Mahmud Ebubekir
Etiyopya’da merkezi hükümet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) güçleri arasında çarşamba günü çatışmaların yeniden başlaması, ülkede 2020-2022 yıllarında yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybettiği kapsamlı savaşa dönüşebileceği endişelerini artırdı.
Çatışmalar, Etiyopya hükümetine karşı savaşan ve yedi farklı güçten oluşan bir askeri ittifakın kurulduğunun açıklanmasından iki gün sonra meydana geldi. Söz konusu gruplar, Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki hükümeti devirmek amacıyla operasyonlarını koordine etme sözü vermişti. Tigray ve Afar bölgelerinde yaşanan çatışmaların ardından TPLF güçleri, aralarında Mekelle’deki havalimanının da bulunduğu bazı havalimanlarının kontrolünü ele geçirdi. Güçler ayrıca Etiyopya’nın Afar bölgesine doğru ilerlerken bir tarafta federal ordu, diğer tarafta ise federal hükümete bağlı Tigray Barış Gücü ile şiddetli çatışmalara girdi. Dimtsi Weyane radyosuna konuşan görgü tanıkları, TPLF güçlerinin Afar topraklarında ilerleyerek bazı ileri mevzileri kontrol altına aldığını bildirdi.
Etiyopya Başbakanı’nın Doğu Afrika ülkeleriyle ilişkilerden sorumlu danışmanı Getachew Reda ise X hesabından yaptığı açıklamada gelişmeleri ‘üzüntü ve keder verici’ olarak nitelendirdi. Reda, “Uluslararası toplum da dahil olmak üzere birçok kişinin Tigray’de yeni bir savaş turunun yaşanmasını önlemek için gösterdiği çabalara rağmen, TPLF liderliği çarşamba günü erken saatlerde Afar ve Amhara bölgelerindeki hükümet mevzilerine kapsamlı bir saldırı düzenlemeye karar verdi” ifadelerini kullandı.
Daha önce Tigray bölgesinin valiliğini yapan Reda, Tigray güçlerinin federal hükümetin kontrolündeki bazı havalimanlarını ele geçirdiğini ve bunun bölgeye yönelik ve bölgeden gerçekleştirilen uçuşların askıya alınmasına yol açtığını belirtti. Reda, TPLF’nin siyasi ve askeri liderliğinin izlediği yaklaşımın ‘eşi benzeri görülmemiş sorumsuzluk düzeylerine’ ulaştığının açıkça görüldüğünü savundu.
Addis Ababa’daki federal hükümet, Tigray ve Afar bölgelerindeki gelişmelere ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, Tigray yönetimi dün yaptığı açıklamada, federal ordunun iki bölge arasındaki sınır boyunca gerçekleştirdiğini öne sürdüğü ‘kapsamlı işgal ve saldırının’ ardından silahlı kuvvetlerine ‘savunma amaçlı çatışmaya’ girme emri verdiğini duyurdu.
Afrika Birliği’ne karşı artan gerginlik
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre TPLF, Afrika Birliği’ne (AfB) yönelik söylemini sertleştirerek AfB Komisyonu Başkanı’na, Pretoria Barış Anlaşması’nın uygulanma sürecini değerlendirmek üzere AfB’nin üst düzey komitesinin yeniden toplanması ve istikrarın güvence altına alınması amacıyla anlaşmanın güvenli şekilde uygulanması yönündeki tekrarlanan çağrılarını hatırlattı. Ancak bu çağrıların AfB Komisyonu tarafından dikkate alınmadığını belirten TPLF, anlaşmanın büyük ölçüde federal hükümetin iradesine bağlı kaldığını savundu.
TPLF’nin sert tepkisi, AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf’un kuzey Etiyopya’daki çatışmaların derhal azaltılması çağrısında bulunan bir açıklama yayımlamasının ardından geldi. Yusuf, Güney Tigray’ın bazı kesimleri ile Afar bölgesinde çatışmaların yoğunlaştığına ilişkin haberlerden ve durumun daha fazla istikrarsızlaşması tehdidi oluşturan yeni siyasi ve askeri ittifakların kurulmasına ilişkin son gelişmelerden duyduğu ‘derin endişeyi’ dile getirdi.
TPLF ise AfB’nin açıklamasının Addis Ababa’nın sunduğu anlatıyı desteklediğini savundu. TPLF, çarşamba günü yaşanan çatışmaların Addis Ababa’nın uzun süredir devam eden ihlallerinin sonucu olduğunu ve AfB’nin rolünü yerine getirmediğini belirtti.
Tigray İletişim İşleri Ofisi adına yayımlanan açıklamada, federal güçlerin Tigray sınırı boyunca geniş çaplı askeri yığınak yaptığı ve bölgenin batısındaki Şirerina bölgesine saldırı düzenlediği öne sürüldü. Açıklamada, insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen gözetleme ve saldırılar ile hava bombardımanlarının sivillerin yaralanmasına ve maddi hasara yol açtığı, buna rağmen AfB’nin bu gelişmeleri kınamadığı veya eleştirmediği ifade edildi. Açıklamada, “AfB, Tigray’de Katolik Yardım Hizmetleri örgütüne ait insani yardım konvoyuna İHA’yla düzenlenen hava saldırısını dahi kınamadı” denildi. Söz konusu saldırı, ABD Dışişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere çok sayıda tarafın tepkisini çekmişti. TPLF, federal hükümeti saldırıyı 23 Eylül’de başlatmakla suçlayarak son gelişmelerin temelinde, ‘federal güçlerin çarşamba sabahı, yoğun İHA saldırıları ile hava ve topçu bombardımanlarının ardından Afar bölgesi yakınlarındaki Güney Tigray’da güçlerimize ait mevzilere saldırması ve bunun Tigray güçlerini kendilerini savunmaya zorlaması’ olduğunu ileri sürdü.
Kaçınılmaz çatışmalar
Öte yandan Etiyopya uzmanı İskender Tavki, Tigray ve Afar bölgesinin bazı kesimlerinde yaşanan son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde, ilk kurşunu kimin sıktığından bağımsız olarak, Addis Ababa’daki merkezi hükümet ile muhalif taraflar arasındaki gerilimli ilişkilerin seyrinin, özellikle son haftalarda, askeri çatışmaya başvurulmasının kaçınılmaz hale geldiğine işaret ettiğini belirtti. Tavki, bu durumun özellikle pazartesi günü yedi muhalif gücün oluşturduğu birleşik askeri ittifakın ilan edilmesinin ardından belirginleştiğini ifade etti.
İskender, “Her iki durumda da çatışmaların yaşanması kaçınılmazdı. İttifak halindeki güçlerin, etkili ve dikkat çekici askeri operasyonlar düzenleyerek varlıklarını ve ittifaklarının işlevselliğini kanıtlamaları gerekiyordu. Federal ordunun ise sahadaki operasyonlarla askeri ittifaklara karşı koyma kapasitesini göstermesi gerekiyordu. Dolayısıyla İHA’larla düzenlenen hava saldırıları, ülkenin farklı bölgelerinden silahlı hareketleri bir araya getiren bu ittifaka doğrudan bir yanıt niteliğindeydi. Muhalif tarafın hava gücüne sahip olmaması nedeniyle kara harekâtı tek seçenekti” dedi.
Tavki, TPLF güçlerinin havalimanlarını kontrol altına alma girişiminin, Tigray yönetiminin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve askeri ablukayı kırmayı amaçladığına dikkat çekti. Özellikle yardım malzemeleri ve bazı ikmal araçlarının hava saldırılarında hedef alınmasının ardından Tigray güçlerinin, 2020-2022 savaşında olduğu gibi tamamen kuşatma altına girmemek için ikmal zincirlerini güvence altına alacak hava ulaşım koridorunu garanti altına almaya çalıştığını belirtti.
Anlaşmanın sonu
Etiyopyalı analist, çarşamba günü yaşanan sınırlı çatışmaları, özellikle federal ordunun Tigray bölgesindeki varlığının tamamen sona ermesinin ardından Pretoria Anlaşması’nın fiilen sonunu getiren gelişme olarak değerlendiriyor. Etiyopya ordusuna bağlı birliklerin bölgede yalnızca havalimanları gibi stratejik tesislerin de bulunduğu sınırlı noktalarda konuşlandığını belirten Tavki, TPLF’nin temel havalimanlarının kontrolünü ele geçirmesiyle düzenli ordunun bölgedeki varlığının tamamen sona erdiğini ifade etti.
Tavki, Pretoria Anlaşması’nın federal ordunun uluslararası sınırlarda (Eritre-Tigray sınırı ile Sudan-Tigray sınırı) ve havalimanları dahil stratejik olarak nitelendirilen bölgelerde konuşlanmasına izin verdiğine dikkat çekti. Ancak anlaşmanın imzalanmasından bu yana düzenli ordunun bölgedeki varlığının havalimanlarının güvenliğini sağlamakla sınırlı kaldığını, uluslararası sınırlarda, özellikle Eritre sınırında, konuşlanmadığını belirtti.
Tavki, Pretoria Anlaşması’nın yalnızca son askeri çatışmalar nedeniyle başarısızlığa uğramadığını, tarafların anlaşmayı etkisiz hale getirmeye yönelik bir süreç izlediğini ifade etti. Siyasi nedenlerle anlaşmanın bazı maddelerinin askıya alınmış durumda kaldığını belirten analist, bunlar arasında yerinden edilenlerin geri dönüşü, güçlerin yeniden konuşlandırılması ve TPLF’nin siyasi parti olarak tanınması gibi başlıkların bulunduğunu kaydetti. Analiste göre, Tigray savaşı sırasında hükümet kurumları tarafından cepheye yönelik uygulanan yasal yasak da yürürlükte kalmaya devam etti. Bu durum, cephenin bölgesel hükümetin görevine son vererek savaş öncesindeki düzene dönmesine yol açtı. Analist ayrıca Etiyopya Başbakanı’nın son Temsilciler Meclisi oturumunda yaptığı konuşmada Pretoria Anlaşması’nı, ‘şimdi hükümetinin yanında yer alan üç kişi tarafından imzalanmış bir düzenleme’ olarak nitelendirmesinin, Pretoria’da varılan yükümlülüklerden geri adım atılacağının açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Buna göre tarafların her ikisinin de anlaşmanın uygulanamamasında ve yeniden çatışma sürecine dönülmesinde benzer ölçüde rol oynadığı ifade ediliyor.
İsyancı bölge
Öte yandan Etiyopya uzmanı ve iktidardaki Refah Partisi’nde faaliyet gösteren Tamang Horisa, Tigray ve Afar bölgelerinde son günlerde yaşanan çatışmaların, TPLF liderliğinin Pretoria Anlaşması’na yönelik yükümlülüklerinden vazgeçtiğini ve sahada oldubitti yaratmaya çalıştığını kesin biçimde ortaya koyduğunu savundu.
Horisa, havalimanlarının mevcut federal sistem içerisinde ulusal nitelikteki sivil tesisler olduğunu belirterek, bu tesislerin güç kullanılarak ele geçirilmesi ve meşruiyeti bulunmayan bir yönetimin egemenliği altına sokulmasının, Tigray bölgesinin tamamını devletin egemenliğine ve meşruiyetine karşı isyan eden bir bölge konumuna getirdiğini ileri sürdü. Düzenli ordu birliklerinin havalimanlarından kanlı çatışmalara girmeden çekilmesinin can kayıplarını önleme isteğinden kaynaklanmış olabileceğini belirten Horisa, sivil havalimanlarının kontrolünü ele geçirmenin askeri bir zafer olarak nitelendirilemeyeceğini, bunun Tigray’ı uçuruma sürükleyen unsurların yönünü kaybettiğinin göstergesi olduğunu ifade etti.
Horisa, son gelişmelerin, 2020-2022 yıllarında aynı adla yürütülen ilk operasyonun ardından 2. Hukukun Uygulanması Operasyonu’na başvurulmasını gündeme getirebileceğini öne sürdü. Tigray’da Addis Ababa’daki meşru otoriteye karşı bir isyan yaşandığını savunan Horisa, ikinci operasyonun bölgesel ve uluslararası mutabakatla gerçekleştirilmesi halinde daha geniş bir meşruiyet kazanabileceğini belirtti. Horisa, bu değerlendirmesine gerekçe olarak AfB’nin cephe liderliğinin aldığı kararları kınayan açıklamasını gösterirken, gelişmelerin cephe tarafından hükümeti devirmeyi amaçlayan oluşumlar ve silahlı milislerle ittifak kurulduğunun duyurulmasıyla aynı döneme denk geldiğine dikkat çekti. Ayrıca cephenin, Tismedo olarak adlandırılan süreç kapsamında Eritre yönetimiyle açıkladığı ittifaklara da işaret etti.
Birçok neden
Öte yandan önde gelen Etiyopyalı siyasetçi Ledetua Ayalu, kısa süre önce Hayatta Kalmak İçin Etiyopya Halk Güçleri İttifakı adı altında yedi siyasi ve askeri güç tarafından ilan edilen ittifakın, iktidarı askeri yöntemlerle devirmeyi amaçladığını daha önce ortaya koyduğunu belirterek, son gelişmelerin bu nedenle olası ve beklenebilir olduğunu ifade etti.
Ayalu, “Askeri seçeneği desteklemememe ve iktidara karşı barışçıl mücadeleye inanmama rağmen, bu ittifak iktidardaki partinin muhaliflerini askeri seçeneğe yönelten bir dizi politikasının sonucu olarak ortaya çıktı” dedi.
Ayalu, söz konusu yedi gücün ülkenin karşı karşıya olduğu temel meselelerin çoğunda birbirleriyle çelişen ve farklı görüşlere sahip olduğunu, ancak ortak bir rakibe karşı bir araya geldiklerini belirtti. Bu güçleri birleştiren tek unsurun iktidara karşı olmaları olduğunu savunan Ayalu, dolayısıyla bu sürecin ortaya çıkmasından öncelikle iktidarın sorumlu olduğunu ifade etti. Etiyopyalı siyasetçi, iktidarın izlediği politikaların demokrasi ve iktidarın barışçıl yollarla el değiştirmesinin bulunmamasının sonucu olarak ülkedeki yaklaşık beş bölgede iç savaş yaşandığını öne sürdü.
Elverişli bir bölgesel ortam
Ayalu, Tigray bölgesinin daha fazla çatışmaya sahne olabileceğini ve bunun nihayetinde kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğini öngörüyor. Mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların bu riski artırdığına dikkat çeken Ayalu, “Gelecek savaş daha şiddetli ve daha yıkıcı olabilir. Özellikle tarafların dahil olduğu bölgesel saflaşmalar bu durumu daha da ağırlaştırabilir” dedi.
Ayalu, kanlı bir savaştan kaçınmak için hâlâ fırsatlar bulunduğunu belirterek, iktidara ilişkin hesapların önüne ulusal çıkarların geçirilmesi ve son dönemde aynı adla yürütülen, ancak ortaklık ve ulusal uzlaşı koşullarının karşılanmadığı girişimler yerine gerçek bir ulusal diyalog çağrısı yapılması gerektiğini ifade etti.
Ayalu, kapsamlı bir savaşın yaşanması halinde bölgesel ve uluslararası ortamın etkileri konusunda da uyarıda bulundu. Kızıldeniz’deki gerilimlerin ve uluslararası toplumun daha acil krizlerle meşgul olmasının Tigray’da olası bir savaşın sonuçlarını ağırlaştırabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra, Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerde Addis Ababa yönetimiyle hesaplaşma yönündeki eğilimlerin giderek güçlendiğini savunan Ayalu, özellikle Asmara ve Hartum yönetimlerine dikkat çekti. İki ülkenin Addis Ababa ile ilişkilerinin farklı nedenlerle kötüleştiğini belirten Ayalu, Asmara’nın Refah Partisi yönetiminin ülkenin egemenliğini hedef aldığını düşündüğünü, Hartum’un ise Addis Ababa’yı bölgesel güçlerin hedeflerine hizmet etmek amacıyla Sudan'daki iç savaşa müdahil olmakla suçladığını ifade etti.
