ABD ve İran, yaklaşık yedi aydır devam eden savaşı sona erdirmek için kademeli bir yol ararken Hürmüz Boğazı iki taraf arasındaki pazarlığın ana başlıklarından biri haline geldi. Konuya yakın kaynaklara göre görüşmelerde, Washington’ın Tahran’a uyguladığı ekonomik kuşatmanın bir bölümünü kaldırması ve bazı dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması karşılığında hayati deniz geçişinin gemi trafiğine yeniden açılması ihtimali ele alınıyor.
Ancak anlaşmaya giden yol hâlâ zorlu. Taraflar ellerindeki baskı araçlarını korumakta ısrar ederken açık bir karşılık ve herhangi bir uzlaşmanın sürdürüleceğine dair güvence almadan önceden taviz vermeyi reddediyor.
Hürmüz karşılığında kuşatmanın kaldırılması
Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre üst düzey bir İranlı yetkili, krizden çıkış için en gerçekçi senaryolardan birinin ABD'nin uyguladığı ekonomik kuşatmanın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine yeniden açılmasıyla başlayacak aşamalı bir anlaşma olduğunu söyledi.
Yetkili, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında yaptığı açıklamada, “İlerlemek için mümkün yollardan biri krizi aşamalı olarak çözmek. Başlangıç, kuşatmanın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması olmalı” dedi.
İranlı, bölgesel ve Batılı kaynaklara göre Tahran, yaptırımların ve ekonomik kuşatmanın kaldırılmasını daha acil bir öncelik olarak görmeye başlamasının ardından boğazdan geçen gemilerden ücret alınması talebini yeniden değerlendirmeye hazır görünüyor. Bu talebin ana anlaşmaya dahil edilmek yerine ayrı bir ek protokole bırakılması ihtimali bulunuyor.

Körfez ülkeleri deniz trafiğine ücret getirilmesi fikrini reddederken bölgesel kaynaklar, boğaz konusunda varılabilecek herhangi bir düzenlemenin geçici olacağını ve İran'ın su yolunun yönetimine ilişkin tutumundan resmen vazgeçtiği anlamına gelmeyeceğini belirtiyor.
Anlaşmazlığın temel başlıklarından biri boğaz üzerindeki kontrolün niteliği. Washington, dünyanın en önemli enerji tedarik güzergâhlarından birinde seyrüsefer özgürlüğünün ve gemi geçişlerinin devam etmesini güvence altına almak isterken Tahran, geçiş güzergâhındaki idari rolünü korumakta ısrar ediyor.
Kuşatma Washington'ın ana baskı aracı
Buna karşılık Başkan Donald Trump yönetimi, İran'a yönelik ekonomik baskıyı artırmayı sürdürüyor. Washington, ticari havayolu şirketleri ve bunlarla bağlantılı destek ağları da dahil olmak üzere İran ekonomisinin geriye kalan can damarlarını hedef alan yeni yaptırımlar uyguluyor.
ABD'nin kampanyası özellikle İran'ın önemli bir döviz kaynağı olan petrol ihracatının yanı sıra Washington'ın hükümet ve “Devrim Muhafızları” ile bağlantılı gördüğü sektörleri hedef alıyor.
Beyaz Saray'dan bir yetkili, İran'ın “bir anlaşmaya varmayı şiddetle istediğini” söyledi ancak Trump'ın “ipleri elinde tuttuğunu ve ABD için en uygun kararı vereceğini” belirtti. Yetkili, ABD Başkanı'nın “uygun koşullar altında İran'la diyaloğa hâlâ açık olduğunu” ancak müzakere etmek zorunda hissetmediğini vurguladı.
Aynı yetkiliye göre ABD yönetimi, yaptırımlar ve ekonomik kuşatmanın İran ekonomisini ağır baskı altına aldığını ve Washington'ın şu aşamada Tahran karşısında güçlü kozlara sahip olduğunu düşünüyor.
Eski ABD müzakerecisi Dennis Ross ise kuşatmanın İran üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri olduğunu ancak ekonomik baskının Tahran'ı taviz vermek yerine gerilimi tırmandırmaya da itebileceğini düşünüyor. Ross'a göre İran yönetimi, tutumunu yumuşatmasının kendisini tehlikeye atacağı sonucuna varırsa daha sert bir çizgiye yönelebilir.
Kongre seçimleri manevra alanını daraltıyor
3 Kasım'da yapılması planlanan ABD ara seçimleri, müzakerelerin hesabında özel önem taşıyor. Trump daha önce İran'la bir anlaşmaya seçimlerden sonra varılabileceği görüşünü dile getirirken yetkililer ve uzmanlar, seçim tarihinin tarafların hesaplarını etkileyebileceğini ancak bunun diplomatik sürecin zorunlu olarak sona ereceği anlamına gelmediğini belirtiyor.
Ross, seçimlerden önce anlaşmaya varılması ihtimalinin kendi değerlendirmesine göre yüzde 30'u aşmadığını söyledi. Bununla birlikte iki tarafın da seçim tarihinden önce bir uzlaşmaya varmasını teşvik edebilecek nedenleri bulunduğuna işaret etti.
Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması Körfez'deki gerilimi azaltabilir ve ABD'de siyasi açıdan hassas bir konu olan petrol ve benzin fiyatları üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı olabilir.

İran ise ekonomisinin ağır baskı altında olduğu bir dönemde sağlanacak herhangi bir ekonomik rahatlamadan yararlanabilir.
Ross, Trump'ın seçimlerden sonra manevra alanının genişleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumun Trump'a müzakerelerin başarısız olması halinde baskıyı sürdürme veya başka seçenekleri değerlendirme imkânı verebileceğini belirtiyor.
“Baskı kozları” uzlaşmanın önünde engel
New York'taki müzakerelerdeki paradoks, Washington ve Tahran'ı yeniden müzakere masasına getiren araçların aynı zamanda anlaşmaya ulaşmanın önündeki engel haline gelebilmesi. ABD, İran'a ekonomik ve askeri baskı uygulayabileceği araçlara sahipken Tahran, dünya enerji arzının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı kozunu elinde tutuyor. Tarafların hiçbiri somut bir karşılık almadan ana kozundan vazgeçmeye hazır görünmüyor. Bu da müzakereleri temel bir soruya kilitliyor: İlk tavizi kim verecek?
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir yetkili, “Meselenin tamamı Hürmüz Boğazı'nın açılmasıyla ilgili” dedi. Yetkili, tarafların karşı karşıya olduğu iç baskıların da müzakerelerin hesabının bir parçası haline geldiğini belirtti.
Analistler, ara seçimlerin bu bağlamda müzakereler için kesin bir son tarih olmaktan ziyade diplomatik sürecin yeniden değerlendirilmesi açısından önemli bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyor. Washington ve Tahran seçimlerden önce baskı kozlarını bir anlaşmaya dönüştüremezse diplomatik çözümler için manevra alanı daralabilir ve yeniden gerilime dönme riski artabilir.
Tahran: Anlaşma garanti değil
Diplomatik temaslar sürse de İran savaşı sona ermiş veya anlaşmaya varılması garanti edilmiş gibi hareket etmiyor. Üst düzey bir İranlı yetkili, ülkesinin çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline hazırlandığını söyledi ve ABD'yi Tahran'a ekonomik kuşatma ve güç kullanma tehdidiyle baskı yapmakla suçladı.
Yetkili, “Parmağımız tetikte. Amerikalılar ne yapmaları gerektiğini biliyor ancak aşırı talepleri nedeniyle krizin diplomasi yoluyla çözülme ihtimali son derece düşük” dedi.
Bu tutum, müzakerelere hâkim olan çelişkiyi yansıtıyor. Tahran ekonomik baskının hafifletilmesine ihtiyaç duyuyor ancak geniş kapsamlı tavizler vermenin müzakere pozisyonunu zayıflatmasından endişe ediyor. Washington ise önemli bir ekonomik rahatlama sağlamadan önce baskıyı kullanarak Tahran'dan taviz almak istiyor.
İran dosyası üzerinde daha önce müzakere yürütmüş ABD'li diplomat Alan Eyre, yaptırımların İran'a zarar verdiğini ancak İran yönetiminin büyük tavizler vermenin rejimin varlığını tehdit edeceği sonucuna varması halinde yaptırımların ülkeyi daha sert bir tutuma da itebileceğini söyledi.
Pezeşkiyan: Karar Washington'ın elinde
New York'taki müzakereler sürerken İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, savaşın geleceğine ilişkin sorumluluğu Washington'a yüklemeye çalıştı. Pezeşkiyan, Tahran'ın çatışmaların sürmesini istemediğini ancak ABD'ye boyun eğmeyeceğini söyledi.
İran Cumhurbaşkanı, perşembe akşamı yayımlanan ABD merkezli Fox News röportajında, “Bu sürecin sona ermesini isteyip istemediğine karar vermesi gereken Amerika'dır” dedi.

Pezeşkiyan, Trump'la anlaşmaya varmaya hazır olduklarını belirterek sorunları diyalog yoluyla çözmenin “birbirimizi öldürmekten” daha iyi olduğunu söyledi. Savaşın başlamasına yol açan gelişmelerde İsrail'i kışkırtıcılıkla suçladı.
Pezeşkiyan, daha önce imzalanan ateşkesin iki hafta sonra neden çöktüğünü sorgularken Tahran'ın ara seçimlerden önce veya sonra “uluslararası hukuk çerçevesinde” bir anlaşmaya hazır olduğunu ifade etti.
İran Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin ABD'nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump'ın damadı Jared Kushner ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirdiği görüşmenin ardından geldi. Görüşmelerden kamuoyuna açıklanan bir sonuç çıkmadı.
Askeri operasyonların yeniden başlaması ihtimali
Müzakerelerin sonuçları yalnızca Washington ve Tahran'la sınırlı değil. Bölge ülkelerinin liderleri New York'ta Trump'la gerçekleştirdikleri ayrı görüşmelerde ABD'nin ara seçimlerden sonraki planları konusunda açıklama istedi. Bu kapsamda İran'ın müzakere sürecine dönmemesi halinde askeri operasyonların yeniden başlatılması ihtimali de ele alındı.

Bölge ülkeleri İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol kurmasına karşı olduklarını ifade ederken seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması ve stratejik su yolunun bölge ülkelerine karşı bir baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu tutum, gerilimin düşürülmesi ve siyasi sürecin başlatılması yönündeki güçlü çağrılarla birlikte dile getirildi. Bu durum Körfez ülkelerinin Washington ile Tahran arasında yeni bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak istediğine işaret ediyor.
New York'ta belirleyici bir ilerleme sağlanamadı
Analistler, mevcut temasların şu ana kadar tarafların temel pozisyonlarında önemli bir değişikliğe yol açmadığını düşünüyor. Bölgesel analist ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Dani Citrinowicz, New York görüşmelerinin Washington ve Tahran'ın temel tutumlarını değiştirmediğini söyledi. Citrinowicz, İran'ın Trump'ın ara seçimlerden önce daha geniş çaplı bir gerilimden kaçınmaya çalıştığına inandığı sürece büyük tavizler vermeye hazır olmayabileceğini belirtti.

Washington ise hassas bir denklemle karşı karşıya. ABD, Tahran'ı taviz vermeye zorlamak için baskıyı sürdürmek istiyor ancak Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının devam etmesinden ve bunun enerji piyasaları ile küresel ekonomi üzerindeki olası etkilerinden de kaçınması gerekiyor.
Tahran ise kuşatmanın kaldırılmasını ve ekonomik bir nefes alma imkânı elde etmeyi amaçlıyor ancak aynı zamanda müzakere kozlarının mümkün olduğunca büyük bölümünü elinde tutmak istiyor.
Bu denklem içinde olası bir anlaşmanın anahtarı, tarafların temel baskı kozlarından vazgeçtiklerini ilan etmek zorunda kalmadan ilk kazanımı elde etmelerine imkân sağlayacak aşamalı bir formülde yatıyor gibi görünüyor. Ancak daha önceki anlaşmaların çökmesinin ardından herhangi bir mutabakatın sürdürülebilirliğini güvence altına almak, Washington ve Tahran müzakerecilerinin önündeki en büyük sorun olmaya devam ediyor.

