Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.



FT: Rusya, İran'a 90 adet füze fırlatma sistemi gönderecek

İran ordusunun elinde Rus menşeli saldırı helikopterleri de var (AFP)
İran ordusunun elinde Rus menşeli saldırı helikopterleri de var (AFP)
TT

FT: Rusya, İran'a 90 adet füze fırlatma sistemi gönderecek

İran ordusunun elinde Rus menşeli saldırı helikopterleri de var (AFP)
İran ordusunun elinde Rus menşeli saldırı helikopterleri de var (AFP)

Rusya'nın, İran'a hassas güdümlü füzeler için fırlatma sistemi tedarik edeceği savunuluyor.

Financial Times'ın (FT) ulaştığı Rus savunma sanayisine ait üretim belgelerine göre APU-L adlı fırlatma sistemleri, Rusya'nın LMUR veya İzdeliye 305 diye bilinen hafif çok amaçlı güdümlü füzesini taşımak üzere tasarlandı.

2021'de ilk kez tanıtılan ve ertesi yıl Rus ordusunun envanterine giren bu füzelerin, Ukrayna'daki savaşta da yaygın olarak kullanıldığı aktarılıyor.

Rus yapımı Mi-28 taarruz helikopterlerine monte edilebilen fırlatma sistemleri ikişer füze taşıyabiliyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun envanterinde de bu helikopterlerden var.

Tahran, Rusya'dan Mi-28 alımı için anlaşma sağlandığını 2023'te duyurmuştu. Sipariş edilen 6 helikopterin tamamının 2024'te teslim edildiği belirtiliyor.

FT'nin ulaştığı belgelere göre 90 adet APU-L fırlatma sistemi siparişi üretim planı dahiline alındı. Dokümanlarda Çin'in de 192 adet APU-305 tipi fırlatma sistemi sipariş ettiği görülüyor.

Belgelerde ayrıca Rusya'nın iki farklı fırlatma sistemi için gerekli parçaların teslimatını hızlandırması gerektiği, aksi takdirde 9 ayrı sözleşmenin riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Nicole Grajewski, bu siparişin Rusya'nın Ukrayna savaşındaki ihtiyaçlarına rağmen İran'a silah tedarik etmeyi sürdürme isteğini gösterdiğini söylüyor.

Batılı istihbarat yetkililerine göre Rusya'yla İran arasındaki askeri işbirliği, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı savaşın ardından daha da derinleşti.

Diğer yandan Kaliforniya merkezli James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Merkezi'nden (CNS) Hanna Notte, Rusya'nın İran'a desteğinin sınırları bulunduğunu belirtiyor.

Analiste göre Moskova, Ortadoğu'daki diğer ülkelerle ve ABD'yle ilişkilerini riske atmamak için temkinli davranıyor. Rusya'nın sağladığı desteğin İran açısından operasyonel fayda taşıdığını ancak savaşın seyrini tek başına değiştirecek ölçekte olmadığını söylüyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Ocak 2025'te "Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması" imzalamıştı. 20 yıllık anlaşma savunma ve güvenlik alanlarında işbirliğinin geliştirilmesini öngörüyor.

Kremlin, ABD ve İsrail'in başlattığı İran savaşının ardından taraflara ateşkes ve müzakerelere dönme çağrısını sürdürüyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 18 Ekim'de İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi'yle Tahran'da görüşmüştü. ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını kınayan Lavrov, diplomatik çözüm için katkı sağlamaya hazır olduklarını belirtmişti.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim


İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
TT

İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)

İsrail’de, bölgede ve bir ölçüde uluslararası kamuoyunda gözler, ülkenin bir sonraki başbakanı olmayı hedefleyen Gadi Eisenkot’un nasıl bir siyasi yol izleyeceğine çevrilmiş durumda. Ancak yakın çevresindekiler, Eisenkot’un henüz planlarını açıklamadığını ve bütün seçeneklerini kendisine sakladığını belirtiyor. Eisenkot şimdilik, “İsrail’in iç durumundaki büyük gerilemeyi durdurabilecek güçlü bir hükümet kurmaya” odaklanmış görünüyor.

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı olan 66 yaşındaki General Eisenkot, açıklamalarından ve destekçilerinin değerlendirmelerinden anlaşıldığı kadarıyla, İsrail’in uluslararası alanda, özellikle Avrupa’da ve daha da önemlisi ABD’de itibar kaybını durdurmayı öncelikleri arasında görüyor. ABD’deki ara seçim sonuçları, Tel Aviv’le ilişkilerin bazı adayların seçim performansını olumsuz etkileyen faktörlerden biri olduğunu ortaya koydu.

Eisenkot, Avrupa ülkelerinin İsrail’i ve dünyayı mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’dan kurtarmasını beklediğinin farkında. İsraillilerin yarısından fazlası da seçimlerde bu yöndeki iradesini ortaya koyarak Netanyahu döneminin sona ermesini istedi. Bu nedenle Eisenkot, öncelikli olarak mevcut hükümetin mümkün olan en kısa sürede yerine geçecek bir azınlık hükümeti kurmayı hedefliyor.

Eisenkot, Netanyahu’nun ne pahasına olursa olsun başbakanlık koltuğunu korumak için bütün gücünü kullanacağını da biliyor. Netanyahu seçim sonuçlarını sorguluyor, seçimlerin iptal edilmesini istiyor ve hükümeti kurmak için 67 milletvekilinin desteğini alan Eisenkot’un meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışıyor. Netanyahu, kendisinin yer almadığı bir hükümetin kurulmasını engellemek için şiddet dahil her türlü yönteme başvurabileceği mesajını veriyor. Eisenkot’un karşı karşıya olduğu en büyük sınav da bu.

dvf
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’de ateşkes anlaşmasını imzalıyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Bu nedenle Eisenkot, kurmayı hedeflediği yeni hükümetin politikalarına ilişkin açıklamaları şimdilik erteliyor ve hemen hemen bütün konularda belirsiz ifadeler kullanmakla yetiniyor.

Acil gündem başlıkları

Eisenkot, ABD yönetimiyle ele almak zorunda kalacağını bildiği acil meselelerde şu yaklaşımları benimsiyor:

İsrail-Filistin çatışması

Eisenkot, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği sürpriz saldırıdan önce belirgin bir siyasi tutuma sahip olmasıyla biliniyordu. İki devletli çözümü destekliyor, ancak bunu daha örtülü bir ifadeyle, “Filistinlilerden ayrılmak ve İsrail’in büyük bir Yahudi çoğunluğuna sahip olacağı sınırlar içinde yaşamasını güvence altına almak” şeklinde dile getiriyordu.

İsrail’de “Filistinlilerden ayrılma” söylemi, iki halk için iki devletli çözümü savunan ancak bu ifadeyi kullanmaktan çekinen ya da korkan kesim tarafından tercih ediliyor. Bu kesim, 7 Ekim’den sonra Filistin devletinin kurulmasını desteklemenin Hamas’a, “İsrail yalnızca güçten anlıyor ve Filistin halkına devleti Hamas kazandırdı” mesajını verme ödülü anlamına geleceğini düşünüyor.

Gazze ve Batı Şeria’da İsrail’in yürüttüğü acımasız imha savaşı ve yol açtığı büyük yıkımın nedeni sorulduğunda ise bu kesim, “Filistinlilerin, Hamas’ın kendilerine ikinci bir Nekbe yaşattığını, İsrail’e karşı kazanılacak bir savaş olmadığını ve İsrail’e saldırmaya cesaret edenlerin en azından evlerini ve topraklarını kaybederek ağır bedel ödeyeceğini anlamaları gerektiğini” savunuyor.

İsrail’de, ülkenin geleneksel işgal politikasını sürdürmek ve barıştan uzaklaşmak üzerine kurulu yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmeye cesaret edenlerin sayısı son derece az.

Eisenkot da gerçeği bilmesine rağmen bunu açıkça dile getirmeye cesaret edemiyor. Seçimlerden önce kendisine, ABD’nin de desteklediği Filistin devletinin kurulması fikrine karşı olup olmadığı sorulduğunda şu yanıtı vermeyi tercih etti:

“Bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemiyorum. Ancak Başkan Trump’ın girişimiyle hazırlanan ve Netanyahu’nun da onayladığı 20 maddelik plana olumlu yaklaşacağım.”

Eisenkot, Trump’ın İsrail’de Netanyahu ile kendisi arasında bir ittifak kurulmasını, böylece özellikle Ortadoğu barış planının uygulanması gibi zor kararları alabilecek güçlü bir hükümet oluşturulmasını istediğinin farkında. Eisenkot’un Trump’la bu açmazı, söz konusu planı aşamalı biçimde uygulayarak ve eş zamanlı olarak hükümetin kapsamını genişleterek aşmaya çalışması bekleniyor.

İran’la çatışma

Eisenkot, İsrail ordusu ve Mossad’ın İran rejimini devirmek amacıyla bu ülkeye yönelik saldırıları sürdürme planlarını desteklediğini gizlemiyor. İran ile ABD arasında iyi ve sonuç alıcı bir anlaşmaya varılabileceği konusunda kuşkular taşıyor. Ancak İsrail’in ABD ile koordinasyon sağlamadan herhangi bir operasyon düzenlemesine karşı çıkıyor ve İsrail’in kendi gündemini Washington’a dayatmasını desteklemiyor.

İbranice yayın yapan medyada Eisenkot’u yakından takip edenler, onun “ABD’den gelen ve İsrail’i Başkan Trump’ı savaşa sürüklemekle suçlayan sesleri dikkatle dinlediğini, bu suçlamanın İsrail’e ABD’de ağır zarar verdiğinin farkında olduğunu” aktarıyor.

Lübnan ve Suriye

Eisenkot’un askerî komutanlık dönemi, “Dahiye Doktrini” olarak bilinen ve Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine atıf yapan yaklaşımla özdeşleşmiş durumda. “Düşmanları orantısız güç kullanarak ezmeyi” öngören bu doktrin, Gazze’nin yok edilmesi fikrinin de temelini oluşturuyor.

Ancak Eisenkot, sonsuza kadar devam edecek bir savaşa da inanmıyor. Ağır bir darbe indirdikten sonra ortaya çıkan durumu siyasi açıdan değerlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle Lübnan’la uzun vadeli bir anlaşmayı, benzer şekilde Suriye ile de bir mutabakata varılmasını destekleyebilir.

İbrahim Anlaşmaları

Eisenkot, İbrahim Anlaşmaları'nın kapsamının genişletilmesi için çalışılmasını güçlü biçimde destekliyor. Bunun İsrail-Filistin çatışmasının çözüme kavuşturulmasını gerektirdiğinin de farkında. Eisenkot, bu konuda ilerleme sağlayabileceğine inanıyor. Netanyahu ve benzerlerinin kibirli üslubunu benimsemeyen, daha ılımlı bir siyasi söylemin Arap ülkeleriyle uzlaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.

İsrail’in uluslararası konumu

Eisenkot, dış politikadaki öncelikli konuların başında İsrail’in uluslararası alandaki konumunu güçlendirmeyi görüyor. Başbakan olması halinde görevdeki ilk 100 gün için hazırlanan plan üzerinde çalışan ekibi de bu meseleyi öncelikler arasına aldı. Bu kapsamda başta Washington olmak üzere Batı ülkelerine bir dizi ziyaret gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Eisenkot, Batılı ülkelerin iktidarını sağlamlaştırabilmesi için kendisine baskı uygulamadan bir deneme süresi tanıyacağına inanıyor.

Eisenkot’un öne çıkan özellikleri neler?

Eisenkot’u 2019’a kadar devam eden askerî hizmet döneminden tanıyan uzmanlar, İsraillilerin kendisini beklemesini ve yaklaşımlarını desteklemesini sağlayan özelliklere sahip olduğunu düşünüyor.

Eski Genelkurmay Başkanı’nın kişiliği üzerine bir radyo programı hazırlayan Tzahi Dabush, Eisenkot’un siyasi yaklaşımını askerî kimliğiyle ilişkilendirerek, “Siyasetçi Eisenkot da general Eisenkot gibi düşünüyor. Geleneksel siyasi kalıpların dışında hareket ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Dabush, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Alçakgönüllü geçmişi ve ailesinin yaptığı fedakârlıklar, Netanyahu’nun üst düzey görevlerde geçirdiği onlarca yıl ve hâlâ sonuçlanmamış yolsuzluk dosyalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eisenkot ahlaki değerleri, öncelikleri ve hesaplama biçimi bakımından farklı. En önemlisi, gerçekten de ülkenin çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının üzerinde tutuyor.”

Bununla birlikte Eisenkot’un önünde önemli engeller bulunuyor. Netanyahu’nun planlarını boşa çıkarması ve aşırı sağın oluşturduğu engelleri aşması gerekiyor.

df
Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde Netanyahu destekçileri ile Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması çağrısı yapan sol görüşlü aktivistleri birbirinden ayırıyor (AP)

Eisenkot’un başbakanlık ihtimalinin güçlendiğinin anlaşılmasından bu yana destekçileri, onun Netanyahu’dan farklı ahlaki değerlere sahip olduğunu, popülizme önem vermediğini ve danışmanlarının görüşlerini dinlemeye öncelik verdiğini vurguluyor. Bununla birlikte Eisenkot’un zaman zaman herkesi şaşırtan, hızlı ve beklenmedik kararlar aldığı da belirtiliyor.

Eisenkot’un söz konusu özelliklerinin başbakanlık görevinde nasıl bir karşılık bulacağını görmek için fazla beklemek gerekmeyebilir. Ancak Netanyahu’nun kendisini siyasi açıdan zayıflatmaya yönelik girişimlerini engelleyemezse, bütün bu hesapların ve destekçilerinin umutlarının gerçekçi bir temeli kalmayacak.


Demokratlarda 2028 hesaplaşması: Merkez ve sol kanat karşı karşıya... 30’dan fazla aday adayı

Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
TT

Demokratlarda 2028 hesaplaşması: Merkez ve sol kanat karşı karşıya... 30’dan fazla aday adayı

Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)

ABD’de ara seçimlerin sona ermesiyle birlikte Demokratlar, 2028’de yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde yılardır görülmemiş ölçüde kalabalık ve sonucu tahmin edilmesi güç bir ön seçim sürecine hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın  Reuters’tan aktardığı habere göre başlayacak yarışın Beyaz Saray’ı yeniden kazanmak için izlenecek yol konusunda parti içindeki görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkarması bekleniyor.

Demokratlar cephesinde henüz açık ara öne çıkan bir aday bulunmazken, yarışa onlarca kişinin katılması ihtimali gündemde. Cumhuriyetçilerde ise Başkan Donald Trump’ın yerine geçebilecek isimler arasında Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio başta olmak üzere daha sınırlı sayıda aday öne çıkıyor. ABD Anayasası, Trump’ın üçüncü kez başkanlık için aday olmasına izin vermiyor.

Aralarında eyalet valileri ve görevdeki senatörlerin de bulunduğu muhtemel Demokrat adaylar, aylardır bağışçılarla ilişkilerini güçlendirmek, ön seçimlerin erken yapılacağı eyaletleri ziyaret etmek ve ülke genelindeki tanınırlıklarını artırmak için çalışmalar yürütüyor. Stratejistler, ara seçimlerin tamamlanmasıyla 2028 yarışı için hazırlıkların artık ciddi biçimde başlayacağını öngörüyor.

g
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Susan DelBene ile Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 4 Kasım 2026’da Demokratların seçim kampanyası komitesinin merkezinde düzenlenen basın toplantısında el ele tutuşarak poz veriyor (AP)

Salı günü Demokratların elde ettiği ezici zaferler, seçmenlerin Trump’a ve politikalarına ağır bir darbe indirmesiyle birlikte, her iki partide de ülkenin mevcut gidişatından hoşnutsuz seçmenlerin desteğini kazanmanın yollarına ilişkin tartışmaları yoğunlaştıracak.

Demokratlar, salı günü elde ettikleri büyük seçim başarısına rağmen 2028 kampanyasına parti içindeki görüş ayrılıklarıyla giriyor. Sağlık hizmetlerinden vergilere, güvenlikten dış politikaya kadar uzanan başlıklarda merkeze mi yaklaşmaları yoksa daha sola mı yönelmeleri gerektiği konusunda uzlaşma bulunmuyor.

dfvghy
Kaliforniya Valisi Demokrat Gavin Newsom, 28 Ekim 2026’da Los Angeles’ta düzenlenen bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)

Cumhuriyetçi adaylar ise farklı bir sınavla karşı karşıya kalacak. Trump’ın politikalarının salı günü seçmenlerden gördüğü tepkinin ardından, kendilerini başkandan ayrıştırmaları gerekecek. Adayların, Trump’ın mevcut seçmen tabanının ötesine geçerek desteklerini genişletmeleri, ancak aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’nin belirleyici kimliği haline gelen “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketiyle bağlarını koparmamaları gerekiyor.

On yıldır ABD siyasetinin merkezinde yer alan Trump’ın liderliği bırakmaya yanaşmaması ihtimal dahilinde. MAGA hareketinin destekçileri üzerindeki etkisini sürdürmesi de Cumhuriyetçi Parti’nin bayrağını devralacak adayın önünü zorlaştırabilir.

Demokratları zorlu bir iç mücadele bekliyor

Demokrat stratejist Doug Sosnik, hem ilericilerin hem de ılımlıların kendi ideolojik yaklaşımlarının doğru olduğunu savunacağını belirterek, 2028 başkanlık yarışı ciddi biçimde başladığında partinin geleceği konusunda sert bir iç mücadelenin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.

İlericilerin en önemli kazanımlarından biri, Michigan eyaletinde yapılan Senato seçimlerini Abdulrahman El-Seyid’in kazanması oldu. El-Seyid, Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı rahat bir şekilde mağlup etti. 2028 başkanlık seçimlerinde belirleyici olması beklenen Michigan’da elde ettiği zaferle El-Seyid, ABD Senatosu’na seçilen ilk Müslüman oldu.

cdthyju
ABD Senatosu adayı Demokrat Abdulrahman El-Seyid, 26 Ekim 2026’da Michigan eyaletinde düzenlenen bir toplantıda Senatör Bernie Sanders’ı dinliyor (Reuters)

Sosnik, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Demokrat Parti’nin bütün kanatları, önceki gece seçim sonuçlarında kendi pozisyonlarının doğruluğunu destekleyen unsurlar bulabilir” dedi.

Sosnik, “Parti olarak aramızdaki görüş ayrılıklarını herhangi birinin kontrol altına almaya çalışabileceğini ya da çalışması gerektiğini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Muhtemel adaylardan bazıları başkanlık yarışına katılmayı düşündüklerini kabul ederken, bazıları da aday olma ihtimalini dışlamadı. Bu isimlerin çoğu, ara seçim kampanyasının son haftalarında Nevada, New Hampshire ve Güney Carolina gibi ön seçimlerin erken yapılacağı eyaletlerdeki Demokrat adaylara destek vermek için çalışmalar yürüttü.

Bu isimler arasında 2024’te Trump’a karşı seçimi kaybeden eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris; Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ve Kentucky Valisi Andy Beshear; eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ile ilerici kanadın önde gelen isimlerinden New York Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez bulunuyor.

fvgbhyju
Teksas Valiliği seçimlerini kazanan Demokrat aday Gina Hinojosa’nın destekçileri, Vali Greg Abbott’ın yenilgiyi kabul etmesinin ardından 3 Kasım 2026’da Austin’de zaferi kutluyor (Reuters)

Reuters, Demokrat Parti’nin önde gelen dokuz muhtemel adayının temsilcileriyle görüştü. Ancak bu isimlerin hiçbiri 2028 seçimlerinde aday olacağını doğrulamadı.

3 Kasım’daki seçimlerden dokuz gün sonra, aralarında Buttigieg ve Kaliforniya’dan ilerici kanadın bir diğer temsilcisi Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna’nın da bulunduğu bazı muhtemel Demokrat adaylar, “Demokrat Çoğunluk” adlı grubun Denver’da düzenleyeceği toplantıya katılacak.

Ilımlı Demokratlar ve milyarder bağışçı Steve Mandel’den güçlü destek alan grup, partide daha genç liderlerin öne çıkmasını ve daha ılımlı bir siyasi program benimsenmesini savunuyor.

Grubun başkanı olan Massachusetts Temsilciler Meclisi üyesi Jake Auchincloss, etkinliğin amacının 2028 yarışının şekillenmesinden önce partinin geleceği konusunda tartışma başlatmak ve yalnızca Trump’a karşı çıkmak yerine Demokratların neyi temsil ettiğini ortaya koyan olumlu bir siyasi gündem oluşturmak olduğunu söyledi.

Demokrat stratejist Scott Ferson ise başkan adayını belirleyecek ön seçimlerin çok sayıda adayın katıldığı bir yarışa dönüşebileceğini belirtti. Ferson, “En az 30 Demokrat, yakın çevresindeki kişilere aday olmam gerektiğini düşünüyor musunuz diye soruyor” dedi.

Cumhuriyetçiler Trump’ın gölgesinde

Buna karşılık, 2028’de Cumhuriyetçi Parti’den başkanlığa aday olması beklenen isimler daha temkinli bir tutum sergiliyor. Bu isimlerin çoğu, Trump’ın gölgesinde kalmayı ve başkana saygı gösteren bir söylem benimsemeyi tercih ediyor.

Ancak seçmenlerin Trump’ın ekonomi ve dış politikayı yönetme biçiminden duyduğu derin rahatsızlığı ortaya koyduğu ve hükümetteki yolsuzlukla mücadele için daha fazla adım atılmasını istediği salı günkü ağır yenilginin ardından bu tablo değişebilir.

ghyju
Öğrenciler ve destekçiler, 26 Ekim 2026’da Michigan’da düzenlenen Demokrat Parti etkinliğine katılıyor (Reuters)

Cumhuriyetçi stratejist Matt Dole, Başkan Yardımcısı Vance’in özellikle zor bir konumda bulunduğunu söyledi. Dole’a göre Vance, başkan yardımcılığı görevi nedeniyle 2028 seçimleri için adı geçen diğer Cumhuriyetçi adaylara kıyasla daha sınırlı hareket alanına sahip. Zira bu görev, geleneksel olarak başkanı ve politikalarını savunmayı gerektiriyor.

Dole, “Vance, hükümetteki diğer isimlerin aksine istifa edip kenara çekilme seçeneğine sahip olmadığı için hareket alanı bakımından çok daha dezavantajlı” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte Vance, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Trump’ın şubat ayında başlattığı ve Amerikalılar arasında büyük tepki çeken İran savaşının Cumhuriyetçilere seçim kaybettirdiğini kabul etti. Ancak bu açıklama, salı akşamı benzer bir değerlendirmede bulunan Trump’la açık bir fikir ayrılığına düştüğü anlamına gelmedi.

Cumhuriyetçi Parti’nin yeni lideri kim olursa olsun, Trump’ın “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketini destekleyen seçmenlerin bağlılığını korurken, Trump’ın 2024’te zafer kazanmasını sağlayan daha geniş seçmen ittifakını yeniden kurma sorunuyla karşı karşıya kalacak.

Salı günü sandık çıkışlarında yapılan anketler, genç seçmenler, Hispanik kökenliler ve siyah erkeklerin bir bölümü dahil olmak üzere bu ittifakın önemli kesimlerinin Cumhuriyetçi Parti’den uzaklaştığını ortaya koydu.

Vance, ailevi nedenleri gerekçe göstererek başkanlığa aday olmayabileceğini belirtirken, Rubio da şu aşamada başkanlık yarışına girmeyi planlamadığını söyledi.

2024’te Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığı için Trump’la yarışan ancak başarılı olamayan Florida Valisi Ron DeSantis ise Beyaz Saray’a ulaşmak için yeniden aday olma ihtimalini dışlamadı.

Muhtemel Cumhuriyetçi adaylar arasında Arkansas Valisi Sarah Huckabee Sanders ve Teksas Senatörü Ted Cruz da yer alıyor.