ABD’de ön seçim sezonu bu hafta sona ererken, 3 Kasım’da yapılacak ve kritik önem taşıyan ara seçimler için geri sayım başlıyor. Seçimlere 50 günden az bir süre kaldı.
Yoğun geçen ön seçim sezonu Delaware tamamlanıyor. Sezon boyunca yaşanan sert siyasi çekişmeler yalnızca iki parti arasındaki rekabetle sınırlı kalmadı. Parti kurumlarının dışından gelen öne çıkan isimlerin yükselişiyle birlikte parti içi dengeler de sarsıldı.
Demokratlarda sol kanat yükseliyor
En belirgin dönüşüm Demokrat Parti’de yaşandı. Sol eğilimli çok sayıda isim, parti yönetimlerinin desteklediği adayları geride bırakarak ön seçimleri kazandı. Bu durum, söz konusu adayların Kongre’ye girmesi halinde parti yönetimlerinin önemli meydan okumalarla karşı karşıya kalacağının işareti olarak değerlendiriliyor.

Ön seçimleri kazananlar arasında Amerika Demokratik Sosyalistleri Örgütü ile bağlantılı çok sayıda aday bulunuyor. Bunun yanı sıra ilerici kanattan gelen ve sürpriz sonuçlara imza atan isimler de var. Bunların başında Michigan’dan Senato üyeliğine aday olan Abdülrahman Seyyid ile Minnesota’daki Peggi Flanagan geliyor. Ayrıca Demokratik Sosyalistler Örgütü’nden Angie Nixon, Florida’da Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun daha önce temsil ettiği koltuğu kazanmak için yarışıyor.
Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu zorluklar
Cumhuriyetçiler ise farklı türden zorluklarla karşı karşıya. ABD Başkanı Donald Trump’ın halk desteği, seçmenlerin artan fiyatlar ve kötüleşen ekonomik koşullardan duyduğu rahatsızlığın etkisiyle geriliyor.
Anketlerin büyük bölümüne göre Amerikalıların yalnızca yüzde 30’u Trump’ın ekonomi politikalarındaki performansını destekliyor. Enflasyon ve yaşam maliyeti söz konusu olduğunda bu oran yüzde 24’e düşüyor. Buna karşılık göç ve sınır güvenliği Trump’ın güçlü olduğu başlıklar arasında yer alıyor. Seçmenlerin yüzde 44’ü Trump’ın göç politikasındaki performansını, yüzde 52’si ise sınır güvenliği konusundaki performansını destekliyor. Dış politikada ise destek oranı aynı düzeyde değil ve bir kamuoyu araştırmasına göre yüzde 37’de kalıyor.

Ancak Cumhuriyetçi Parti, tarihe karşı bir yarış yürüttüğünün farkında. ABD’de geleneksel olarak başkanın partisi ara seçimlerde diğer partiye, bu durumda Demokratlara, sandalye kaybediyor. Bu nedenle Cumhuriyetçi parti yönetimleri kayıpları sınırlamaya çalışırken Trump’ın tabanına sandık başına gitme çağrılarının Cumhuriyetçi seçmenlerin seçim motivasyonunu artırmasını umuyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı verilere göre Cumhuriyetçi seçmenlerin yalnızca yüzde 31’i seçimlere katılma konusunda yüksek motivasyona sahip. Demokrat seçmenlerde ise bu oran yüzde 46’ya ulaşıyor.
Bu durum, Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olabilir. Parti yönetimleri Demokrat Parti’de sol hareketin güçlenmesi konusunda seçmenleri uyarmak için yoğun çaba harcıyor. Bu yaklaşım, Teksas’ta düzenlenen olağanüstü Cumhuriyetçi Parti konferansında da açık biçimde ortaya çıktı.
Ancak burada sorun, seçmenin bu meseleyle fazla ilgilenmemesi. Seçmen esas olarak ekonomiye odaklanıyor. Bu da Cumhuriyetçileri, eski Başkan Joe Biden’ın seçim kampanyasında Demokratların karşılaştığı duruma benzer bir noktaya getiriyor. Demokratlar ve Biden, seçmeni ilgilendiren meseleler yerine Trump’ı uyarmaya ve onu demokrasi açısından bir tehdit olarak nitelemeye ağırlık vermişti. Bunun bedelini de sandıkta ödemişlerdi.
Nihai hedef
Adayların kesinleşmesi ve parti yönetimlerinin nihai zafer hedefine odaklanmasıyla birlikte beklentiler, bazı eyaletlerde seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi yönündeki girişimlere rağmen Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Demokratların ele geçireceği yönünde.
10 eyalette seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi için girişimde bulunuldu. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluklarını koruma şansını artırmak amacıyla başlattığı bu benzeri görülmemiş yeniden bölgelendirme mücadelesine Demokratlar da benzer adımlarla karşılık verdi.

Cook Political’ın tahminlerine göre yeni seçim haritaları Cumhuriyetçilere yaklaşık dört sandalye kazandırabilir. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğun yalnızca birkaç sandalyelik farkla belirleneceği düşünüldüğünde bu önemli bir avantaj sağlayabilir.
Senato’da ise denklem farklı. Cumhuriyetçiler 53 sandalyeye sahipken Demokratların 47 sandalyesi bulunuyor. Bu nedenle Demokratların çoğunluğu elde edebilmesi için dört sandalye kazanması gerekiyor. Michigan gibi bir eyalet de bu hedefe ulaşılması açısından kritik önem taşıyor.
Kasım ayına kadar parti yönetimleri iç anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, Donald Trump’ın başkanlığının geriye kalan iki yılında siyasi tabloyu belirleyecek hayati hedefe odaklanacak.
Ya Cumhuriyetçiler çoğunluğu koruyacak ve mevcut dengeler devam edecek ya da Demokratlar iki meclisten yalnızca birinde bile çoğunluğu elde etse siyasi denetim ve hesap sorma mekanizmalarını yeniden etkinleştirerek Washington’daki güç dengelerini değiştirecek.


