayın gölgesinin ABD’de ve dünyanın diğer bölgelerinde hayatın birçok alanına nasıl yayıldığını hatırlatıyor.

ABD öncülüğündeki küresel teröre karşı savaş; Irak ve Afganistan’ın işgalini —Afganistan savaşı Washington’un yürüttüğü en uzun savaş oldu—, terör şüphelilerinin gözaltına alınmasını ve zaman zaman işkenceye varan sert sorgulamalara tabi tutulmasını içerdi. Bu uygulamalar, CIA’in dünya genelindeki gizli cezaevi ağı kapsamında gerçekleştirildi.

ABD, El Kaide lideri Usame bin Ladin’i 2011 yılında Pakistan’da bulup öldürmüş olsa da 11 Eylül saldırılarının planlayıcısı Halid Şeyh Muhammed, yakalanmasının üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen hâlâ yargılanmayı bekliyor.

ABD’de kalıcı değişimler

11 Eylül saldırıları, ABD’de hava ulaşımının seyrini değiştirdi. Federal hükümete gözetim ve istihbarat toplama alanında yeni yetkiler verilmesine, yeni bankacılık düzenlemelerinin getirilmesine ve güvenlik ile özgürlük arasındaki denge konusunda günümüzde de süren tartışmalara yol açtı.

11 Eylül saldırılarında hayatını kaybedenlerin anısına boş sandalyelere çiçek bırakan vatandaşlar. (AFP)
11 Eylül saldırılarında hayatını kaybedenlerin anısına boş sandalyelere çiçek bırakan vatandaşlar. (AFP)

Bu süreçte İç Güvenlik Bakanlığı kuruldu, çok sayıda terörle mücadele yasası çıkarıldı ve eyaletler düzeyinde terörle mücadele faaliyetlerinin finansmanı için milyarlarca dolar kaynak ayrıldı.

11 Eylül olayları ayrıca bazı Amerikalıların orduya, itfaiyeye, polis teşkilatlarına veya diğer kamu kurumlarına katılmasına yol açan güçlü bir vatanseverlik dalgasını tetikledi.

Gözler Mamdani’de

Bu arada New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani giderek artan bir inceleme ve eleştirinin hedefi oldu. Birçok kişinin zihninde hâlâ canlılığını koruyan hizmet ve ulusal birlik çağrılarının yanı sıra, saldırılar Müslümanlara yönelik güvensizlik, hoşgörüsüzlük ve nefret suçlarının da artmasına yol açmıştı.

 Barack Obama ve Bill Clinton, New York'ta düzenlenen 11 Eylül saldırılarını anma törenine katıldı. (Reuters)
Barack Obama ve Bill Clinton, New York'ta düzenlenen 11 Eylül saldırılarını anma törenine katıldı. (Reuters)

Son çeyrek yüzyılda Amerikalı Müslümanlar, eyalet yasama organlarından Kongre’ye ve New York Belediye Başkanlığı’na kadar kamusal yaşamda giderek daha fazla rol üstlendi. Mamdani, New York’un ilk Müslüman belediye başkanı oldu.

Bununla birlikte Mamdani, seleflerinin yıllardır katıldığı Dünya Ticaret Merkezi’ndeki 11 Eylül anma törenine katılması nedeniyle bazı kesimlerin eleştirilerine maruz kaldı.

Eleştirilerin bir bölümü, Cumhuriyetçi New York eski Valisi George Pataki ile 11 Eylül saldırılarında yakınlarını kaybeden bazı ailelerden geldi. Eleştirilerde, diğer hususların yanı sıra, Mamdani’nin bazı siyasi yakınlarının saldırılarla ilgili geçmişte yaptığı açıklamalara dikkat çekildi.

New York Eski Belediye Başkanı Rudy Giuliani de dün anma töreninin başlamasını beklerken diğer yetkililerle birlikte Mamdani ile tokalaşmasına rağmen, belediye başkanının törene katılmasını eleştirdi.

 Mamdani, New York'ta düzenlenen 11 Eylül saldırılarını anma törenine katıldı. (AP)
Mamdani, New York'ta düzenlenen 11 Eylül saldırılarını anma törenine katıldı. (AP)

Mamdani bu hafta yaptığı açıklamada, kenti ve ülkeyi sevdiğini belirterek, saldırıların yıl dönümünde odağın kurbanların aileleri, kurtarma ekipleri ve saldırıların ardından birbirlerine destek olan New Yorklular üzerinde olması gerektiğini söyledi. Mamdani, saldırıları “korkunç bir terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Times Meydanı’ndaki reklam panolarının gösterimleri durduruldu. Anma törenleri saldırıların gerçekleştiği noktaların ötesine de taşındı. New Hampshire’daki Washington Dağı’ndan ışık huzmeleri yükseltildi, Mississippi Üniversitesi’nin futbol stadyumunda merdiven çıkma etkinliği düzenlendi ve Honolulu’daki 11 Eylül kurbanları anıtında anma töreni gerçekleştirildi.


Kartları yeniden karıştırmak: Tahran kuşatmayı kırmak için nasıl Husileri kullanıyor?

İran-Husi gerilimi, çok cepheli bir baskı stratejisine daha yakın (AFP)
İran-Husi gerilimi, çok cepheli bir baskı stratejisine daha yakın (AFP)
TT

Kartları yeniden karıştırmak: Tahran kuşatmayı kırmak için nasıl Husileri kullanıyor?

İran-Husi gerilimi, çok cepheli bir baskı stratejisine daha yakın (AFP)
İran-Husi gerilimi, çok cepheli bir baskı stratejisine daha yakın (AFP)

Hüda Rauf

İran ne zaman müzakerelere zemin hazırlıyor? Ve Tahran'ın müzakere etmek istediğinde sergilediği davranışı nasıl anlamalıyız? İran, müzakere etmek istediğinde tarihsel olarak iki yaklaşım kullanmıştır ve Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut gerilime, bu iki yaklaşımın etkinleştirilmesi damga vurmaktadır. Buna ek olarak, şu anda Yemen'deki Husiler aracılığıyla kartları yeniden karıştırma stratejisi uyguluyor; duruma, maliyetlere ve faydalara bağlı olarak bir kartı oynarken diğerini yedekte tutuyor.

İslamabad Mutabakatı'na dönüş yolu

Washington ve Tahran arasındaki mevcut durum, özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki İran operasyonlarının tırmanması ve deniz trafiğine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırılmasıyla birlikte, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb'de Husilerin tansiyonu yükseltmesiyle paralel olarak, açık bir çatışmaya doğru yeniden ilerliyor gibi görünüyor. Benzer şekilde, İran'ın söylemi de daha saldırgan görünüyor; operasyonlar Amerikan saldırılarına karşılık vermekle yetinmekten, Amerikan askeri varlığına ve çıkarlarına doğrudan bedel ödetmeye yönelik çabalara doğru kayıyor.

Ancak, bu gerilimi İran'ın diplomasiye kapıyı kapattığına dair bir kanıt olarak yorumlamak erken olabilir. İran davranışındaki en önemli değişiklik, müzakerelerden vazgeçmekle değil, müzakere sürecinde askeri gücün rolündeki değişiklikle bağlantılı. İran artık, müzakerelere kesin bir alternatif olarak değil, Washington'un hesaplarını değiştirecek araçlar olarak, güç kullanmaya ve nakliye ve enerji yollarına baskı uygulamaya daha hazır görünüyor. Başka bir deyişle, şahit olduğumuz şey, İran'ın baskıya karşılık verme politikasından, bu baskının devam etmesinin bedelini ödetme politikasına geçiş yapma girişimi olabilir.

Savunmadan saldırıya: Operasyonel bir değişim

Son gelişmeler, İran'ın çatışmayı yönetme yaklaşımında operasyonel bir değişime işaret ediyor. Amerikan saldırılarını absorbe etmek ve sınırlı bir şekilde karşılık vermekle yetinmek yerine, risk alma ve Amerikan gücüyle ilişkili çıkarları hedef alma konusunda daha fazla istekli olduğuna dair işaretler var; Körfez'deki seyrüseferle ilgili tehditler de buna dahil. İran'ın Hürmüz Boğazı dışında deniz yasak bölgesi deklare etmesi ve önceden koordinasyon olmadan bu bölgeye giren gemilerin İran denizcilik, sigorta ve destek hizmetlerine erişimini engelleme tehdidi bunu yansıtıyordu. Bazı İran çevrelerinin çatışmanın yeni bir risk seviyesine giriş yaptığının göstergesi olarak değerlendirdiği bir ABD savaş gemisine ateş açılması da bu gelişmeyle bağlantılıydı. Bu dönüşüm önemli çünkü İran'ın çatışmanın kendi topraklarıyla sınırlı kalmasını istemediğini ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri, İran ekonomisini felç etmek için yaptırımlar, ambargolar ve petrol ihracatına baskı uygularken, Tahran da çatışmanın maliyetinin bir kısmını, İran çıkarlarının küresel enerji ve ticaret akışlarıyla kesiştiği denizcilik alanına kaydırmaya çalışıyor.

Temel sorun: Ekonomik boğma

İslamabad Mutabakat Zaptı'nın çöküşünden ve İran-ABD ilişkilerinin çıkmaza girmesinden bu yana, Washington, hedefli askeri operasyonların yanı sıra, giderek artan bir şekilde ekonomik baskı taktiklerine başvuruyor. Bilhassa Scott Bessent liderliğindeki baskı girişimiyle birlikte ABD Hazine Bakanlığı, çatışmanın yönetiminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Tahran için sorun sadece askeri saldırılarda değil, aynı zamanda ekonomik yaptırımlar ve petrol ambargolarının birleştirilmesinde, İran ticaretine baskı yapılmasında ve İran'ın gelirlerini geri kazanabilmesine getirilen kısıtlamalarda yatıyor. Bu nedenle, mevcut durumun devam etmesi, İran açısından kümülatif ekonomik ve askeri tükenme ve kan kaybı anlamına geliyor. İran'ın operasyonel doktrinindeki değişimin açıklaması bu olabilir. Washington, ekonomik baskının nihayetinde Tahran'ı taviz vermeye ve daha zayıf bir durumda müzakere masasına dönmeye zorlayacağına inanıyorsa, İran denklemi tersine çevirmeye ve baskıyı sürdürmeyi ABD için maliyetli hale getirmeye çalışıyor.

Peki, Husiler neden denklemin bir parçası?

Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb'deki gelişmeler, İran-ABD çatışmasından ayrı düşünülemez. Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin artmasıyla birlikte, Kızıldeniz, özellikle bazı ülkelerin Körfez ile ilişkili risklerden kaçınmaya çalışmasıyla, enerji ve ticaret için giderek daha hayati önemde bir su koridoruna dönüştü. Bu nedenle, tehditleri Babu’l Mendeb'e doğru genişletmek, ekonomik baskının kapsamını genişletmek anlamına geliyor. Nitekim son aylarda Husiler gerilimi artırmaya başladı ve bu da Kızıldeniz'i çatışmanın ilave cephesi haline getirme tehdidi oluşturarak, baskıyı iki stratejik nokta arasında dağıtıyor: Körfez'deki Hürmüz ve Kızıldeniz'deki Babu’l Mendeb.

Bu, sadece çatışmanın askeri olarak tırmandırılması değil, daha geniş bir ekonomik denklemi şekillendirme çabasıdır. Seyrüsefere yönelik tehdit ne kadar genişlerse, sigorta, ulaşım ve enerji maliyetleri de o kadar artar; bu da savaşın ve ablukanın devamını küresel ekonomi ve bölge için daha maliyetli hale getirir. Bu açıdan bakıldığında, Husilerin gerilimi artırması Yemen arenasının ötesine uzanan bir amaca hizmet ediyor olabilir. Washington'un İran'ı boğmaya çalıştığı ekonomik ortam üzerindeki baskı artarken, İran ve Husilerin gerilimi tırmandırması birbirinden ayrı bir dizi operasyondan ziyade çok cepheli bir baskı stratejisine benziyor. İran'ın bölgedeki milisleri nasıl pazarlık kozu olarak kullandığını, kendi krizleri yoğunlaştığında onları harekete geçirerek, Arap devletlerinin çıkarlarına karşı nasıl kullandığını gösteriyor.

Celili ve Hudeybiye Antlaşması

Gerilimdeki bu artışla birlikte, İran'ın müzakereler konusundaki en sert tutumunu sergileyen isimlerden biri olan Said Celili'nin açıklaması dikkat çekici bir önem kazanıyor. Müzakereleri her zaman tehlikeli bir yol olarak gören Celili, yakın zamanda “Hudeybiye Antlaşması”ndan ve ülkenin üzerindeki savaş gölgesini sonsuza dek ortadan kaldırabilecek bir girişimden bahsetti. Açıklamasının önemi, en sert söylemler içinde bile, hedefe ulaşmanın aynı şekilde çatışmaya devam etmeyi gerektirmediği ve araçları değiştirmenin amaçtan vazgeçmek anlamına gelmediği fikrinin belirmeye başladığını göstermesinde yatıyor. Hudeybiye Antlaşması'nın kendisi de çatışma bağlamında ortaya çıkmış olsa da daha geniş siyasi hedeflere ulaşmak için bir araçtan diğerine geçişi temsil ediyordu. Dolayısıyla burada soru şu: İran, savaşın artan maliyetleri ve ekonomik baskı gölgesinde müzakerelere nasıl zemin hazırlıyor?

Daha önceki İran söylemlerinde, çelişkili tercihleri ​​haklı çıkarmak için çeşitli aşamalarda tarihsel semboller kullanılmıştır. Örneğin, İran eski Dini Lideri Ali Hamaney, siyasi ortamı nükleer müzakereleri kabul etmeye hazırlamak amacıyla Hasan bin Ali örneğini kullanırken, Hüseyin örneği ise direnişin devamı için iç desteği seferber etmek amacıyla kullanılmıştı. Bu nedenle, özellikle bu aşamada Celili gibi bir figürün Hudeybiye Antlaşması'na atıfta bulunması, İran'ın iç söylemini yavaş yavaş uzlaşma fikrine hazırladığına, İslamabad Mutabakatı'na asgari temel olarak sıkı sıkıya tutunduğuna işaret ediyor olabilir. Trump ise yeni bir anlaşma istiyor ve savaşı sona erdirmek, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için bir çerçeve oluşturan, sonraki müzakerelere zemin hazırlayan, ekonomik ve petrol düzenlemeleri içeren bir önceki mutabakata geri dönmek istemiyor. Zira özellikle uygulamada Hürmüz Boğazı'ndaki deniz koridoru ve petrol yaptırımları konusundaki anlaşmazlıklar, mutabakatın kademeli olarak çökmesine neden oldu.

Boğulmaktan kurtulmanın bir yolu olarak gerilimi tırmandırmak

İran askeri olarak tansiyonu yükseltmeye devam ediyor, ancak aynı zamanda inisiyatif ve uzlaşma fikrine kapı açan siyasi söylemler üretiyor. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor, ancak önceki müzakere çerçevesine sıkıca tutunuyor, Yemen, Irak ve Lübnan'daki müttefikleri aracılığıyla baskı araçlarını kullanıyor, aynı zamanda seyrüseferi sürekli olarak kesintiye uğramasının uluslararası ekonomik maliyet yaratacağının farkında. Mevcut İran stratejisi, müzakere koşullarını değiştirmek için gerilimi yükseltmeye dayanıyor. Bu aşamada doğrudan hedefi, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı askeri bir zafer elde etmek değil, çünkü bu gerçekçi bir hedef değil. Bunun yerine, ekonomik ablukanın kalıcı hale gelmesini önlemek ve Washington'u çatışmaya devam etmenin maliyetini yeniden hesaplamaya zorlamaktır. Bu nedenle, mevcut yüksek tansiyon, İran'ın bölgesel tehdit seviyesini yükselterek ekonomik boğulmadan kurtulma çabasıdır. Halihazırda İran’ın davranışları, kendisinin pazarladığı şekliyle daha saldırgan görünebilir, çünkü bu, İran doktrini içinde savunma amaçlı karşılık vermekten saldırıya ve bedel ödetmeye doğru operasyonel bir yönelime dönüştü. Yine de bu, Tahran'ın son stratejik seçenek olarak açık savaşa hazır olduğu anlamına gelmiyor. Savaşın ekonomik ve askeri olarak neden olacağı kan kaybını göze alamaz. İslamabad Muhtırası’na dönüşle elde edeceği her türlü mali kazancı, kötüleşen ekonomik koşulların altında ezilen vatandaşların sıkıntılarını gidermek için kullanmak istiyor. Zira İran vatandaşları bu koşulların etkilerini her gün yaşıyorlar ve bu durum, savaş biter bitmez İran rejimine karşı ayaklanmalarına neden olabilir.

Özetle, İran, Washington'u İslamabad Mutabakatı’na geri döndürmek için tansiyonu yükseltiyor; tıpkı, çıkarlarına hizmet eden, hayati öneme sahip su koridorlarını kontrol etmesini sağlayan ve aynı zamanda ajandasına hizmet eden bölgesel bir güvenlik ortamı şekillendirmek için her zamanki stratejisi olan birden fazla dosyayı birbirine bağlayarak Husileri harekete geçirdiği gibi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Tahran, Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb Boğazı'nda etkiye sahip olmanın, kendisine nükleer meselenin ötesine uzanan bir pazarlık kozu sağladığının farkında. Ayrıca, enerji akışında geniş çaplı bir aksamanın, özellikle petrol ve doğalgaz fiyatlarını etkilerse, Amerika Birleşik Devletleri içinde siyasi bir soruna dönüşebileceğini de biliyor.

İran ayrıca, geçmişte yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer dosyasını müzakere ettiği gibi, nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varmadan tüm kazanımları elde etmeyi amaçlıyor. İran denklemi şuna dayanıyor; ekonomik baskı ABD'nin birincil silahıysa, bu durumda İran'ın buna karşı silahı enerji akışını ve nakliye yollarını aksatmak, Washington'u bu baskının bedelini ödemeye zorlamak olacaktır. Dolayısıyla, Kızıldeniz'de Husilerin gerilimi tırmandırması, bu İran denklemine hizmet etmektedir.

İran’ın halihazırda gerilimi tırmandırması, Tahran'ın müzakere yerine savaşı seçtiği anlamına gelmiyor. Aksine, ekonomik baskıyı kırmayı, Trump'ın politikalarının devamının maliyetini yükseltmeyi, Washington'u nihayetinde İslamabad Mutabakat Zaptı çerçevesine geri dönmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir pazarlık kozu olarak yorumlanabilir. Tahran'ın müzakerelere nasıl zemin hazırladığını anlamak için müzakere etmek ve krizden kaçmak istediğinde, tüm cephelerde gerilimi yükselttiğini, reformcular değil, sertlik yanlıları arasında kilit isimler aracılığıyla diplomatik müzakere söylemini devreye soktuğunu belirtmeliyiz. Mesud Pezeşkiyan veya Abbas Arakçi, Celili benzeri açıklamada bulunsalardı bir anlamı veya değeri olmazdı. Böylece İran, müzakereler için zemin hazırlıyor ve kendisini daha da boğan bir krizden çıkış yolu arıyor. Ayrıca, dikkat çekicidir ki, barış zamanında birden fazla dosyayı birbirine bağlama stratejisini izledikten sonra, savaş zamanında da kartları yeniden karıştırma stratejisini izliyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."