Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Altyapı projeleri, Cezayir’e kıtadaki ekonomik varlığını güçlendirmek için yeni yollar açıyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla
TT

Cezayir güneye doğru ilerliyor… Enerji sektörü Afrika’daki nüfuzunu yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Al Majalla
Fotoğraf: Al Majalla

Rabia Abdusselam

Cezayir ile Niamey arasındaki son enerji anlaşmaları artık yalnızca geçici enerji anlaşmaları olmaktan çıktı. Bu anlaşmalar, Cezayir’in Sahel bölgesinin ve Afrika kıtasının iç kesimlerindeki nüfuzunu yeniden inşa etmeyi hedeflediği daha geniş bir stratejinin temel unsurlarından birine dönüştü. Cezayir’in bu konumlanması, Sahel bölgesinde yaşanan hızlı siyasi ve güvenlik dönüşümlerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor. Cezayir, bazı geleneksel güçlerin bölgedeki rollerinin gerilemesinden yararlanarak ortaya çıkan jeopolitik boşluğu doldurmayı ve yeni bir kalkınma ortaklığı modeli oluşturmayı hedefliyor.

Bu çerçevede, Cezayir’in bölgedeki yaklaşımı siyasi ve güvenlik alanlarındaki iş birliğiyle sınırlı kalmayarak, somut ve uygulamaya dönük adımlarla çok katmanlı ekonomik ve enerji ortaklığına evrildi.

Bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri, yerel olarak RA1D adıyla bilinen Adrar Rafinerisi’nden Nijer’e ilk jet yakıtı (JET A1) sevkiyatlarının başlatılması oldu. Sevkiyatlar, Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach ile Nijer Ulusal Petrol Şirketi (SONIDEP) arasında imzalanan alım-satım anlaşması kapsamında gerçekleştirildi. Bu adım, Cezayir’in petrol ürünlerinin Nijer’e düzenli şekilde tedarik edilmesinin önünü açıyor.

Söz konusu hareketlilik yalnızca hayati enerji tedarikinin güvence altına alınmasıyla sınırlı kalmadı; arama ve üretim alanlarında stratejik bir ortaklığın oluşturulmasına da uzandı. Bu kapsamda, Nijer’in kuzeyindeki Agadez bölgesinde bulunan ve Cezayir sınırına yalnızca 85 kilometre mesafede yer alan Kafra Güneydoğu-1 (Kafra South East-1) arama kuyusunun sondaj çalışmalarına başlandı. 23 bin 737 kilometrekarelik bir alanı kapsayan sedimanter havzada yürütülen sondaj çalışmalarında yaklaşık 3 bin 900 metre derinliğe ulaşılması hedefleniyor. Nijer makamlarının resmi tahminlerine göre Kafra Bloğu’nda yaklaşık 260 milyon varillik petrol rezervi bulunuyor. Üretim paylaşım anlaşması 2015’te imzalanan proje, 2022’de yenilenmişti.

Bu adım, Sonatrach bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Sondaj Şirketi ENAFOR’un öncülük ettiği önemli bir lojistik başarının ardından geldi. ENAFOR, sondaj ekipmanları ve yaşam ünitelerinin, Cezayir’in güneydoğusundaki Hassi Messaoud sahalarından Agadez’in iç kesimlerine kadar 2 bin kilometreden fazla mesafede, zorlu çöl güzergâhları üzerinden başarıyla taşınmasını sağlayarak mühendislik ve operasyonel kapasitesini ortaya koydu. Sonatrach’ın Nijer petrol sektörünün geliştirilmesine katılımı, Cezayir açısından önemli stratejik boyutlar taşıyor.

Bu yaklaşımı ekonomik açıdan değerlendiren finans uzmanı Dr. Boubaker Mustafa, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Bu varlık, teknoloji transferi, bilgi birikiminin yerelleştirilmesi ve Cezayir’in onlarca yıl boyunca biriktirdiği deneyimin aktarılmasına dayanan, eşitlikçi bir Güney-Güney iş birliği modelinin pratikte ortaya konulması anlamına geliyor. Aynı zamanda tamamen Afrika içi bir seçenek sunuyor” dedi.

Mustafa sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezayir güneyindeki komşularıyla ilişkilerini Batı’nın vesayet anlayışı veya ulusötesi şirketlerin ağır koşulları üzerinden yürütmüyor. Aksine, yerel kadroların eğitimi ve teknik açıdan yetiştirilmesine yönelik açık bir kurumsal taahhütle komşularının enerji egemenliğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu da ekonomik eksene, karşılıklılık ve ulusal kaynaklara karşılıklı saygı temelinde gerçek bir bölgesel entegrasyonun önünü açacak sürdürülebilir bir boyut kazandırıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ortak kazanımlar açısından bakıldığında, projenin önemli miktarda gelir sağlaması bekleniyor. Mustafa’ya göre, petrol fiyatlarının varil başına 70 dolar seviyesinde istikrar kazanması halinde, günlük 90 bin varil olarak tahmin edilen üretime dayanarak yıllık toplam gelirin yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Fiyatların 80 dolar seviyesine çıkması durumunda ise yıllık gelirin yaklaşık 2,63 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor.

Enerji koridorlarının mühendisliği

Cezayir’in bölgesel açılımını pekiştirmeyi hedeflediği diğer enerji projeleri arasında, Nijerya’dan başlayarak Nijer üzerinden Cezayir’deki enerji merkezi Hassi R’Mel’e ulaşacak Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı (TSGP) öne çıkıyor. Cezayir’in en büyük gaz sahası olan Hassi R’Mel, ülkenin gaz rezervlerinin yüzde 57’sini barındırıyor ve üretim açısından dünyanın dördüncü büyük sahası konumunda bulunuyor. Buradan gaz, Avrupa’ya ihracata hazır uluslararası boru hattı şebekesine bağlanıyor.

acdfgthy
Cezayir’in bin 600 kilometre (994 mil) güneydoğusundaki Ayn Amenas bölgesinde, Zarzaitine yakınlarında bir doğalgaz boru hattı, 22 Ocak 2013 (Reuters)

Buna, Cezayir kıyılarını İspanya’ya doğrudan bağlayan Medgaz boru hattının yanı sıra, Tunus üzerinden İtalya’nın güneyine uzanan dev TransMed (Enrico Mattei) hattı da dahil. Projenin hayata geçirilmesi, Cezayir toprakları içinde halen faal olmayan Batı Uluslararası Gaz Hattı’nın yeniden işletmeye alınmasının da önünü açabilir. Bu adımla batıdaki kentlerin doğal gaz ihtiyacının güvence altına alınması ve Batı Cezayir’de uluslararası ortaklık güzergâhıyla bağlantılı sürdürülebilir kalkınma ve altyapı projelerinin hızlandırılması hedefleniyor.

Bu kıtasal enerji koridorunun işletme kapasitesi ve yatırım hacmi açısından yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Projenin, Afrika ülkeleri arasındaki stratejik enerji ortaklığının geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Proje, kıtanın en büyük ekonomilerinden ve doğalgaz ile sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) önde gelen üretici ve ihracatçılarından biri olan Nijerya ekonomisine güvenli ticari erişim imkânı sunarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin boru hatları üzerinden gaz tedariki pazarında önemli bir pay elde etmesinin önünü açacak.

Nijerya, 2024’te dünyada altıncı sırada yer alırken yaklaşık 650 milyar fit küp doğalgaz ihraç etti. İhracatın büyük bölümü LNG şeklinde gerçekleşirken, bu miktar yaklaşık 18,4 milyar metreküpe denk geliyor. Bonny Adası’ndaki Nigeria LNG tesisinin yıllık nominal kapasitesi ise yaklaşık 1,4 trilyon fit küp seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık söz konusu hat, Cezayir ekonomisinin Avrupa’ya güvenli enerji tedarik zincirlerini kontrol etme alanındaki rekabet gücünü artıracak. Toplam kapasitenin yıllık 60 milyar metreküpü aşması beklenirken, bunun 30 milyar metreküplük bölümünü Cezayir’in boru hatları üzerinden gerçekleştirdiği egemen gaz ihracatı oluşturuyor. Cezayir, bu kapasiteyle halihazırda Norveç’in ardından Avrupa’nın en güvenilir ikinci gaz tedarikçisi konumunda bulunuyor. Bu adım, AB ülkelerinin mevcut dönüşüm sürecinde tedarikçi listesini yeniden şekillendirdiği bir dönemde büyük önem taşıyor.

dfvgth
Cezayir ile İspanya’yı birbirine bağlayan Medgaz boru hattı, İspanya’nın Almeria kenti, 10 Haziran 2022 (Reuters)

Projenin geleneksel bakış açısıyla değerlendirilmesinin ötesine geçen uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmalar araştırmacısı Berhail Hamza, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “TSGP yalnızca gaz taşımaya yönelik teknik bir altyapı olmaktan çıkarak hidrojen ekonomisine ve enerji piyasalarında yaşanması beklenen dönüşümlere uyum sağlayabilecek stratejik bir koridorun çekirdeğine dönüşüyor” dedi. Hamza’nın analizine göre bu jeopolitik dönüşümler ışığında ‘koridor yaklaşımı’ olarak adlandırdığı gelecek vadeden bir stratejik anlayış ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, önümüzdeki yıllarda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklara sahip olmakla değil, enerji, mal ve verilerin kıtalar arasındaki hareketini düzenleyen koridor ve altyapılara sahip olmakla belirleneceği fikrine dayanıyor.

Cezayir ekonomisi, topraklarından geçen hat nedeniyle elde edeceği transit ücretleri ve uluslararası boru hattı şebekesinin kullanım gelirlerinden doğrudan faydalanacak. Bunun yanı sıra Cezayir’in komşu Afrika ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında üstleneceği merkezi rol, bu hattı Afrika kıtasının tamamı için gerçek bir güvenlik supabına dönüştürebilir.

Bu büyük enerji projelerinin boyutları yalnızca finansal kazanımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Cezayir’in kıtadaki tarihsel nüfuzunu ve jeopolitik ağırlığını yeniden tesis etmeyi güçlü biçimde hedefleyen yeni diplomatik doktrinle doğrudan örtüşüyor.

Hamza, “Cezayir, yalnızca enerji ihraç eden bir ülke olmanın ötesine geçerek Afrika ile Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir geçiş ülkesi olma konusunda stratejik bir fırsata sahip. Coğrafi konumunu ve enerji ağlarını kullanarak uluslararası sistem içindeki rolünü yeniden şekillendirebilir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik araçlar: Yumuşak güç

Bu yaklaşım çerçevesinde Cezayir açısından asıl hedefin artık yalnızca enerji ihracatına dayalı bir doktrinle sınırlı olmadığı görülüyor. Hedef, enerji akışlarını yönetmek ve ülkenin benzersiz coğrafi konumunu kalıcı bir nüfuz ve uluslararası itibar kaynağına dönüştürmek üzerine şekilleniyor. Hızla değişen dünyada en etkili devlet, en büyük kaynak rezervlerine sahip olan değil, dünyanın vazgeçemeyeceği ayrıcalıklı bir koridora sahip olan devlet olabilir.

Bu kıtasal açılım çerçevesinde Cezayir’in enerji alanındaki hedefi artık yalnızca ihracatla sınırlı kalmıyor. Bu hedef, Cezayir’in Libya ve Sahel ülkelerinde yürüttüğü yoğun enerji diplomasisinin sahadaki somut adımlarında da kendini gösteriyor.

Bu doğrultudaki en güncel gelişmelerden biri, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) ile Sonatrach’ın Libya’daki iştiraki Sonatrach Petroleum Exploration and Production Corporation’ın (SIPEX), Gadames Havzası’nda önemli bir petrol ve doğal gaz keşfi gerçekleştirdiklerini resmen açıklaması oldu. El-Vefa Sahası’nın 70 kilometre uzağında bulunan A1-69/02 arama kuyusunda gerçekleştirilen sondaj çalışmaları sonucunda, Uwaynat Wanin ve Uwayn Kaza formasyonlarında günlük 13 milyon fit küp doğal gaz ve 327 varil kondensat üretim potansiyeline ulaşıldı. Kuyunun nihai derinliği ise yaklaşık 8 bin 440 fit olarak kaydedildi.

Sonatrach’ın sözleşmeden doğan yükümlülükleri kapsamında gerçekleştirdiği altıncı kuyu olan bu saha başarısı, yalnızca ticari boyut taşımıyor. Aynı zamanda Sonatrach’ın geleneksel bir enerji şirketi olmaktan çıkarak Sahel bölgesi ve Afrika’nın iç kesimlerindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendiren stratejik bir araç ve yumuşak güç unsuru haline geldiğini de ortaya koyuyor. Bu rol, Cezayir’in bölgedeki jeopolitik boşlukları doldurmasına ve ülkeyi izole etmeyi ya da bölgedeki öncü rolünü zayıflatmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası girişimlerin önünü kesmesine katkı sağlıyor.

h
Cezayir ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach’ın genel merkezi, 25 Kasım 2019 (Reuters)

Bu enerji dinamiği, Cezayir’in benzersiz coğrafi konumunun sunduğu imkânları değerlendirmeyi hedefleyen daha geniş jeoekonomik yaklaşımdan ayrı düşünülemez. Cezayir, bir yandan Avrupa pazarlarına açılan Akdeniz kapısı, diğer yandan ise Afrika Sahel bölgesine açılan stratejik bir hinterlant ve kaçınılmaz kuzey geçidi olarak konumunun avantajlarından yararlanmaya çalışıyor.

Bu bütünleşik mühendislik altyapısı Cezayir-Nijerya ekseniyle sınırlı kalmıyor; jeopolitikayı sınırları aşan ve birbiriyle bağlantılı çıkarlar ağına dönüştüren daha geniş bir kıtasal vizyonun parçasını oluşturuyor. Nijer’deki bu enerji ağı, Cezayir’den kıtanın batısına açılan stratejik bir kapı niteliğindeki Moritanya’ya uzanan paralel tedarik hatlarıyla da kesişiyor.

Tindouf-Zouerat kara yolu projesi üzerinden ortaklığın güçlendirilmesi ve Nuakşot’ta Cezayir ürünlerine yönelik düzenli fuarların organize edilmesi, Moritanya’nın Cezayir ihracatının Batı Afrika pazarlarına ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ülkelerine açılacağı bir ticaret ve lojistik platformuna dönüşmesini sağlıyor. Bu lojistik açılım, Cezayir’in Moritanya ve Senegal’de ulusal bankalarının varlığını genişletmesiyle yürüttüğü finansal ve bankacılık yapılanmasıyla da tamamlanıyor. Buna paralel olarak Cezayir’in güneyinde serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması, sınır ötesi ticaret ağı kurulmasını güçlendirirken, Cezayir ürün ve hizmetlerinin Batı Afrika pazarlarına ulaşması için bankacılık ve lojistik kanallarının önünü açıyor.

Yoğun kıtasal rekabet

Cezayir’in bu jeoekonomik hareketliliği, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığının gerilemesiyle birlikte, stratejik koridorlar ve nüfuz alanları üzerinde rekabetin giderek arttığı kıtasal tabloyla kesişiyor. Bu açık alanda stratejik yaklaşımlar ve alternatifler çeşitlenirken, Fas’ın Afrika-Atlantik Doğalgaz Boru Hattı projesi öne çıkıyor. Fas ayrıca karayla çevrili Sahel ülkelerinin kendi altyapısı ve limanları üzerinden Atlas Okyanusu’na erişimini sağlamaya yönelik girişimini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Türkiye ve Körfez ülkelerinin yatırımlar, altyapı ve limanlar üzerinden faaliyetleri artarken, Rusya güvenlik ve ekonomi alanlarındaki varlığını sürdürüyor. Çin ise altyapı, ulaşım, enerji ve maden projelerinin finansmanı ve geliştirilmesinde etkinliğini artırıyor. Mısır da kıtadaki varlığını ve stratejik çıkarlarını güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor.

Koridorların yeniden şekillendirilmesi etrafındaki yoğun rekabete ilişkin bu değerlendirmeyi destekleyen analitik bir okumada Hamza, “Afrika kıtası artık geleneksel olarak görüldüğü gibi yalnızca ham madde kaynağı değil; altyapı, kaynaklar ve stratejik bağlantı alanlarında uluslararası rekabetin en önemli sahalarından biri haline geldi” ifadesini kullandı.

xcdvfgh
Cezayir çölünün derinliklerinde, Libya sınırına yakın Ayn Amenas’ın eteklerinde bulunan bir petrol tesisi, 18 Ocak 2013 (AFP)

Hamza, “Çin, ABD ve AB’den Körfez ülkelerine kadar büyük güçler bugün limanların, ulaşım ağlarının, enerji koridorlarının, denizaltı kablolarının, veri merkezlerinin ve çok kutuplu uluslararası sistemin güvenlik doktrini ile ekonomik ve stratejik nüfuzunun temel unsurlarından haline gelen diğer altyapıların geliştirilmesi konusunda kıyasıya rekabet ediyor” dedi. Uluslararası rekabet alanının genişlemesi karşısında temel bir soru öne çıkıyor: Cezayir mevcut enerji ve lojistik nüfuzunu sürdürülebilir ve nesiller boyunca devam edecek bir ekonomik nüfuza dönüştürebilir mi?

Bu sorunun yanıtı, ülkenin ekonomik diplomasisini, sahip olduğu özgün avantajlarla karmaşık bölgesel gerçekliğin yarattığı engeller arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor. Sahip olunan kaynaklar ve egemenlik unsurları açısından Cezayir’in göz ardı edilemeyecek önemli kozları bulunuyor. Bunların başında, Sonatrach’ın köklü petrol ve pazarlama deneyimi geliyor. Bunu, kuzeyde Akdeniz’e açılan kaçınılmaz bir kapı ve Batı Afrika kaynaklarını Avrupa pazarlarına bağlayabilecek en hızlı enerji güzergâhlarından biri olabilecek coğrafi konumu izliyor. Ayrıca Cezayir’in güvenilir tarihsel ve diplomatik birikimi, ülkenin yaklaşımlarına Sahel halkları ve devletleri nezdinde siyasi ve tarihsel açıdan ayrıcalıklı bir kabul sağlıyor.

Bununla birlikte, bu konumlanmanın sürdürülebilirliği diğer tarafta son derece karmaşık yapısal sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve tekrarlanan darbeler ile sınır aşan silahlı grupların faaliyetlerinden kaynaklanan ve tedarik koridorlarının güvenliğini ve sahadaki projeleri tehdit eden güvenlik riskleri geliyor. Buna ek olarak, Sahra’yı aşan devasa projelerin yönetimi için gereken yüksek ölçekli finansman da önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu alanlar, bölgede faaliyet gösteren egemen varlık fonları ve çok uluslu şirketlerle rekabet edebilmek ve onlara ayak uydurabilmek için daha fazla yasal ve bankacılık esnekliği ile Cezayir’in yurtdışındaki yatırımlarının kapsamının genişletilmesini gerektiriyor.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS